Cumhurbaşkanı Erdoğan BM Genel Kurulu'na hitap etti

ntv.com.tr

Dünya
ERDOĞAN.jpg

Cumhurbaşkanı Erdoğan, BM Genel Kurulu'nda konuşma yaptı. FETÖ'nün BM ülkelerinin büyük bir bölümü için tehdit olduğunu belirten Erdoğan, "Mücadele etmezseniz yarın çok geç olabilir" dedi. Suriye krizi üzerinden uluslararası topluma tepki gösteren Erdoğan, BM Güvenlik Konseyi yapılanmasını da bir kez daha eleştirdi. Ardından BM Mülteciler Zirvesi'nde konuşan Erdoğan, Suriyeliler için vatandaşık sürecini başlattıklarını söyledi.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, New York'ta BM Genel Kurulu'na seslendi.

Erdoğan'ın konuşmasında iki başlık öne çıktı: 15 Temmuz darbe girişimi ve Suriye krizi...

Darbe girişiminin aynı zamanda dünya demokrasisine de yapıldığını ifade eden Erdoğan, FETÖ'nün BM Genel Kurulu'ndaki ülkelerin büyük bir bölümü için de tehdit olduğunu ifade etti. 

Bu ülkelere gerekli önlemleri "süratle" almaları çağrısında bulunan Erdoğan, "Bizim yaşadığımız tecrübeyle sabittir ki FETÖ ile bu aşamada mücadele etmezseniz yarın çok geç olabilir" uyarısını yaptı.

Erdoğan, Suriye'de yaşanılan krizi üzerinden uluslararası toplumu eleştirdi. "Uluslararası toplum, Suriye'deki insani değerler sınavında sınıfta kaldı" diyen Erdoğan, Türkiye'nin mültecilere yardım etmeyi sürdüreceğini belirtti.

Cumhurbaşkanı, Türkiye'nin mülteciler için şu ana kadar 25 milyar dolar harcandığını BM'den gelen desteğin ise 525 milyon dolar olduğunu hatırlattı ve "Peki AB'den gelen bir şey var mı?  Ne yazık ki AB de verdiği sözleri tutamamıştır" diye konuştu.

Fırat Kalkanı harekatına da değinen Erdoğan, operasyon sayesinde bölgenin bir barış koridoru haline geldiğini belirtirken "uçuşa yasak bölge" çağrısını da tekrarladı.

Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın Güvenlik Konseyi yapılanması üzerinden BM'ye yönelik eleştirileri de oldu. BM'nin reforme edilmesi gerektiğini söyleyen Erdoğan, "Dünya 5'ten büyüktür gerçeğini her fırsatta, uluslararası kamuoyuna hatırlatıyoruz hatırlatıyorum. 5 ülkenin iki dudağı arasına dünyayı mahkum edemezsiniz. Ama şu anda mahkum ediliyor. Tüm dünyanın temsil edilmediği Güvenlik Konseyi adalet getiremez" ifadelerini kullandı.

Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın konuşmasından öne çıkanlar şöyle:

21. yüzyılın ilk çeyreğinde insanoğlu bilim, teknoloji, ekonomik gelişme ve sağlık şartları bakımından tarihin en zirve dönemini yaşıyor. Bu parlak tablonun bir de utanç verici karanlık yüzü var. Suriye'de, Irak'ta terörün ve savaşın kıskacında inleyen pek çok ülkede yüz binlerce çocuk, kadın, genç ve yaşlı öldürülmeye devam ediyor. Ölüm ve zulümden kaçan mülteciler Avrupa şehirlerinde aşağılayıcı muamelelerle karşı karşıya kalıyor. DAEŞ, El Nusra ve PYD/YPG gibi terör örgütleri bölgedeki eylemlerini sürdürüyor. Kafkasya'daki ihtilafların sıcak çatışmaya dönüşme riski mevcut. Yemen'den Ukrayna'ya pek çok sorun bizleri bekliyor. Diğer yandan dünyanın pek çok ülkesinde insanlar açlık, salgın hastalıklar, sefalet ve cehaletle boğuşuyor. Bu insanlık onuru ve vicdanını yaralayan utanç verici bir tablodur. Daha da acısı bu krizlerin ve sorunların çoğunun aslında kolaycı çözülebilecek mahiyette olmasıdır. Gelecek nesillerin huzuru, refahı ve güvenliği büyük ölçüde bugünden atacağımız adımlara, alacağımız tedbirlere bağlıdır.

"MİLLETİMLE GURUR DUYUYORUM"

Terör örgütleri çeşitli yöntemlere başvurabiliyor. Türkiye olarak 15 Temmuz gecesi FETÖ'nün başlattığı hain darbe girişimine maruz kaldık. 

FETÖ 241 vatandaşımızı şehit etti, 2 bin 194 vatandaşımızı yaraladı. TBMM binası, Cumhurbaşkanlığı Külliyesi ve emniyet birimleri savaş uçaklarıyla bombalandı. Tanklar sokakları, insanları ezip geçti. Helikopterlerden, askeri araçlardan sivillerin üzerine ateş açıldı. Bu darbe girişimi milletimizin demokrasisine, hükümetine özgürlüklerine, geleceğine ve anayasal düzenine kahramanca sahip çıkmasıyla bertaraf edildi. Bu bakımdan milletimle iftihar ediyorum, demokrasisine sahip çıktığı için iftihar ediyorum ve 29 gün, gece sabahlara kadar demokrasi nöbetleri tuttukları için iftihar ediyorum. Hain darbe teşebbüsünü canını hiçe sayarak bedenini tankların önüne siper ederek engelleyen milletimle iftihar ediyorum.

"DÜNYA DEMOKRASİSİNE DE DARBE"

Şayet bugün karşınızda bulunuyorsam milletimizin işte bu cesur ve asil duruşu sayesindedir. Unutulmasın ki Türkiye'deki darbe girişimi aynı zamanda dünya demokrasisine de yapıldı. Milletimiz o gece darbe heveslilerine tarihi bir ders verirken demokrasiye inanan tüm halklar için de ilham kaynağı oldu. Bu yeni nesil terör örgütü sadece Türkiye'nin değil varlık gösterdiği 170 ülkenin tamamı için bir milli güvenlik tehdididir.

"YARIN ÇOK GEÇ OLABİLİR"

Diğer bir deyişle bugün bu genel kurulda temsil edilen ülkelerin büyük bölümü bu yapılanmanın tehdidi altındadır. Bu örgüt Türkiye'nin ötesinde tüm dünyayı boyunduruğu altına almak gibi derin bir zihni sapkınlık içindedir. FETÖ ile bu aşamada mücadele etmezseniz yarın çok geç olabilir.

Örgütün temel stratejisi eğitim, diyalog, hoşgörü, sivil toplum kuruluşu kisvesi altında devlet kurumlarına sızmak, toplumu etkilemek, ekonomik kaynaklara hakim olmaktır. Bu kürsüden tüm dostlarımıza kendi güvenlikleri için, ülkelerinin geleceği için Fetullahçı Terör Örgütü'ne karşı gerekli önlemleri süratle almaları çağrısında bulunuyorum. Bizim yaşadığımız tecrübeyle sabittir ki FETÖ ile bu aşamada mücadele etmezseniz yarın çok geç olabilir. Bu vesileyle bu örgütün kurumları ve örgütle bağlantılı kişiler tarafından kullanılan 'Türk, Türkiye' gibi ifadelerin kesinlikle ülkemizle bir ilgisi bulunmadığını da belirtmek isterim.

"BATI ALMAYABİLİR AMA BİZ ALACAĞIZ"

Suriye'deki insani kriz 6. yılına girdi. Vatanlarını terk etmek zorunda kalan Suriyelileri evimizde misafir ediyoruz. Bu insanlara karşı insani ve vicdani görevimizi yapacağız. Dünya ve Batı  almayabilir ama biz alacağız. Çünkü biz insanız. Suriye halkı zalim, katil ve terörist bir yönetimin ve terör örgütlerinin acımasız eylemleri karşısında tükeniyor. Uluslararası toplum, Suriye'deki insani değerler sınavında sınıfta kaldı. 

"AB VERDİĞİ SÖZÜ TUTMADI"

Türkiye mülteciler için şu ana kadar 12.5 milyar dolar harcadı. STK'lar, belediyelerimizin yaptığı harcamalar bir o kadar. Yani toplamda 25 milyar dolar gibi bir harcama yapılmıştır.

Peki dünyadan bize ne geldi?  Şu anda çatısı altında bulunduğumuz BM'den bize gelen destek 525 milyon dolardır. Başka  Başka herhangi bir şey yok. Peki AB'den gelen bir şey var mı?  Ne yazık ki AB de verdiği sözleri tutamamıştır. UNICEF'e sadece gönderdikleri 178 milyon dolardır, o kadar. Fakat Türkiye'ye gelen herhangi bir yardım bu konuda söz konusu değildir. Biz meselenin başından beri bu olayın tüm insanlığın ortak meselesi olduğu inancıyla bölgesel ve küresel aktörlerle iletişim ve iş birliği içinde hareket etmeye özen gösterdik. Komşumuz ve akrabamız Suriyelilerin yaşadığı bu kıyamete sessiz kalamazdık, kalmadık.

Bu insanlara desteğimize devam edeceğiz. Başta AB olmak üzere bize katkı sözleri verenler sözlerini yerine getirmedi. Aynı şekilde BM'den de bekliyoruz. Uluslararası toplumun katkısı sadece 525 milyon dolarda kalmamalı. Tüm Avrupalı dostlarıma sesleniyorum; dikenli tel örgülerin yüksek duvarların arkasında huzur aramak beyhude bir çabadır. 

"MUSUL İÇİN CESARETLENDİRDİ" 

Suriye'nin toprak bütünlüğü ve siyasi birliğinin korunmasına en fazla önem veren ülke Türkiye'dir. Bizim Suriye'nin topraklarında asla gözümüz yoktur. Bütün mesele Suriye, Suriyelilerindir. Suriye topraklarında kimsenin gözünün olmaması gerekir. Suriye muhalefetine verdiğimiz destekle başlayan Fırat Kalkanı Harekatı umutsuzluğun hakim olduğu bir bölgede istikrarın, huzurun ve dengenin yeni tesisi için kritik bir öneme sahiptir. PKK, PYD terör örgütünün önceliğinin DAEŞ ile mücadele etmek olmadığı bu operasyonla birlikte açıkça ortaya çıktı. Operasyon, Suriye'deki ılımlı muhalif unsurların özgüvenlerinin yerine gelmesini de sağlamış oldu. Hatta bu gelişme Musul'u DAEŞ teröründen kurtarmak isteyen Irak'taki yerel güçleri de cesaretlendirdi.

UÇUŞA YASAK BÖLGE ÇAĞRISI

Bizim 911 kilometre sınırımız var. En uzun sınıra biz sahibiz ve bu sınırlarda Türkiye bir tehdit altındadır. Ve biz sabrettik, sabrettik, sabrettik. Ancak 24 Ağustos'ta Gaziantep'te bir düğün merasiminde, 14 yaşındaki bir çocuğu canlı bomba yapmak suretiyle o kalabalığın içerisine göndererek patlattılar ve orada 56 kişi öldü, 100'e yakın insan yaralandı. O ana kadar duran Türkiye, artık daha duramazdı ve ılımlı muhaliflerle birlikte bizler bu olaya müdahale ettik. Önce Cerablus, Cerablus'tan DEAŞ'ı derdest ettik. Ardından Rai, Rai'de de aynı şekilde DEAŞ'ı oradan da derdest ettik. Böylece Cerabluslu Cerablus'a, Raili Rai'ye yerleşmiş oldu.

Şimdi ise bölge tamamıyla Azez'den Fırat'a kadar bir terör koridoru olmaktan çıktı ve böylece burası bir barış koridoru haline gelmiş bulunuyor. Bugün bizim yaptığımız operasyonun amacı işte bu güvenli bölgeyi fiili olarak hayata geçirmektir. Terör örgütlerinden kurtardığımız Cerablus halkı güven ve huzur içinde evlerine dönmeye başladı. Bölgenin elektrik ve su altyapısını çalışır hale getirmek için hemen harekete geçtik. Kızılay, AFAD ve sivil toplum kuruluşlarımız, bölge halkının ihtiyaçlarını yerinde karşılıyor. Yine bu bölgede, ülke dışına gitmiş mültecilerin de kullanacağı tüm sosyal donatılara sahip yerleşim yerleri inşa etmeyi planlıyoruz. Bunun için güvenli alan haline getirdiğimiz yerlerin uçuşa yasak bölge ilan edilmesine yönelik kararlı bir duruş göstermeli ve birlikte çalışmalıyız.

"ATEŞKES İŞLER HALE GELMEDİ"

Hayata geçirilmesi için yoğun çaba sarf ettiğimiz ateşkes maalesef işler hale gelmedi. İşte görüldüğü gibi ateşkes ortadan kalktı ve dün de BM konvoyuna bir saldırı rejim tarafından yapıldı. Bunun neticesinde bir kişi öldü ve yaralılar, vesaire. Suriye rejimi, BM gözetimindeki yardımların acil insani yardıma ihtiyacı olan Halep halkına ulaştırılmasına izin vermiyor. Hatta yardım konvoylarına saldırıyor. Rejimin insanları açlığa mahkum ederek 'Ya teslim ol ya öl' politikasına BM ve Güvenlik Konseyi daha ne kadar müsamaha gösterecek. 

Musul operasyonu da bölge halkının hassasiyetleri gözetilerek yürütülmelidir. Aksi takdirde yeni insani kriz kaçınılmazdır. Irak halkının uluslararası toplumun tam desteğine ihtiyaç duyduğu dönemde yalnız bırakılmaması gerekiyor. 

"İSRAİL İHLALLERE SON VERMELİ"

Gazze'ye insani yardım ulaştırılması faaliyetlerimizi sürdürüyoruz. Filistin halkına iki devletli çözüm temelinde, başkenti Doğu Kudüs olan her bir Filistinli için bir huzur kaynağı olacak hür bir Filistin’de yaşama imkanı tanınması, uluslararası toplumun Filistinli çocuklara bir borcudur. Harem-i Şerif’in kutsiyetine özellikle İsrail tarafından saygı gösterilmesi, statüsüne yönelik ihlallere artık bir son verilmesi gerekiyor. İsrail ile normalleşen ilişkilerimizi, gerek barış sürecinin kolaylaştırılması, gerekse Filistinli kardeşlerimizin yaşadığı bu ekonomik ve insani sıkıntıların giderilmesi için değerlendirmeye çalışacağız.

"DÜNYA 5 ÜLKENİN İKİ DUDAĞI ARASINA MAHKUM"

Güvenlik Konseyi'ni, temsil niteliği güçlendirilmiş, daha demokratik, adil, şeffaf ve etkin kılacak kapsamlı bir reform üzerinde mümkün olan en geniş uzlaşmayı sağlamalıyız. Birleşmiş Milletlerin reforme edilmesi gerekir. Özellikle barışı koruma ve inşa faaliyetlerinin daha etkin hale getirilmesi konusunda Genel Sekreter Ban Ki-mun önderliğinde atılan adımları takdirle karşılıyoruz. Bununla birlikte uluslararası barış ve güvenliğin temininden sorumlu ana organ olan BM Güvenlik Konseyi reforme edilmekçe bu çabaların tam manasıyla amacına ulaşamayacağı açıktır. İşte bu sebeple, 'Dünya 5'ten büyüktür" gerçeğini her fırsatta, uluslararası kamuoyuna hatırlatıyoruz hatırlatıyorum.

5 ülkenin iki dudağı arasına dünyayı mahkum edemezsiniz. Ama şu anda mahkum ediliyor. Tüm dünyanın temsil edilmediği Güvenlik Konseyi adalet getiremez. 20 ülke mi BM Güvenlik Konseyi'nde olacak bunların hepsi daimi olsun. BM Güvenlik Konseyi'nde tüm dünya ülkeleri dönüşümlü olarak yerini alsın. 

Irkçılık ve İslam karşıtlığı yurtdışında milyonlarca vatandaşı olan Türkiye için çok önemli bir konudur.

Avrupa Birliği ile, mülteci krizine karşı işbirliği içinde hareket ediyoruz. Ege Denizi'ndeki ölümlerin önünü almak amacıyla, 2015 Ekim ayında günlük 7 bin olan düzensiz göç rakamının, son aylarda 50'ye kadar düşmesini sağladık. Bu tablo, Türkiye’nin Avrupa Birliği ile olan mutabakatı çerçevesindeki taahhütlerini başarıyla yerine getirdiğini gösteriyor. Ne var ki, 18 Mart 2016'da varılan mutabakatta Avrupa Birliği tarafından verilen sözlerin adeta unutulduğunu, karşımıza sürekli suni mazeretlerin çıkarıldığını görmenin üzüntüsü içindeyiz."

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, BM Genel Merkezi'nde düzenlenen "mülteciler" konulu Liderler Zirvesi'ne katıldı. Erdoğan, zirve öncesi yapılan aile fotoğrafı çekiminde yer aldı.
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, BM Genel Merkezi'nde düzenlenen "mülteciler" konulu Liderler Zirvesi'ne katıldı. Erdoğan, zirve öncesi yapılan aile fotoğrafı çekiminde yer aldı.

"DRAMI ANLAYAMAZSAK ÇÖZÜMÜ HIZLANDIRAMAYIZ"

Cumhurbaşkanı Erdoğan ardından BM Genel Merkezi'nde düzenlenen "mülteciler" konulu Liderler Zirvesi'nde konuştu.

Erdoğan'ın burada yaptığı konuşmadan öne çıkanlar şöyle:

"Yeryüzündeki mülteci sayısı maalesef her yıl yeni rekorlar kırıyor. Suriye'de 6 yıla yakın zamandır devam eden iç savaşta bugüne kadar 600 bin kişi öldürülmüş durumda. Yaşadığı yerleri terk edenlerin sayısı 12 milyon. Ülkeyi terk etmek zorunda kalanların sayısı 5 milyonu bulmuş durumda. Ülkesinden ayrılan Suriyelilerin yaklaşık 3 milyonunu ülkemizde misafir ediyoruz. Burada ifade ettiğim rakamların insan olduğunu unutmayalım. Şayet kendi ailemizden kendi çevremizden empati yaparak bunca insanın yaşadığı dramı anlamaya çalışmazsak sorunun çözümünü hızlandıramayız.

Bunca insanın yaşadığı dramı anlamaya çalışmazsak sorunun çözümünü bulamayız. Aylan bebeğin görüntüleri hafızalarımızdan silinmemiş olmalı, Ümran bebeğin görüntüsünü de heralde unutmadık.

Avrupa ülkelerine gitmek için ölümüne yolculuğu göze alan bir mültecinin kucağında çocuğuyla beraber umuda koşarken ayağına takılan çelmeyi de hatırlıyor olmalıyız. Bunlar biraz önce ifade ettiğim yüzbinli milyonlu rakamların sadece birer örneğidir. Uluslararası toplum bu süreçte sadece insani ve vicdani değerlere sahip çıkamayarak maalesef çok kötü bir sınav verdi. Bebeklerin, kadınların sivillerin öldüğü, öldürüldüğü bir dünyada kimse masum kalamaz. Geçen her gün ve her saat bu insani ve ahlaki yıkımın daha da arttığını biliyoruz. Zaten çok geç kaldığımız bu krizleri durdurmak için hemen derhal ve kararlı bir tavırla harekete geçmeliyiz. Aksi takdirde imkanımız olduğu halde zulümleri önlemek için neden geç kaldığımızı gelecek nesillere ve tarihe anlatamayız ve izah edemeyiz

"SURİYELİLER İÇİN VATANDAŞLIK SÜRECİNİ BAŞLATTIK"

Türkiye olarak insan merkezli bir anlayışla sınırlarımızı zulümden kaçanlara açtık açmaya devam edeceğiz. Sayıları 3 milyonun üzerinde olan Suriyeli ve Iraklı sığınmacıların ihtiyaçlarını karşılamaya devam ediyoruz. Faturalı harcamalarımız 12 milyar dolara ulaştı. Bir o kadar da STK'larımız harcadı. Çadır kentlerle konteyner kentlerle bu süreci devam ettirmek istemiyoruz.

Sığınmacıların kendi ayakları üzerinde durabilmeleri için şehirlerimizde yaşamalarına ve çalışmalarına izin veriyoruz. Onlar için vatandaşlık süreçlerini de başlattık. Bu sosyal riskleri barındırıyor ama biz bu riski aldık. Mülteci krizini uluslararası gündemin üst sıralarına taşımak için gayret gösteriyoruz.

"TÜRKİYE YALNIZ BIRAKILDI"

Son 1 yıldır mülteci krizine karşı AB ile önemli bir işbirliği çerçevesi geliştirdik. Sorunun üstesinden yük ve sorumluluğu paylaşmak suretiyle gelebileceğimizi kabul ederek karşılıklı taahhütlerde bulunduk. Bu kapsamda aldığımız tedbirlerle 2015 Ekim'inde 7 bin olan günlük düzensiz göç rakamını son aylarda ortalama 50'ye kadar düşürmeyi başardık. Bu tablo Türkiye'nin AB ile olan mutabakatı çerçevesindeki taahhütlerini başarıyla yerine getirdiğini gösteriyor. Buna karşılık 18 Mart 2016'da varılan mutabakatta AB tarafından ülkemize verilen sözler maalesef tutulmadı. Suriye krizinin başından beri yalnız bırakılan Türkiye bir kez daha aynı akıbete duçar oldu. Biz bu meselenin üstesinden öyle veya böyle geliriz ve geleceğiz. Ama AB başta olmak üzere uluslararası toplum böylesine temel bir insani krizde ortaya koyduğu tutarsızlığın hesabını ilanihaye veremez. Şunun da bilinmesi gerekir ki adil bir yük paylaşımı olmadan mülteci sorununun çözümü konusunda hedeflerimize erişmemiz söz konusu olmayacaktır."

ETİKETLER