NTV

CHP lideri Kılıçdaroğlu: Fiili durumu niye yasal hale getirelim?

ntv.com.tr

Türkiye

MHP lideri Devlet Bahçeli'nin başkanlık sistemi açıklamalarıyla ilgili konuşan CHP Genel Bakanı Kemal Kılıçdaroğlu, "Fiili durumu niye yasal hale getirelim?" diye konuştu.

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, partisinin TBMM Grup Toplantısı’nda konuştu.

Kılıçdaroğlu’nun açıklamalarından öne çıkanlar şöyle;

Darbe sonrası darbe fırsatçılığı yapıp, 'sendikaya üye oldular' diye öğretmenlerin görevine son verilmesini asla ve asla kabul etmiyoruz. Sendikaya üye olmak anayasal bir haktır. Bu kurumlara üye olmak devlet memurluğundan atılmanın gerekçesi olamaz. O nedenle biz, açığa alınan ve görevden atılan bütün öğretmenlerin yanındayız. Sonuna kadar sizlerin haklarını savunacağız.

Ama öğretmen var, öğretmen var. Burdur'da bir öğretmen ‘Bir kadın evinden süslenip çıkıp evine dönene kadar kaç erkeğin şehvetini tahrik etmişse o kadar erkekle zina yapmış gibidir’ mesajını paylaştı. Olmayan bir hadis üzerinden Sevgili Peygamberimizi istismar eden bu adamın öğretmen olmaması lazım. Ne yaptılar; vekildi, asil olarak tayin ettiler. Buradan Milli Eğitim Bakanı'na seslenmek isterim: Kendisine sonsuz saygım var ama ne olur bu tür insanları milli eğitim camiasında barındırmayın. Ben her insanın inancına, yaşam tarzına saygılıyım ama birisinin sevgili Peygamberimizi istismar etmesine tahammül edemem.

"ÇAĞDAŞ UYGARLIKTAN ANLADIKLARI ORTAÇAĞDIR"

Eğitim sistemi çökmüş vaziyette. Hiçbir anne-baba çocuğunun eğitiminden memnun değil. Veliler ve çocukları okullarına sahip çıkmak için eylem yapıyor. Bunların çağdaş uygarlıktan anladıkları Ortaçağ'dır. Yapabilirler mi? Buna asla izin vermeyeceğiz.

‘Mağdur varsa millettir’ diyorlar. Ben de milletten söz ediyorum zaten. Bütün mağdurlara sahip çıkacağız. Örnek vereceğim, öğretmeni öğretmenlikten atıyorsunuz. Lojmandan da atıyorsunuz. Bu öğretmen, çoluk çoçuğunun geçimini sağlamak için Bursa'nın Kestel pazarında sivri biber satıyor, ne yapacak Belediye zabıtası tezgahı kaldırıyor, 'sen biber satamazsın FETÖ'cüsün' diye. İnsanda biraz vicdan olur. 'Bir kişi suç işledi diye bütün aileyi açlığa mahkum etmek hangi dinde hangi kitapta var Çıkıp birisi bana açıklasın. Şanlıurfa’da kocasını hapse atıyorlar, eşini de işten atıyorlar. Darbe fırsatçılığı yapıyorlar, bunun farkındayız.

"ÜÇ KEZ VURUNCA GELECEK RUH"

Mağduriyet var. Darbe fırsatçılığı yapılıyor, bunun farkındayız ama bütün mağdurlara sahip çıkmak da bizim insani görevimiz. Ben bunları söyleyince üzülüyorlar. 'Vay efendim bunları niye söylüyorsunuz siz.' 'Efendim bir ruh vardı.' Üç kez vurunca gelecek olan ruh. Neymiş, Yenikapı ruhu varmış. Yenikapı'da 'insanlar mağdur edilecek' diye bir görüş birliği mi sağlandı? Böyle bir şey olmadı. Bir insanı aile boyu açlığa mahkum etmek, hangi vicdanda var? 

"BİRİSİ ASIL, BİRİSİ GÖLGE"

Annelerin çocukları işsiz, bunların konuşulmasını istemiyorlar ama ben istiyorum. Her annenin derdine derman olmak benim görevim. Ekonomi iyi gitmiyor. Çünkü kimin devleti yönettiği belli değil. Bir cumhurbaşkanı, iki başbakan var. Birisi asıl, birisi gölge. Cumhurbaşkanı, başbakan, bunların arasında hiçbir uyum yok. Kimin ne yaptığı, söylediği belli değil.

Daha doğrusu Türkiye yönetilmiyor. Hep diyorlar ya üst akıl. Öyle anlaşılıyor ki bunlar değil, Türkiye'yi başka bir akıl yönetiyor. Bunlar ortalıkta geziyor.

"HALKIN ÇIKARLARINA AYKIRI OLAN HER ŞEYE KARŞIYIM"

Osman Gazi Köprüsü yaptılar eyvallah, çok mutluyuz. Hiçbir şikayetimiz yok. Devlet bu köprüyü yapan firmalara garanti verdi; 'yılda 40 bin araç geçecek, geçmese de ben 40 bin araç üzerinden yılda 511 milyon dolar para vereceğim size' diye garanti verdi. Yani köprü 1,5 yılda kendi maliyetini kurtarıyor. Geriye kalan 17 yılda 27 milyar lira, eski parayla 27 katrilyon lira parayı bu firmalar kazanacak. Kim ödeyecek bunu? Buradaki gariban vatandaşlar. Şimdi ben esnaf, sanayici kardeşime soruyorum; bir yatırıp bin kazandıran model size hiç sunuldu mu? Hangi anlayıştır bu? Ben bunu söyleyince koro halinde 'Efendim Kılıçdaroğlu köprüye karşı.' Hayır, ben köprüye karşı değilim, halkın sömürülmesine karşıyım.

Milletin sırtından hesap kitap yapıyorlar. Bu parayı o yüzden 'biz ödeyeceğiz' diyorlar. 'Vatandaş buradan geçmese de ben ödeyeceğim.' Bu köprünün adı Deli Dumrul köprüsü, geçsen de geçmesen de parayı vatandaştan alacaklar. Yine diyecekler 'Kılıçdaroğlu bu köprüye karşı, bu CHP var ya bu CHP...' CHP iyi şeylere karşı değil, halkın çıkarlarına aykırı olan her şeye karşı.

"KAPI GİBİ İMZA"

Hepimiz imza attık. Bakın altını çizdiğimiz bir şey var, 'demokratik parlamenter sistemi yıllar içinde geliştirmiş' diyor. Yani demokratik parlamenter sisteme sahip çıkan bir TBMM var. Şimdi ben Sayın Meclis Başkanı'na ve diğer siyasi partilerin liderlerine, 'imzanızı inkar mı ediyorsunuz, imzanıza sahip mi çıkıyorsunuz?' sorusunu sormak zorundayım.

'İmzama sahip çıkmıyorum' diyorsanız, demokratik parlamenter sisteme de sahip çıkacaksınız. 'İmzama sahip çıkmıyorum, demokratik parlamenter sistem kalkabilir' diyorsanız o zaman siz başkaları tarafından teslim alınmışsınız demektir. Başkalarının teslim aldığı bir kişi Türkiye'ye demokrasiyi getiremez. Dolayısıyla bu imzayı attık, şimdi bu imzalar unutulmuş. 'Yenikapı' diyorlar. Yenikapı'da bir imza yok ki. İmza bu. Kapı gibi imza. Üstelik bu metin BM'ye gönderildi. Bütün yabancı elçiliklere gönderildi. Gönderen hükümet. Şimdi rejimi değiştirmek için fırsat kolluyorlar, 'OHAL'le biz bu düzeni nasıl değiştiririz...' İşsizlik var, yoksulluk var, hapishanelerde binlerce insan var... Bir kişinin derdine düşmüşler, ona koltuğu nasıl hediye ederiz diyorlar.

"NİYE FİİLİ DURUMU YASAL HALE GETİRİYORUZ?"

Cumhurbaşkanı seçilen kişi, TBMM’de öngörülen yemini etmiştir. Eğer kuralın dışına çıktığı zaman, bizim görevimiz ona kuralı hatırlatmaktadır. 'Fiili durum var, bu fiili durumu yasal hale getirelim' diyorlar. Niye fiili durumu yasal hale getiriyoruz? Neden ona, 'Yasalara, Anayasa'ya uymuyorsun'diye bir hatırlatma ihtiyacı duymuyoruz? Eğer bir kişinin arzusunu yerine getireceksek o zaman bu parlamentonun iradesi ne oluyor, imzaladığımız bu metin ne oluyor? Bu metne bağlı kalmak, imzamızın arkasında durmak namuslu, ahlaklı, onurlu olmanın birinci şartı değil mi

Necmiye Alpay, Aslı Erdoğan, Altan kardeşler, Murat Aksoy, Şahin Alpay ve Ali Bulaç'a kadar bütün gazeteci, yazar, çizerler ve düşünürler serbest bırakılmalı.

BAŞBAKAN'A ÇAĞRI

Dış politikada konuşacaksa Başbakan'ın, Dışişleri Bakanı'nın konuşması lazım. Cumhurbaşkanı en son konuşacaklardan biri. Ama önce o konuşuyor. Başbakan konuşmuyor, Dışişleri Bakanı arada bir şeyler söylemeye çalışıyor. Söyledikleri birbirlerinden farklı. Bırakın Türkiye'nin ortak ses çıkarmasını, aynı iktidar ortak ses çıkarmıyor. En büyük sıkıntı da orada. Konuşmayı kim yapıyor, dış politikada hedefleri kim belirliyor, Sayın Cumhurbaşkanı. Sayın Cumhurbaşkanı'nın sorumluluğu var mı? Anayasa'ya göre, yok. Sorumluluğu olmayan biri, sorumluluk üstlenilmesi gereken bir konuda konuşabilir mi, demokrasilerde konuşamaz. Kim buna müdahale edecek? Sayın Binali Yıldırım. Sayın Yıldırım'a aynı çağrıyı bir kez daha yapıyorum, Binali Bey, lütfen koltuğunuzun hakkını koruyun, başkaları sizin yetkilerinize müdahale etmesin. Hükümet inisiyatif kullansın, konuşacaksa Hükümet konuşsun, niye başkaları konuşuyor?

'Asarım, keserim, A, B, C, Z planım var...' Seni plansız, programsız bir yere koyarlar. Dubai merkezli bir televizyona açıklama yaptı, mezhep endeksli açıklama yaptı. Kırılma orada başladı. 'Başika'da askerlerimiz var, orada olması son derece doğaldır. Sadece Başika'da asker bulundurmakla IŞİD'e karşı mücadele etmiyoruz, Irak'ın güvenliği ve toprak bütünlüğü için de oradayız.' diyebilirdi. Ama söylemedi. Niçin? Bilgi, birikim, kapasite yok.

"BENİM MİLLİYETÇİLİĞİMİ ÖĞRENMEK İSTİYORSAN..."

Şimdi kalkıp birileri bizim milliyetçiliğimizi de sorguluyor. Sen benim milliyetçiliğimi öğrenmek istiyorsan Kıbrıs'ın Beşparmak Dağları'na, Akdeniz'e bak. Sayın Bahçeli'nin, Sayın Yıldırım'a sormasını isterim, kendisine de sorabilir; Kerkük'ü siz kimlere teslim ettiniz, Kerkük'te katliamlar yapıldı, niçin sesinizi çıkarmadınız? Kerkük'e kim gitti? CHP gitti. Kerkük'e iki sefer TIR'larla yardım götürdük, hiçbir ayırım yapmadan. Kerküklülere de biz sahip çıktık. Kerkük'ü birilerine teslim edeceksin, Musul'da ağlaşacaksın 'Beni dahil etmediler' diye. Kimse kusura bakmasın ama birileri kalkıp istediği gibi eser, istediği gibi bağırıp çağırırsa kimse de onu dikkate almaz. Irak ve Suriye politikasına bakın, kaybeden bir ülke var o da Türkiye. O bölgede yaşayanlardan da kaybeden sadece Türkmenler.

"BAKAN DOĞRU SÖYLÜYOR"

Dışişleri Bakanı Lozan'da toplantıya katılıyor, çıkışta terörist El Nusra'nın Halep'ten derhal ayrılması gerektiğini açıklıyor. Cumhurbaşkanı ise bu açıklama üzerine, eğer dost olmak için IŞİD'e karşı olmak ölçüyse o zaman El Nusra ile dost olunması gerektiğini söylüyor. Kim doğruyu söylüyor? Dışişleri Bakanı doğruyu söylüyor ve onu kutluyorum. El Nusra, o bölgeden derhal çekilmelidir.

"SİYASİ İRADE" İÇİN 4 SORU

Darbe oldu, siyasi ayağını arıyoruz. Kim başbakan, kim cumhurbaşkanı olacaktı. Hayır, o sonucudur. Türkiye'yi darbeye hazırlayanlar kimlerdir, bu kadar mağdurun olmasına kimler yol açtı?

2011 Temmuz ayında genelkurmay başkanı ve dört kuvvet komutanı istifa etti. Genelkurmay başkanı mektup göndermişti. 14 general, 58 albay tutuklu oldukları için YAŞ’ta terfileri engellenmiştir. Girişimlerin dikkate alınmaması nedeniyle göreve devam etme imkanı kalmamıştır diyor. Balyoz iftirasında genelkurmay başkanı ve kuvvet komutanlarının girişimlerini dikkate almayan, tasfiyenini önünü açan yetkili makamlar kimlerdir?

Mehmet Dişli, 2011 yılında tuğgeneral olarak kıta görevine gidiyor. Buna özel bir uygulama yapıyorlar. Kıta görevinden Genelkurmay Karargahı’na alınıyorlar. Kendisi için özel bir daire kuruluyor. Daire başkanı olarak atanıyor. 2015 yılında tümgeneralliğe terfi ediliyor. Kıtaya gitmeyip, aynı dairede kalıyor. Mehmet Dişli'yi ısrarla Genelkurmay karargahında tutan, bunun için yeni daire ve rütbeler ihdas eden, darbe girişiminde Genelkurmay Karargahını içeriden teslim almasına imkan veren irade, hangi iradedir?

2013, 2014, 2015 YAŞ kararlarında albay rütbesinden general ve amiralliğe terfi eden subaylar var. 73 subayın 52’si şu anda cezaevinde. Soru şu; darbeden tutuklu albaylıktan generalliğe taşıyan irade hangi iradedir? FETÖ’cü subayların önünü açan irade hangi iradedir?

2010 YAŞ'ta, Tümgeneral Gürbüz Kaya, Tümgeneral Halil Helvacıoğlu ve Tümamiral Abdullah Gavremoğlu, bir üst rütbeye terfi ediyorlar. Ancak YAŞ kararına rağmen Cumhurbaşkanı, Başbakan ve Milli Savunma Bakanı bu üç generalin terfisini imzalamıyor. Olay tartışma konusu oluyor ve YAŞ Kanunu'nda değişiklik oluyor. 2010'da üç generalin terfisini uygulamaya koymama konusunda bu kadar kararlı duran, 2013'te bunun için ayrıca YAŞ Kanunu'nda değişiklik yapan siyasi irade, 2013, 2014, 2015 yıllarında terfi ettirilen FETÖ'cü subaylar konusunda aynı hassasiyet ve kararlılığı neden göstermemiştir? Siyasi irade nedir? Bugün OHAL'i kullanan irade işte o siyasi iradedir. Türkiye'yi adım adım darbeye taşıyan iradedir.

Buradan bu konuyu soruşturan bütün savcılara sesleniyorum; öğrencileri, öğretmenleri bırakın, eğer birini sorgulayacaksınız Türkiye'yi adım adım darbeye taşıyanları sorgulayacaksınız. Benim bu anlattıklarımda 'Şu kelime yanlıştır' diyorlarsa özür dileyeceğim. Ama doğruysa ki yüzde 100 doğru, o zaman onların vicdanlarına sesleniyorum; sizin gücünüz garibana yetiyor, kendi yanındaki adama yetmiyor. Sen Türkiye'yi bu noktaya taşıdın."

ETİKETLER