NTV

"Sular üstünde sanat, üstelik sulu da değil" (Venedik Bienali)

Sanat

Venedik Bienali’ne gideceğimi öğrendiğim günden, uçağa bineceğim ana kadar çocuk gibi heyecanlıydım. Su, sanat, insan, tarih...

Böylesine eşsiz bir deneyimi yaşamış olmak şimdi bile iyi hissettiriyor. Üstelik dünyanın en köklü bienalinde ülkemizin sesi de duyuluyor. Bu haz hiçbir şeye benzemiyor.

VENEDİK’TE İLK GÜN

Gazete ve televizyonlardan 10’a yakın muhabir ve editörle Venedik’e indik. Teknelerle otelimize vardık. Alışmanın sevmekten daha zor gelmesi sebebiyle gereksiz bir İstanbul özlemi dolaştı damarlarımda. San Marina Meydanı’ndaki otel odama girip televizyonda zap yaparken Rai Tv’nin 1,2,3,4...üncü kanallarıyla karşılaşmış olmamın da bu durumla ilişkisi var tabi. Yabancılık hissiyle sokaklarına düştüğüm Venedik’te, bienal gezisini ertesi gün tüm güne yaymak üzerine anlaşıp, eş zamanlı bir sergiyi görelim dedik. Birilerinin çağdaş sanat temsilcisi, birilerinin zenginlerin sanatçısı dediği Damien Hirst’in 10 yıllık çalışmasını ziyaret ettik. 2000 yıl önce Afrika’da batan bir gemiden yola çıkan sanatçı, devasa heykelleri, bronz ve altın işleriyle bienale kafa tutuyordu. Çaba gösterildiği aşikardı fakat bir şey eksikti: Duygu! Neyse ki duygularını bastıran bir ekip değildik. Damien Hirst’i batık gemiye gömercesine eleştirip şehrin sokaklarına dalmaya devam ettik.

Damien Hirst’in “Treasures from the Wreck of the Unbelievable” isimli sergisi Pinault Vakfı’nın iki farklı mekanında gösteriliyor. Yüzlerce abartılı işin yer aldığı serginin oluşma süreci görsel malzemelerle de destekleniyor.
Damien Hirst’in “Treasures from the Wreck of the Unbelievable” isimli sergisi Pinault Vakfı’nın iki farklı mekanında gösteriliyor. Yüzlerce abartılı işin yer aldığı serginin oluşma süreci görsel malzemelerle de destekleniyor.

PATRON DA OLSA İNSAN SANATI SEVMELİDİR: BÜLENT ECZACIBAŞI

Aynı günün akşamı İKSV yetkilileri, sponsor yetkilileri, Türkiye Pavyonu’nun sanatçısı ve bizim grup özel bir yemekte bir araya geldik. Gelenek, Eczacıbaşı ve o yılın sanatçısının masalara tek tek uğrayarak sohbet etmesine dayanıyordu. Benim derdim koskoca Bülent Eczacıbaşı’nın nasıl bir insan olduğuydu. Patronlara karşı geliştirdiğim önyargım bir cam gibi parçalanacak mıydı, yeni bir sur daha eklenerek büyüyen bir kaleye mi dönüşecekti? Tüm şıklığıyla masamıza teşrif eden Bülent Bey, üniversiteden arkadaşımız gibiydi. Kurduğu samimiyet, birlikte hareket etmenin önemini bilmesindendi. Tüm İKSV çalışanlarına duyduğu güveni bize de hissettirdi. Bu işi beraber yapıyorduk ve bizim desteğimize de ihtiyacı vardı. Bu yüzden değerliydik. Patron olmak çok zor iş. Üstelik hem patron olup hem de sanat olimpiyatlarında ülkenin adını duyurmak için varını yoğunu ortaya koymak sanatın ta kendisi bence. Dolayısıyla Bülent Bey’e bizi iyi hissettirdiği için saygılarımı sunuyorum. Ayrıca grubun her isteğini yerine getirmeye çalışan ve bunu yaparken asaletinden ve doğallığından zerre kaybetmeyen Ayşe Bulutgil’e, yüzü hiç asılmayan güçlü kadın Nihan Kızıltan’a, röportajlarımızı ayarlayan ve çok yorulan Poyraz Tütüncü’ye, kısacası 2 günü dolu dolu paylaştığımız İKSV ve Tofaş yetkililerine çok teşekkür ederim. Hepiniz birer sanatçısınız, iyi niyet ve sevgiyi sergileyen...

Venedik Bienali 57. Uluslararası Sanat Sergisi’nde Christine Macel’in küratörlüğünde Arsenale ve Giardini’deki “Viva Arte Viva” başlıklı ana serginin yanı sıra, Türkiye’nin de aralarında bulunduğu 85 ülkenin sergisi yer alıyor.
Venedik Bienali 57. Uluslararası Sanat Sergisi’nde Christine Macel’in küratörlüğünde Arsenale ve Giardini’deki “Viva Arte Viva” başlıklı ana serginin yanı sıra, Türkiye’nin de aralarında bulunduğu 85 ülkenin sergisi yer alıyor.

TÜRKİYE PAVYONU VENEDİK’İ “ÇIN”LATTI!

Nekropsi’yi bilir misiniz? Çok dinlerdik zamanında. Güzel gruptu. İşte Cevdet Erek gruptaki müzisyenlerden biri. Yolu onu Venedik Bienali’ne kadar getirdi. Heyecanla anlattığı çalışmasını görmek beni de etkiledi. Erek, çalışmasına getirilen yorumla ilgili “Bu şekilde düşünmemiştim, evet böyle de söylenebilir” diyebilen açık görüşlü bir sanatçı. “Çın” duyarak görmekle ilgili ya da görerek duymak. “Çın” seslerle ilgili ya da duyuş biçimiyle. “Çın” önyargılarla ilgili ya da ön cephelerle. “Çın” girilemeyen kamusal alanlarla ilgili ya da Avrupa Birliği’yle. “Çın” iyi bir komşu olmakla ilgili ya da gitmeye izin vermekle. Sesle ve onu yerleştirme biçimiyle her şeyi anlatmış olabilir Cevdet Erek. Ama onun önemsediği biricik şey izleyenin ne hissettiği. Bazı şeyler o anda anlaşılmaktan öte hissedilmek için yapılmış olabilir. Bence “Çın” böyle bir iş. Tabi bu da benim hissettiğim, tam da Cevdet’in istediği gibi.

Pazar günü New York Times'da çıkan haberde, Almanya Pavyonu'nun Altın Aslan Ödülü'nü kazanmasına rağmen, "en güçlü ulusal pavyon"un Türkiye Pavyonu olduğu yorumunda bulunuldu!
Pazar günü New York Times'da çıkan haberde, Almanya Pavyonu'nun Altın Aslan Ödülü'nü kazanmasına rağmen, "en güçlü ulusal pavyon"un Türkiye Pavyonu olduğu yorumunda bulunuldu!

Arsenale ve Giardini adında 2 ayrı mekanda, 2 gün boyunca birbirinden acayip işler izledik. İçine yağmur yağan evden Zeki Müren’in plağının da yer aldığı işe, Rusya’nın beyaz ve karanlık yerleştirmesinden Almanya’nın depresyona sürükleyen performansına, Avustralya’nın hayret verici fotoğraf ve videolarından şehre yayılan nefese kadar tüm hücrelerim sanat denilen dipsiz kuyunun büyülü suyuyla doldu. Bir sanat eseri gibi suların üzerinde durmaya çalışan şehirse en canlı haliyle ve en büyülü anlarıyla içimde.

ETİKETLER