Haftanın Filmleri (22 Eylül 2017)

Türkiye'deki sinema salonlarında bu hafta 3'ü yerli 7 film vizyona girdi. Dave Gibbons ve Julianne Moore gibi isimlerin rol aldığı "Kingsman: Altın Çember", korku türünde “Kaçış Odası”, yerli yapımlardan ise "Ay Lav Yu Tuu" öne çıkıyor. Ceren Ala filmleri değerlendirdi. (Ceren.ala@ntv.com.tr)

  • 1

    "Kingsman: Altın Çember"

    Bir film çok tutunca, ikincisi çekilir. Çok basit bir kural bu. Ancak benim zevkimce genelde serinin devam filmleri ilk film kadar tat vermez. Kingsman'ın 2014'te vizyona giren ilk filmi, özlediğimiz ajan hikayesini oyunculuk, görsel efekt, müzik ve hayal gücünün sayesinde beyazperdede izledik. Yeni filmde aksiyonun, beylik cümlelerin ve alevlerin içinde boğulmak an meselesi, uyarayım! Taron Egerton'un ve Colib Firth'in performansına diyecek yok. Zaten çoğunu görsel efektler üstlendiği için yoruma açık da değil. ABD ve İngiltere'nin ajanlarının kötülere karşı beraber hareket ediyor oluşu gerçeğin ne kadar komik ve acı olduğunu gözler önüne seriyor. Channing Tatum ve Jeff Bridges bence filmin yıldızları. Julian Moore ve Halle Berry de kadronun tuzu biberi. Bol ünlülü ve gürültülü film izlemek isterseniz, bir adet ağrı kesici ilaçla gidebilirsiniz. Unutmadan yönetmen koltuğunda yine Matthew Vaughn var.

    "Kingsman: Altın Çember" fragmanı

  • 2

    “Kaçış Odası”

    Bir odaya kapatılan ya da kapanmak zorunda olan insanların mecarasının anlatıldığı filmler deyince aklıma “Panik Odası” gelir hep. Sonra “Delik” hatta “Küp” gelir. Ama bu filmin hafıza listeme gireceği konusunda şüphelerim var. Bir korku türü olması nedeniyle izlemekten geri kalmadığım böylesi filmler bittiğinde bir boşluk hissi vuku buluyor. Kimileri beni hasta karakterli olarak düşünecek biliyorum ama bir oda dolusu salak gencin kurtulma çabası bana komik geliyor. Yine de karanlık sinema ortamında yalnız başınıza korku filmi izlemenin keyfini hiçbir şeye değişmem. Bu arada Peter Dukes’in yönettiği filmde “Çığlık” filminin yakışıklı katili Skeet Ulrich de var.

    “Kaçış Odası” fragmanı

  • 3

    "Ay Lav Yu Tuu"

    Yıllar önce "Ay Lav Yu" vizyona girdiğinde, çokça konuşulmuştu. İzlerken komik olan ancak anlatırken komikliğini yitiren sahneleri dinlemek zorunda kalmıştım. Batı ve doğunun karşıtlığından doğan komiği izlemek keyifliydi elbette. Ancak bir izleyici olarak Sermiyan Midyat bünyemi zorluyor. Yazar ve yönetmen olarak, yani bedenen görünmeyen bir yetenek olarak kabulum. Bir komedi figürü olarak düşününce tıkanıyorum işte. Neyse, yeni filmde Tinne köyü ile ABD'li vatandaşlar arasındaki uyum sürecini izleyeceğiz. Çok sevdiğim Ayça Damgacı'nın yanı sıra çocukluğumun aktörü Steve Guttenberg namı diğer Mahoney'in kadroda olduğu film yine izlenecek, biliyorum. İyi seyirler...

    "Ay Lav Yu Tuu" fragmanı

  • 4

    "Elly Hakkında"

    Televizyonun yeni fenomeni katilin ya da kayıpların bulunduğu realiti programlar... Hepimizin karşı çıktığı, bakmaya bile tahammül edemediği programlar aslında tamamen gerçek olması dolayısıyla moral bozuyor. O ana kadar ailede, mahallede saklanan bütün sırlar, bir kayıpla ya da bir cinayet sonucu yavaş yavaş ortaya çıkmaya başlıyor. Gizemin ortaya çıkması için gizemli bir olay yaşanması gerekiyor belki de. Çok ödüllü yönetmen Asghar Farhadi, yine kendi topraklarından bir hikaye anlatıyor. Tam da bahsettiğim gibi, sırları Hazar Gölü'nün kıyısında kaybolan güzel bir kadın üzerinden ortaya çıkarıyor. Filmi izleyenleriniz vardır elbet. 2009 yapımı... Bence "Satıcı"dan çok daha iyi bir iş. Yine Farhadi'nin gerçeği, ölümü, aşkı, yalnızlığı ve İran'ın kalp ağrısını hissettiren dokunuşlarıyla bezeli iyi bir film izlemek isterseniz, gidin derim.

    "Elly Hakkında" fragmanı

  • 5

    "Atçalı Kel Mehmet"

    Bizim de Robin Hood ve William Wallace hikayelerimiz var. Atçalı Kel Mehmet Efe köyündeki zulme eğmediği boynunu dağlara sürmüş, zenginden alıp fakire vermiş bir halk kahramanı olarak anılıyor. 1700'lerin sonunda bir Ege kasabasının nasıl göründüğü, bazı olayların tekerrür ettiği, bazı durumların genel geçerliğini görmek adına özel bir deneyim olabilir bu film. Ancak, en iyi işlenmiş kahramanlık filmi değil maalesef. Gökhan Keser'in bir gencin masumiyetini başarıyla yansıttığı oyunculuğu, oradan öteye geçemiyor. Cemal Hünal'ın at binmedeki yeteneğiyle sınırlanan performansını Ceren Kaplakarslan'ın ortalama güzelliği de kurtaramıyor.

    "Atçalı Kel Mehmet" fragmanı

  • 6

    "İz"

    Berlin'den Gümüş Ayı ile dönen Agnieszka Holland imzalı "İz" hem ödüllü, hem bir kadının elinden çıkma, hem de soykırım denilen ölüm biçimine doğanın yardımıyla "dur" diyen bir film! Pozitif ayrımcılık hakkımı kullanarak haftanın iyi filmlerinden biri olduğunu söyleyebilirim. Polonya'nın Klodzko Vadisi'nde hüküm süren sükunetin, avcıların silah sesleriyle dağıldığı hikayede, birer birer katledilen hayvanların tarafını tutmak adeta bir göreve dönüşüyor. Soykırımın ülkesi ve dini yok. Cinsi de yok! Filmin baş karakteri hayvansever Janina'nın savunduğu şeyi ispatlamak uğruna verdiği dini ve hukuki mücadele, bazen kalbi acıtıyor, sonra aynı kalbi gülücüklerle sarmalıyor. Filmin bazı izleyiciler tarafından gerçekçi yanlarının bulunmadığını söylüyor oluşları beni çok da etkilemedi açıkçası. Çünkü film fantastik öğeleri de barındırıyor. Hayat gibi, mucizeler gerçeğe, gerçekler mucizeye dönüşüyor.

    "İz"fragmanı

  • 7

    "Tarla"

    Cemil Ağacıkoğlu'ndan karanlığa ışıkla göz kırpan bir film daha. Çok karanlık, göz kırpma süresi kadar aydınlık... Tamamen bireysel hikayeleri anlatan yönetmen, izleyeni aynaya bakmaya zorluyor. Onun işlerini izlerken içimden şu cümleyi tekrar ediyorum: Hayat zor!". Film, belli bir oranda karanlığa sürüklüyor, bir yerden sonra hesaplaşma dakikaları, ardından da kabulleniş geliyor. Ne çok şey yapıyormuş diyorsanız, bu tamamen bana ait bir duygu. İstanbul'a, kırsala, bize ve bana özel hikayeleri, estetik bir ruhla sinema perdesine taşıyan yönetmene sevgilerimi iletiyor, Serkan Ercan ve Ilgaz Kocatürk'ün abi- kardeş performansına şapka çıkartıyorum.

    "Tarla" fragmanı