NTV

Cennet cehennem

Türkiye

Dünya nüfusu 2045 yılında dokuz milyara ulaşma yolunda ilerlerken, Afrika'nın bu köşesi önümüzdeki on yıllarda yaşanabilecekleri gözler önüne seriyor.

Bu rift yağışlar, derin göller, volkanik toprak ve biyolojik çeşitlilik açısından çok zengin. Aynı zamanda yeryüzünün en yoğun nüfuslu yerlerinden biri. Toprak ve kaynaklar için insanlarla hayvanlar arasında süren amansız çekişme burada tarifi imkânsız bir şiddet doğurdu. Bu çatışmayı sonlandırmanın bir yolu var mı? Ve gelecekte burada yaban hayata yer kalacak mı

Mwami kral gibi yaşadığı günleri anımsıyor. Kararları mutlak, gücü tartışmasızdı. 1954 yılından beri, aynen daha önce babası ve büyükbabasının da yaptığı gibi, Kongo Demokratik Cumhuriyeti'nin (KDC) doğusunda, kırsal bir alan olan Masisi Bölgesi'ndeki Bashali şefliğinin liderliğini yürütüyordu. Adı Sylvestre Bashali Mokoto olmasına rağmen diğer şefler ona doyen, yani büyük üstat diye hitap ediyordu. Yetişkinlik yıllarının büyük bölümünde kendi bölgesine yeni insanların gelmesine tanıklık etti. Ona besi hayvanları ve çeşitli hediyeler getirdiler. O da karşılığında toprağı uygun gördüğü şekilde paylaştırdı.

Şu anda sefil bir barakada, kirli bir kanepenin üzerinde oturuyor. Güneyde, Masisi'ye arabayla birkaç saat uzaklıkta bir Kongo kenti olan Goma'da. Toprakları on yılı aşkın süredir çoğunlukla dünyanın geri kalanı tarafından görmezden gelinen bir insanlık krizinin merkezi. Doğu Kongo şimdi, kendilerine ait olduğunu iddia ettikleri topraklar için savaşan Tutsi, Hutu ve Hundeler'le, burayı zorla ele geçirmeye çalışan milislerle, daha az kalabalık çayırların peşindeki sığır yetiştiricileriyle, Doğu Afrika'daki verimli ve aşırı nüfuslu bölgenin dört bir yanından akın eden ve başlarını sokacak bir yer, herhangi bir yer arayan mülteci gruplarıyla dolu. Birkaç yıl önce bir isyancı ordu üyesi mwaminin 80 hektarlık arazisine el koyarak, onu öldürülmekten korkar -ve aşağılanmış- bir halde Goma'daki bu kulübeye sığınmaya zorlamış.

Kent adeta bir yaban arısı kovanını andırıyor. Yirmi yıl gibi kısa bir süre önce Goma'nın nüfusu 50 bin civarındaydı. Bugünse bu sayının en az 20 katına ulaşmış. Üniformalarını kuşanmış silahlı erkekler bakımsız, karanlık sokaklarda hiç kimseye hesap vermeden kol geziyor. Şehri çevreleyen ormanlardan kent pazarlarına, bisikletlerinin veya motor benzeri ahşap chukudularının üzerinde, haftanın her günü 24 saat boyunca muazzam büyüklükte kömür çuvalları taşıyan insan selleri akıyor. Kentin kuzey ucunda, en son 2002 yılında patlayan ve lavlarıyla Goma'nın ticari merkezini yok eden Nyiragongo volkanı fokurduyor. Güney ucunda ise gümüşi rengiyle Kivu Gölü uzanıyor. Burası karbondioksit ve metan gazıyla öylesine dolu ki, bilim insanları bir gün gölde Goma ve çevresindeki herkesi öldürecek bir gaz patlaması olacağını tahmin ediyor.

Çok daha düşük imtiyazlı birçok insan gibi mwami de seçeneklerini tüketmiş. Bakışlarında krallara özgü bir uzaklık var. Ancak kol düğmelerine ve özenle düzeltilmiş ak sakalına rağmen burada, Goma'da o artık bir şef değil. O sadece Sylvestre Mokoto. Elinde dağıtacak toprağı olmadan bu yaban arısı kovanına sürüklenmiş bir adam. Batı'dan gelen gazeteci konuğu olarak elimde ona verecek hediyeler değil, sadece küçük düşürücü sorular var. "Evet, tabii ki gücüm büyük ölçüde etkilendi," diye kızıyor bana mwami. "Diğerleri isteklerini ellerindeki silahlarla dayattıklarında benim yapabileceğim hiçbir şey kalmıyor."

Doğu Afrika'nın bu köşesinde mwamilerin hâkimiyeti sona ermiş.

Bölge son 20-30 yıl içinde akla hayale sığmayacak şiddet olaylarına sahne oldu: Kuzey Uganda'da on binlerce öldürme ve kaçırma olayı yaşandı, Ruanda ve Burundi'deki soykırımlarda bir milyondan fazla kişi katledildi. Ardından, doğu Kongo'da yaşanan iki savaştan sonuncusu olan ve çok sayıda komşu ülkenin karışması nedeniyle Büyük Afrika Savaşı olarak bilinen çatışmalar, çoğu hastalık ve açlık yüzünden olmak üzere beş milyondan fazla insanın ölümüne yol açtı. İkinci Dünya Savaşı'ndan bu yana meydana gelen en kanlı savaştı bu. Tek bir ülkede başlayan silahlı çatışmalar sınırların ötesine sıçradı ve her biri Afrika'nın bu en zengin topraklarının kaynakları ve iktidar peşinde olan, karman çorman kısa isimli çeşitli isyancı grupları (LRA, FDLR, CNDP, RCD, AFDL, MLC... Liste uzayıp gidiyor) destekleyen bölge hükümetleriyle, aracılı bir savaşa dönüştü.

Burada yaşanan ve kanunların esamisinin okunmadığı doğu Kongo'da (2009 barış anlaşmasına rağmen) devam eden bu korkunç vahşeti kelimelere dökmek çok zor. Ancak coğrafyanın önemli bir rol oynadığına kuşku yok. Uganda, KDC, Ruanda, Burundi ve Tanzanya arasındaki sınırları görmezden geldiğinizde bu farklı politik yapıları biraraya getiren şeyin ne olduğunu anlıyorsunuz: Yer değiştiren tektonik levhaların şiddetli gücüyle şekillenen topraklar. Doğu Afrika Rift Sistemi, Afrika boynuzunu iki parçaya ayırıyor (batıdaki Nübye levhası doğudaki Somali levhasından ayrılıyor) ve oradan da Uganda'nın iki tarafından çatallanarak aşağıya doğru iniyor.

Batıdaki rift, Virunga ve Rwenzori dağ sıralarını ve derin çöküntü alanının suyla dolduğu Afrika'nın Büyük Göller'inden birçoğunu içinde barındırıyor. Dağlık ormanlar, karlı doruklar, bozkırlar, bir dizi göl ve sulak alanlardan oluşan 1480 kilometre uzunluğunda jeolojik bir hat olan Albertine Rift Vadisi (adını Albert Gölü'nden alıyor) goril, okapi, aslan, suaygırı, fil, düzinelerce nadir kuş ve balık türüyle Afrika kıtasının en bereketli ve en yüksek biyolojik çeşitliliğini barındırıyor. Ayrıca altın ve kalaydan mikroçip yapımında kullanılan koltana kadar bol miktarda madene de sahip.

Devamını National Geographic Türkiye'nin Kasım 2011 sayısında okuyabilirsiniz.