NTV

Erdoğan: Yeni sistemin temel mantığı güven ve istikrardır

ntv.com.tr,Anadolu Ajansı

Türkiye

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, 16 Nisan'da referandum sunulacak anayasa değişikliği ile ilgili olarak "Yeni yönetim sisteminin temel mantığı güven ve istikrardır" dedi.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Türkiye Müteahhitler Birliği tarafından düzenlenen "Yurtdışı Müteahhitlik Hizmetleri Ödül Töreni"nde konuşma yaptı.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, şu ifadeleri kullandı:

"15 Temmuz bir kez daha göstermiştir ki öldürmeyen her darbe güçlendirir. Türkiye, dimdik ayakta durarak göğüslediği tüm saldırılardan, krizlerden, kaoslardan, darbelerden güçlenerek çıkmayı başarmış bir ülkedir.

Bizim kitabımızda geriye gitmek yoktur, ileriye, daima ileriye, bunu da kararlı bir şekilde yol almak suretiyle sürdürmek zorundayız. Milletimize sözümüz var, inşallah Türkiye'yi muasır medeniyetler seviyesine çıkaracağız.

Milletimizin verdiği destek sayesinde önümüze çıkan tüm engelleri birer birer aştık, işte bugünlere ulaştık. Suriye ve Irak merkezli olarak bölgemizde yaşanan kriz sadece bizim için değil, dünyanın tamamı için de sürdürülebilir değildir. Burada fitili ateşlenen sorunların çok kısa bir sürede kana ve ateşe boğulacağının örneklerini Avrupa'da, Amerika'da meydana gelen terör eylemleriyle görmeye başladık. Dikenli tel örgülerin ve yüksek sınır duvarlarının arkasında huzur aranamayacağına maalesef birçok kez şahit olduk. Bölgemizde yaşanan krizi çözmenin yolu topyekun tecrit değildir. Çözüm buradaki insanların siyasi ve ekonomik bakımdan geleceklerini güvence altına alacak yöntemleri devreye sokmaktır.

Dünya, Suriye ve Irak krizinde kötü bir sınav verdi. Buradan alınan dersler ışığında öncelikle çatışmaları durduracak, ardından da bölgenin tarihi, kültürel, inanç, mezhep, meşrep dengelerine uygun bir çözümün hayata geçirileceğine inanıyorum. Türkiye bu yöndeki çabalara her türlü desteği vermektedir, vermeyi de sürdürecektir

Millet olarak bizim de geçmişimizden aldığımız dersler ışığında kendimize daha güçlü, daha büyük, daha müreffeh bir gelecek inşa etmek için çalışmamız gerekiyor. Siyasette, ekonomide, sosyal hayatta yaşanan değişimin ülkenin yönetim sisteminden uzak kalması mümkün müdür? Türkiye, çok partili hayata geçtiğinden beri cumhurbaşkanlığı seçimden koalisyonlara her alanda sürekli bir kriz hali içinde yaşamak zorunda kalmıştır. Bu kırılgan ortamın ürünü olan istikrarsızlık hepimizin şikayetçi olduğu bürokratik oligarşinin, vesayet sisteminin en büyük kuvvet kaynağıdır. Gayrimeşru güç odakları mevcut sistem içindeki bu çatlaklardan sızarak nüfuz kazanmışlardır. Her kim ki Türkiye'nin bu şekilde yoluna devam etmesi gerektiğini söylüyorsa emin olun o kişi ya geçmişten bihaberdir ya da varlığını eski köhne sisteme borçludur.

Bugünden geriye baktığımızda ülkemizin ne tür badirelerden, ne tür operasyonlardan geçerek bu aşamaya vardığını ne yazık ki bazen unutabiliyoruz. Halbuki bu noktaya durduk yere gelmedik. Türkiye, yasama, yürütme ve yargı güçleri arasındaki çekişmelerden, yetki karmaşalarından çok büyük zararlar görmüştür. Darbelerin, muhtıraların yol açtığı siyasi kaoslar, ekonomik krizler ülkemize fevkalade ağır bir maliyet yüklemiştir. Şu anda bakıyorum ne diyorlar biliyor musunuz '16 Nisan'la birlikte artık Türkiye'de yasama organı yok' diyorlar. Dürüst olun. Siyaset eğer dürüst yapılırsa, millet sizi bir yerlere getirir. Eğer siyaseti dürüst yapmazsanız, sittinsene yine aynı yerde oturmaya devam edersiniz. Nerede yasama organı kalkıyor, böyle bir şey mi var Yürütme, doğrudur, sadece cumhurbaşkanlığı hükümet sisteminde toplanıyor. Yani başkanda toplanıyor. Yargı aynı şekilde konumunu yine koruyor. Yani yasama var, yürütme var, yargı var. Bunların hiçbirisinin ortadan kalkması diye bir şey söz konusu değil. Şu gerçeği görmemiz lazım. Sadece cumhurbaşkanı-başbakan kavgaları dahi sistemi sorgulamak için yeterlidir.

Türkiye, yasama, yürütme ve yargı güçleri arasındaki çekişmelerden, yetki karmaşalarından çok büyük zararlar görmüştür. Darbelerin, muhtıraların yol açtığı siyasi kaoslar, ekonomik krizler ülkemize fevkalade ağır bir maliyet yüklemiştir.

Bu ülkede bunu gördük mü, gördük, Sayın Sezer, Sayın Ecevit. Bunlar dünya görüşleri olarak da birbirlerine yakın insanlardı. Belki de tıpa tıp aynıydılar. Ama rahmetli Ecevit'in yüzüne Anayasa kitapçığı fırlatıldı mı, fırlatıldı. Ertesi gün bir anda döviz malum. Bunu görmeyecek miyiz, bunu bir kenara bırakabilir miyiz? Rahmetli Özal, rahmetli Demirel. Bunların birbirlerine nasıl girdiğini ve Sayın Özal'a Demirel'in söylediklerini herhalde hafızayı beşer şöyle bir hatırlayıversin. Bunları yaşadık mı bu ülkede, yaşadık. Bunlar aslında ta üniversiteden itibaren de çok iyi arkadaş olmalarına rağmen, o denli hakaretlere Sayın Özal maruz kalmıştır. Bunları gördük. Biz bunları görmek istemiyoruz bu ülkede. Biz diyoruz ki 'Bir olacağız, beraber olacağız, iri olacağız, diri olacağız, kardeş olacağız, hep birlikte Türkiye olacağız.' Bunun başka çıkışı yok.

"DÜRÜST OLUN"

Şu anda bakıyorum ne diyorlar biliyor musunuz? '16 Nisan'la birlikte artık Türkiye'de yasama organı yok' diyorlar. Dürüst olun. Siyaset eğer dürüst yapılırsa, millet sizi bir yerlere getirir. Eğer siyaseti dürüst yapmazsanız sittinsene yine aynı yerde oturmaya devam edersiniz.

"GEÇMİŞTEKİ BU KAVGALARI GÖRMEK İSTEMİYORUZ"

Yürütme başkanda toplanıyor. Yargı konumunu koruyor. Yasama, yürütme ve yargı var. Bunların kalkması söz konusu değildir. Sadece Cumhurbaşkanı ve Başbakanın kavgaları bile bu sistemi sorgulamak içen yeterlidir. Sayın Sezer, Sayın Ecevit. Bunlar dünya görüşü olarak birbirine yakınlardı. Ecevit’in yüzüne anayasa kitapçığı fırlatıldı. Bunu bir tarafa bırakabilir miyiz? Demirel’in Özal’ın nasıl birbirine girdiklerini biliyoruz. Bunları yaşadık mı, yaşadık. Teknik Üniversite’den arkadaş olmalarına rağmen Özal ağır hakaretlere maruz kalmıştır. Biz bunları görmek istemiyoruz.

Anayasa Komisyonunda masaların üzerinde nasıl uçuşulduğunu, pet şişelerin nasıl fırlatıldığını gördünüz. Genel Kurulda aman Yarabbi bacak ısırmadan tut, burun kırmaya varıncaya kadar bunları da gördük. Öbür sistemde bu olmaz mı? Olsa dahi asgariye düşer. Şu anda iyi olmaz, çünkü aradaki birçok şey artık ortadan kalkıyor.

"ONU NEREDEN BİLİYORSUN, BİR DE BİZE SOR"

On yıldır işlerin yürüdüğü ve bir sorun olmadığını söylüyorlar. Onu sen biliyorsun, bir de bize sor? Nerede? On yıldır sorun çıkmadan yürümesinin kerameti sistemde değil. Aynı siyasi ekolden gelen, aynı ideallere sahip, birbirlerini yakından tanıyan insanlar bu makamlarda olduğu için sorun çıkmadı. Bizde önce sen kalkacaksın Dışişleri Bakanı'nı cumhurbaşkanı yapacaksın, böyle bir şey oldu mu? Böyle bir şey Türkiye Cumhuriyeti'nin tarihinde var mı? Ben Dışişleri Bakanı olan arkadaşımı, arkadaşlarımızla değerlendirmelerimizi yaptık ve Cumhurbaşkanlığı makamına getirdik. Ondan sonra da gayet uyumlu bir şekilde yürüdük. Şu anda da Başbakanımızla, başbakanlarımızla uyumlu bir şekilde süreci işletiyoruz. Sistemden kaynaklanmıyor. Aynı ekolden gelen insanlar olduğumuz için gürültü, patırtı kopmuyor. Ben söylüyorum, önceki Sayın Cumhurbaşkanı ile bu noktada sıkıntılar yaşadık, gürültü patırtı olmadıysa o da bizim sabrımızdan kaynaklanmıştır. Çünkü 'devletin tepesinde kavga gürültü olmaz' diye inandık, sabrettik ve sabırla hamdolsun işi bu noktaya kadar getirdik. Yarın öbür gün, farklı iddiaları ve hedefleri olan kişiler bu makamlara geldiğinde mevcut durumla seyredin gümbürtüyü.

"KANDİL 'HAYIR' DİYOR"

Ortada bir "evet" bir de "hayır" şeklinde iki saf olduğunu dile getiren Erdoğan, "Kandil ne diyor? Gelin 'hayır'da buluşalım diyor. Kim bunlar? Bunlar ülkemizi şu anda parçalamak, bölmek isteyen ve kan gölüne ülkemizi çevirmenin gayreti içerisinde olanlar. 40 yıldır bu ülke bunlarla mücadele ediyor mu? Ediyor. Şu anda bunların çağrısı nereye? 'Hayır' oyuna. Kişi sevdikleri ile beraberdir bunu unutmayın.

"REJİM DEĞİŞİKLİYLE ALAKASI YOK"

Gerek AK Parti gerek MHP tabanı gerek Cumhuriyet Halk Partisi tabanı, oraya gönül vermiş olanlar ve hatta HDP'ye gönül vermiş olan tüm vatandaşlarıma sesleniyorum; gelin bu büyük tarihi reformda bir konsolidasyona gidelim ve böylece 16 Nisan'da birliği, beraberliği, bütünlüğüyle güçlü bir Türkiye'nin, lider bir Türkiye'nin, müreffeh bir Türkiye'nin sistem noktasında temel taşlarını yerli yerine koyalım. Bunun rejim değişikliyle yakından uzaktan alakası yok. Muhalefet insanımızın kafasını karıştırmaya uğraşıyor.

Her şey ortada. Anayasa değişikliği toplam 18 maddeden oluşuyor. Tüm vatandaşlarımdan ricam bu 18 maddeyi ellerine alıp teker teker okumalarıdır. Milletvekili sayısının 550'den, 600'e çıkması mı? Türkiye'ye zararlı? Daha düne kadar parlamento çift kamaralı olduğu zaman senato ve milletvekili kaç kişi vardı 600 kişi vardı. Şimdi yine 600 kişi oluyor. Aynı şekilde değiştirilemez maddelerle ilgili bu 18 maddenin içinde böyle bir şey mi var? Hayır. Bu da yok. Muhalefetin ifade ettiği hususlarla, hakikatlerin ne kadar farklı olduğu ortaya çıkacaktır.

"SİSTEMİN TEMEL MANTIĞI GÜVEN VE İSTİKRARDIR"

Ne diyorlar? 'Ya çocuklara mı bırakacağız parlamentoyu?' Şu anda dünyada 57 ülkede gelişmiş ülkeler ciddiyetle bu işin içinde yer alıyor. Seçme ve seçilme yaşı 18'dir. Ben birçok ülkede 25 yaşında bakanlar tanıdım. Sizler iş adamı olarak belki birçoğunuzun CEO'ları 25-30 yaşında. Bütün mesele ne O insanın yetişmiş, kabiliyetli olmasıdır. Birçoklarınız genç evlatlarınızı, 30 yaşında, gelip şirketinizin en önemli noktalarına getiriyorsunuz. Bütün mesele onun yetişmiş olmasıdır. Ecdadımız Fatih 21 yaşında bir çağı kapadı, bir çağı açtı. Bu millet şimdi siyasi ufku 18'i seçme ve seçilme yaptığı zaman ne yapacaktır? Geniş tutacaktır ve gençlerimizle bu noktada çok daha kısa sürede mesafe almayı yaşayarak ortaya koyacaktır.

Yeni yönetim sisteminin temel mantığı güven ve istikrardır. Güven, istikrar olmadan kalkınma olmaz.

"MİLLET GENSORU VERİR, GÜVENOYLAMASI YAPAR"

Seçimlerde milletimizden yetki alan cumhurbaşkanı ve Meclis 5 yıl süreyle ülkeyi yönetecektir. Bu zaten var, şu anda belediyeler biliyorsunuz 5 yılda bir... Aslında biz de 5 yılda birdik ama o zamanlar muhalefette olan bir grup, bunun 4 yıla indirilmesini söyledi. Biz de cumhurbaşkanlığı seçimi sağlıklı yapılsın diye bunu kabul ettik. Şu anda 5 yıl olayı zaten sorun değil. Asıl, süreci verimli hale getirmek. Burada bir şeyi daha özellikle söylemek durumundayım. Türkiye'de gensorular adeta parlamentoyu yönetilemez hale getirmiş veyahut parlamentonun işlerini ortadan kaldırmıştır. Biliyor ki bu gensorudan ben netice alamayacağım ama buna rağmen işleri güçleri yok, gensoru üretiyorlar. Yani 330-340 üyen var. Senin orada 150 tane üyen var, kalkıyorsun gensoru veriyorsun. Hem gensoru verilen meşgul ediliyor hem gensoru verenler netice alamayacaklarını bildikleri halde... İnanın gensoru verenler, parlementoda oy kullanmak için bile bulunmuyor, bunları yaşadık. Gensoru verdin, niye burada değilsin? Bunları yaşadık. Şimdi bu gensoru mekanizması kalkıyor, güvenoyu mekanizması kalkıyor. Niye? 'Gerçek gensoru, gerçek güvenoyu kime aittir, millete aittir' diyoruz. Millet, huzuruna geldiği zaman gensoruyu da verir güven oylamasını da yapar ve der ki 'Başarılısın, devam', der ki 'Başarısızsın, haydi güle güle'. Olay, bu.

Demek ki herkesin görevi bellidir. Yürütmeden sorumlu olan cumhurbaşkanı, yasama organı 600 kişiyle görevini yapacak, yargı da kendine ait görevi yapacak. Üçü de aynen çalışmasına devam edecek. Böylece, herhangi bir gücün diğeri üzerinde tahakkümü olmayacak.

Bu sistemin en büyük garantisi millet. Çünkü milletimizin yüzde 50'den fazlasının desteğini almak demek, toplumun tamamını kucaklamaya talip olmak, bunun için gereken programa, plana, projeye, çoğulcu anlayışa sahip olmak demektir.

"ADAMA DÜNYAYI DAR EDERLER"

Ülkemizde kurucusu olduğum parti yaklaşık 10 yıldır hep yüzde 45'ler, sonunda 50 düzeyinde oy aldığı için sanıyorlar ki bu oranı elde etmek kolaydır. Kendi ailesindeki 10 kişiden 5'inin desteğini alamayacak olanların yüzde 50'lik oy oranını küçümsemesi, gerçekten çok ama çok trajikomiktir.

Bu ülkede, milletimizin yarısından fazlasının desteğini almak zorunda kalan cumhurbaşkanın gözü, daima halkın üzerinde olacaktır. Çünkü, 5 yıl çok çabuk geçer. Bir sonraki seçimde milletin karşısına çıktığında yine yüzde 50'den fazla oy almak zorundadır. Bunun için de halkın çok büyük bir bölümünün beklentilerini karşılamak, gönlünü kazanmak mecburiyeti vardır. Aynı şekilde eskiden sadece 'vatana ihanet' ile suçlanabilen cumhurbaşkanı, artık yaptığı her işte Meclis ve yargı denetimine tabidir. Yani, seçim gününe kadar da cumhurbaşkanı üzerinde sıkı bir denetim söz konusudur. Böyle bir cumhurbaşkanın, millete hizmet etmek dışında bir niyete kapılması, başka bir yola teşebbüs etmesi mümkün değildir. Adama değil ülkeyi dünyayı dar ederler, dar. Kolay kolay hareket edemezsin.

Bu 5 yılı iyi değerlendirebilen bir cumhurbaşkanı gerçekten çok büyük projeleri hayata geçirebilir. Yok böyle olmaz, cumhurbaşkanı seçilen kişi milletin kendisine verdiği bu krediyi çarçur ederse öyle tekrar sandığa gittiğinde tarihe gömülür. Mesele bundan ibarettir, gerisi lafügüzaftır.

ETİKETLER