NTV

'Araplara bel bağlamanın tehlikesi'

Dünya

El Beyan gazetesinde çıkan bir makalede "AKP iktidarı uzun ömürlü olabilmek için Arap dünyasına yaklaşmanın dozunu hafifletmeli ve Türkiye'deki muhaliflerin tepkisini azaltmalı" dendi.

Kısa süre önce Mekke’de umre yapan bir arkadaşım "bu mevsimde umre yapan İranlıların fazla olmamasından dolayı rahatladıklarını, ancak İranlılar yerine Türkiye’den gelenlerin sayısında bir artış gözlemlediklerini ve İranlıların aksine Türklerin çoğunluğunun hoş bir görüntü ortaya koyduğunu" ifade etmişti.

Arkadaşımın nasıl böyle kesin bir yargıda bulunduğunu bilemiyorum, ancak bu sözlerin boşuna olmadığını da düşünüyorum. Bu tespit, şu dönemde Arap bölgesinin yaşadığı genel siyasi ve sosyal durumla uyumlu. Arap dünyasında AKP liderliğindeki Erdoğan Türkiye’sine yönelik genel bir ilgi var. Recep Tayyip Erdoğan, Arap bölgesinde gerek siyaset ve fikir çevrelerinde, gerekse de kamuoyunda yüksek oranlarda hayranlık kazandı. İslamcı köklere sahip AKP 2002’de parlak bir zaferle iktidara geldiğinde de, partiye ve kurucularına yönelik hayranlığı yazmıştım.

Bu hayranlığın bir bölümü Türkiye’deki İslamcı partilerin iktidara geldiklerinde elde ettikleri parlak başarılardan kaynaklanıyor. Örneğin Erbakan liderliğindeki Refah Partisi 1996 seçimlerinden sonra Tansu Çiller ile hükümet kurmuş ve Erbakan o dönemde, ekonomi ve sosyal alanda parlak başarılar göstermişti. AKP’nin, özellikle o vakit yasaklı olan Recep Tayyip Erdoğan liderliğinde başarılı olabileceği düşüncesini ben hep taşıdım.

AKP seçim zaferinin ardından ilk dış politika icraatı Arap ülkelerine açılmak ve sürtüşmeler dönemini sonlandırmaktı. Erdoğan iktidara gelmesinin hemen ardından bir dizi Arap ülkesine önemli ziyaretlerde bulundu. O dönem bu ziyaretler gerektiği gibi ses getirmedi, ancak 2003’ten 2010’a kadar uzanan yıllar zarfında Arap dünyasıyla Türkiye arasında seçkin dış ilişkiler tesis edildi. Bugün Erdoğan'ın sahip olduğu en önemli güç unsurlarından biri Arap dünyasındaki halk desteğidir.

Gerçekten de Türkiye, Arap dünyasındaki sorunlardan iyi istifade etti. Türkiye, Filistin sorunundan ve İsrail’in Gazze saldırısından istifade etti. Erdoğan bu saldırıya yönelik onurlu tutumu sonrası, Arap dünyasında büyük halk desteği kazandı.

Ayrıca Türk politikası bütün gerginlik noktalarına yönelik dengeli bir yaklaşım sergiledi. Türkiye-İran ilişkileri istikrarlı seyrediyor. Belki de bu durum taraflar arasında güç dengesinden kaynaklanıyor. Keza, Türkiye’nin Irak’ın bütünlüğüne yönelik politikası ve Irak'taki farklı gruplar arasında uzlaşının güçlenmesi için çağrıları var. Körfez ülkelerinde ise özelikle ekonomi alanında açılım söz konusu. Suriye ile de stratejik ilişkiler kuruldu.

TÜRKİYE'NİN TEK KAYBI VAR
Türkiye’nin bu dönemde kaybettiği tek şey, İsrail’le olan askeri ve stratejik ilişkileridir.

İSRAİL'LE KÖTÜ İLİŞKİ KİMSENİN YARARINA DEĞİL
İki ülke ilişkilerindeki bu gerginliğe Arap dünyasında birçokları alkış tutsa da, ben bu gerginliğin Türkiye’nin çıkarına olmadığını düşünüyorum. Keza Türkiye ile İsrail arasındaki kopukluk, Arap ülkelerinin de çıkarına değil. Çünkü Arap bölgesi ve özellikle de düşman İsrail, halk desteğinden çok, uzun vadeli arabuluculukla temsil edilen Türk rolünü istemektedir.

Şimdi Türkiye’nin elde ettiği büyük kazanımları muhafaza etmesi ve AKP'nin mümkün olan en uzun süre iktidarda kalması için, korunması gereken iki temel nokta var.

TÜRKİYE BU AKININ DOZUNU HAFİFLETMELİ
Birincisi Türkiye-Arap ilişkilerinin ortak çıkarlar kapsamında çizilmesi. Gerçi Arapların kendilerini Türkiye’ye bağlayan ortak bir dış politika üretmesi zor. Çünkü bizler, Türk komşuya karşı farklı Arap politikaları izliyoruz. Fakat Türkiye’ye düşen Araplara yönelik bu akının dozunu hafifletmek ve bu ani akın yerine uzun dönemler sürecek derin bir işbirliği anlayışını koymak.

Zira, Arap siyaseti Türkiye’nin çözemeyeceği derecede karmaşık ve çözümsüz. Filistin sorunu ve diğer birçok çekişmeye yönelik yapılması gereken daha çok şey var.

MUHALİF TÜRKLER GÖZARDI EDİLMEMELİ
Türkiye’nin gözetmesi gereken ikinci nokta ise, hızla gelişen Türk-Arap ilişkilerini doğru bulmayan Türkleri göz ardı etmemek. Bir Türk siyaset yorumcusu bu noktaya vurgu yaparak iktidardaki partinin meşruiyet sorununa değiniyor ve bu partinin halk desteği ne boyutta olursa olsun, cumhuriyetin kuruluş ideolojisi açısından meşruiyetini yitirmiş olarak kalacağını belirtiyor. Zira Türk milliyetçiliği ve laiklik temelleri üzerine kurulu olan Kemalizm, laiklik ve Türkçülük dışında gördüğü her şeyi kendiliğinden meşruiyet dışına itiyor.

Bugün iktidar partisi Arap dünyasına açılımının Türk laikliği açısından tehlikesinin bilincine iyi varmalı ki, bu eğilimin kurbanı olmasın. İçeriye bel bağlamak, AKP'nin uzun süre varlığını sürdürmesinin kaçınılmaz şartıdır ve AKP’nin önceki İslamcı partilerin deneyimlerinden iyi istifade etmiş olacağını tahmin ediyorum.

* Birleşik Arap Emirlikleri gazetesi El Beyan, 18 Nisan 2010, Arapçadan çeviri: Halil ÇELİK