NTV

Türkiye’ye üçüncü PET/MR cihazı (Cerrahpaşa Tıp Fakültesine kuruldu)

ntv.com.tr

Sağlık

Türkiye, kanser teşhis ve tedavisinde kullanılan son teknoloji PET/MR cihazlarının 3'üncüsüne kavuştu.

İlişkili Haberler

Türkiye Nükleer Tıp Derneği (TNTD) tarafından düzenlenen 29. Ulusal Nükleer Tıp Kongresinde konuşan Türkiye Nükleer Tıp Derneği Başkanı Prof. Dr. Zehra Özcan, kanser teşhis ve tedavisinde kullanılan son teknoloji PET/MR cihazlarının dünyada 80 tane, Türkiye’de ise 3 tane bulunduğunu ve bu sayıyla Türkiye’nin birçok Avrupa ülkesini geride bıraktığını söyledi. Söz konusu cihazlarla kanser öncesi teşhis ve tedavide büyük yol kat edildiğini belirten Özcan, Türkiye’nin bu cihazlara sahip olmasını büyük bir şans olarak gördüğünü dile getirdi.

Prof. Özcan, ülkemizdeki 2 PET/MR cihazının İstanbul ve Ankara’da olduğunu belirterek, üçüncü cihazın ise İstanbul Cerrahpaşa Tıp Fakültesine kurulduğunu aktardı.

“İSPANYA’DA BİLE HENÜZ YOK”

PET/BT ile PET/MR’ın dünyada çok yeni ve üst bir donanım olduğunu belirten Özcan, bu cihazların onkolojide çok avantaj sağladığına dikkat çekti. PET/BT ile yanıt bulamadıkları hastalar için PET/MR’yı kullandıklarını belirten Özcan, cihaz sayısının Türkiye’deki kanser hastaları için büyük bir şans olduğuna dikkat çekerek “Özellikle radyasyon dozu olmadığı için çocuk ve genç hastalarda daha faydalı olacağını düşünüyoruz. Dolayısıyla Türkiye’deki 3 rakamı, bence şu anda Türkiye ihtiyaçları için makul rakamlar. Şu anda İspanya’da daha birincisini almak için görüşmeler yapılıyor. Dünyadaki 80 rakamını göze aldığınızda Türkiye’deki 3 rakamı aslında Türkiye ihtiyaçlarını şu an için büyük oranda karşılayabilir. Çünkü bu cihazlar sadece klinik hizmet amacıyla değil. Klinik hizmeti büyük oranda PET/BT görüntüleme yapıyoruz. Bu cihazları ilk önce araştırma çalışmalarında bir pilot cihaz olarak görmek lazım. Beyin çalışmalarını, onkoloji dışı başka alanlarda da görmek lazım. Zaten çok büyük bir kanser hastalığında PET/BT ile sorularımızı yanıtlayabildiğimiz için, PET/MR’ı daha çok üst aşamalarda kullanmak akılcı olacaktır” diye konuştu.

"TÜRKİYE BT VE MR SAYISINDA BİRİNCİ"

OECD rakamlarına göre Türkiye’nin en çok BT ve MR çeken ülke olduğunu söyleyen Özcan, bu durumu endişe verici olarak yorumlayıp, “Bunlar aslında güzel şeyler değil. Bunlar bu modolitelerin, bu tetkikler bir anlamda gereğinden fazla kullanıldığını gösteriyor. Bir şeyi çok kullanıyor olmak, rakamın yüksek olmasının olumsuz bir mesajı da var aslında bizlere. Biz her hastaya bu işlemleri yapıyor muyuz? Dolayısıyla bu cihazların bence Türkiye ihtiyacına göre, Türkiye’deki nüfusa göre, kurulacak merkezin kapsamlı bir onkoloji merkezi olup olmadığı, orada ileri onkoloji diğer tanı işlemlerinin, cerrahilerin, radyoterapinin yapılıp yapılamadığına yani başka parametreleri göz önüne alınarak optimum seçilmiş referans, eğitim veya kamu hastanelerine yönelik bir planlama yapılması gerekiyor” ifadelerini kullandı.

PROSTAT KANSERİNDE YENİ YÖNTEM

TNTD Yönetim Kurulu Üyesi Prof. Dr. Gülin Uçmak da, nükleer tıpta pek çok kanser tanısında o kanser dokusuna spesifik ajanlar geliştirilmeye çalışıldığını vurguladı. Prof. Dr. Uçmak, "Örneğin prostat kanserinin dokusunda olan prostat spesifik membran antijen denilen bir molekül bulunmaktadır. Bu molekül sadece prostat dokusunu yakalayan bir antijene sahiptir, dolayısıyla sizi yanıltmadan doğrudan hedefi işaretleyip, tümör sahasını ve metastazlarını göstermektedir. Aynı molekülün tedavi özelliği de vardır. Şu anda prostat kanseri tedavisinde uygulanan bu gelişme, ilerleyen dönemlerde diğer kanser türleri için de gündeme gelecektir. Bu tedavinin yan etkileri daha az ve klinik olarak uygulanması çok daha kolaydır. Ayrıca kemoterapinin etkisiz kaldığı hastalarda artık moleküler yöntemlerle sonuç alınmaktadır" diye konuştu.

“HASAR OLUŞTURDUĞUNA DAİR KANIT BULUNMAMAKTA”

TNTD Genel Sekreteri Prof. Dr. Tevfik Fikret Çermik, radyasyonun zararları hakkında şunları söyledi:

"Nükleer tıpta kullanılan radyoaktif maddelerin radyoaktivite dozları genellikle çok düşüktür. Bu dozlarda radyoaktivitenin insanda önemli bir hastalık veya radyasyona bağlı ciddi bir hasar oluşturduğuna dair kanıt bulunmamaktadır. Kullanılan radyoizotopların fiziksel yarı ömrü ve vücutta biyolojik yollarla atılması sonucunda vücudumuz radyoaktiviteden kısa sürede arınmaktadır. Hastanın aldığı radyasyon miktarı tanı amacıyla çekilen pek çok radyolojik tetkikte daha az veya ona benzerdir. Bununla birlikte elbette gereksiz yere radyoaktiviteye maruz kalınmaması hem de hamile veya çocuk gibi, organ ve dokuları gelişme döneminde olan ve radyasyondan etkilenme olasılığı daha yüksek olan grupların tanısal incelemeleri hassasiyet gerektirmektedir. Radyasyon güvenliği olarak isimlendirilen bazı özel tedbirlerin alınması, belli incelemeler esnasında, örneğin emzirmenin kesilmesi gibi hususlar ilgili merkezlerde uygulamadan sorumlu nükleer tıp hekimlerince anlatılmaktadır."

ETİKETLER