NTV

Cumhurbaşkanı Erdoğan'dan idam açıklaması

Türkiye

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Sultanbeyli'de toplu açılış töreninde konuştu. Alandakilerin "İdam" sloganları üzerine Erdoğan, ""Sayın ana muhalefet partisi lideri 'Haydi getirin idamı' diyor. Tamam. Sen idama var mısın? Önce onu söyle. Bak Sayın Bahçeli açıkladı" dedi.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Sultanbeyli'deki toplu açılış törenindeki konuşmasına, toplam bedeli 119 trilyon lira olan 23 kalem yatırımın ilçeye hayırlı olmasını dileyerek başladı.

Bu eserlerin ilçeye kazandırılmasında emeği geçen bakanlıkları, büyükşehir ve ilçe belediyesini tebrik eden Erdoğan, Sultanbeyli için çalışmaya devam edeceklerini söyledi.

"Sultanbeyli neydi ne oldu?" diyen Erdoğan, "hayır" diyenlerle değil, "evet" diyenlerle buraya gelindiğini vurgulayarak, "Az önce Büyükşehir Belediye Başkanımız metro müjdesini verdi. Bu hayır diyenlerin aklından metro geçer mi? Bunlar birinci ve ikinci köprüye 'hayır' diyenler değil miydi? Bunlar Yavuz Sultan Selim Köprüsü'ne, Marmaray'a, Avrasya Tüneli'ne 'hayır' diyenler değil mi? Bunlardan hayır çıkmaz. Onlar hayır dedikçe biz yapıyoruz. Yaptıklarımızdan dolayı da milletimiz bize dualarını yağdırıyor" dedi.

"BİZ HİÇBİR BEŞERİ GÜCÜN ÖNÜNDE EĞİLMEDİK"

Erdoğan, muasır medeniyetler seviyesinin üstüne çıkacaklarını ifade ederek, sözlerini şöyle sürdürdü:

"Biz hiçbir beşeri gücün önünde eğilmedik. Biz sadece Rabbimizin huzurunda rükuya secdeye eğiliriz, başka yok. Hizmet etmek, eser üretmek bu aziz şehrin imarına katkıda bulunmak her şeyden önce bir sevda işidir. Eğer aşkınız varsa, sevdanız varsa bu yatırımları yaparsınız. Milletine aşık olmayanın hizmette gözü olmaz. Vatandaşının derdini kendine dert edinmeyenin proje ile eser ile işi olmaz. 'Eşek ölür kalır semeri, insan ölür kalır eseri' diyor Ziya Paşa. Bizler bu gök kubbede bir hoş sada bırakmak istiyoruz. Bizler, sevgili Peygamberimizin 'İki günü birbirine eşit olan ziyandadır' diyen bir ümmetiz. Eşit olmayacak, her gün daha ileri. Bizler, halka hizmet Hakka hizmettir' diyen bir geleneğin temsilcileriyiz. İşte bu anlayışla milletimize hizmet etmeyi bir yük değil, bir vazife olarak görüyoruz. Onun için yol çıktığımızda ne dedik; 'Biz bu millete efendi olmaya değil, hizmetkar olmaya geliyoruz' dedik. Sultanbeylili kardeşlerimin şöyle gönüllerinden koparak 'Allah razı olsun' demesi bizimi için en büyük mutluluktur. Hepimiz faniyiz, ne zaman, nerede, nasıl öleceğimiz belli mi? Allah ömür verdikçe yaşayacak, vakti saati geldiğinde beka alemine göç edeceğiz. Bu dünyadan giderken işte bir kefen bezi, öyle mi? Ülkemiz, insanımız bu ümmet için yaptığımız salih ameller neyse onlarla beraber gideceğiz. 2 metreküp bir mezar gömecekler, ondan sonra da herkes çekip gidecek. Musalla taşında hoca efendi, 'Cumhurbaşkanı niyetine' demeyecek. Öyle mi? Başbakan, bakan, milletvekili, milyarder, trilyoner niyetine demeyecek.Ya? Er kişi niyetine diyecek. Hatun kişi niyetine diyecek. Namazı kılacak, gidecekler."

"BİZE GURUR, KİBİR YAKIŞMAZ BİZE TEVAZU YAKIŞIR"

Erdoğan, 1994'te milletin kendilerini bu aziz şehrin, İstanbul'un belediye başkanlığına layık gördüğünde, bu anlayış ile göreve başladıklarını belirterek, 2001'de AK Parti'yi kurduklarında da yine bu şuurla hareket ettiklerini söyledi.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, 12 yıl boyunca bu ülkeye Başbakan olarak hizmet etmenin lütfedildiğini aktararak, "2,5 yıl da Cumhurbaşkanı olarak hizmet etmeyi lütfetti. Kararlılıkla ve tevazuyla çalışıyoruz. Bize gurur, kibir yakışmaz, bize tevazu yakışır. Sizler eser siyaseti ile laf siyasetinin ne demek olduğunu gayet iyi biliyorsunuz. Sultanbeyli, Türkiye'nin bütün engellemelere ve zorluklara rağmen 14 yıldır yazdığı başarı hikayesinin en yakın şahididir. Sultanbeyli dışlanmayı, ötelenmeyi,kendi öz yurdunda parya muamelesi görmeyi iyi bilir. Sultanbeyli'ye neler yapmadılar ki, nasıl zulmetmediler ki, attılar kenara, ötelediler. Gazetelerde ne haberler çıktı Sultanbeyli ile ilgili. Niye? Çünkü Sultanbeyli kararlı ve inançlıydı, vatanını seviyordu, milletini seviyordu. Ama onlar benim Sultanbeyli kardeşime, 'göbeğini kaşıyan adam' diye bakıyorlardı. Sandıktaki oya gelince 'onların oyu ile bizim oyumuz aynı değil' diye bakıyorlardı.Sultanbeyli onlara demokrasi dersini sandıkta en güzel şekilde veriyordu. 28 Şubat zihniyetinin bu ülkede neler yaptığını, Sultanbeyli'de neler yaptığını, bu ülkenin mütedeyyin insanlarına nasıl tehdit olarak yaklaştığını sizler iliklerinize kadar yaşadınız. Bunu gayet iyi bilirim ama ana muhalefetin başındaki bilmez" şeklinde konuştu.

"MEDYA PATRONLARININ SİYASETÇİLERE AYAR VERDİĞİ BİR TÜRKİYE MANZARASI İLE KARŞI KARŞIYAYDIK"

Sultanbeyli'deki cami sayısını okul sayısı ile karşılaştıran, insanları kılık kıyafetiyle yargılayan, Kuran kurslarını tehlike olarak gören bir anlayış olduğunu ifade eden Erdoğan, şunları kaydetti:

"Ekonominin çöktüğü, sermayenin devlet içindeki karanlık güçlerin ülke yönetimine ortak olduğu bir ülkede yaşıyorduk. Manşetlerle hükümetlerin düşürüldüğü, medya patronlarının siyasetçilere ayar verdiği bir Türkiye manzarası ile karşı karşıyaydık. Her zaman ifade ediyorum; biz, sözümüzü bu güne kadar hep milletimize söyledik. Bugün de öyle yapıyoruz yarın da öyle yapacağız. 16 Nisan halk oylaması konusunda da diyeceğimiz ne varsa hepsini milletimize söylüyoruz, 'evet' çağrısında bulunuyoruz. Ancak bir süredir dikkatimi çekiyor. Ana muhalefetin başındaki zat ve aynı minvalde hayır kampanyası yürütenler öyle bir yalan yanlış iftira bataklığına saplanmış durumdalar ki, hallerine acımamak elde değil.Çok uzun zaman önce tüm siyasi hayatı yalan ve iftira üzerine kurulu olan bu zatı muhatap almama kararı vermiştim. 15 Temmuz darbesi sonrası belki hakikatleri görmüştür, yüreğinin bir köşesine ülkesi ve milleti için ufak da olsa bir kıpırtı başlamıştır ümidiyle kendisi konusundaki rezervlerimizi askıya aldık. Onun için kendisini 7 Ağustos'ta Yenikapı buluşmasına davet ettim. Benim davetime olumsuz cevap verdi. Sonra birileri kendisini baskıya aldı ve son anda Yenikapı'ya katıldı ve Yenikapı bulaşması aslında bir kardeşlik buluşmasıydı. Bunu arzu etmiştik fakat o bunu anlayamamıştı. O buluşmayı ne yazık ki tekrar tersine çevirdi. Fakat biz yolumuza Sayın Bahçeli ile devam ettik. Bana göre şu anda Tayyip Erdoğan olarak ve AK Parti Genel Başkanı olarak, Milliyetçi Hareket Partisi Başkanı Sayın Bahçeli olarak şu andaki duruşumuz bir 15 Temmuz öncesi bir de 15 Temmuz sonrası bir duruştur. Neden, çünkü ülkemizi bölmek parçalamak isteyenlere karşı bir buluşmadır bu."

İDAM AÇIKLAMASI

Alandakilerin "İdam" sloganları üzerine Erdoğan, şu karşılığı verdi:

"Bakın bu konuda benim kanaatim belli, Sayın Bahçeli’nin kanaati belli. Ben Sayın Başbakan'ın kanaatinin de farklı olduğu düşüncesinde değilim. Fakat bu anayasa değişikliği isteyen bir karar. Şimdi bugün sabah yaptığı konuşmasında sayın ana muhalefet partisi lideri 'Haydi getirin idamı' diyor. Tamam. Sen idama var mısın? Önce onu söyle. Bak Sayın Bahçeli açıkladı. Ben Sayın Başbakan'ın da farklı düşündüğünü zannetmiyorum. Çünkü görüşmelerim var kendisiyle. Peki sen Kılıçdaroğlu böyle bir şeye var mısın? Allah'ın izniyle 16 Nisan'daki 'evet' aynı zamanda bunun parlamentoya gelmesi demek demektir. O zaman ana muhalefetin başındaki zatın ne yapacağını göreceğiz."

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu'nun kendi sesinden "Yeni modeli kurduk. Başbakan da başkası oldu. Cumhurbaşkanı başka bir partinin genel başkanı, başbakan da başka bir partinin genel başkanı. Asıl kavga o zaman çıkacak" sözleri vatandaşlara dinletilirken, Erdoğan, "İşte bu dersini çalışmayan çocuklar var ya. Bir oku, bir oku" dedi.

Artık başbakan ve cumhurbaşkanının olmayacağını, cumhurbaşkanıyla başbakan birleşip sadece bir cumhurbaşkanı olacağını dile getiren Erdoğan, şöyle devam etti:

"Okumamış ve şimdi 'hayır' denmesi için çalışıyor. Hakkıdır tabii çalışacak. Çünkü parlamentoda onun için çalıştı ama her iş gibi bunun da bir namusu var, ahlakı var, haysiyeti var. Eğer siz anayasa değişikliğinde olmayan şeyleri varmış gibi anlatırsanız, kusura bakmasın ne namusunuz kalır, ne ahlakınız kalır, ne haysiyetimiz kalır. Ana muhalefetin başındaki zat işte tam da öyle yapıyor. Şahsen bu iddialara yanıt vermeyi zul addettiğim için kendisini kale almıyorum. Biz kendisini muhatap almadıkça baktı ki o yalanın, iftiranın çıtasını yükseltiyor. Daha da ilginci karşısına gelenler onu alkışlıyor. Millet de bu hezeyanlara inanıyor. Onun için burada ana muhalefetin başındaki zatın iddialarını şöyle tek tek cevaplandıracağım"

"KÜLLİYEN YALAN, KÜLLİYEN YANLIŞ"

Cumhurbaşkanı Erdoğan, Kemal Kılıçdaroğlu'nun, İstanbul'da Karadenizli STK üyeleriyle yaptığı kahvaltıdaki konuşmasını da eleştirerek, şunları söyledi:

"Bu sabah bir kahvaltı yapmış. Benim Karadenizli STK'lı hemşerilerime bu kahvaltıda hitap ediyor. Ne diyor bu zat kardeşlerim? 'Taraflı cumhurbaşkanı istemiyoruz'. Ben de soruyorum? Türkiye'de ne zaman tarafsız bir cumhurbaşkanı olmuş ki? Sezer mi tarafsızdı? Demirel mi tarafsızdı? Özal mı tarafsızdı? Bir insanın zikri varsa, fikri varsa, bir tarafı da vardır. Üstelik ben hatırlayın, bu göreve gelirken tarafsız olmayacağımı peşinen ilan etmiştim. Hatırlayın. Ne demiştim? 'Ben milletimden yana olacağım' demiştim. Hatırlıyorsunuz değil mi? İşte şimdi de cumhurbaşkanı olarak yine milletinden yanayım ve bu millet için nefesimin sonuna kadar her şeyimi vermeye devam edeceğim. Evet, 2014 Ağustos ayından beri milletimden yana olarak taraf görevimi yürüttüm. Onların rahatsızlığını sebebi bizim taraflı veya tarafsız olmamız değil. Onların rahatsızlığı bizim vesayetin bekçiliği yerine milletimizin temsilciliğini yapıyor olmamızdan kaynaklanıyor.

Diyor ki 'Anayasa Mahkemesinin, Hakimler ve Savcılar Kurulunun üyelerini cumhurbaşkanı seçecek. Yargı cumhurbaşkanının emrine girecek.' Külliyen yalan, külliyen yanlış. Yüksek yargı konusunda mevcut sistem aynen devam ediyor. Sayın Kılıçdaroğlu bunu da bir öğreniver. Birileri anlatsın sana. Bilmiyorsan ben kendi hukukçu danışmanlarımı gönderebilirim. Yargıtay ile ilgili bir değişiklik var mı? Yok. Danıştay ile ilgili bir değişiklik var mı? Yok. Anayasa Mahkemesi yerinde mi? Sadece askeri mahkemeler kapatıldığı için buradan gelen üyeler çıkıyor ki şu anda 2 üye var. Süreleri dolduğu anda onlar çıkacak ve sayı 15'e iniyor. Üyelerin 3’ünü meclis atıyor, kalanını cumhurbaşkanı seçiyordu. Yine aynı şekilde bu devam ediyor. Hakimler ve Savcılar Kurulunda bir değişikliğe gidildi. Onun da sebebi kurulun üyeleriyle ilgili seçim sisteminin yargıda çok ciddi bir rahatsızlığa ve kamplaşmaya yol açmasıdır. Hakimlerimizin ve savcılarımızın talebiyle kurulun üye seçim sistemi değişti. Üye sayısı azaltıldı ve bu sayı şimdi yeni sistemde 4 üyeyi cumhurbaşkanı, 7 üyeyi parlamento atayacak ve burada da 5’te 3 çoğunlukla Meclis bunları seçecek. Böylece yargının demokratik meşruiyeti güçleniyor."

"VALİLER ŞU ANDA 'EVET' İÇİN ÇALIŞIYORMUŞ"

Kılıçdaroğlu'nun "Yeni sistemde her yere siyaset girecek" sözlerinin de doğru olmadığını ifade eden Erdoğan, "Çok çirkin bir şey söylüyor. Neymiş? Valiler şu anda 'evet' için çalışıyormuş. Kaymakamlar 'evet' için çalışıyormuş. İmamlar, müezzinler, müftüler 'evet' için çalışıyormuş. Bir defa bu ifadelerin valilere hakarettir. Kaymakamlarımıza, imamlarımıza, müezzinlerimize, diyanet teşkilatımıza hakarettir. Haddini bil. Bu sana yakışır. Çünkü sen şu anda Kandil’de 'hayır' diyenlerle berabersin. Onlar şu anda silah tehdidi ile 'hayır' dedirtmenin gayreti içerisinde. Sen onlarla berabersin. Sen önce bunun cevabını ver" diye konuştu.

Kemal Kılıçdaroğlu'nun "Adliyeye siyaset girecek" dediğini aktaran Erdoğan, şöyle konuştu:

"Hakimlerimize ve savcılarımıza hakaret ediyorsun. Bu ülkede kışlaya siyaset gireceğini söylüyorsun. Sen tepeden tırnağa tüm Türk Silahlı Kuvvetlerimizi hakaretle zan altına sokuyorsun. Bu ülkede camiye siyaset gireceğini söylemek... Bu da ayrı bir hakaret. Ben burada başka bir şey söylemek istemem. Cami cemaatine hakarettir. Cami cemaatini bırak da hür olarak iradesini ortaya koysun. Bu zat hem bunca yalanı söylüyor, hem de çıkıp 'Biz hiç kimseyle kavga etmek istemiyoruz' diye adeta üzerine tüy dikiyor. Diyor ki, 'Bir kişi Meclisi seçime götürebilir.' Yalan. Meclis ve cumhurbaşkanı arasında kriz çıkıp ülke tıkanıklık yaşamasın diye diye emniyet supabı olarak her iki organın seçiminin birlikte yapılması şartı getiriliyor. Yani ne cumhurbaşkanı kendini bir kenarda tutup Meclisi feshedebilir. Ne de Meclis kendisini bir kenarda tutup cumhurbaşkanını düşürebilir? Hangisi talep ederse etsin, 2 seçim birlikte yapılacak."

Erdoğan, CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu'nun iddialarına değindi.

"Bir iddiası var. Benim ilkokula başlamamış torunuma anlatsa, gülmekten katılır. O derece saçma, o derece tutarsız, o derece kendi ülkesine ve milletine güvensizlik içeriyor" diye konuşan Erdoğan, sözlerini şöyle sürdürdü:

"Diyor ki; 'Bir devlet, bir kişiyi ikna ettiğinde 24 saatte hatta 12 saatte Türkiye Cumhuriyetini ele geçirir. Bu ne biçim bir saçmalıktır? Bu adam ne diyor? Hangi devlet kimi ikna edecek? 24 saatte, 12 saatte nasıl ele geçirecek? Bunu denemediler mi? Denediler. 15 Temmuz'da denediler. 15 Temmuz FETÖ ihanet çetesi mensupları aracılığıyla Türkiye'yi ele geçirmeye teşebbüs ettiler. Peki ne oldu? Cumhurbaşkanımız Marmaris'ten Facetime ile ülkesine, milletine çağrısını yaptı, Başbakan çağrısını yaptı.

Benim sevgili milletim, inançlı milletim meydanlara döküldü mü? Bütün havaalanlarına döküldü mü? Hani 'ele geçirecek' diyor ya zavallı Kılıçdaroğlu. Sende o aşk yok, sende o inanç yok, sende o ruh yok. Sen o gece havalimanında kaçamak turlar atıyordun. Ama benim milletim havaalanında Cumhurbaşkanını bekliyordu. Cumhurbaşkanı da o akşam her türlü tehdide rağmen geldi ve halkının arasına karıştı."

"MECLİS YERİNDE, KAPATILMA DİYE BİR ŞEY YOK"

Cumhurbaşkanı Erdoğan, İstiklal Marşı'nın "Arkadaş yurduma alçakları uğratma sakın/ Siper et gövdeni dursun bu hayasızca akın / Doğacaktır sana vadettiği günler hakkın / Kim bilir belki yarın belki yarından da yakın" mısralarını okuyarak, şöyle konuştu:

"Çünkü şehadetten daha ilerisi olur mu? O olacaktı işte. Onlar bombaları yağdırıyor. Ama benim o sevgili şehitlerim o bombaların karşısında kelime-i şehadet getiriyor, üstüne gidiyor. Tankların altına yatıyordu. Benim hanım kardeşlerim kaçmadılar. Onlar tankların altında ezildi, param parça oldu. Ey Kılıçdaroğlu, sen hangi ülkenin öyle düşürülmesinden bahsediyorsun? Bu millet öyle zannettiğin bir millet değil. Bu millet farklı. Milletimiz Cumhurbaşkanıyla, hükümetiyle el ele vererek darbecilerin karşısına aslanlar gibi dikildi. Gün ağarmadan işgalcileri yenilgiye uğrattı. Benim vatandaşlarımın elinde ağır silahlar yoktu. Benim vatandaşlarımın elinde sadece bu asil bayrağımız vardı ve bir de kelime-i şehadetle, imanla, demokrasiye olan inancıyla bu işin üzerine gitmesi vardı. Ancak tabii ana muhalefetin başındaki zat ne yazık ki birçok şeyin hala farkında değil. Atatürk Havalimanı'nda kalıp da milletimizle birlikte darbecilere karşı direnmek yerine güvenli bir yere kaçmayı tercih ettiği için bu durumun farkında olmamış olabilir.

Buradan kendisine sesleniyorum; siz hiç merak etmeyin. Öyle bir teşebbüs ortaya çıktığında milletimiz ne yapacağını gayet iyi biliyor. Tutturmuş bir rejim değişikliğidir diye gidiyor. Neymiş? Bütün yetkiler tek kişiye verilmiş. Evet, yürütme yetkileri tek kişiye verilerek icraatların süratli ve etkin bir şekilde gerçekleştirilmesinin önü açılıyor. Fakat yasama organı olan meclis, yetkileri daha da güçlendirilmiş olarak yerinde duruyor. Diyor ki; 'meclis kapatılıyor'. Böyle bir yalan olabilir mi? Meclis yerinde, kapatılma diye bir şey yok. Tam aksine."

"YALAN SÖYLEMEK BUNLARIN KARAKTERİ HALİNE GELMİŞ"

Yeni sistemde Cumhurbaşkanı ve kabinesinin, bütçe dışında kanun yapma yetkisinin bulunmadığını anlatan Erdoğan, kanun yapma yetkisinin milletvekillerinin olduğunu aktardı.

Bağımsızlığının yanına tarafsızlığı da eklenerek güçlendirilmiş yargının da yerinde durduğunu ifade eden Erdoğan, "Öyleyse nasıl devlet tek kişinin eline teslim edilmiş oluyor. Dedim ya yalan söylemek bunların karakteri haline gelmiş.'141 yıllık parlamento geleneğimiz var' diyor. Şimdi bu sözü duyan da sanır ki 16 Nisan'dan sonra meclis kapanıyor. Alakası yok. İnşallah daha yüzlerce yıl meclisimiz görevini sürdürecek. Sadece hükümet artık meclisten çıkmayacak onun yerine Cumhurbaşkanı tarafından dışarıdan atanacak. Bir de diyor ki '16 Nisan'dan sonra Cumhurbaşkanının istifasını istemeyeceğiz'. Cumhurbaşkanını siz mi seçtiniz ki istifasını istemeye hakkınız olsun? Cumhurbaşkanını 5 yıllığına kim seçiyor? Millet seçiyor. 5 yıl sonra millet getirdiği Cumhurbaşkanını aynen ne yapar? Götürür. Bu durumun hala farkında değil ya da içlerine sindiremediler" diye konuştu.

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu'nun söylemlerine değinen Erdoğan, şunları kaydetti:

"Bu zat maalesef utanmadan, sıkılmadan, arlanmadan çıkıp; 'Ülkede cumhurbaşkanı var, meclis var, başbakan var, bakanlar var, bürokrasi var, işler tıkır tıkır yürüyor. Kaos niye çıksın?' diyor. Bu ülkede 2007 yılında Cumhurbaşkanı seçtirmemek için meclisi tıkayan, sokakta gösteri yapan siz değil miydiniz? Rektörleri sokaklarda yürütenler siz değil miydiniz? Yargı mensuplarına, talimat almak üzere kışlaya gönderen siz değil miydiniz? Bu ülkede meclisi çalıştırmamak için her türlü rezilliği, kepazeliği sergileyen siz değil miydiniz? Bu ülkede hükümeti, bakanları çalıştırmamak için ha bire gensoru veren siz değil miydiniz? Bu ülkede kendi zihniyetinizdeki Cumhurbaşkanı aracılığıyla bürokratların atanmasını engelleyen siz değil miydiniz? Ülkemizde son 14 yılda ne yapılmışsa, asla bunlarla birlikte değil, bunlara rağmen yapılmıştır."

Kendilerinden önceki koalisyon dönemlerinin her birinin kaos dönemi olduğunu ifade eden Erdoğan, "Türkiye'nin bundan sonra koalisyonlarla yönetilmeyeceğinin garantisi mi var? 7 Haziran seçimlerinden sonra kaos tüccarlarının nasıl ağızlarından salyalar akıtarak meydanlara çıktığını görmedik mi? Bu hakikatler ortadayken, Allah aşkına siz neyin davasını güdüyorsunuz? Bu zat güya mevcut sistemi savunurken, içindeki asıl duyguları da ele vermekten geri kalmıyor. Diyor ki; 'Duyarlı noktaları devletin, duyarlı kurumları, bürokratları vardı. Onlar yanlışları engellerdi.'. Ben size bunun tercümesini yapayım. Bu ifadeyle aslında 'Millet yüzde 50 ile de bir partiye yetki verse, bizim sistem içindeki etkimiz gücü onlara bırakmaz, ipleri elimizde tutmaya devam ederiz.' diyor" ifadesini kullandı.

"YAPMADIK KEPAZELİK BIRAKMADINIZ"

Erdoğan, 1950'de Adnan Menderes'in iktidara geldiğini hatırlatarak, sözlerine şöyle devam etti:

"Menderes'e 1960'a kadar ancak tahammül ettiler sonra darağacına götürdüler. 1970'li yıllar boyunca Türkiye başını terörden, anarşiden, ekonomik krizlerden alamadığı için hükümeti kim kurarsa kursun ipler hep bunların elindeydi .1990'lı yıllar boyunca da seçimden 4'üncü, 5'inci parti bile çıksalar, bir şekilde ülke yönetimi teslim alabiliyordu. AK Parti'nin 14 yıllık iktidarı boyunca kimi zaman Cumhurbaşkanı kimi zaman Anayasa Mahkemesi kimi zaman Yargıtay, Danıştay, kimi zaman bürokratik oligarşi marifetiyle etkinliklerini hep sürdürdüler. Şimdi de diyorlar ki; 'Sistem değişmesin, böyle devam etsin, ileride yine ipleri elimize alabilelim.' Yok öyle yağma. Ekmeden biçme devri bitti. Bundan sonra milletin yüzde 50 artı birin teveccühünü kazanmadan, kimsenin gizli veya açık şekilde iktidara gelme imkanı yoktur. Bütün bunların üstüne çıkıp bir de 'biz milletimize güveniyoruz' demezler mi? Madem millete güveniyorsun, öyleyse niye bu anayasa değişikliğini meclisten çıkarmamak için tekme tokat şişeleri fırlatmak... Yapmadık kepazelik bırakmadınız ya."

Erdoğan, Kemal Kılıçdaroğlu'nun, "18 yaşı kendi çocukları için getirdiler. Böylece hem ömür boyu askerlikten muaf olacaklar hem de iki yıl milletvekilliği yapıp 10 bin lira emekli maaşı alacaklar" dediğini aktararak, "Şimdi bu yalanın neresinden düzeltmeye başlasak bilmiyorum. Bunu her gittiğiniz yerde anlatın, her şeyden önce ülkemizde daha önce 30 olan bizim 25'e düşürdüğümüz milletvekilliği nasıl tüm vatandaşlarımız için bir haksa 18 yaş da tüm gençlerimiz için bir haktır." değerlendirmesini yaptı.

Burada meselenin 18 yaşta olmadığını, 18-25 arasındaki milyonlarca gençten bahsettiklerini anlatan Erdoğan, "Askerlik dediği hadise sadece erkekler içindir değil mi? Ama burada kızlar için bir sorun zaten yok. Kızlarımızın da bu şansı var. Ayrıca askerliğini yapmamış milletvekili kaç tane çıkabilir. Diyelim ki 3 tane çıktı, 5 tane çıktı, hadi 10 tane çıktı. Mecliste yapılan vazife, askerlikten daha mı az kıymetli. İnsan böyle bir konuyu mevzu etmeye utanır" ifadesini kullandı.

Geçmişte polisleri de askerlik hizmetinden muaf tuttuklarını anımsatan Erdoğan, şöyle konuştu:

"Emeklilik meselesinde de yalan söylüyor. Bahsettiği iki yıl. Zaten emekli olarak milletvekili seçilenler veya milletvekili iken emekliliğini dolduranlar için doldurmayanlar için değil. Diyelim ki 22 yaşında, 23 yaşında milletvekili olan birisi nasıl emekli olacak biliyor musunuz? Herhangi bir vatandaşımız nasıl emekli oluyorsa o da öyle olacak. Milletvekili olmak ona emeklilik hakkını kazandırmıyor. Milletvekili iken primini Meclis ödüyor, milletvekilliğinden sonra primini kendisi ödemeye devam edecek yaş sınırını bekleyecek ondan sonra da emekli olacak. Ben bugüne kadar Mecliste görev yapmakla 40 yıl sonrasının emekliliği arasında ilişki kuran bir tek ana muhalefetin başındaki zatı gördüm. Daha önce AK Parti gençlik kollarında görev yapan daha sonra milletvekili olarak Mecliste bulunan, hala da Cumhurbaşkanlığında birlikte olduğumuz bir arkadaşım, bu tartışmalara aslında en güzel cevabı verdi. Konyalı bir bakkalın çocuğu olarak hayata başlayan AK Parti'nin gençlik kollarında görevler üstlenen bu arkadaşımız, 28 yaşında milletvekili olarak Mecliste yer almıştır. Demek ki yeni sistemde Mecliste şunun ya da bunun çocuğu değil, milletin evlatları girecek."

Kılıçdaroğlu'nun, "Cumhurbaşkanının istediği kadar yardımcı ve bakan atayabildiğini ve bu görevlere akrabalarını, askerlik arkadaşını atayabildiğini" söylediğine dikkati çeken Erdoğan, "Bunlar, devlet yönetmeyi misket oynamayla karıştırıyor. 4 yılı aşkın süre İstanbul Büyükşehir Belediyesini yönettim, 12 yıla yakın Başbakanlık, 2,5 yıldır da Cumhurbaşkanıyım. Hepsinde de Türkiye'nin en nitelikli, en kaliteli kadrolarıyla çalıştım, çalıştırıyorum. Sen Sosyal Sigortalar Kurumunda genel müdürlük yaptın, batırdın, bitirdin. Senin görev yaptığın zamanlarda o kurumda nice maalesef sağlam girip yaralı çıkanlar oldu ve rahmetli Savaş Ay'ın programını izleyenleriniz bilir. Ay'ın programında cevap vermekten aciz duruma düşmüştü. Sen busun. Hijyen diye bir şey bunun ruhunda yok" diye konuştu.

"BİZ 'EMANETİ EHLİNE VERİNİZ' EMRİNE UYGUN ÇALIŞIYORUZ"

Recep Tayyip Erdoğan, bu sağlam kadroyla yürüttükleri bu çalışmalarla ülkeyi bu günlere getirdiklerini belirterek, yarın milletin kendilerine yine görev vermesi halinde cumhurbaşkanı olarak ehliyeti, liyakati, adaleti, istişareyi en öne çıkardıklarını söyledi.

Çalışmalarında istişare, adalet ve ehliyet, liyakatin şart olduğunu vurgulayan Erdoğan, "Esasen bu göreve kim gelirse gelsin aynı şekilde hareket etmelidir. Çünkü millete verdiğimiz sözler var. Bunları hayata geçirmek için yetişmiş kadrolarla çalışmak zorundasınız. Anlaşılan o ki amcaoğluyla askerlik arkadaşıyla iş yapma tarzı, bize bu ithamları yönetenlerin tarzıdır. Biz 'emaneti ehline veriniz' emrine uygun bir şekilde çalışıyoruz" dedi.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, Kemal Kılıçdaroğlu'nun, "Cumhurbaşkanı muhtarlıkları kaldırıp Türkiye'yi bölgelere ayırabilir" dediğine vurgu yaparak, şöyle devam etti:

"Sorsan bu zat üniversite mezunu. Halbuki üniversitelerde, özellikle sosyal bilimler alanındaki tüm bölümlerde hukukun temel kavramları diye bir ders var. Orada der ki , 'anayasa ile düzenlenen hususlar yasayla yasayla düzenlenen unsurlar diğer alt işlemlerle düzenlenemez.' Türkiye'nin yönetim yapısı ve elbette muhtarlıklar, anayasayla düzenlenmiştir. Dolayısıyla cumhurbaşkanlığı kararnamesiyle bu konularda herhangi bir işlem yapmak mümkün değildir. Bu yetki, sadece Meclise aittir. Bir de diline dolamış 'tek adam', Tek adam dediğiniz başarısız olduğu halde yerinde kalan adamdır. Eğer ülkemizde tek adam arayacaksak bu olsa olsa 7 seçim kaybettiği halde hala bulunduğu partinin o koltuğunda oturan kişidir."

"EVETLERLE SANDIKLARI PATLATACAĞIZ"

Erdoğan, Batı'da bir iki seçim kaybeden liderlerin istifa ettiğini belirterek, konuşmasını şöyle sürdürdü:

"Ana muhalefetin başı böyle bir şey yapıyor mu? Yapmaz, yapamaz. Bir kez daha ifade etmek istiyorum. Bu zırvalara cevap vermeyi kendime zul addediyorum ama cevap vermedikçe kendisini haklı zannediyor. Bu zatın maalesef ona inananların hali de bizi üzüyor. Onun için bugün burada şöyle derli toplu bir şekilde meseleyi anlatalım istedik. Eski Türkiye sevdalıları istemese de biz yolumuza devam edeceğiz. Pazartesi akşamı ATV-A Haber'de 19.30'de bir ortak yayına gireceğim ve bu ortak yayında bunları etraflıca anlatacağım. Sizleri de izlemeye davet ediyorum. Ana muhalefetin halkımızı kutuplaştırmasına birbirine düşürmesine asla izin vermeyeceğiz. Hakir görerek 'göbeğini kaşıyan adam, makarnacı, kömürcü' dedikleri Anadolu insanı, aklını çelmek için maske takanların oyununa itibar edilmeyecektir. 16 Nisan büyük Türkiye'nin, güçlü Türkiye'nin müjdecisi olacaktır. 16 Nisan günü bayram havasında gidecek inşallah 'evet'lerle sandıkları patlatacağız."

Sadece Sultanbeyli ve İstanbul'dan değil, tüm Türkiye'den "evet" beklediklerini anlatan Erdoğan, AK Parti Genel Başkanı Binali Yıldırım ve MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli'ye parlamentodaki duruşları dolayısıyla şahsı ve millet adına teşekkür etti.

Erdoğan, "Gerek AK Parti'ye gerek MHP'ye gönül veren kardeşlerime, gerek CHP'ye gerek HDP'ye gerek Saadet'e gerek Büyük Birlik Partisi'ne gönül veren kardeşlerime de sesleniyorum; Gelin bu reform paketine desteğinizi esirgemeyin" dedi.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, daha sonra meydandakilerle, "Beraber yürüdük biz bu yollarda/Beraber ıslandık yağan yağmurda/Şimdi dinlediğim tüm şarkılarda/Bana her şey sizi hatırlatıyor/ Bana her şey sizi hatırlatıyor/ Bana her şey Sultanbeyli'yi hatırlatıyor/Bana her şey İstanbul'u hatırlatıyor" dizelerini okudu.

ETİKETLER