NTV

Leylâ Erbil’den yeni bir başyapıt

Türkiye

Özgün anlatım ve yazım tarzı ile edebiyat dünyasında çok farklı bir yere sahip olan Leylâ Erbil’in son romanı 'Kalan' çıktı.

2002 yılında, PEN Yazarlar Derneği tarafından Nobel Edebiyat Ödülü'ne ülkemizden aday olarak gösterilen ilk kadın yazar olan Leylâ Erbil’in son eseri “Kalan” Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları’ndan çıktı.

Bir şiir-roman olan 'Kalan' içindekiler sayfasıyla başlıyor: önsözce, birinci bölüm, ikinci bölüm ve kişi adları listesi. Daha ilk sayfalarda yeni bir Leylâ Erbil depremiyle karşı karşıya kalıyor okur. 1940’ların 50’lerin İstanbul’unda masalsı bir evde başlıyor hikâye. Romanın anlatıcısı Lahzen’in çocuk dünyasında, gerçekle düş arasındaki ara’da geçiyor Önsözce. Toprağın altındakilerle, üstündekilerin ara’sında... Okul duvarlarında asılı duran tarih cetvelleri gibi akıyor zaman, öfkeli bir kız çocuğu anlatıyor hikâyeyi. Şiir gibi, destan gibi...

Birinci bölüm, şiirin kimi zaman yerini öyküye bıraktığı parçalarla ilerliyor. Her bir parça İstanbul’un eski günlerini anlatıyor; Rum, Ermeni, Musevi ailelerin bir arada yaşadığı, insanların birbirlerini ayakkabılarından tanıdığı günleri... Eski bir halk dansı olan faradolada çember oluyor herkes duymayan, gelmeyen kalmıyor.

İkinci bölüm kısa bir finalden oluşuyor. “Hakikatinin özünü” arayan Lahzen’in sürpriz finali.

Kitaptan:
neşeli sesler işitti; bütün fener halkı çoluk çocuk sokaklara
dökülmüştü,,, geliyordu çalgıcılar zurna,
tef, dümbelek, keman, zillerle aralarında sırtında telli
bir çalgı taşıyan çok genç bir çocuk vardı,,, o çocuk
munis, sevinçli gözlerle önden yürüyerek yaklaşıyordu
bizim kapıya doğru,,, yaklaştı,,, eftim’di yanında elinde
zillerle petrus amca içeri girdi,,, ardından mahallenin
bütün çocukları doldu onların da ardından sanki
dünyanın tüm insanları sökün etti,,, yurdun dört
bir yanından yörükler, türkmenler, karapapaklar, yezidiler,
zazalar, ermeni asıllı hemşinliler, laz asıllı hemşinliler,
keldaniler, kürtler, purıamlar, çerkezler, kara
kukuletalılar, burkalılar, kara carşaflılar, mavi sarıklı
adamlar, lenin kasketli, haki montlu, postallı genç
adamlar (…)

hrant dink de kolunda bir güvercinle gülerek
yürüyor aralarında,,, dansa başlamadan
gözleri kısık ama konuklara gülümser durumda
annem,,, bir ayağının ucu sarnıcın kapağında
gene,,, bekliyor komşuların gelmesini sabırsızca dansı
başlatmak için,,, kısık gözlerinin arasından onlar
da doluyor içine,,,
çalgıcılar bir çember oldular
onun çevresinde çalgıcıların çevresinde dansa katılanlar
bir çember bir daha bir daha hep birlikte onunla birlikte
spinanın çevresinde birbirlerine zıt dönerek
başladılar dansa,,, kızılcık kırmızısı kloş eteği, homerosrengi
bluzu, kırmızı pabuçları, kırmızı dudakları,
kırmızı tırnakları, kırmızı saçları, kırmızı bacaklarıyla
insandan insana geçerek döne döne ateşten
bir mil oldu annem maskeli kadınlar, kızlar, erkekler,
herkes herkes çevresini aldı el ele tutuşup farandola
dönüyorlardı oynadıkça oynadıkça taşlıktan ayakları
kesiliyor yükseliyorlardı yerden,,, onlar yükseldikce
tavan açılıyor mavi gök içeri doluyordu,,, (…)