NTV

FETÖ'nün suikast timi davasında dördüncü duruşma

Anadolu Ajansı

Türkiye

Darbe teşebbüsü sırasında Cumhurbaşkanı Erdoğan'a yönelik suikast girişimi ve 2 polisin şehit edildiği saldırıya ilişkin davada, eski Kara Havacılık Komutan Vekili ve Kara Havacılık Okul Komutanı Tuğgeneral Ünsal Coşkun, eski Üsteğmen Haydar Murat Özden ile eski yarbay Hüseyin Yılmaz savunma yaptı.

Muğla'da, Fetullahçı Terör Örgütü'nün (FETÖ) darbe teşebbüsü sırasında Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'a yönelik suikast girişimi ve 2 polisin şehit edildiği saldırıya ilişkin, 3'ü firari, 43'ü tutuklu 47 sanığın yargılandığı davanın dördüncü duruşmasının ilk oturumu sona erdi.

Muğla 2. Ağır Ceza Mahkemesince adliye binasındaki salonların fiziki yetersizliği nedeniyle Muğla Ticaret ve Sanayi Odası'nın salonunda görülen duruşmaya, tutuklu sanıklar, geniş güvenlik önlemleri altında getirildi. Sanıklar, jandarma eşliğinde mahkeme salonuna alındı.

Sanıklar ve yakınları ile taraf avukatlarının hazır bulunduğu duruşmaya başlandı. Duruşmaya şehit polis memuru Nedip Cengiz Eker'in anne ve babası da katıldı.

Davanın dördüncü duruşmasında sanıkların esas hakkındaki savunmaları alınmaya başlandı.

Duruşmanın başında sanık avukatlarının çoğu, esas hakkında savunma için yeterli zaman verilmediği iddiasıyla süre talebinde bulundu. Sanıkların çoğunluğu da savunmalarının hazır olmadığını belirtti.

Mahkeme Başkanı Emirşah Baştoğ, süre talebiyle ilgili yoğun başvuru olduğunu, talepleri hafta başında değerlendireceklerini söyledi.

Yasada "İddianamenin tebliğinden sonra en az bir hafta süre verilir." hükmünün yer aldığını belirten Baştoğ, "Aralık ayında iddianamenin tebliğinden sonra 2 ay süre verdik. 'Esas hakkındaki mütalaanın ardından makul bir süre tanınır' deniliyor. Biz de 20 gün süre verdik ve bu, makul bir süredir. Savunması hazır olanlarla başlamak istiyoruz" diye konuştu.

Baştoğ, önce sanıkların, ardından avukatlarının dinleneceğini belirtti.

ÜNSAL COŞKUN SAVUNMASINI YAPTI

Savunmasının hazır olduğunu belirten dönemin Kara Havacılık Komutan Vekili ve Kara Havacılık Okul Komutanı eski tuğgeneral Ünsal Coşkun dinlendi.

Coşkun, darbe girişimi gecesi gerçekleştirdiği telefon konuşmalarının rutin faaliyetlere ilişkin olduğunu savundu.

Kara Havacılık Komutanlığının görevinin sadece helikopterleri tahsis etmek olduğunu öne süren Coşkun, şunları ifade etti:

"Yaptığımız görev neredeyse bir araç kiralama şirketininkiyle aynı. Araç kiralama firmasının sorumluluğu ne orandaysa Kara Havacılık'ın tahsisten sonraki sorumluğu o kadar. Helikopterleri verdikten sonra harekatla ilgili bir sorumluluğumuz olmaz, sadece teknik danışmanlık yaparız. Görevin hangi koşullarla yerine getirilebileceğini bildiririz ama görevin içeriğine karışmayız."

FETÖ üyesi olmadığını iddia eden Coşkun, bu suça ilişkin kendisiyle ilgili iddianamede bir şey bulunmadığını söyledi.

Coşkun, "Teşkilat dışına çıkarak bir örgüt bağlantısıyla emir vermedim" ifadelerini kullandı.

Coşkun'un, esas hakkındaki savunmasının ardından duruşmaya ara verildi.

Darbe girişimi gecesi Marmaris'te suikast timince şehit edilen polis memuru Nedip Cengiz Eker'in annesi Güzel Eker, verilen arada sanık yakınlarına, "Böyle evlat mı olur? Peşlerinde koşuyorsunuz. Benim oğlumu vurdu onlar" diyerek tepki gösterdi.

ESKİ ÜSTEĞMEN HAYDAR MURAT ÖZDEN: KULLANILDIĞIMI ANLADIM

Coşkun'un ardından helikopter ikinci pilotu eski üsteğmen Haydar Murat Özden, esas hakkındaki savunmasını yaptı. Kendi isteğiyle teslim olduğunu belirten Özden, ifadelerinde bugüne kadar hiçbir çelişki olmadığını savundu.

"Teknik donanımlara hakim ve müsait olduğum için uçuşa yardımcı pilot olarak dahil edildim" diyen Özden, birinci sicil amirince görevlendirildiğini söyledi.

Kendisini sanıkların hiçbirisinin görev için seçmediğini iddia eden Özden, "Görevlendirilmem yasal yollardan yapıldı. Tanık ifadeleri, görevin mahiyeti hakkında bir bilgim olmadığını ortaya koyuyor. Bu gibi durumlarda taşınacak kişinin önemi nedeniyle son ana kadar pilotlara bilgi verilmediğine daha önce defalarca şahit oldum. Bundan dolayı şüpheye düşmedim" diye konuştu.

Uçuştan önce rutin olarak yapılması gerekenleri yerine getirdiğini ileri süren Özden, deliller arasında bulunan, doldurduğu uçuş defterinin bunun kanıtı olduğunu savundu.

Özden, uçuş boyunca nereye gittiklerini bilmediği için tüm uçuşu birinci pilot Zeki Göçmen'in gerçekleştirdiğini öne sürerek, şunları dile getirdi:

"Birinci pilot Zeki Göçmen, Çiğli'ye varınca saat 22.30 sıralarında telefonumuzu kapatmamızı emretti. Telefonumu kısa süreliğine açtım ve beni aradıklarını anladığım eşimle, kardeşimle görüşerek iyi olduğumu söyledim. HTS kayıtlarına göre eşim ve kardeşimle toplam 31 saniye görüşmem var. 35 saniye telefonum açık kalmış. Görüşmelerden geriye kalan 4 saniyede internete girip darbe girişiminden haberdar olmam mümkün değil."

Özden, pilotlara görevle ilgili bilgi verilirken kendisinin orada bulunmadığını ileri sürerek, "Görevin kabulü ve uçuşun bütün sorumluluğu birinci pilottadır" ifadelerini kullandı.

Bodrum'daki Imsık Meydanı'na iniş yaptıktan sonra Imsık'ın komutanı Yarbay Fethi Şahbaz'ın kendisini odasına götürdüğünü belirten Özden, savunmasını şöyle sürdürdü:

"Şüphelenmeye başlamıştım. Odada televizyon açıktı. Televizyondan ülkede neler yaşandığını görünce şok oldum. Oradan uzaklaşarak saklandım. Oyuna getirildiğimi ve nefret ettiğim, beni mağdur eden bir örgüt tarafından kullanıldığımı anladım. Benden yardım istenmemesine rağmen bir daha çalıştırılmaması için 2 helikopterin bataryalarını ayırdım.

Yücel Ekizoğlu ve benim kaçmamla faaliyet başarısız oldu. Marmaris'teki ekip başarılı olsalardı bile helikopterleri çalışamaz hale getirdiğimiz için kaçamayacaklardı. Bizim çabalarımızla daha fazla polisin şehit olması önlenmiş oldu. Daha sonra Ekizoğlu ile gelen jandarmalara bir zorluk çıkarmadan teslim olduk."

FETÖ'nün üyesi değil, mağduru olduğunu iddia eden Özden, okulu birinci bitirmesine rağmen şu an firari FETÖ üyelerinin engellemeleri sonucu yükselemediğini öne sürdü.

Özden, "Darbe girişimi başarılı olsaydı takındığım tavır nedeniyle yine tutuklu yargılanıyor olacaktım. TSK'nın mutlak itaat anlayışı Ömer Halisdemir'i kahraman, benim sanık olmamı sağlamıştır" dedi.

Bunun üzerine araya giren Mahkeme Başkanı Emirşah Baştoğ, daha önce Halisdemir'in ailesinin, oğullarının isminin sanıklar tarafından kullanılmamasını istediğini hatırlatarak sanığı uyardı.

ESKİ YARBAY HÜSEYİN YILMAZ DA SAVUNMA YAPTI

Suikast girişimini planladığı belirtilen eski Tuğgeneral Gökhan Şahin Sönmezateş'e telefonla Cumhurbaşkanı'nın yerini söylediği iddiasıyla yargılanan ve üçüncü duruşma sonunda tahliyesine karar verilen ancak Akıncı Üssü davasından da yargılandığı için tutukluluğu devam eden eski yarbay Hüseyin Yılmaz da, esas hakkında savunmasını yaptı.

Yılmaz, darbe teşebbüsüne hiçbir şekilde katılmadığını iddia etti. 15 Temmuz'da oğlunun doğum günü olduğu için evlerinin bahçesinde misafirlerini ağırladıklarını belirten Yılmaz, Ayhan isimli yarbayın saat 22.00 gibi kendisini arayarak "Akıncı Üssü'ne uçuş kıyafetiyle gel" dediğini söyledi.

O dönem Hava Kuvvetleri Merkez Karargah Komutanlığında görev yaptığını anlatan Yılmaz, "Bana o gün yapılan çağrının cep telefonundan gelmesi ve uçuş tulumuyla çağrılmam beni bu durumu sorgulamaya itti. Ben ve ailem bu nedenle birçok kişiyi aradık" dedi.

"CIA" isimli telefon uygulamasının yardımıyla kendisini arayan numaranın Yarbay Ayhan Çatıkkaya'ya ait olduğunu teyit ettiğini vurgulayan Yılmaz, bunun üzerine birinci sicil amirini arayarak Akıncı'ya neden çağırdığını ve bilgisinin olup olmadığını sorduğunu ifade etti.

Komutanının da bu durumu tuhaf karşıladığını dile getiren Yılmaz, şöyle konuştu:

"Amirim bana 'Hüseyin bizim bu işten bir bilgimiz yok, git Akıncı'ya bizi de bilgilendir.' dedi. Ben de aldığım emir doğrultusunda yola çıktım. Misafirlerimle ve ailemle evden helalleşerek çıktım. Saat 23.00 civarında Akıncı Üssü'ne giriş yaptım ve gitmem istenen 143'üncü filo yerine 141'inci filoya yönlendirildim. 143'üncü filoya girdiğimde benim gibi karargahtan gelen arkadaşları gördüm. Sorduğumda aynı kişi onları da aramıştı. Standart dışı bir şey olduğunu anladım ve komutanıma kısaca rapor verdim ve derhal orayı terk etmek istedim."

Nizamiyede çatışmalar olduğu için çıkamadığına öne süren Yılmaz, "Evimden ülkemi savunmak niyetiyle çıkmışken kendi ülkemin insanına silah çeken bir yapının elemanı olmayı asla kabul edemem. Komutanımın emriyle gittiğim Akıncı Üssü'nden çıkamadım. Kendi isteğimle de 16 Temmuz'da teslim oldum" diye konuştu.

Sanık Sönmezateş'e telefonda kendini "yarbay Hüseyin" diye tanıtan kişinin kendisi olmadığın iddia eden Yılmaz, hiçbir havacı subayın kendisini bu şekilde tanıtmadığını söyledi.

Baştan beri aleyhindeki tek delilin Sönmezateş'in yaptığını iddia ettiği telefon görüşmesi olduğunu savunan Yılmaz,"Böyle bir görüşme olmadığı zaten HTS kayıtlarında ortaya çıktı. İlk günden beri tüm deliller bu işi yapanın benim olmadığımı ortaya koymuştur. Bu nedenle beratımı talep ediyorum" dedi.

Yılmaz'ın savunmasının ardından mahkemeye heyetinin ara kararını açıklayan Mahkeme Başkanı Emirşah Baştoğ, sanıkların talepleri doğrultusunda belirlenen takvime göre esas hakkındaki savunmalarının 22 Ağustos'a kadar alınmasını planladıklarını kaydetti. Baştoğ, tarih bildirmeyen sanıkların alfabetik sıraya göre savunmalarının dinleneceğini bildirdi.

Mahkeme heyeti ayrıca, savunmasını tamamlayan ve savunmasını hazırlamak için süre talep eden sanıkların duruşmadan vareste tutulmasını kararlaştırdı.

Duruşmaya yarın sabaha kadar ara verildi. Sanıklar, güvenlik önlemleri altında cezaevine gönderildi.

ETİKETLER