Şenay Lambaoğlu: Saç fırçasıyla şarkı söylemeye başladım

Şenay Lambaoğlu, NTV Radyo’nun ”Bizim Cazcılar” programında İrem Gökbudak’ın sorularını yanıtladı.

  • 1

    "HER SANATÇI KENDİ IŞIĞIYLA AYDINLANIR!"

    “İçinizdeki umudu bir şekilde aydınlattığınız sürece çevrenize de o ışığı yayıyorsunuz. Her sanatçının kendi ışığıyla aydınlandığını düşünüyorum. O yüzden kendi yolunda ilerlemeye çalışan kişiyim.”

    Bu sözler, şarkı yazarı ve yorumculuğuyla tanıdığımız, caz müziğinin özgün seslerinden Şenay Lambaoğlu’na ait.

    Şenay Lambaoğlu, NTV Radyo’daki Bizim Cazcılar adlı programda, Başka Türlü Bir Şey albümünden, “Uçurtma”, “Başka Türlü Bir Şey” ve “Sensiz Olmaz” adlı parçaları, Zarf Tümleci’nden “Kalbim” adlı parçayı ve İçimde Aşk Var albümüyle aynı adı taşıyan “İçimde Aşk Var” şarkılarını çaldı.

  • 2

    "SAÇ FIRÇASIYLA ŞARKI SÖYLEMEYE BAŞLADIM"

    Kendi hayal aleminde yaşayan bir çocuktum. Müzik, kendimi bildim bileli hayatımın içindeydi, hayatımın bir parçasıydı.

    Çocukluğum Almanya’da geçti.. Hatırladığım en unutulmaz anlar herhalde 3 yaşındayken Pazar Konserleri’nde dinlediğim operalar. Tabii İstanbul’da özellikle Pazar sabahları Hikmet Şimşek yönetimindeki konserler de var. Müzikle tanışmam o dönemlere denk geliyor. Okul orkestraları… Fakat öncesinde Almanya’da 10 yaşımdayken klasik gitar ile müziğe başladım. Enstrüman çalmak bana hiçbir zaman (belki sabırsız bir tabiata sahip olduğum için ve disiplin altına girecek bir çocuk olmadığım için) çok çok ilgi çekici gelmedi.

    Ayna karşısında şarkı söylemek gibi kız çocuklarının dönem dönem yaşadığı bütün ritüelleri ben de yaşadım. Yatağa çıkıp annesinin sabahlığı ile ayna karşısında saç fırçasıyla şarkı söylemeye çalışan bir çocuktum. Ama şarkı uydurma konusunda çok yetenekli olduğumu söyleyebilirim.

  • 3

    RADYO YILLARI

    İstanbul’a geldiğimde babam küçük bir radyo hediye etmişti. Ders çalışırken, fonda özel kanallar yoktu. TRT Radyo 3’te bir saat Klasik Müzik, bir saat de Caz Kuşağı yayınlanıyordu. Caz ile tanışmam çok da geç bir döneme denk gelmiyor.

    Ortaokul yıllarında Ella Fitzgerald’lar, Miles Davis’ler, John Coltrane’ler… Radyoda dinlediğim, fonda yayılan müzik bir şekilde bana bulaştı. İster istemez bir repertuvar oluşturdum. Hatta bazılarını kaydettim. O zamanlar kaset vardı, hoşuma giden şarkıları kasetlere kaydediyordum.

    Liseye başladığım dönemde Milliyet’in müzik yarışmaları çok popülerdi. Öğretmenimiz de bas gitarcı ama pop caz orkestralarında çalan bir müzisyendi. Vaya Con Dios’un Nah Neh Nah diye bir şarkısı vardı, bir dönem çok popülerdi. Onunla katıldık ve elemeleri geçtik. Güzel bir derece almıştık. Sonrasında ister istemez bir caz repertuvarı oluşturduk.

  • 4

    ÜNİVERSİTE, USTALAR, TEMEL TAŞLAR

    Üniversite yıllarında Gramofon diye bir yer vardı İstiklal Caddesi’nde. Önder Focan, Şenova Ülker ve Neşet Ruacan. O dönemde, onlara göre daha çocuk yaştaydım ama aynı caz kulübünde sahne almak çok kıymetliydi. Selçuk Sun orkestrasında, onun quartetinde şarkı söylüyordum. Temel taşlarımı oluşturan faktörler bunlar.

    Yıldız Teknik Üniversitesi şan bölümü mezunuyum. Yüksek lisansımı da orada yaptım. Bir dönem ABD’ye Boston’a gittim. Bu işte, sahnede pişileceğine inanan biriyim. Yani akademik kariyer yapsanız da şartlar, usta – çırak ilişkisini doğru insanlarla pekiştirebiliyorsanız ortaya güzel şeylerin çıkmasına vesile oluyor.

  • 5

    HAYAT MAKAS DEĞİŞTİRİYOR

    Boston’da uzun kalmadım. Burs alsanız da, öğrenciyseniz şartlar zor. Çalışıp, öğrenci olmak da zor. Şans faktörü uygun değilse ve inatla bir şeyi zorlasanız da olmuyorsa, başka şekilde akıyor hayat. Kısacası bir kapı kapanıyor, başka bir kapı açılıyor.

    Bende de öyle oldu.

    İstanbul’a döndüğümde Randy Esen ile tanıştım. Hem okulda Yıldız Dağdelen’den klasik şan eğitimi aldım hem de Randy ile stil bilgisi konusunda vokal çalışabildim. O yüzden iki yönlü bir çalışma gerçekleşti. Sonra orkestralar, Big Band’ler, projeler derken profesyonel müzik hayatının içinde buldum kendimi.

    Ailem bu serüveni destekliyordu. Fakat, caz ile bir şekilde hayatını sürdüren, kariyer yapan örneklerimiz yoktu. O yüzden bunu sadece bir uğraş, hobi, fotoğraf çekmek ya da ahşap boyamak gibi bir şey olarak görüyorlardı. İnsanların istekleri hiçbir zaman gümüş tepsi ile sunulmuyor. Ama manevi desteklerini her zaman hissetmişimdir. Kararlarım konusunda her zaman son derece saygılı davranmışlardır. Doğru yerde doğru insanları bulmak, şansı zorlamak çok daha önemli. Çünkü sizdeki istikrarı ve heyecanı gördükleri zaman, en tutucu aileye sahip olsanız bile bir süre sonra pes ediyorlar. Bazen soruyor gençler “Ailem izin vermiyor, öyle yapmıyor, işte şartlar...” diye. Şöyle yanıt veriyorum, “Eğer bunu gerçekten istiyorsan bir yolunu bulursun...”

  • 6

    "ARTIK ALBÜM ZAMANI"

    Türkiye’de caz ile ilgili müzik sektörünün oluşması zaman aldı. Belki albümle ilgili çalışmalara bu kadar geç başlamamın nedenlerinden biri budur. Çünkü müzik endüstrisinde, o büyük isimlerin altında bir yapılanma var. Buna aslında radyo programları bile dahil. Bununla ilgili stüdyo yok, çalınacak mekanlar sınırlı, programını yaptığınız işi sunabileceğiniz televizyon ve radyo kanalları, dergi, gazete her şey çok sınırlı. Ada Müzik’te ilk albümüm “İçimde Aşk Var” yayınlandı. Sevgili müzisyen arkadaşım Ercüment Orkut’un çok büyük desteği vardır. Düzenlemeleri ona ait. O heyecanla çok da fazla bir şey kurgulamadan, beğendirme kaygısından uzak, içimizden geldiği gibi bir çalışma gerçekleştirdik. Çok da beğenildi. Uğurlu geldiğini düşünüyorum o albümün. Çünkü İstanbul Caz Festivali’nde Akbank Caz Festivali Kampus’te dinleyici ile buluşabildik.

  • 7

    "CAZIN ÖZÜNDE ÖZÜRLÜK VAR"

    İlk albüme sığdıramadığımız şarkıları, o konsepte uygun düşeceğine inandığımız şarkıları birleştirerek ikinci albümü yayınladık. “Zarf Tümleci” adlı bu albümde 5 aranjör ile çalıştım. Her aranjör kendi yapısına, karakterine uygun şarkılar seçti. Albümlerde karşımdaki insana bu

    anlamda teslim olmayı seviyorum. Kollektif bir iş çıkıyor ortaya öyle olduğunda. Benim projem olsa da ortaya çıkan ürün, hepimizin ortak karması. Cazın özünde hep bir özgürlük alanından bahsediyoruz...

    Son albüm “Başka Türlü Bir Şey”. Ben isimlerle ilerliyorum, yani önce isimler geliyor. En azından albümlerimi yaparken öyle gelişiyor. İsmin üzerinden içini doldurmak bana bir kompozisyon başlığının altını doldurmak gibi geliyor. Belki de edebiyata yakın olmamdan kaynaklanan bir alışkanlık var...

  • 8

    "BAŞKA TÜRLÜ BİR ŞEY YAPTIM"

    İkinci albümden sonra belki de ara vermem gerekirdi. Ama üretmek ve bir şeyleri tekrar kurgulamak konusunda heyecanlıyım. Bunu dizginleyemiyorum. Sevdiğim yazarları, şarkı sözü yazarlarını, hikayeleri, bestecileri bir araya getirmek istedim. Ancak bunlar bizim topraklarımızda yetişmiş olan, bir dönem hayatıma dokunmuş isimlerdi. Sevinç Tevs’ler vardır. Bunlar gerçekten çok çok kıymetli müzisyenler. Onların yaptığı müzik aslında enternasyonal zemine oturtulan işler. O yüzden gençlik yıllarımda daha çok şair olarak, besteci olarak, özellikle şarkı sözü yazarlığımda da örnek aldığım isimleri bir şekilde toplamak istedim. Başka Türlü Bir Şey öyle çıktı. Yani “Nasıl bir şey yapmak gerekir?” ya da “Bu albümü nasıl tanımlamak gerekir?” denildiğinde “Başka Türlü Bir Şey” yapmaya çalıştık diye özetleyebiliyoruz.

    Sevgili Can Çankaya albümün hem prodüktörü hem de aranjörü oldu. Benim çok kıymetli müzisyen arkadaşlarım yer aldı. Konuklarımız arasında Okay Temiz de var. Berke Özgümüş davulda. Kağan Yıldız kontrbas çaldı. Selim Saraçoğlu akustik gitarda, Volkan Polat elektro gitardaydı. Cafer Nazlıbaş var o da kabak kemane çaldı.

    Şarkılara gelince… Can Yücel’in şiiri, Füruğ Ferruhzad’ın şiiri var. Ömer Hayyam var, Nazım Hikmet Ran var, Fikret Kızılok gibi çok sevdiğim bir şarkı sözü yazarı Vedat Sakman var, İlhan Şeşen var... Onlarla çok keyifli bir çalışma oldu.

  • 9

    "MÜZİK DAR KALIPLAR İÇİNE SOKULMAMALI"

    Neşet Ertaş benim için çok kıymetlidir. Erkan Oğur bir müzik duayenidir. Onun dışında Türk Sanat Müziği dediğimiz zaman Zeki Müren’e gıpta ile bakıyorum. Bir döneme bir şekilde damgasını vurmuş isimleri incelemek lazım. Müziği dar kalıplar içine sokmak istemiyorum. Bunu yaparsak bizden önceki jenerasyonla farkımız kalmaz. Zaten artık türler arası bir bütünlük söz konusu. Tek taraflı beslenmemiz sanki müziğe çok büyük haksızlık olacaktır ve yaratıcılığı etkiler. Sadece caz dinlerim deseniz de o müzisyenler aslında dünyaya kapalı değil. Öne çıkmalarının nedeni kendilerini bu kadar kapatmamaları. Klasik müzik de dinliyorum. Olabildiğince konserleri takip ediyorum. Popüler isimler arasında da mesela Birsen Tezer’i çok beğenirim. Gerçi çok popüler değildir ama kendi içinde, o alternatif platformda var olunabileceğini gösteren örneklerden biridir. Ve Müzeyyen Senar’ın şarkıları çok ayrıdır...

  • 10

    "SAMİMİYET VE SEVGİ"

    Türkçe sözlü caz albümleri daha popüler olduğu için insanlara biraz daha fazla ulaşmış olabilir. Ama aslında dil bir engel değil. Vokalin olmadığı müzikler de insanlara ulaşabiliyor. Okay Temiz’den bahsettiğimiz zaman (sonuçta sadece perküsyonla müzik yapıyor ama) insanlara bir şekilde ulaşabiliyor. Çünkü samimiyetin ve sevginin ulaşamayacağı bir yer yok.

    Caz müzisyenlerini diğer müzik türleriyle uğraşanlardan ayıran özellikleri var. Kısıtlı bir alana sahip olduğumuz için, gerek bu müziği üreten gerekse bu müziği dinleyenler adına konuştuğumuzda belli bir kalıbın içine sıkışmış olduğumuzu görüyorum. Dinleyici olarak da çok fazla genişleme alanı yok. Caz ile uğraşanların geniş kitlelere hitap etme sıkıntısından ötürü, kendi içinde, müziğini üretme konusunda savunma mekanizması geliştirmiş olmasından kaynaklanan sorunlar yaşıyor olabiliriz. Ama klasik caz ile uğraşan bir müzisyenin daha popüler müzik yapan bir kişiyle bir araya gelip daha geniş kitlelere ulaşma şansı olabiliyor. Burada da kimin kime hizmet ettiği ile ilgili ciddi kaygılar oluşabiliyor. Yani yaptığınız müziği daha fazla insana ulaştırırken aslında bir şeyin parçası olabiliyorsunuz. Reklamın parçası olabiliyorsunuz. Çok ince bir çizgi var.

  • 11