NTV

Jülide Özçelik: Müzik ikiye ayrılır; iyi ve kötü!

Sanat

Caz sanatçısı Jülide Özçelik NTV Radyo’nun Bizim Cazcılar programında İrem Gökbudak’ın sorularını yanıtladı.

Sürekli şarkı söyleyen bir çocuktum. Merdivenlerde şarkı söylerdim, banyoya girince çıkmazdım, evde sürekli şarkı söylerdim. Çoçukken kendimi böyle ifade ediyordum sanırım. Ne kadar kendimi ifade etmeye çalışsam da lise sona kadar hiçbir şey yapamadım. Bir gün kendimi Müjdat Gezen Sanat Merkezi’nde buldum. Bir arkadaşım sınava giriyordu, ben de girdim. Klasik Türk Müziği ve Hafif Batı Müziği bölümleri vardı. İkisini de kazandım. Hafif Batı Müziği bölümüne girdim. Melih Kibar gibi Hakan Şensoy gibi değerli hocalarımız oldu. Çok farklı müzik türlerinden beslendik. Son sınıftayken bir arkadaşım Bilgi Üniversitesi’nin Caz Vokal Performans bölümünün kurulduğunu söyledi. Kendisi de gitar bölümünün sınavına girip kazandığını ve burslu okuduğunu söyledi. Gözlerim parladı. Olur mu olmaz mı diye çok heyecanlandım ve sınava girdim. Sağ olsunlar ilk sınavda almaya layık gördüler. Nükhet Ruacan, Randy Esen, Neşet Ruacan, Can Kozlu, Ali Perret vardı. Türkiye’nin en kıymetli müzisyenleri bence... Nükhet Ruacan’la uzun çalışmalarımız oldu. Randy Esen ile çok çalıştık.

MÜZİK İKİYE AYRILIR; İYİ VE KÖTÜ

O yaşlarda sadece caz değil her türlü müziği dinliyorum. Ama besleneceğime inandığım, kulağıma iyi gelen, iyi müzikleri dinlemeye çalışıyordum. Müzik bence kendi içinde sadece iyi müzik ve kötü müzik olarak ayrılıyor. Pop’un da iyisi kötüsü var, rock’ın da. Caz hep ilgimi çekiyordu. TRT Caz Orkestrası, Bossa novalar çok ilgimi çekiyordu ve hala çekiyor. Okula girdikten sonra jazz’la daha yoğun bir şekilde ilgilenmeye başladım, konserler vermeye başladık. Ben müziği kategorize etmekten hoşlanmıyorum. Pop, caz, Halk Müziği, Türk Müziği diye. Ben iyi müzik söz konusu olduğunda her zaman heyecanlanıyorum. Okulda Hint müziği de gördük; Timur Selçuk’la Klasik Türk Musikisi üzerine de çalışmalarımız oldu. Bir yandan ben Klasik Türk Müziği korolarına da gittim. Hayat tecrübelerden oluşuyor. Müzik de öyle. Her müzikte de alınması gereken ve alınmaması gereken birçok done var.

HAKLI KAYGILAR, TEREDDÜTLER

Arkadaş çevremde de okulda da çok destekleniyordum. Ancak ailem istemedi. Ne şekil bir yol takip ederim bilmediklerinden tereddüt yaşadılar. Aslında haklı kaygıları vardı. Bilgi Üniversite’sini kazanmış olmam, bu yolda inatla yürümek istediğimin kanıtı oldu. O zamandan beri destekliyorlar. Sonrasında albümler geldi...

HADDİMİZİ BİLECEĞİZ!

Genelde depresif olduğum zamanlarda beste yapabiliyorum. Hem iyi beste yapmak, hem iyi söz yazmak ve hem de iyi yorumcu olmak imkânsız bir şey bana göre. O konuda biraz da haddimizi bilmemiz gerektiğini düşünüyorum. Çünkü yazmak başka bir alan, bestecilik başka bir alan, aranjörlük bambaşka bir alan. Enstrüman çalmak bambaşka bir şey, şarkı söylemek bambaşka bir şey. Hani hepsinin dört dörtlük olması çok nadiren olabilecek bir durum. Örnekleri var tabii, mesela bir Neşet Ertaş bir Âşık Veysel! Dolayısıyla ben ‘Ben yaptım, oldu.’ durumundan çok korkarım.

AÇIK KAFALI MÜZİK

Caz diğer müziklere göre dinlemesi biraz daha zor bir müzik. Altyapınızın olması lazım; iyi müzikler dinlemiş olmanız lazım. Müzikal ve armonik olarak daha karışık ve daha zor bir müzik olduğunu düşünüyorum. Yani kötü müzik ya da basit müzikler dinliyorsanız caz dinleyemeyebilirsiniz. İlk dinlediğinizde algılayamayabilirsiniz. İfadeleri sınırlı olmayan, köşeleri pek olmayan bir müzik. Bu bağlamda ben de bir kadın olarak birçok şeye isyan ediyorum, sesimi çıkartıyorum. En azından kendi hayatımla ilgili. Ben konserde Klasik Türk Müziği eseri de söyledim, Hacı Arif’ten de söyledim, bir Hint şarkısı da söyledim… Yani daha açık kafalı diyebileceğim bir müzik.

HALK BUNU SEVİYOR… HAYIR EFENDİM!

Ne kadar kötü müzik dinlerseniz kulağınız o kadar kirleniyor. Hani basit bir şey gibi geliyor ama basit bir şey değil bu. İyi müzik dinlerseniz de artık vasat müziği dinleyememeye başlıyorsunuz. Biz otobüste, vapurda, takside taciz şeklinde birtakım müziklere maruz bırakılıyoruz. Farkında olmadan eve geldiğimde benim kafamın içinde birtakım melodiler ve sözler dönüyor. Farkettirmeden bana onu ezberletmişler. Ondan sonra da “Halk bunu seviyor” diyorlar. Hayır, halk bunu sevmiyor. Siz sürekli onu veriyorsunuz, insanları mecbur bırakıyorsunuz. Biz kendi yaptığımız müzikleri hiçbir şekilde mecbur bırakmıyoruz.

ALBÜM MÜ KALDI? TUTMAZ BU!

İlk albüm 2008 yılında çıktı. 2. albüm de 2012’de çıktı. Albümleri kaydetmeye başladığımızda Cem Tuncer, Ediz Hafızoğlu, Kağan Yıldız bir araya geldik. Cem yazdı, çizdi. Girdik ve kaydettik. Benim aslında hiç albüm yapma niyetim yoktu. O dönem rahmetli eşim Faruk bana çok destek oldu; “Böyle kendi kendine şarkı söyleyerek bir yere varamazsın. Mutfakta yemek yaparken değil, bunu profesyonel bir duruma getirmen lazım. Bunun da yolu albüm yapmaktır” dedi. Öyle çok önde olmaktan hoşlanan biri değilim. Çünkü, birlikte bir iş çıkartılıyor. Bir kişinin öne çıkıyor olması bana her zaman haksızlık gibi gelmiştir. Nitekim de öyle oluyor.

FRANSIZCA KONUŞSAYDIM FRANSIZCA SÖYLERDİM (!)

Sonunda albümü kaydettik. Çok büyük bir heyecan! Ne olacağını, nereye gideceğini bilmiyorsunuz. Bir yandan birtakım nidalar yükseliyor; albüm tutmaz, satmaz, artık albüm diye bir şey kalmadı, kimse albüm almıyor şeklinde... Bunların hiç birini düşünmedim, yaptım. Halk müziği eserleri olduğu için albümde, rafa koymamız gerektiği zamanı düşünerek halk müziği rafına koyamayacağız. Çünkü halk müziği albümü aldığını düşünen biri sonra bambaşka bir şeyle karşılaşmasın diye. İsmini de işte İstanbul’da doğup büyüdüğüm için Jazz İstanbul Volume 1 dedik. Öyle çıktı ilk albüm. İkinci albüm de 4 yıl sonra çıktı. Aşağı yukarı aynı formattalar. Bu albümde akustik piyano olsun çok istiyordum. Girdik, canlı kayıt yaptık. Türkçe konuştuğum için, kendimi en iyi bu dille ifade edebileceğimi düşündüğüm için Türkçe yaptım. Fransızca konuşsaydım Fransızca yapardım.

ÖNCE İNSAN OLACAKSIN! NASIL GÖRÜNDÜĞÜN ÖNEMLİ DEĞİL

Bir sosyal paylaşım sitesinde, hakkımda şöyle bir yorum yapılmış; “Konserde jazz’cı gibi değil de Halk Müziği sanatçısı gibi görünüyordu.” Bana çok faşist geliyor bu yaklaşımlar. Böyle bir kıyaslama, aşağılama, yüksek görme... Bunların hiç birini asla kabul etmiyorum. Her tür kendi içinde o kadar özgün ve o kadar değerli ki… Bir Halk Müziği sanatçısının yaptığını belki bir cazcı yapamaz, eğer öyle kategorize ediyorsak. Ya da Klasik Müzik bambaşka bir şeydir. Arabeski de mesela hor görürler. Bütün müzikler insan duygusu çıkışlıdır. Bütün müzikler bir ifade biçimidir. Kimi kendini daha protest, kimi daha agrasif ifade eder.

Jülide Özçelik kimdir?

Jülide Özçelik, aslında müziğe çok küçük yaşlarda kendi kendine başladı ancak ailesinden gerekli desteği alamadı. Çünkü aile çevresinde bir müzisyen yoktu ve onun kendini kanıtlaması, bu işi gerçekten yapmak istediğini anlatması zor oldu. Liseden sonra bir arkadaşının vesilesiyle Müjdat Gezen Sanat Merkezi'nin hafif batı müziği bölümünü kazanarak müziğe başladı. Mezun olduğu sene İstanbul Bilgi Üniversitesi'nin Müzik bölümüne tam burslu olarak girdi. Burayı kazanması ile ailesini etkileyerek, yıllarca sürecek bir desteğin sahibi oldu. Jülide Özçelik, şimdi Türkiye’nin önde gelen caz sanatçılarından biri. Uzun zamandır aynı zamanda oyuncu olan Mert Fırat’la sahne çalışmaları yürütüyor, turneler yapıyor.

ETİKETLER