NTV

Artık kendi kanatlarıyla uçuyor

Türkiye

7 ay önce radyolarda bir şarkı çalmaya başladı. "Kapıyı kapat sessizce, rahatsız ettin yeterince" diyordu. Sevgiliye ah edenlerin diline kısa sürede dolandı. İşte o şarkının mimarı; evinin kapılarını "Carte d'Or ile Tatlı Sohbetler" için açtı...

Müzik dünyası, Kasım ayında yeni bir isimle tanıştı: Çağrı...

Önce "Kapıyı kapat sessizce" dedi, ardından "Unutma hiç aşkın kıymetini, ne roman ne de film metini" ile aşkın kıymetini anlattı, şimdi ise "Gücüm yok" ile müzik listelerinde hızlı bir çıkış yakaladı.

Radyolar onun şarkılarını çalıyor, gençler onu konuşuyor, televizyon programları konuk etmek için peşinden koşuyor...

Ya da şöyle anlatalım. Emel Müftüoğlu'nun 1995 yılında "Hovarda" şarkısının klibini hatırlayanınız var mı? O klipte oynayan güzeller güzeli bir kız vardı. İşte o kız büyüdü, bir albüm çıkardı ve kendi klipleri için kamera karşısına geçti.

Aslında onu herkes Emel Müftüoğlu'nun kızı deyince tanıyor. Evet, müzik dünyasının yıllara meydan okuyan başarılı isimlerinden birinin kızı... Annesinin kanatları altından sıyrılıp kendi ayakları üzerinde durmak için büyük bir adım attı. Bu nedenle soyadı ile ön planda olmayı çok da tercih etmiyor.

"Carte d'Or ile Tatlı Sohbetler" söyleşimiz için bu ay, bu güzel hanımefendinin evine misafir oldum.

BİR İNSANA GÜLMEK BU KADAR MI YAKIŞIR!
Kapıda güleç bir yüz karşıladı beni. "Bir insana gülmek bu kadar mı yakışırdı!" diye düşündüm onu gördüğümde... Gerçekten de çok yakışmıştı!

Çağrı'nın sesi kadar kendisi de çok güzel. Beline kadar uzanan saçları, makyajsız ve doğal hali, yüzünden eksik etmediği gülümsemesi, misafirperverliği, sanki yıllar öncesinden tanışmışız edasıyla sıcak bir tavrı var.

Fotoğraflarda göreceksiniz ama, yakından görmüş biri olarak onu biraz anlatayım istedim...

Oturduk, kahvelerimiz eşliğinde başladık sohbetimize...

27 Aralık'ta İzmir Karşıyaka doğumlu. Israr ediyorum ama yılını söylemiyor. "Büyüklerim söyleme dedi, o nedenle gizliyorum" diyor. Böyle bir prensip edinmiş kendisine...

MÜZİK TEK HAYALİ
Müziğe nasıl başladığını soruyorum. "Küçüklüğümden beri hep şarkı söylemek istiyordum. Bu benim tek hayalimdi" diyor ve başlıyor hikayesini anlatmaya:

Albümünün aranjmanlarını üstlenen ve iki şarkının da sözü - müziği kendisine ait olan Sinan Akçıl, meğer çocukluk arkadaşıymış...

ONU KEŞFEDEN ASLINDA ÇOCUKLUK ARKADAŞIYMIŞ
"Sinan, çok yakın bir arkadaşımın erkek arkadaşıydı. Dizi müzikleri yaptığı dönemde, ben de kendi çapımda beste yapıyor ve şiir yazıyordum. Ancak kimseye okumamıştım. Korkuyordum olumsuz bir tepki gelecek diye... Çok çabuk şevkim kırılır çünkü benim, hemen küserim...

İlk kez Sinan'a okudum. Çok beğendi. Bir tane, bir tane daha derken kendimi demoları hazırlarken buldum. 4 yıldır ciddi bir çalışma içerisindeyim."

ÜNİVERSİTE SEÇİMİNDE BABA ETKİSİ
Aslında Sinema - Televizyon bölümü mezunu. Özellikle babası aklını çelmiş ünversitede bu bölümü seçmesi için.

"Mimar Sinan Üniversitesi Konservatuar Fakültesi Batı Müziği ve Şan bölümüne girmek istiyordum. Ama ne annem ne de babam, şarkı söylememi istemiyorlardı. Üniversite sınavlarına girmiştim. Babam, sinema - televizyon eğitimi almam için ikna etti. Ben de o şekilde seçimimi yaptım. Kendi isteğimle olmadı yani...

Ancak kamera arkası çok zor. Bu işi sevmeden, aşık olmadan yapamazsınız. Ben hep kamera önünde bulunmak istiyordum. Gerek oyunculuk gerekse müzik alanında kendimi daha iyi ifade edeceğimi düşünüyordum.

Ve şu an istediğim gibi oldu."

İLK ALBÜM HEYECANI
Çağrı, 2009 yılının Kasım ayında kendi adını taşıyan, 8 şarkıdan oluşan ilk albümünü çıkardı.

İlk klibini aynı zamanda çıkış şarkısı olan "Kapıyı Kapat"a, ikinci klibini "Film Metni"ne ve üçüncüsünü de "Gücüm Yok"a çekti.

Albüm çalışmalarını anlatırken ekibini yere göğe sığdıramıyor. Söylediğine göre; öncesinden de hepsiyle iyi bir arkadaşlık bağı varmış.

"Albümdeki bütün şarkıların aranjmanları Sinan'a ait. Benden hiç bir maddi karşılık beklemedi. Ayrıca iki bestesi de var. Diğer şarkıların söz ve müziği ise benim.

Albümün prodüktörlüğünü İzel üstlendi. Aynı zamanda okumalarda koçluk yaptı. Her çekimde yanımdaydı.

Hatta "Gücüm Yok" parçası ile çıkmak istiyordum ama İzel ve Sinan ilk klip şarkımı seçtiler. Ben de söz dinledim.

İLK DEFA KENDİMİ ÇOK ŞANSLI HİSSETTİM
İkisi de benim için çok değerliler. Arkadaşlarım olduğu için hayatımda ilk defa kendimi çok şanslı hissettim. Belki onlara ulaşmam yıllar alacaktı...

Kliplerimin yönetmenliğini üstlenen Teoman Topçu da aynı şekilde... "Kapıyı Kapat" şarkısının videosunu Büyükada'da denizin ortasında, "Film Metni"ni ise Ömerli Barajı'nda çekti. Hatta 2. klibimde kamera karşısına geçti ve ilk defa bir klipte oynadı."

MADDİ - MANEVİ EMEĞİ ÇÖPE GİTMİŞ
Klip çekimlerinde bir hayli zorlanmış. Binbir güçlükle çekilen sahneler hiç kullanılmamış, hatta bir şarkısına çektiği klip tamamen çöpe gitmiş...

"İlki gece 24.00'ten ertesi gece 24.00'e kadar sürdü. Tam 24 saat...

İkincisi iki gün sürdü. Kasım ayının son haftasıydı ve ben o soğukta incecik bir elbiseyle suya girdim. Islandım, çok üşüdüm. o halde üstü açık bir arabaya bindim. Çekimlerden sonra iki hafta boyunca yatak döşek yattım. Şöyle de komik bir durum var; o sahneler klipte yok. Beğenmediğimiz için koymadık.

Son klibimde de yine hastaydım. 40 derece ateşle gittim çekimlere. Bütün kemiklerim ağrıyordu. Ve çekim yaptığımız yer buz gibiydi. Duvarları yosun tutmuş, rutubet kokan bir odaydı ve her yerden rüzgar alıyordu. Üzerimde incecik bir elbise vardı, zaten hastaydım, çekimlerden sonra daha fena hastalandım.

Albümün tek hareketli şarkısı olan "Çarşamba"ya da Haziran ayında klip çektik. Stüdyoda çok uzun saatler çalıştık. Sürekli dans ettim ve ayaklarım şişti. Ama içime sinmediği için yayınlamadık. Emeğim, maddi ve manevi olarak boşa gitti anlayacağın. Bundan sonra da "ya kötü olursa" diye korku oluştu bende."

ÜNİVERSİTE ÖĞRENCİLERİ İÇİN SAHNE ALACAK
Mayıs ayı sonunda gerçekleştirilecek olan üniversitelerin bahar şenlikleri programlarında ilk konser deneyimini yaşayacak Çağrı.

Tek korkusu, insanlar tarafından yanlış anlaşılmak... O, örnek aldığı annesinin çizgisinde ilerliyor.

"Polat Yağcı ile çalışacağım. O organize ediyor. Üniversitelerde konser vermek çok istiyorum ama barlarda falan sahne almak asla istemiyorum.

Benim için esas olan şey, saygınlık kazanmak. Magazinsel, saçma sapan konularla gündem olmaktan, insanları meşgul etmekten korkuyorum.

Annemi örnek alıyorum, çünkü o da asla öyle olmadı. Yıllarca sevilip sayıldı. Onunla inanılmaz gurur duyuyorum. Bir elin beş parmağını geçmez bu tarzda bir kadın... O yüzden çok şanslıyım."

EĞER BAŞARAMAZSA...
"Ya 10 yıl sonra hedeflediğin yere ulaşamazsan hayal kırıklığı yaşar mısın?" diyorum, "Mutlaka bir B planım vardır. Her zaman kötü bir durumla karşı karşıya kaldığımda ne yapacağımı planlayarak yaşadım, bundan sonra da öyle olacak" diyor.

KİMSEYE MUHTAÇ OLMAYACAK KADAR PARA KAZANSAM YETER
"Albüm satışları nasıl gidiyor?" diye soruyorum, "Bu işe girerken, yapım şirketim DMC dahil albüm satışı beklentisiyle girmedik. Beklentimiz konserler... Belki ileride dizi, reklam gibi iyi bir proje teklifi gelir, değerlendiririm. O kadar yükseklerde gözüm yok. Yaptığım işten keyif alıyorum. Kendimi idame ettirecek, kimseye muhtaç olmayacak kadar para kazansam yeter..." diye mütevazi bir cevapla karşılaşıyorum.

Aslında çok kararlı... Ne istediğini ve hangi çizgide yer alması gerektiğini çok iyi biliyor.

Röportaj sonrasında da oturup sohbet ettiğimizde konu dönüp dolaşıp aynı yere geliyor:

ANNESİNİN DEĞİL KENDİ İSMİYLE ANILMAK İSTİYOR
"Annemin kızı olarak değil, kendi ismimle anılmak istiyorum. Zaman alacak biliyorum ama mutlaka başaracağım. Müzik dünyasında benden çok bahsedilecek."

"Ünlü bir annenin çocuğu olmak nasıl bir duygu?" diye soruyorum, bunun kendisi için her zaman dezavantaj olduğunu dile getiriyor.

"Bu sıfata sahip olduğum için çevremdeki insanlar beni hiç bir zaman tanımaya çalışmadı" diyor ve ekliyor:

ÜNLÜ BİR ANNENİN KIZI OLMAK ASLINDA BİR DEZAVANTAJDI...
"Emel Müftüoğlu'nun kızı olmak hayatımda hiç bir zaman avantaj sağlamadı. Öğretmenim bana yüksek not mu verecekti, şarkıcı annem var diye?

Tam tersi, beni kimse anlamaya, tanımaya çalışmadı.

Aslında çok arkadaş canlısıyım. Hiç içine kapanık biri olmadım. Aşırı sıcakkanlıyım, gülmeyi, güldürmeyi ve eğlenmeyi severim. Ama bu özelliklerimi hiç görmediler. Bir de kendimi çok çabuk anlatıyorum. O yüzden, sonradan üzülmemek için, çok az insanla görüşüyorum."

10 YIL ÖNCE İLK DÜET
Çağrı, annesiyle beraber 10 yıl önce mikrafon başına geçmiş. Harun Kolçak'ın bestesi olan "Kal Benimle" şarkısında birlikte düet yapmışlar. Stüdyoya girmişler, bir kez okumuşlar. Hatta arada bir kaç telaffuz hataları da olmuş ama duygusunu bozmamak için ikinci kez tekrarı olmamış ve o haliyle müzikseverlerin beğenisine sunulmuş.

"Bu kez kendi albümü için düşünür müsün?" diyorum, "Kendimi kanıtladıktan sonra annemle her projede seve seve olurum tabii ama şu an değil. Çağrı Müftüoğlu'ndan çok ismimle anılmak istiyorum. Bu nedenle albümde dahi soyadımı kullanmadım." diyor.

TELEVİZYON PROGRAMLARINA ASLA ÇIKMAM
Onu, herhangi bir televizyon ya da magazin programında görebilirim diyorsanız, yanılıyorsunuz. Çünkü kendine göre bazı prensipler edinmiş. İşte onlardan biri de bu:

"Televizyon programlarına çıkmıyorum. Bunun çok fazla sebebi var ama en önemlisi kendimi rahat hissetmiyor olmam. Fazlasıyla özel hayatı irdeliyorlar. Bundan çok rahatsız oluyorum. Kişiliğim gereği, kendimi ait hissetmediğim yerde olmak istemiyorum.

GEZEGEN MEHMET'İN PROGRAMINA ÇIKACAĞIM
Bir tek önümüzdeki günlerde Kral TV'de yayınlanan Mehmet'in Gezegeni programına çıkacağım."

Gezegen Mehmet'in, Çağrı'nın hayatındaki yeri ise apayrı...

"Onun ötesinde fikirlerine çok saygı duyduğum ve değer verdiğim bir adam. Hatta ikinci klibin fikrini o verdi bana. İlk klibi az önce söylediğim gibi sandalda çekmiştik. Diğerini nasıl çekelim, nasıl yapalım diye düşünürken, ikisini bağlayalım diye bir öneri sundu bize. Onu dinledik, çok da güzel oldu. İkinci klibin başında sandaldan inip, bir arabaya bindim.

ANNE - KIZDAN ÇOK, İKİ SIRDAŞ GİBİ
Emel Hanım, 19 yaşındaymış Çağrı'yı dünyaya getirdiğinde. Bu nedenle anne - kız ilişkisinden öte çok dostane bir yakınlaşma var aralarında.

"Annem ve babam benim çok yakın iki arkadaşım. Her özelimi çok rahatlıkla paylaşabiliyorum. Çok yakınım ikisine de... Onlarla gerçekten gurur duyuyorum."

Hepimiz çok iyi biliyoruz; aile ilişkisi, çocuğun gelişiminde çok önemli rol oynar. Sağlam temeller üzerine kurulu, karşılıklı sevgi, saygı ve güvenin oluştuğu aileler kolay kolay zarar görmüyorlar. Tek sorun, ergenlik döneminde çocuğu anlayabilmek. Değişen duygularına, ne istediğine kulak vermek.

Peki bu güzel kızımız, bu hassas dönemi nasıl atlattı?

DEPRESYONA DA GİRDİM AMA ASLA İLAÇLARA SARILMADIM
"Her ailede yaşandığı gibi ergenlik döneminde ufak tefek sıkıntılarımız oldu tabii. Çok hassas bir dönem. En ufak bir şey dahi çok ciddi bir sorun olarak geliyordu. Asla atlatamayacağımı düşünüyordum. Neye, nasıl tepki vereceğimi bilmiyordum. İnsan psikolojisi... Ama bu dönemi rahatlıkla atlatmada insanın kendisini tanıması, ne istediğini bilmesi, kendisi ile barışık olması çok önemli. Bunun için de zaman gerek.

Depresyona da girdim ama asla ilaçlara sarılmadım. Herkesin, her şeyi beyninde bitirdiğine inanıyorum. Eğer ben kendi derdimi çözemiyorsam, kimse çözemez.

Ben üstesinden gelebileceğime inanmadıktan sonra, bütün gün ağlayıp anlatsam neye yarar ki!

Arkadaşlarım, mutsuz oldukları dönemde evden çıkmazlardı mesela. Ne zaman sorsam uyurlardı. Bu durum çok garip gelirdi bana. Normalde canım sıkkın olsa bile uyumam. Ama öyle bir şey oldu ki; ben de ilk defa hayatımda 2 günü uyuyarak geçirdim.

Güldüğüm olay, başıma geldi anlayacağın. Bir daha da büyük konuşmuyorum.

SADECE HUZUR İSTİYORUM
Hayatımda artık sadece huzur istiyorum. Depresif olaylardan ve insanlardan uzak durmak istiyorum. Hayat çok kısa çünkü, üç günlük dünyada kendimi heba edip yaşamak istemiyorum."

Derin konulardan bahsetmişken, birden gözleri doluyor ve anneannesini kaybettiği dönemi anlatıyor:

ÖLÜM HABERİ İLE ÇOK YIKILDIM
"Çok yakın bir zamanda anneannemi kaybettim. Annem devamlı çalıştığı için beni o büyüttü. Hatta beraber yatıyorduk, yanımda kalp krizi geçirdi. Şok geçirdim adeta. Üç gün hastanede, başında bekledim. Tekrar kriz geçirdi ve ben yine oradaydım. Ölüm haberi ile çok yıkıldım. Canım gitmişti... Kimseyi üzmek istemediğim için bir damla göz yaşım akmadı. İki - üç boyunca öylece sabit oturdum. Yalnız kaldığımda ağlayabiliyordum.

İnsanın çok sevdiği birisini kaybetmesi gerçekten çok acı bir şey." 

Eskilerden konuşurken gayet güçlü görünüyor. Eskiler dedim, çünkü 1,5 yıl önce aşk defterini de kapatmış.

"Eğer aklıma ve kalbime uygun birisini bulursam asla ayrılmam" diyor.

Bakın Çağrı'nın kalbini çalacak kişi nasıl olmalı?

ŞU AN KALBİ BOŞ AMA...
"Herkesin beklentisi farklı. Düzgün ve dürüst biriyle ölene kadar huzurlu bir yaşam sürmek istiyorum. Birisine aşıkken, başka birisine bakmam zaten. Sadakat ve bağlılık çok önemli benim için. Ama şu an karşıma çıkan öyle bir erkek yok."

GÜNDELİK HAYATTA NASIL?
Gece hayatı yok... Kıyafetten makyaja kadar abartı olan her şeyden uzak ve oldukça sade... Onu herhangi bir magazin programında görmeniz falan da imkansız. "Bana göre değil" diyor... Tek zaafı yemekler... Tatlılara ve hamur işlerine çok düşkün... Hatta konuşurken bir de en güzel yaptığı yemeğin tarifini veriyor.

GÜNDE 6,5 KİLOMETRE KOŞUYORUM: Her sabah 6,5 kilometre koşuyorum. Aslında spor yapmayı çok sevmiyorum ama mecburum. İnanır mısın, her bir dakika bir yıl gibi geliyor bana. O bir saat geçmek bilmiyor. Ama koştuğum sürece istediğim şeyleri yiyebiliyorum. Normalde diyet uyguluyorum. Meyve - sebze ağırlıklı besleniyorum. Sadece haftada bir gün serbest günüm. Ama iki günde bir tatlı ile ödüllendiriyorum kendimi. Çok seviyorum ne yapayım, vazgeçemiyorum... Günlük hayatta gayet normalim ama ekran önü, olduğumdan fazla gösteriyor.

TOPUKLU AYAKKABI, MİNİ ETEK, DEKOLTE GİYMEM: Normal hayatta makyaj yapmam. İşte ekranda rahat edebilmemin sebebi de bu, kendim gibi olmam... İlk klibimde sade beyaz bir elbise giydim, saçım doğaldı, makyajım yok denecek kadar hafifti. Çok rahattım. Eğer bana mini etek, topuklu ayakkabı dekolteli kıyafetler giydirselerdi, elim - ayağımı nereye koyacağımı bilemezdim. Rahat edemiyorum o tarz kıyafetlerle. Mesela, topuklu ayakkabılarla yürüyemiyorum. Evde çalıyorum ama çok zor, başaramıyorum.

KİŞİSEL BAKIM GEREKTİREN HER ŞEYİ KENDİM YAPARIM: Cildim çok kuru. Onun için düzenli olarak nemlendirici bir krem kullanıyorum. Onun haricinde yüz bakımı, manikür gibi kişisel bakımımı kendim yapıyorum. Saçım zaten kendi rengi. Ona da kendim şekil veriyorum. Kuaföre gitmeyi çok sevmiyorum.

BAR ORTAMLARINI HİÇ SEVMEM: Gece hayatım hiç yok. Bar ortamlarını falan hiç sevmem zaten. Akşam dışarı çıkacaksam, ya bir yemeğe ya da sinemaya giderim. O nedenle magazin kameralarının beni yakalayabilmesi gibi bir olayım hiç yok. Erkek arkadaşım da yok yakalanayım... Zaten normal bir erkek arkadaşımla dahi çıkıp gezmiyorum.

KONU YEMEK OLUNCA DAYANAMAM: Yemeklerle aram çok fazla iyi. Hem yemeyi hem de yapmayı çok seviyorum. Türk mutfağında çok başarılıyım. Pastam ve lazanyam ise herkes tarafından çok beğenilen iki seçenek. Hatta size bir de lazanya tarifi vereyim.

Şöye ki; lazanyanın hamurunu hazır alıyorum ama beşamel sosunu kendim hazırlıyorum. Önce kıyma, domates, salça, soğan ve defne yaprağını kavuruyorum. Başka bir tencerede un, süt ve yağdan oluşan sosu hazırlıyorum. Hamurları, yumuşayıncaya kadar kaynar suda bekletiyorum. Sonra fırınlayacağım kaba alıyorum. Üzerine sırasıyla, hazırladığım kıymalı karışımı, beşamel sosu ve bol kaşar koyuyorum. Bir kat daha hamur ve sos karşımı tekrarlıyorum ve fırına veriyorum. Çok lezzetli ve yapması çok pratik."

Hazır, konu yemeklerden açıldı. İşte bu tatlı sürprizin de tam sırası...

Önce "Rejimdeyim, yiyemem" dedi. Sonra bir dilim aldı. Ve sonra bir dilim daha...

"Hem dondurma, hem pasta... İlk defa tadıyorum. Görünüşü kadar tadı da nefis..."

Böyle bir pastaya kim hayır diyebilir ki?