NTV

'IŞİD Türkiye'ye kafa tutmaktadır'

Türkiye

IŞİD tarafından Musul'da alıkonulan Türk vatandaşlarıyla ilgili konuşan MHP Lideri Bahçeli, ''IŞİD Irak'ın yanında Türkiye'ye de saldırmıştır. IŞİD Türkiye'ye kafa tutmaktadır, pazarlık yapmak peşindedir'' dedi.

MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, partisinin grup toplantısında konuştu.

MHP Lideri Bahçeli konuşmasında cumhurbaşkanlığı seçimi ve CHP'nin önerdiği çatı aday Prof. Dr. Ekmeleddin İhsanoğlu'na ilişkin değerlendirmelerde bulundu.

Seçimin krizden uzak yürütülmesi gerektiğini belirten MHP Lideri, CHP'nin önerisini parti olarak makul bulduklarını söyledi.

Devlet Bahçeli, ''Ortadoğu ve İslam ülkelerini çok iyi tanıyan, bu alanda uzmanlaşan Sayın İhsanoğlu'nun bölgesel sorunların inanılmaz oranda fazlalaştığı bir dönemde cumhurbaşkanı olması, Türkiye için bir şans olup hepimizi sevindirecektir" dedi.

MHP Lideri Bahçeli'nin gündeminde Musul'da IŞİD tarafından alıkonulan Türkler de vardı.

Bahçeli'nin konuşmasından öne çıkan satır başları şöyle:

''Günlerdir Irak’ta patlayan etnik ve mezhep volkanını konuşuyor, Irak Şam İslam Devleti isimli örgütün istilasını izliyoruz. Bu komşu ülkenin 20 Mart 2003 tarihinde ABD’nin önderliğindeki koalisyon güçleri tarafından işgaliyle başlayan süreç Büyük Ortadoğu Projesi’nin ve ABD çıkarlarının öngördüğü sonuca doğru hızla ilerlemektedir. Irak sancılı ve kanlı bir parçalanmayla karşı karşıyadır.

Irak barış ve istikrarını tümüyle kaybetmenin sınır hattındadır. Ve Irak kardeşin kardeşe ölüm yağdırdığı, kardeşin kardeşe silah çektiği cehennem vadisine hapsolmuştur. IŞİD örgütü; Milattan Sonra 4. Yüzyıl’dan itibaren Avrupa’yı akın akın istila eden Barbar Kavimlerden öz itibariyle farksızdır. Bu defa da komşu coğrafyalar selefi ve vehhabi gelenekten gelen, El Kaide’nin kuluçkasından çıkan radikal ve acımasız bir terör örgütünün saldırılarına sahne olmaktadır.

5 ile 10 bin arası militanı bulunan IŞİD, Irak’ı yakıp yıkmakta, ezip geçmektedir. Musul, Tikrit, Anbar, Telafer ve Felluce IŞİD kontrolüne geçmiştir. Musul’dan başlayarak Bağdat’a uzanan 150 km’lik bölgeyi bu terör örgütü ele geçirmiştir. IŞİD’in Suriye’nin doğusunda, Irak sınırına mücavir bölgelerden sonra, Musul ve güney kısmını ele geçirmesiyle, işgali altında bulunan Suriye ve Irak toprakları birbirine eklemlenmiştir.

'IRAK ORDUSU ÇİL YAVRUSU GİBİ DAĞILMAKTADIR'
Buna karşılık Irak ordusu çil yavrusu gibi dağılmaktadır. Irak askerleri adeta tek kurşun atmadan üniformayı çıkararak IŞİD’in önü sıra kaçmaktadır. Musul’un düşmesi de böyle olmuştur.

'AKP'NİN DÜNE KADAR BİBERONLA BESLEDİĞİ IŞİD...'
AKP’nin düne kadar biberonla beslediği IŞİD, ayakları üstünde durduktan sonra sahibine dirsek vurmuş, kendi ikbal ve geleceği açısından yeni efendilerinin eteğinden tutmuştur.

Ve pek tabiidir ki, IŞİD, BOP’un kanlı bir tetikçisi, ölüm ve ceset üzerine plan yapan vicdansız ve kiralık bir örgütüdür.

Dışişleri Bakanı, her ne kadar IŞİD’i Esad hesabına çalışan suç oluşumu olarak tanımlasa da, bazı emareler, bazı bağlantılar, bazı deliller AKP’nin hala vahşi örgütlerle aynı potada olduğunu işaret etmektedir.

'PARA MI SAYIYORDUN?'
Musul düşerken, Türkmenlerin kanı sel gibi akarken sen para mı sayıyordun, para mı sıfırlıyordun, evladının bir türlü anlamadığı lisanla rüşveti mi gizliyordun?

Hayret ediyoruz ki, Dünya’yı kurtarma tantanası altında villayı parayla, cebini haramla dolduran aslan parçası Recep Tayyip Erdoğan’dan IŞİD’e en ufak bir tepki gelmemiş, haysiyetli bir itiraz yükselmemiştir.

Başbakan, Obama’dan medet beklemiş, fakat yüz bulamayınca Irak dosyası koltuğunda dolaşan Başkan Yardımcısından telefon trafiğiyle icazet ummuştur.

Türkiye’nin toprakları işgal edilmiş, bayrağı tıpkı Diyarbakır’daki gibi indirilmiş, insanları rehin alınmıştır; ne var ki Başbakan muhalefete nasıl kara çalarım, nasıl yüklenirim, nasıl iftira atarım derdindedir.

Bu ne utanmazlık, bu ne kendini bilmezliktir?

Başbakan Erdoğan Irak’taki güvenlik sorunları bahanesiyle IŞİD’in Musul Başkonsolosluğumuzu işgal ettiğini söylemiştir.

Rehin alınan vatandaşlarımızın, sağ salim, emniyet içinde evlerine ulaştırmak için çalışmaların devam ettiğini ifade etmiştir.

Ne bitmez, ne sonlanmaz çalışmadır ki, bir haftadır Konsolosluğumuzdan silah zoruyla çıkarılan 49 vatandaşımız hala kurtarılamamıştır.

Bunun yanında Musul’un Geyara ilçesindeki elektrik santralinde aynı grup tarafından rehin alınan 31 vatandaşımızın akıbeti ise meçhuldür.

'IŞİD, TÜRKİYE'YE KAFA TUTMAKTADIR'
Tereyağından kıl çekmekle uğraşan Başbakan, göle yoğurt çaldığının, pişmiş aşa su kattığının, çamurda patinaj yaptığının farkında ve şuurunda bile değildir. Başbakan Erdoğan IŞİD’e terörist diyememiş, dememiştir.

Çünkü Başbakan’ın IŞİD’e karşı geçmişten gelen gönül borcu, hoşgörülü ve sıcak bir ilgisi vardır ve her şey ortadadır. Başbakan’ın işitme zorlukları varsa, kendisine yardımcı olayım; IŞİD BOP’un kundağında gözlerini açan bir terör örgütüdür ve Irak’ın yanında Türkiye’ye de saldırmıştır.

Yıllardır kurusıkı atan, yalan üstüne siyaset kuran Sayın Erdoğan neredesin? 2003 yılı Temmuz ayında, Süleymaniye’de askerimizin başına çuval geçirilmesi karşısında; ABD’ye nota ver dediğimizde, 'ne notası, müzik notası mı' diyen korkak Başbakan yine nereye sıvıştın, nereye kaçtın?

Şu hazin ve hüsran verici duruma bakınız ki, IŞİD Türkiye’ye kafa tutmaktadır.

IŞİD, Türkiye’yle aracılar vasıtasıyla pazarlık yapmanın peşindedir.

Başbakan bunlara kafa yormak yerine, bizim IŞİD’i tahrik ettiğimizi yüzsüzce iddia etmektedir.

Başlıbaşına tahrik ve provokasyon olan bu terör örgütünün bizim tarafımızdan kışkırtıldığını söyleyebilmek için bir insanının gizli IŞİD militanı, gizli IŞİD sempatizanı olması yeterlidir.

'SİNDİĞİN DELİKTEN ÇIK, MASAYA YUMRUĞUNU VUR'
Başbakan’ın bu akılsız ve ahlaksız sözlerinin bizim nezdimizde hiçbir karşılığı yoktur.

Sayın Başbakan, namertliğin yakana yapışmasını istemiyorsan, nemelazımcılığın alnına kazınmasını dilemiyorsan; sindiğin delikten çık, masaya yumruğunu vur, dosdoğru bir şekilde IŞİD’e terörist diyecek sağlam duruşu göster.

İşte fırsat sana, hodri meydan. Türk devleti ona buna pabuç bırakmaz, bırakamaz.

Şu an IŞİD’in elindeki Türk vatandaşlarımızı kurtarmak AKP’nin siyasi şeref ve namus borcudur.

Başbakan ilk olarak; sayıları 80’e varan Türk vatandaşını sağ olarak ya kurtaracak ya da kurtaracaktır; bunun başka bir yolu yoktur.

İkinci olarak, Türkiye’ye meydan okumanın bedelini IŞİD’e ödetecek, bölgesel sahadaki oldubittilere, meşru sınırlar dahilinde izin ve fırsat vermeyecektir.

Üçüncü olarak, Türkiye’nin milli varlık ve güvenliğinin komşu coğrafyaların toprak ve insan bütünlüğünden geçtiğini hesaba katarak; Irak ve Suriye’nin bölünmesine hiçbir şart altında rıza göstermeyecektir.

Dördüncü olarak da, Türkmenlerin ve Türkmeneli’nin feryadına tarihi ve kültürel bağlar kapsamında kulak tıkamayacak, üç maymunu oynamayacaktır.

Biz Başbakan’a bir haftadır korkma, tehditlere aldırma dedik.

Biz Başbakan’a bir haftadır, dirayetli ve cesur olursan, milli bekamızı savunursan Türk milletinin hükümetini yalnız bırakmayacağını, desteğini esirgemeyeceğini söyledik.

Ve askeri müdahale öncelikli olmak üzere, tüm seçeneklerin planlanıp etap etap icrasını tavsiye ettik.

'IŞİD, SURVIVOR YARIŞMASI MI DÜZENLEDİ?'
Başbakan ve bazı hükümet üyeleri, rehin alınan vatandaşlarımızın güvende olduklarını haber vermektedir. Emeklilik günleri yaklaştıkça kıvranan her an ağlama modundaki Başbakan Yardımcısı IŞİD’in hedefinde Türkiye’nin olmadığını açıklamıştır. Ayrıca AKP’li Dışişleri Bakan Yardımcısı da benzer telden çalmakta, hatta daha ileri giderek, 49 vatandaşımızın rehin olmadığını iddia etmektir. Bu sözlerin neresinden tutalım, neresini onaralım, nesine itimat edelim?

Yaşamadığımız rezalet, karşılaşmadığımız musibet kalmamışken, bu zevat bize ne anlatmaya çalışmaktadır? IŞİD, 49 vatandaşımızla birlikte 31 şoförümüz için Musul civarında Survivor yarışması düzenlemiştir de biz mi kaçırdık?

Yoksa ‘biri bizi gözetliyor, bugün ne pişirsem, bugün ne giysem, gelinler kaynanalar, ben bilmem eşim bilir’ türünden yarışma programları tertip etmiştir de biz mi anlayamadık? Bunun için de katılımı artırabilmek için insan kaçırmaktan başka çareleri olmamıştır da biz mi bunu fark edemedik?

Başbakan ve hükümeti milletimizle alay mı etmektedir? Bal gibi rehin alınan, can güvenliği tehdit altında bulunan Türk vatandaşlarının gerçek durumlarını saklamaktan, örtbas etmekten ne çıkar beklenmektedir? Rehin alınan vatandaşlarımız güvenli ise, güven ve güvenlik nedir, nasıl tanımlanacaktır? Başbakan IŞİD’e göz kırpmakta, el sallamakta, gülücükler saçmakta, masa altından dayatmalarını kabullenmektedir.

Yakın vadede IŞİD rehineleri serbest bırakacaktır. Çünkü başka çıkar yolu yoktur. Ancak AKP’nin teslimiyetçiliğiyle olan Türk devletinin ve Türk milletinin saygınlığına olacak; bir kez daha terörist heves ve talepler mevzi ve imkan elde edecektir.

'IŞİD SADECE MAŞADIR, İBLİS UŞAĞIDIR'
Bugün AKP’nin dış politikası yoktur. Bugün AKP’ye her konuda politikasızlık hâkimdir. Dikkatlerinizi çekiyorum ki, Ortadoğu alarm vermektedir.

Mezhepsel bölünmeler, etnik anlaşmazlıklar telafisi olmayan kayıplara davetiye çıkarmaktadır. Ortadoğu haritası yaklaşık yüz yıl sonra yeniden masaya yatırılmış, sömürge cetvel ve cellatları işbaşı yapmışlardır.

Suriye’den sonra Irak topun ağzındadır. Irak’ın üçe bölünmesi için tüm şartlar oluşmaktadır. IŞİD sadece maşadır, sadece ihale alan, sadece zaman ayarlı bombanın düğmesine basan iblis uşağıdır.

Irak’ın; peşmerge, Sünni ve Şii blok arasında paylaşılması an meselesidir ve geri sayım hızla sürmektedir.

Jeopolitik gerçeklerimize ve milli çıkarlarımıza göre gelişmeler okunamaz ve gerekli tedbirler alınamazsa; Ortadoğu’nun etnik ve mezhep şarapnelleri Türkiye’yi çok yönlü etkileyecektir.

Millet ve devlet bekamız ateş çemberindedir. Türkiye büyük bir kriz ve kaos ortamının stratejik düzeyde çok yüksek riski altındadır.

Türk milleti, bölgesel kilitlenmeden kaynaklı olmak üzere, milli varlığına ve haklarına yönelik tehditlerle karşı karşıyadır. Kürdistan’ın kurulması, Kerkük’ün ve Türkmenlerin kaybedilmesi söz konusudur.

Kurulacak peşmerge devletinin Türkiye’yi de kapsayan bir ayaklanma veya ayrılışın tetikleyicisi olma ihtimali göz ardı edilmemelidir. Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucu felsefesi olan milli devlet, üniter devlet, laik devlet yapısı ile milli dil, milli kimlik, milli kültür ağır bir parçalanma ile karşı karşıyadır. Türkiye, coğrafyasını kaybetmemek uğruna özerk, federatif veya konfederatif bir yapılanmayı kabul etme seçeneksizliği ile karşı karşıya bırakılabilecektir.

CUMHURBAŞKANLIĞI SEÇİMİ
Cumhurbaşkanlığı seçimine de değinen MHP Lideri Bahçeli, ''Ortadoğu ve İslam ülkelerini çok iyi tanıyan, bu alanda uzmanlaşan Sayın İhsanoğlu'nun bölgesel sorunların inanılmaz oranda fazlalaştığı bir dönemde cumhurbaşkanı olması, Türkiye için bir şans olup hepimizi sevindirecektir. 12. Cumhurbaşkanı adayımızın mutabakata dayalı olarak belirlenmesi, demokrasi kültürümüzü olduğu kadar milli birlik ve kardeşliğimizi de güçlendirecektir'' dedi.

Bahçeli sözlerine şöyle devam etti:

''Türk milleti ilk defa Cumhurbaşkanı’nı doğrudan doğruya seçecektir. Bu demokrasimiz adına çok ciddi bir imtihan sahasıdır. Milletimiz Cumhurbaşkanı seçecek olgunluğu gösterecek, iradesini tam olarak yansıtacaktır. Bize göre, Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı’nın toplumun her kesimine hitap etmesi, herkesin üzerinde ittifak edeceği değerli bir şahıs olması Türkiye’nin hayrınadır.

Cumhurbaşkanı seçimleri her zaman tartışmalı, gerilimli, krizli ve sıkıntılı geçmiştir. Özellikle 12 Eylül 1980 öncesi, bu kapsamda en uç ve sıra dışı örneklerin yaşandığı bir döneme tekabül ve tesadüf etmektedir.

Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin en yüksek mevkiisine yapılacak seçimin demokratik usuller, demokratik nezaket, demokratik sabır ve geniş kapsamlı mutabakatla sağlanması ülke ve millet menfaati açısından şarttır.

Bu itibarla 12. Cumhurbaşkanı seçiminin kriz ve karmaşadan uzak bir şekilde icrası, demokrasinin anlam ve ruhuna sadakatle ifası hayatidir.

Çatışma kültüründen beslenen aktörlerin, gerginlikten çıkar bekleyen kesim ve odakların cumhurbaşkanı seçimine gölge düşürmesine mani olmak herkesin sorumluluğundadır.

Milliyetçi Hareket Partisi öteden beri, cumhurbaşkanı makamına oturacak şahsiyetin kucaklayıcı, kapsayıcı, kuşatıcı ve kuruluş ilkelerine bağlı olması gerektiğini savunmuştur.

Partimizin dünden bugüne gerek Cumhurbaşkanı’na, gerekse de Cumhurbaşkanı Seçimi süreçlerine bakışında herhangi bir çelişki ve tutarsızlık olmamıştır.

Bilhassa 12. Cumhurbaşkanı’nın Türkiye ve Türk milletiyle aynı hassasiyetleri taşıyan değerli bir isim olması bizim sürekli vurguladığımız bir husustur.

Cumhur’a Baş seçeceğimize göre, her fırsatta uzlaşmanın önem ve ayrıcalığına değindik.

Cumhurbaşkanı herkesi temsil etsin dedik.

Cumhurbaşkanı; milliyetçi, muhafazakâr, manevi değerlere sahip, laik ve demokrat olsun diye görüş bildirdik.

Bu maksatla 16 Mayıs’tan beri çok yoğun temas ve ziyaretlerde bulunduk.

Daha önce görev yapmış Cumhurbaşkanlarının düşüncelerini aldık, halen görev yapan Cumhurbaşkanıyla değerlendirmelerde bulunduk.

TBMM Başkanı’yla, siyasi partilerimiz ve sivil toplum kuruluşlarıyla belirli bir plan ve program dâhilinde görüşmeler yaptık, fikirlerimizi ve kanaatlerimizi paylaştık.

Sonunda uzlaşma arayışlarımız meyvesini vermiştir.

Dün, CHP’nin Sayın Genel Başkanı ve çalışma arkadaşları partimize bir aday teklifiyle gelmişlerdir.

CHP’nin önerisi bizi memnun etmiş, uzlaşmaya dayalı sorumlu siyaset anlayışı umutlandırmıştır.

MHP bu teklifi benimsemiş, makul ve yerinde bulmuştur.

Son derece olumlu geçen görüşmenin ardından 12.Cumhurbaşkanı adayı olarak Sayın Prof. Dr. Ekmeleddin İhsanoğlu’nun ismi üzerinden mutabakat sağladığımızı tekraren ifade etmek isterim.

Daha evvel görüştüğümüz siyasi partilerimizin bu gelişmeye sıcak yaklaşacaklarını ümit ediyoruz.

Bu sonuç; MHP-CHP ittifakından ziyade, siyasetin ve toplumsal kesimlerin geniş bir yelpazede buluşmasıyla şekillenen demokratik bir kararın tezahürü olacaktır.

Sayın İhsanoğlu’nun adaylığı; farklı toplumsal kesimlerin, değişik siyasi aktörlerin fikir birliğiyle, kurulan diyaloglarla, çok derinlikli sürdürülen görüşmelerle somutlaşmış olup milletimizin eseridir.

Herhangi bir siyasi bunalıma düşmeden, çalkantı ve kör dövüşüne kapı aralamadan Cumhurbaşkanı Seçimi’nin olgunluk ve yüksek katılımla gerçekleşmesi en samimi dileğimizdir.

Öncelikle bilgili, birikimli bu saygın ismin adaylığının milletimize, devletimize ve Türk demokrasisine hayırlı olmasını Cenab-ı Allah’tan niyaz ediyorum.

Siyasetteki bu uzlaşma ve anlaşma çabasının gelecek için umut verdiğini özellikle belirtmeyi yararlı görüyorum.

Sayın İhsanoğlu son derece mütevazı, alicenap ve çelebi ruhlu bir bilim insanı olarak temayüz etmiş, bölgesel ve küresel meseleleri çok yakından bilen yetişmiş ve donanımlı bir değerimizdir.

10 yıla yakın sürdürdüğü İslam İşbirliği Kalkınma Teşkilatı Genel Sekreterliği görevinde çok başarılı olmuş ve milletimizi layıkıyla temsil etmiştir.

Sayın İhsanoğlu’nun bugüne kadar siyasetle organik bir bağının olmadığı, milletine ve devletine uluslararası görevlerde ve üniversitede hizmet ettiği hepimizin malumudur.

Ortadoğu ve İslam ülkelerini çok iyi tanıyan, bu alanda uzmanlaşan Sayın İhsanoğlu’nun; bölgesel sorunların inanılmaz oranda fazlalaştığı bir dönemde cumhurbaşkanı olması Türkiye için bir şans olup hepimizi sevindirecektir.

12. Cumhurbaşkanı adayımızın mutabakata dayalı olarak belirlenmesi demokrasi kültürümüzü olduğu kadar milli birlik ve kardeşliğimizi de güçlendirecektir. Sayın Prof. Dr. Ekmeleddin İhsanoğlu’nun adaylığının tekrar hayırlı uğurlu olmasını temenni ediyorum.''