NTV

Mevlüt Çavuşoğlu: Bizim de sabrımız sınırsız değil

ntv.com.tr,Anadolu Ajansı

Türkiye

NTV'de soruları yanıtlayan Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu, ''Rusya, uçağın düşürülmesinden sonra her fırsatı değerlendirmek istiyor. Bizim de sabrımız sınırsız değildir. Bugüne kadar yaptıklarınıza karşılık vermiyorsak korkumuzdan ya da suçluluk psikolojisinden değil'' dedi.

Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu, Ankara'da Oğuz Haksever'in gündeme ilişkin sorularını yanıtladı.

Mevlüt Çavuşoğlu, Irak hükümetinin Musul'daki Türk askeri birliğinin değişimine verdiği tepkiyle ilgili şunları söyledi:

"Mart 2015'ten bu yana askerlerimiz orada ama bu asker, savaşmak için değil, oradaki Musul ulusal muhafızları eğitmek için. Ulusal muhafızların kurulması kanunu, Bağdat'ta Irak meclisi tarafından kabul edildi. Yeni Irak hükümeti göreve başladıktan sonra hem milli savunma hem içişleri bakanlığı Türkiye'yi askerlerini ve polislerini eğitmek için davet etti. Eğitebilmek için önce Irak'ta yeniden yapılandırma yapılması gerekiyor. Bu halen gerçekleşmedi maalesef. Irak'taki güçlerin çoğu gönüllüler ve Şii milisler. İran'ın desteklediği gruplar. Musul valisi kanundan sonra ulusal muhafızları oluşturmaya başladı. Biz de oraya gidip bunların eğitimini vermeye başladık. Bağdat yönetiminden bu kampa ziyaretler de gerçekleştirildi."

Çavuşoğlu, son dönemde eğitim veren güçlere, Türkiye'ye yönelik IŞİD tehdidinin artması üzerine, birliğin güvenliğini sağlamaya yönelik bir birlik gönderildiğini anlattı.

''MALİKİ OLAYI KIŞKIRTIYOR''

"Bu güç, herhangi bir operasyona katılacak güç değil" diyen Çavuşoğlu, bazı bölge ülkelerinin ve Irak Cumhurbaşkanı Yardımcısı Nuri el-Maliki'nin kışkırtması sonucu Bağdat hükümetinde hassasiyet oluştuğunu dile getirdi.

Çavuşoğlu, "Bağdat yönetiminin endişelerini gidermemiz lazım. Sayın milli savunma bakanımız onların bakanıyla görüştü. Ben dışişleri bakanı Caferi ile 1,5 saat görüştüm. Sayın başbakanımız İbadi'ye bir mektup yazdı. Hepimizin vurguladığı şey, Irak'ın toprak bütünlüğü ve egemenliğini en çok savunan ve saygı duyan ülke, Türkiye'dir" dedi.

Mevlüt Çavuşoğlu, Iraklı yetkililer ile Musul'daki Türk askerinin güvenliğini sağlayacak bir güç olmaması üzerine konuştuklarını belirterek, "Bu hassasiyet oluşunca ilave asker göndermeyi dururduk. Irak'a olan saygımızdan dolayı" ifadesini kullandı.

Halihazırda bin 40 Musul ulusal muhafızının daha üst düzeyli eğitim almak üzere Başika kampında olduğunu vurgulayan Çavuşoğlu, "Bunlar DAEŞ'i Irak'ta yok etmek için eğitiliyor. Şuanda Suriye'de koalisyonla birlikte mücadele ediyoruz. Türkiye Irak'taki operasyonlara da katılmak istiyor. Çünkü terör örgütünün her iki ülkeden de temizlenmesi gerekiyor" diye konuştu.

Çavuşoğlu, Irak ile Türk birliğinin güvenliğinin sağlanması için görüşmelerin devam ettiğini belirtti.

IRAK'TAKİ ASKERİ BİRLİĞİN SAYISI

Musul'daki Türk askerinin sayısının azaltılıp azaltılmayacağına ilişkin soru üzerine Çavuşoğlu, "Her boyutuyla değerlendirdikten sonra azaltmaya ya da artırmaya karar vereceğiz. Oradaki tehdit tamamen ortadan kalkmadan belki de artırma ihtiyacı duyacağız" yanıtını verdi.

Çavuşoğlu, Başbakan Ahmet Davutoğlu'nun Bağdat'a gitme olasılığına ilişkin, önce diğer düzeylerde görüşmeler yapılacağını, en son olarak da Davutoğlu'nun gitmeyi düşündüğünü kaydetti.

Irak milli savunma bakanının Türkiye'ye gelmeyeceğini, onun yerine Mili Savunma Bakanı İsmet Yılmaz'ın Bağdat'a gideceğini bildiren Çavuşoğlu, Irak Kürt Bölgesel Yönetimi (IKBY) Başkanı Mesud Barzani'nin ziyareti sırasında Suriye'deki Kürtlerin durumunun da ele alındığını belirterek, "Suriye'deki Kürtler bile, 'YPG'ye bizi teslim etmeyin. Bunlar kendi ideolojilerini bize dayatıyor. Ateist bir Kürt toplumu yetiştirmek istiyorlar. Fakat yine de kendilerinden olmayanlara zulüm ediyorlar' diyor" dedi.

Rusya ile ilişkilerdeki son durumla ilgili Çavuşoğlu, gerginliği aşmak için görüşmelerin devam edeceğini, her iki tarafın da gerginliği tırmandırmayı istemedikleri konusunda anlaştıklarını söyledi.

KIBRIS SORUNU

Bakan Çavuşoğlu, Avrupa Birliği ile yürütülen müzakerelerde yeni fasılların açılması konusunda Rum yönetiminden gelecek engellemelerin nasıl aşılabileceğiyle ilgili bir soru üzerine, AB'nin şu ana kadar Rum kesimine karşı kararlı bir tutum sergilemediği, bazı üye ülkelerin de Rum yönetiminin tutumunun arkasına saklandığı değerlendirmesinde bulundu.

Kıbrıs sorunun çözümü konusunda Türkiye'nin her türlü desteği verdiğini aktaran Çavuşoğlu, "Türkiye samimiyetini gösteriyor. KKTC'de samimiyetini gösteriyor. Bu konuda hiç kimsenin tereddüttü yok. Dolaysıyla bir çözüm olmazsa ve bunun sorumlusu Rum kesimi ise yine onun vetosunun arkasına sığınmak AB'ye yakışmaz. Hele hele son zirveden sonra anlaştığımız ortak deklarasyona, yol haritasına da yakışmaz. Herkes sözünü tutacak. Öyle bahanelerin arkasına sığınmak olmaz. Biz yükümlülüklerimizi yerine getirmek konusunda tereddüt etmeyiz" diye konuştu.

Çavuşoğlu, Türkiye'nin tüm fasılları açmaya ve AB ile müzakere etmeye hazır olduğunu vurguladı.

Bakan Çavuşoğlu'na sorulan sorular ve alınan cevaplar şöyle:

Son olarak MİT müsteşarı ve dışişleri bakanlığı müsteşarı Bağdat'taydı. Bağdat'tan bir açıklama geldi ve krizin çözülmesi için Türk askerinin topraklarımızı terk etmesi gerekiyor gibi. Ne konumda bu durum?

Mart 2015 tarihinden bu yana bizim askerlerimiz orada Musul Ulusal Muhafızlarını eğitmek için var. Yeni Irak hükümeti göreve başladıktan sonra hem mili savunma bakanlığı hem de içişleri bakanlığı Türkiye'yi davet etti askerlerini ve polislerini eğitmek için. Elbette askerleri eğitmek için önce Irak'ta bir yapılandırma gerçekleşmesi gerekiyor. Bu halen gerçekleşmedi maalesef. Bugün Irak'taki güçlere bakında çoğunluğu gönüllüler ve Şii milisler ve İran'ın desteklediği gruplar. Musul valisi bu kanundan sonra ulusal muhafız oluşturmaya başladı. Bizde oraya gidip bunların eğitimini vermeye başladık. Bağdat yönetiminden bu kampa ziyaretlerde gerçekleştirildi. Aynı şekilde Kuzey Irak bölgesel yönetiminden de burayı ziyaret ettiler. Son gelişmelerden sonra buradaki güçlerimize yönelik tehdit arttı. DAEŞ'e çok yakın bir konumda. Elbette bu askerlerimizin güvenliğini sağlamak bizim de görevimiz. Son gönderdiğimiz grup bunların güvenliğini sağlamaya yönelik.

IRAK CUMHURBAŞKANI YARDIMCISI MALİKİ'YE TEPKİ

Gazetelerde haberler çıkınca bunu da komşu ülkeler körüklemeye başlayınca bir Maliki var işin içinde önceki başbakan şu anda cumhurbaşkanı yardımcısı. Bunlar da olayı kışkırtmaya başlayınca tabi Bağdat'ta bir hassasiyet yarattı. Hangi ülkede olsa yaratır doğrusu. Maalesef son kapsayıcı hükümete rağmen Irak yönetilebilen bir ülke değil. Bağdat yönetiminin endişelerini gidermemiz lazım. Sayın milli savunma bakanımız onların bakanıyla görüştü. Ben dışişleri bakanıyla 1 buçuk saat telefonda görüştüm. Burada hepimiz Irak'ın toprak bütünlüğünü ve egemenliğini en çok savunan ve saygı duyan ülke Türkiye'dir. Amerika ilk gittiği zamanda bunu söyledik. Daha sonra MİT müsteşarımız Hakan bey ve bakanlığımızın müsteşarı Feridun bey dün Bağdat'a bir ziyarette bulundular. Ben Caferi'ye şu anda orada tehdit olduğunu onlarda kabule diyor. Peki sizlerin daveti ile oraya giden askerlerimizin güvenliğini sağlayacak bir gücünüz var mı? Yok. Peki kim sağlayacak? Tam da bunu konuşuyoruz şu anda. Biz ilave asker gönderimini durdurduk Irak'a ve Bağdat yönetimine olan saygımızdan dolayı. Şu anda Türkiye'nin orada eğitim veren gücünü koruyacak bir gücü yok Irak'ta. Biz peşmergeye de aynı eğitimi veriyoruz. Bugüne kadar 2 bin 500'den fazla peşmergeyi eğittik donattık. Musul'da da 2400'den fazla Musul ulusal muhafızını da eğittik. Bunlardan Bin 40 tanesi hala daha üst düzey eğitim almak için bu kampta. Bunlar Musul'u geri almak DEAŞ'tan Irak'ı kurtarmak için eğitiliyor. Kuzey Irak veya Irak yönetimine karşı eğitilmiyor bunlar. Nasıl Suriye'de şu an koalisyonla birlikte hareket ediyoruz, Irak'taki operasyonlara da katılmak istiyor Türkiye. Tamamen ideolojisi ile birlikte yok edilmesi lazım bu örgütün. Bunları biz bırakın Müslümanı insan olarak bile görmüyoruz. Sonuçta görüşmelerimiz devam ediyor. Buna bir formül bulmamız lazım. Türkiye'nin burada bulunmasını istemeyen grup dışarıdan özellikle desteklenen komşu ülkelerin desteklediği tamamen bilinen isimler, diğer taraftan en azından birazı çekilsin diyenler var. Zaten Kuzey'deki komşumuz Irak'ın da bir talebi olmadan gündeme getirdi tabiri caizse rezil oldular. Irak'ın mektup gönderdiğiniz söyledi, Irak'ın daimi temsilcisi bizim böyle bir isteğimiz yok dedi.

''RUSYA'YA KARŞILIK VERMİYORSAK KORKUMUZDAN DEĞİL''

Rusya ile şu anda uçağın düşürülmesinden sonra her fırsatı değerlendirmek istiyor Rusya. Spesifik bir sorun var ve biz bunu her platformlarda Rusya'nın aleyhine kullanmaya çalışmıyoruz. Biz olgun çağdaş bir devlet gibi davranıyoruz. Ama bizim de sabrımız sınırsız değildir. Bugüne kadar yaptıklarınıza karşılık vermiyorsak korkumuzdan ya da suçluluk psikolojisinden değil. İstemediğimiz bir olay oldu ama Rusya haksız hava sahamızı ihlal etti. Ama ilişkilerimizi eski günlere döndürmek için sabırlı davranıyoruz. Ama bu süreçte Rusya Türkiye aleyhine her türlü şeyi değerlendirmek istiyor. Rusya'nın burada hiçbir ilgisi yok. Neticede bu süreçte diyalogumuz devem ediyor. Bağdat yönetimin endişelerini gidermek bizim görevimiz.

Azaltma da seçenekler arasında mı?

Azaltır mıyız çoğaltır mıyız kararını beraber veririz. Oradaki tehdit tamamen kalkmadan belki arttırma ihtiyacı da duyacağız. Belki bunu Bağdat yönetimi de görecek. Oradaki güçlerimizi Irak yönetimi kedine yönelik bir tehdit olarak görmemeli. Bir çok ülkenin güçleri var orada onları korumak için başka ülkelerin kuvvetleri de var.

Koalisyon ya da statüsünü oradaki birliğin farklı hale getirmekte bir seçenek olabilir mi?

Biz tüm detayları Bağdatlı muhataplarımızla görüşüyoruz. Mesud Barzani de buradaydı onlarla da bunları görüşüyoruz. Yine Kuzey Irak'ta devam ettirdiğimiz peşmergeye yönelik eğitim desteğini de konuşuyoruz.

Başbakanın da Bağdat'a gitme olasılığı gündeme gelmişti bu olasılık ne kadar düştü şu anda?

Görüşmelerimizi yapalım sayın başbakanımızda bir mektup gönderdi. Milli savunma bakanımızın da girme durumu var. Her düzeyde görüşme olsun en son sayın başbakanla bir araya gelir ve bu işi tatlıya bağlarız.

Barzani gelir gelmez MİT müsteşarı ile görüşmesi manşetlere taşındı. Bu sıradışı bir konu mu?

MİT'te bu devletin önemli bir kurumu. Irak'ta yanşana olayların her aşamasında istihbaratın rolü çok önemli. Dolayısıyla MİT müsteşarlığına gitmesi olağanüstü bir durum değil. Herkesin kafasında eski karanlık günlerden kalan negatif bir algı var. Neticede MİT'te bir kurumumuz. Orada diğer kurumlardan da arakdaşlar vardır. Irak'ın ve Kuzey Irak'ın güvenliği ile ilgili istihbari boyutu da ağırlık kazanan bir toplantının yapılması son derece doğal.

Sonuç adına bir şey söyleyebilir misiniz bu ziyaretle ilgili yoksa iki taraf arasındaki giderek kökleşen ilişkinin merhalelerinden biri mi?

Bu Başika ile ilgisi yok önceden planlanmıştı. Hatta 4 Aralık'ta gelecekti biz sayın cumhurbaşkanımızla Paris'teydik gelemiyor diye haber geldi 9 Aralık dendi. Ama Başika'yı da konuştuk, enerji de konuştuk, ilişkileri konuştuk terörle mücadeleyi konuştuk, Türkiye'deki seçimleri konuştuk, oradaki siyasi atmosferi konuştuk. Eskiden Barzani'nin mektubu bile geri çevrilirdi ama bugün Barzani Türkiye'nin önemli bir ortağıdır. Bir çok konuda da birlikte hareket ediyoruz. Bizim ne Türkiye'deki ne de Irak'taki Kürt kardeşlerimizle ne de Suriye'deki Kürt kardeşlerimizle bir problemimiz yok. Bizim sorunumuz terör örgütleriyle. Kandil'de bölgede bulunan PKK terör örgütü yine Suriye'deki YPG ve PKK birlikte zaten oradaki terör örgütleri ve Türkiye içindeki terör örgütleri. Suriye'deki Kürtler bile her grupla görüşüyoruz biz bazıları Avrupa'da yaşıyor bazıları Suriye'de yaşıyor, YPG'ye bizi teslim etmeyin bunlar kendi ideolojilerini bize dayatıyor, ateist bir Kürt toplumu burada yetiştirmek istiyorlar, fakat bize de zulmediyorlar diyorlar. Orada da Kürtlerin tamamını temsil etmiyor YPG. Bizim sorunumuz burada. O nedenle Kuzey Irak'taki Kürtleri temsil eden bir yönetimle bizim ilişkilerimizin iyi olması ve daha da geliştirilme arzusunun olması da son derece doğal.

Artık bu Rusya geriliminde yataylaşma söz konusu hatta Putin'in kıramayacağı onun üzerine etkisi olan isimlerinde devrede olduğu yazıldı. Ne kadar doğrularsınız?

Bizim adımıza Rusya ile veya Putin'le temasta bulunan kişiler yok. Özellikle komşu bölgelerdeki kişiler iyi niyet girişiminde bulunabiliyorlar. Obama, Merkel diğer müttefiklerimizin liderleri ya da dışişleri bakanları Rus muhataplarıyla görüştüğü zaman itidal çağrısında bulunması doğaldır. Herkes Türkiye'nin haklılığını teslime diyor, Rusya'nın haksızlığını teyit ediyor. Ama hiç kimse biz de dahil daha fazla tırmanma istemiyor. İstenmeyen bir sorun yaşandı şimdi bu sorunu nasıl aşabiliriz. Türkiye uluslar arası hukuktan kaynaklanan angajman kuralları gereği Rus uçağını düşürmüştür ki milleti de belli değildir. Kaldı ki daha öncede Rusya defalarca bizim hava sahamızı ihlal etti. Bir ülke geliyor sizin toprağınızı sürekli ihlal ediyor uyarılara rağmen ve her seferinde özür dilemesine rağmen. Dolayısıyla gerginliği aşmak için diyalogun devam etmesi lazım. Bunun içinde hemen olayın ertesinde sayın Lavrov'la görüşmelerimiz oldu. Olayın hemen bir gün sonrasında telefonla görüştük. Yüz yüze de görüştük yine. Açıklıkla iki tarafta pozisyonunu da düşüncelerini de söyledi. Ama bundan sonra Rusya'da tırmandırma istemediğini söyledi. Duygusallık hakimdi tabi Rusya'da. Maalesef bu duygusallıkla bazı açıklamalarda bulundular hatta iftiralarda attılar. Bazı kararlar da aldılar. Bu kararlar sadece Türkiye'yi etkilemez Rusya'yı daha fazla etkiler. Zaten bu duygusallık içinde alınan kararları Rusya gözden geçirmesi lazım. Biz bugüne karda onların üslubuyla cevap vermedik onların aldıkları kararlara karşı ne uluslar arası camiaların ambargolarına katıldık ve karşı adımlar attık. Ama sürekli böyle gitmez. Rusya'da da bir tırmanma oldu pik noktasına geldi açıklamalar veya iftiralar konusunda ki herkes reddetti bu iftiraları Amerika başta olmak üzere. Sayın cumhurbaşkanımız ve ailesine yönelik hiç hoş olmayan iftiralar oldu. Bunlar gelir geçer ama olayı kişiselleştirdiğiniz zaman bazı şeyler olmaz. Rusya doğrudan halklara yönelik adımlar atıyor maalesef nefret söylemlerinde de bulunuyor. Bizim orada yaşayan vatandaşlarımıza yönelik nahoş tutumlar içinde oldular. Bu konuda da uyarılarımızı yaptık. Umarın diyaloğu devam ettiririz ve bu durumdan çıkmak için formüller üretiriz beraber.

Rusya Dışişleri Bakanı Lavrov'la görüşmenizde Rusça konuştunuz mu?

Orada konuşmadık ama genelde karşılaştığımız zaman Rusça konuşuyoruz. Sayın Putin tabi Rusça konuşmayı tercih ettiği için G20 zirvesinde Antalya'da kendisi ile Rusça konuştuk epeyce sohbet ettik. Rusçam her şeyi konuşacak düzeyde değil ama fena da değil. Çok ilginç zengin ama zor bir dil. Çünkü kuraldışı gramer çok fazla. Ama çok zengin ve çekici bir dil. O gün Alanya'da yaşayan Ruslarla bir araya geldiğimizde konuşmamın bir kısmını Rusça yaptım.

Cumhurbaşkanı sözcüsü iftiralar dediniz IŞİD'in petrol ticaretini kiminle yaptığına dair elimizde belgeler var dedi. Amerikan hazine bakanlığının açıklamalarını mı kastediyor bu açıklama yoksa başka şeylerde var mı?

Tabi onlar var hangi isimler filan. Şu bir gerçek ki IŞİD'in petrolünü ağırlıklı olarak rejim alıyor Suriye'de. Daha sonra başka ülkelere ya da kişilere veriyor mu onun detaylı bilgilerini istihbarat örgütleri çok daha iyi bilir. Biz petrol kaçakçılığı ile çok ciddi mücadele ediyoruz. Sadece IŞİD'İn petrolü ile ilgili değil komşu ülkelerden Türkiye'ye yasadışı sokulmaya çalışılan petrolle yıllardır mücadele ettik ve geçen sene 90 milyon ton sadece mazot yakaladık ve yok ettik. Girişimler oluyor hatta sınırda küçük boru hatları bile döşemeye çalışıyorlar onları da yakalıyoruz. Bizim vergi gelirimizin yüzde 25'i petrol ürünlerinden geliyor. Devletin kaçak petrol alması söz konusu değil. Ama uçağın düşürülmesi ile ilgili haklı bir nokta bulamadığı için olayı kişiselleştiriyorlar iftira ve ithamlarda bulunuyorlar.

Sayın Başbakan Rusya'nın Türkmenleri Lazkiye dışına itmeye çalıştığını söylemişti. Zaten onlara yönelik operasyonda yapıyor. Türk dış politikasında Türkmenlerle ilgili bir kırmız çizgi ya da onun çağrıştırdığı bir limit var mı?

Şimdi Ruslar DAEŞ yerine oradaki Türkmenler ya da ılımlı muhalefete saldırıyor. Bunun da sebebi belli. DAEŞ rejimle savaşmıyor ve rejime tehdit değil. Esad rejimin tehdit oluşturan güçlere yönelik saldırılarda bulunuyor. Bununda amacı rejimi güçlendirmek hatta orada küçük bir devlet oluşturmak rejimi ayakta tutabilmek için. Bir taraftan görüşmelere katılırken bir taraftan da maalesef böyle bir amacı var. Biz Türkmen kardeşlerimize her türlü desteği veriyor vermeye de devam ediyoruz. Gerek Türkiye'de gerek Irak'ta gerekse Suriye'de. Şimdi bugün sürekli gündeme geliyor ama Ukrayna ile Rusya'nın problemleri var özellikle doğuda. Ukrayna bizi davet etti Rusya sınırına yakın bölgelerde Türk hava uçakları ve orada operasyonlar yaptı. Hele onu yaparken Rus hava sahasını da ihlal etti. Rusya bunu kabul edebilir mi? İşte 83'te Kore uçağı hava sahasına izinsiz girdi diye 269 yolcusu ile düşürüldü ve hiç kimse kurtulamadı. Ukrayna içindeki etnik Ruslara yönelik Türkiye ya da başka ülke Ukrayna'ya destek olma amacıyla bunu yapsa Rusya kabul eder mi? Suriye'de de bunu düşünmesi lazım. Orada ılımlı muhalefet var ve tüm koalisyonla biz destek veriyoruz bunlara. 134 ülke tarafından da meşru muhalefet olarak tanımlanmış. Rusya bunlara yönelik saldırı yapıyor.

Bu Ukrayna örneğini muhatabınıza iletmişsiniz gibi bir his oluştu içimde.

Görüşme ile ilgili bir prensip anlaşmasına vardık sadece o çerçevede açıklama yapabiliriz.

1 Ocak görüşmelerinde Türkiye'nin pozisyonunda bu uçak krizinden sonra bir değişiklik olacak mı? Daha doğrusu Türkiye'nin hassasiyetleri masada devam edecek mi?

Türkiye'nin hassasiyetleri her zaman devam eder. 5 yıldır Türkiye'nin pozisyonunda bir değişiklik yapmadı. Birçok ülke yaptı. Yavaş yavaş koalisyonun içindeki bazı ülkeler bizim çizgimize gelmeye başladılar. Viyana süreci devam ediyor, Paris'te 14'ünde bir toplantı olacak, daha sonra Kerry'nin bir daveti var tarihi henüz netleşmedi orada da devam edecek. Bu DEAŞ temizleninceye kadar mücadelemiz devam etmelidir. Bizim sınır bölgemizdeki DEAŞ'ında mutlaka temizlenmesi lazım. Buralarda özgür Suriye ordusunun olması gerekiyor. Yabancı terörist savaşçıların gidiş gelişlerini de durdurmada önemli bir adım olur. İkincisi dönmek isteyen Suriyeli mültecilere burada imkanlar yaratmamız lazım. Türkiye'de harcadığımız 8 milyar doların yarısını oraya harcasak nasıl bir altyapı oluşturabiliriz tahmin edebilirsiniz. Rejimle birlikte Rusya hava saldırıları sonucunda bir hareketlilik başladı. Bunlar Türkiye'ye gelecek. Onların gelişini yine durdurabiliriz bu imkanlarla. O yüzden bizim Suriye ile ilgili tutumumuzda hiçbir değişiklik yok. Koalisyonda Almanya'da dahil bizimle aynı çizgiye geldiler. Amerika ile yaptığımız anlaşma çerçevesinde Türkiye'den yapılacak operasyonlara katılmaya başladılar. Bu bir kararlılığın göstergesidir. Karadan da özellikle muhalifleri destekleyerek DEAŞ'a yönelik operasyonları sürdürmemiz lazım. Sadece hava saldırıları ile yok edilmeyeceği görülüyor. Amerika'da son zamanlarda bunu söylemeye başladı.

Büyükelçi PYD olmayacak dendi. Cerablus operasyonu için Türkiye özellikle ÖSO'yu öngörüyordu, Rusya PYD'yi istiyor ama Cerablus konusunun da rafa kaldırıldığı yolunda…

Yok rafa kaldırılmadı çalışmalar, görüşmeler devam ediyor. Bu bölgenin DAEŞ'ten temizlenmesi gerekiyor. Onu rafa kaldır bunu rafa kaldır yok edemezsiniz. PYD ile ilgili tutumumuz nettir. Bunu Amerikalıları da diğer ülkelere de söyledik. Zaten son koalisyon toplantısına da PYD katılmadı. PYD bir kere terör örgütü olmadığını ispatlaması lazım. İçinde PKK'nın şeyleri var her yere Apo yazmışlar filan birlikteler. Bu terör hüviyetinden kurtulması lazım. PYD'nin YPG'nin buradaki amacı belli Suriye'yi bölmek. Koalisyondaki bütün güçler hepimiz diyoruz ki Suriye'nin toprak bütünlüğünü sağlamamız lazım. O zaman böyle bir oluşumla müttefiklerimizin işbirliği yapması doğru değildir. Başlarda uyarmamıza rağmen yaptılar ama şimdi onlarda bu gerçeği görmeye başladılar.

Esadlı geçiş konusunda ağız değiştirdiğine dair batının yorumlar yapıldı.

Bu toplantılarda 6 aylık bir süreçte Esad hemen yetkilerini devretsin mi yoksa aşamalı oalrak mı devretsin tüm bular konuşuluyor. Viyana sürecinin de amacı bu zaten. Ama Suudi Arabistan'da toplana muhalefet Esad'ın bir an evvel çekilmesini istiyor. Biz başından beri biz Esad kaslı desek bile ama geçici ama kalıcı olarak muhalefeti Esad etrafından birleştirmemiz mümkün değil. 350 bin insanın ölümüne sebep olan bir rejimi muhalefet niye kabul etsin. Son toplantıda da Esad bir an evvel yetkilerini devretmeli gitmeli diyorlar. Suriye'yi bu insanlar yönetecek. Burada bir müzakere heyetinin oluşturulması da önemli bir adım. Bunlarda diyor ki Esad gitmeli.

Ayın 14'ünde fasıl açılması için ekonomi ve parasal politikalar için gideceksiniz ama ufukta 5 başlık daha var. Komisyon başkanı başbakana mektup yazdı taahhütte bulundu fakat Kıbrıs sorunu var. Kıbrıs sorunu o öngörülen süreçte çözülmezse Rum kesiminin vetosu nasıl aşılacak AB bunu becerebilir mi?

Becermesi lazım. Bugüne kadar kararlı bir tutum sergilemediler. Kendi içinde de AB'nin çekimserlik vardı dolayısıyla Rum yönetiminin tutumunun araksına saklanan AB ülkeleri de vardı. Şimdi onlar ön plana çıktı doğrunda Türkiye ile muhatap olmaya başladılar. Kıbrıs'ta süreç iyi işliyor bizde destek veriyoruz. KKTC yönetimine de her türlü desteği veriyoruz. Ama sürece destek veriyoruz esas. Türkiye samimiyetini gösteriyor KKTC'de gösteriyor. Dolayısıyla bir çözüm olmazsa bunun sorumlusu Rum kesimiyse yine onun vetosunun arkasına sığınmak AB'ye yakışmaz. Hele hele son zirveden sonra anlaştığımız ortak deklarasyona yakışmaz. Herkes sözünü tutacak. Biz yükümlülüklerimizi yerine getirmek konusunda tereddüt etmeyiz. Bugün başbakanımızın başkanlığına reform eylem grubu toplantısını yapıyoruz. AB bakanlığı, dışişleri, adalet ve içişleri bakanlıkları katılıyor. Dolayısıyla bizim reform konusunda ve açacağımız 17.fasıl, 15 enerji, 23-24 adalet güvenlik gibi zor fasıllar, yine 26 eğitimle ilgili fasıl yine 31.fasıl bu önemli fasıllar ve tamamen tüm fasılları biz açmaya ve müzakere etmeye hazırız. Ama tüm prensip anlaşmasına vardığımız konularda da AB'de sözünde durmalıdır. Bir kere daha bu süreci sekteye uğratırsak artık bizimde milletimize gidip AB şöyle iyidir, tüm zorluklara rağmen başarısız politikalara rağmen bunu inanarak anlatıyoruz ama ika etmemiz mümkün değil. Türkiye'ye yönelik çifte standarttan dolayı destek giderek düşmüştür.

ETİKETLER