NTV

"Avrupa'da göçmene saygı politikası yok"

Dünya

96 yaşında...Yaşayan tarih...Birden çok şapkası var.Hukukçu... Sosyolog... Siyaset ve iletişim bilimci... Gazeteci...Çevirmen...Yazar..

Profesör Nermin Abadan Unat “hocaların hocası” olarak tanınıyor.

İstanbul Hukuk Fakültesi’ni bitirdi. ABD’deki yüksek lisans öğreniminin ardından Siyasal Bilgiler Fakültesi'de hoca oldu.

İletişim fakültelerinde de yıllar içinde yüzlerce öğrenci eğitti. Literatürlere yeni kavramları sokan isim olarak tarihe geçti. “Kamuoyu” sözcüğünü Türkçe’ye kazandıran da, daha sonra “halkla ilişkiler” olarak değiştirilen sözcüğün orjinali olan “halkla münasebetler” ifadesini de literatürde ilk kullanan da o oldu.

Yurtdışında Avrupa Konseyi Kadın/Erkek Eşitliği Komisyonu’nu gibi uluslararası kuruluşlardaki görevleri, yaptığı araştırmalarla öne çıkan isimdi.

Unat, bu yıl akademi dünyasının en prestijli ödüllerinden birine, Sabancı Üniversitesi’nin verdiği “Sakıp Sabancı Uluslararası Araştırma ödülü’ne layık görüldü.
Bu ödülün O’na verilmesinin sebebi ise, 50 yılı aşkın süredir, yurtdışında yaşayan Türk işçiler ile ilgili yaptığı araştırmalar ve çalışmalar.

Prof. Nermin Abadan Unat ile Avrupa’daki Türklerin durumu, entegrasyon süreçlerindeki başarı ya da başarısızlığını, bugün Avrupa’da yükselen ırkçılığın Türk göçmenlere yansımalarını konuştuk.

Göç politikaları konusunda uzman bir isim olan Unat, Türkiye’ye “Suriyelilerin entegrasyon” süreçleriyle ilgili önemli bir de uyarı yapıyor.

“ALMANYA BAŞTAN YANLIŞ YAPTI”

1960'larda iş gücüne ihtiyaç duyan Almanya Türk vatandaşlarına göç imkânı tanıdı. İlk grup işçi Almanya'ya gidip çalıştı. Yıllar içinde ailelerini de Türkiye’den getirerek Almanya’da yaşamaya devam etti.

Almanya 1973’te göçmenlere kapılarını kapatsa da, Türklerin yasadışı yolları kullanarak Almanya’ya gidişi sürdü.

1980’lerde Alman hükümeti göçmenlerin geri dönmesi için mali teşvikler getirdi ama onlar da yeterli olmadı. Türkler, Almanya’da kalmaya devam etti. O gün bugündür, Türklerin “entegrasyon” süreci bir sorun başlığı olmaya devam etti. Alman hükümetleri, dil öğrenemedikleri, yeterince sosyal hayata katılamadıkları gibi gerekçelerle Türkleri, “entegre olamamak” ile suçladı. Nermin Abadan Unat'a göre hata baştan yapıldı.

“Almanlar, gelen Türk işçilerin kalmasını istemediler. Kendi endüstrilerini modernleştirdikten, otomasyonunu gerçekleştirdikten sonra, 'biz bir göç ülkesi değiliz’in altını çizdiler. Gelenlerin gitmelerini beklediler...Gitmeyince özendirici politikalar kullandılar. Aile başkanına 10 bin 500 mark, her çocuk için bin 500 mark verdiler. Bu yoldan 250 bin kadar Türkü geri göndermeyi başardılar ama büyük kısım kaldı. Entegrasyon düşüncesi eğer başlangıçta olabilmeliydi, en azından 'artık almıyoruz konuk işçi bu iş burada bitti, kalanları bütünleşme yoluyla kendimiz içine alalım' demeliydiler, entegrasyon o zaman yapılmalıydı. Eğitim yoluyla, işbaşındaki şartlar yoluyla, sendikalardaki durum bakımından, sosyal aktivitelere karışmak yoluyla, evlenmek yoluyla yapılmalıydı ama bu yapılmadı. Uyum, entegrasyon ismi altında başka şeyler yapıldı. Bir takım yollarla asimilasyon yani kendi içine çekmeye çalıştılar...”

Unat’a göre, demir perdenin kalkması yani Soğuk Savaş’ın sona ermesi göçmenlerin işini daha da güçleştirdi 2000’li yıllara gelindiğinde teknolojinin gelişmesi, göç hareketleri için bambaşka bir parametre oldu.

Unat, “Teknoloji göç hareketlerini tetikliyor” dedi.. Örneğin dünyanın bir ucundaki kişi, öbür ucunda yaşananları internet ve sosyal ağlarla görüyor, orada yaşamak istiyor, oraya doğru yöneliyor, bu da göç hareketlerini hızlandırıyor... Göç hareketi hızlandı ama artık ulus devletlerin yabancılara bakışında farklı bir noktadayız. Unat, “Avrupa’da yükselen ırkçılık tabloyu daha da zor bir hale getiriyor” dedi.

“DEMOKRATİKLEŞME GÖÇMENE SAYGIYI GÖTÜRDÜ”

Nermin Abadan Unat'a göre, Avrupa'da bugün en önemli sorun 'göçmenlere saygı politikasının' olmaması..

“Ulus ötesi alanların genişlemesi, problemler yaratıyor. Bu problemler yönetim biçimine yansıyor. Her ülke kendisine düşen durumu çözmek zorunda. Bugün bütün problem şu: Bir saygı politikası gerekiyor. Ama bunu hayata geçirmek çok zor çünkü iktidar mücadelesi var. Bütün demokratik ülkelerde birden fazla siyasi parti var. Bunlar iktidara gelmek için, gelemezlerse koalisyona gelmek için çaba gösteriyorlar. Taleplere de yeteri kadar kulak vermiyorlar. Avrupa’da yükselen ırkçılık, sağa kayış, karar vericilerin giderek sayılarının azaldığı ve otoriterlik olarak görülüyor. Bu otoriterlik ulus ötesi alanlarda yaşayanlar, iki kimliği olanlar ve kimliğini ihmal edilmiş hissedenler için yaşam daha güç olacak.”

“TÜRKİYE AVRUPA’NIN ÇIKMAZINA DÜŞMEMELİ”

Türkiye'den, Avrupa'ya dönük son dönemde en büyük eleştirilerden biri de Suriyeli mülteciler konusu... Türk hükümeti Avrupalı ülkeleri, ellerini taşın altına koymamak, savaştan doğan bir orunla ilgili sorumluluk almamakla suçluyor.

Peki iki buçuk milyon Suriyeliye kapılarını açan Türkiye doğru bir göçmen ve entegrasyon politikası uyguluyor mu?
Unat'a göre, entegrasyon zor bir süreç. Bu yüzden iyi bir politika yürütülmeli.. Unat, 60'lı 70'li yıllarda Türklerin Avrupa'da yaşadığı sorunları bugün Suriyelilerin yaşamaması için yapılması gerekenleri anlatıyor..

“Dünyada en fazla sığınmacı kabul eden ülkeyiz. İki buçuk milyon sığınmacıyı kendi topraklarımızda barındırıyoruz. Suriyeli çocuklara, o travmadan kurtulmaları için Arapça oyunlar öğretiliyor. Bu güzel ama biz bunları yurttaş olarak kabul edeceksek, elbette bu topraklarda konuşulan Türkçe’yi de öğrenmeleri gerekiyor. Bu yapılamazsa, Avrupa’daki çıkmaz bu sefer kendimiz için ortaya çıkacak. Suriyeliler iki dilli olmak zorundalar. Bu iki dillilik kaçınılmaz bir şey. Suriye’nin akıbeti ne olursa olsun, orada yaşayanlar Arapça konuşur. Dillerinden vazgeçecek değiller. Biz de Türkçe’den vazgeçecek değiliz.”

Yani Unat, “Suriyelilere Arapçayı unutturmamak ama Türkçe’yi de iyi öğretmek gerekir” mesajı veriyor. İyi dil bilmenin ölçüsünü de şöyle anlatıyor:

“İnsanlar o dilde rüya görürse, şiir yazarsa, şarkı bestelerse, o diller yaşar. Dili iyi nakletmek lazım. İki kimlikliliktir bu. Bugün bu iki kimlikliliği silmek mümkün değil.”

ETİKETLER