NTV

'Özel yetkili mahkemeler sınırlarını aşmamalı'

Anadolu Ajansı

Türkiye

Başbakan Yardımcısı Bekir Bozdağ, 'özel yetkili mahkemelerin yasaların kendilerine çizdiği sınırlar içerisinde görev yapması gerektiğini' söyledi.

Bozdağ, ''Bir yandan askeri ve sivil vesayete karşı, çeteye, mafyaya, başka güç odaklarına karşı Türkiye'yi rahatlatan, milletin önünü açan adımlar atarken, öte yandan başka vesayet makamlarının oluşmasına da izin verilemez, verilmemesi de lazım. Özel yetkili mahkemelerin yasaların kendilerine çizdiği sınırlar içerisinde görev yapması lazım'' dedi.

Bekir Bozdağ, Kanal 7'de Başkent Kulisi programında gündemdeki soruları yanıtladı.

Bozdağ, ''Özel yetkili mahkemeler konusunda CHP ile aynı noktaya mı geliyorsunuz?'' sorusu üzerine şunları söyledi:

''Özel yetkili mahkemeler konusunda AK Parti'nin, hükümetin kanaati önceden beri belli. Biz bugüne kadar özel yetkili mahkemeleri övücü bir açıklamanın içinde hiç olmadık. Geriye doğru bakarsanız, 'özel yetkili mahkemeler hukuk devletinin olmazsa olmazıdır, hukuk devletinin gereğidir' diyen bir açıklamamız olmadı. Geçmişte de biz devlet güvenlik mahkemelerine karşı duruşlar ortaya koymuş, özel yetkili ağır ceza mahkemeleri kuruluş sürecinde de biz mahkemelerin daha demokratik ve hukuk devletinin gereklerini daha fazla taşıyan bir biçimde oluşturulması konusunda çabalarımız oldu.

Biz Türkiye'nin hukuk devleti niteliğinin içini doldurmak için önemli adımlar attık. Özel yetkili mahkemelerin geçici mahkemeler olduğunu, Türkiye'nin birtakım ihtiyaçlarından kaynaklandığını, bazı suçların soruşturulması ve kovuşturulmasının ayrıcalıklı birtakım özellikler taşıdığını, bu nedenle de ihtiyaçtan kaynaklandığını ve bu ihtiyaç devam ettiği sürece bu mahkemelerin devam edeceğini söyledik.''

'SADECE ÖZEL YETKİLİ MAHKEMELER SAYESİNDE DEĞİL’
''Özel yetkili mahkemeler konusunda yapılacak değişikliklerin Balyoz, Ergenekon gibi davaları, 28 Şubat soruşturması gibi davaları olumsuz yönde etkileyeceği eleştirisi var. Bu davalarda yeni yasal düzenleme nedeniyle tahliyeler olacak mı?'' sorusuna Bozdağ, şu yanıtı verdi:

Bugün Türkiye darbelerle, muhtıralarla yargı yoluyla bir hesap soruyorsa bu hesabı soran ortamı, iklimi yaratan ve bu yolları açan güç siyasi iktidardır ve AK Parti'dir. Bu sadece özel yetkili mahkemeler sayesinde değil, bir iklim sayesindedir. Mahkemeler dün de vardı, savcılar dün de vardı, bizim ceza kanunumuz dün de vardı, ceza usul kanunumuz dün de vardı. Biz bu suçları yeniden ihdas etmedik, yeniden koymadık. Bu mevcut 250. maddenin usulü DGM'lerde aynen vardı. Dün de vardı bunlar. O maddelerin dünkü ceza kanununda numarası fraklıydı, ama içeriği aynıydı. Peki neden 28 Şubat olduğunda yargı mensupları Genelkurmay'a gidip ayağa kalkıp paşaları alkışlarken bir soruşturma başlatmadılar? Şu an soruşturmayı başlatanların o zaman bir kısmı hakim ve savcıydı. Hukuk aynı hukuk, yargı aynı yargıydı.

Eğer AK Parti iktidarı olmasaydı, bizim attığımız adımlar olmasaydı, DGM'ler veya özel yetkili mahkemeler devam ederdi, ama hiçbir cumhuriyet savcısı kalkıp da Ergenekon'dur, Balyoz'dur, 28 Şubat'tır vesaire, bunlara karşı soruşturma başlatmayı aklından dahi geçiremezdi. Bu cesareti AK Parti iktidarının attığı adımlar, yaptığı hizmetlerin doğurduğu iklim yaratmıştır ve öyle devam ediyor. Siyasal iktidar bu noktada samimiyetle durmamış olsaydı bunların hiçbirisi bugün Türkiye'de konuşulan şeyler olmazdı. Yine savcılar, yargıçlar dün olduğu gibi rütbeli birinin karşısında farklı tavırlar sergileyen grupta bulunabilirdi.''

‘USULE AİT BİRTAKIM DÜZENLEMELER YAPMAK İSTİYORUZ’

Bekir Bozdağ, ''Yargı siyasal alana girdiği için mi özel yetkili mahkemelerle ilgili adımları atıyorsunuz?'' sorusuna, ''Bir defa darbe teşebbüsü, demokrasiye, milli iradeye karşı iddia edilen suçlara ilişkin yargılamalar yapılan düzenlemelerden kesinlikle halel görmeyecektir. Terörle mücadele kapsamında işlenmiş suçlarla alakalı konularda da bu anlamda bir şey olmayacaktır. Bizim yapmak istediğimiz şey suçların unsurlarını ve cezalarını değiştirmek değil. Bizim yapmak istediğimiz şey usule ait birtakım düzenlemeler yapmaktır, eleştiri konusu olan bazı hususları ortadan kaldırmaktır'' yanıtını verdi.

Bu konudaki çalışmaların bitmek üzere olduğunu belirten Bozdağ, detaylar netleştikten sonra bunu kamuoyuyla paylayacaklarını bildirdi.

Başbakan Yardımcısı Bekir Bozdağ, ''Darbe teşebbüsü iddiasıyla yargılanan veya bu ülkede darbe yapmayı kendi aklından tasarlayan, düşünen birileri varsa veya ileride olacaksa onların lehine AK Parti bir lahza nefes solumaz'' dedi.

Türkiye'nin geçmişe kıyasla çok değiştiğini belirten Bozdağ, bugün Türkiye'nin demokrasi ve hukuk devleti noktasında geldiği noktayla dünkü Türkiye'nin bulunduğu noktanın birbirinden ayrı olduğunu söyledi.

Bozdağ, şunları kaydetti:

''Dünkü Türkiye'de insanlar darbe teşebbüsünde bulunanlardan veya darbe yapmış olanların aleyhinde cümle kurmaktan korkuyordu, aydınları bile bu konuda konuşmaktan çekiniyor, konuşurken bin defa düşünüp ona göre konuşuyordu, yazıyordu. Şimdiki Türkiye'ye bakın bir düzenleme yapıldığında darbeciler bundan istifade edebilir endişesini taşıyan ve düzenlemeyi eleştiren bir başka Türkiye geliyor. Artık Türkiye'deki değişimi görün, darbe yapanlar yargının önünde Kenan Paşa dahil hesap veriyorlar, 28 Şubat yargının önünde hesap veriyor. Onun için dünkü Türkiye ile bugünkü Türkiye birbirinden farklı. Dün darbeyi savunanlar bunu bir şekilde ifade edebiliyorlardı, 'Ordu göreve' pankartları taşıyabiliyorlardı. Bugün kimse bunu ifade edemiyor.''

‘BAŞKANLIK SİSTEMİ HAYIRLI OLACAK’
Başkanlık sistemine ilişkin bir soru üzerine de Bozdağ, kendilerinin Başkanlık sisteminin Türkiye için en hayırlı sistem olduğunu düşündüklerini ifade etti.

Bu konuda parti içinde farklı düşünen kişilerin de bulunduğuna işaret eden Bozdağ, Türkiye'nin 200 seneyi aşkın bir süredir istem tartışması yaptığını, 1876 Kanuni Esasi'den, 1924, 1961, 1982 anayasalarına kadar bu konuda tartışmalar yapıldığını kaydetti.

Türkiye'de bunun yıllarca tartışıldığını, siyasal kadroların programları projelerine bunu almasına rağmen, bunun bir türlü gerçekleştirilemediğini anlatan Bozdağ, ''Bu tartışanlar niye tartışıyor? Türkiye daha iyi olsun diye tartışıyorlar'' dedi.

Türkiye'nin operasyona açık olmayan, siyasal istikrarı tam tesis eden, güçlü bir yürütmeyi hayata geçiren, 'hükümet düştü düşecek' konuşmalarını sonsuza dek ortadan kaldıracak bir sisteme mutlaka geçmesi gerektiğini vurgulayan Bozdağ, bu sistemin adının Başkanlık sistemi olduğunu söyledi.

Türkiye'nin tek başına iktidar olduğu dönemlerde büyüdüğünü savunan Bozdağ, şöyle devam etti:

''Koalisyon dönemlerinde bu ülkenin büyüdüğünü, bu ülkenin ileriye gittiğini, kalkındığını söyleyenler gerçekleri söylemiyor; millet bunun şahidi. Eğer Türkiye'de başkanlık sistemi olmuş olsaydı 61. hükümet ne zaman kurulurdu, 5 seneden kabul ederseniz 305 sene sonra kurulurdu. Şimdi kaç sene sonra kuruldu 89 sene sonra kurulmuştur. Eğer 4 yıl olsa, 224 yıl sonra hükümet kurulmuş olacaktı. Bu ne demektir? Türkiye müthiş bir istikrarsızlık döneminden geçti, güçlü bir yürütme, istikrarlı bir yönetim Türkiye'yi ayağa kaldırır.

Herkes konuşuyor, 'tek adam olacak, diktatörlük gelecek, şöyle olacak böyle olacak'. Başkanlık sistemi esasında tek adamlığı, diktatörlüğü önlemek için ortaya çıkmış bir sistemdir. Düşünün bir başkan, başkan olması için yüzde 50,1'in oyuna ihtiyacı var, bu başkan otoriter davranabilir mi, ayrımcı davranabilir mi, ideolojik davranabilir mi? Toplumu kucaklamak zorundadır ve bu sistem daha demokratik bir sistemdir.''

'BAŞKANLIK SİSTEMİ GÜÇLÜ LİDERLER ÇIKARIYOR, KAĞITTAN LİDERLER DEĞİL'
Mevcut sistemde disiplinli partilerin olduğunu ve genel başkan ne derse ona göre her şeyin şekillendiğini anlatan Bozdağ, ama başkanlık sisteminde disiplinli partilerle yol alınamayacağını, tabandan demokrasiyi güçlendiren bir yaklaşım bulunduğunu ifade etti.

Başbakan Yardımcısı Bozdağ, ''Başkanlık sistemi, güçlü liderler çıkarıyor, kağıttan liderler değil, gerçek liderler çıkarıyor. Çünkü parlamenter sistem çok az çıkarıyor. Sayın Başbakan çıkana kadar Türkiye'nin geçmişine bakın, ne bedeller ödendi. Yani şimdi Tayyip Bey çıktı, ikinci bir Tayyip Erdoğan ne zaman çıkar kimse bilmez, bilemez'' dedi.

Başkanlık sistemi tartışmalarının Başbakan istediği için mi çıktığının sorulması üzerine de Bozdağ, kendilerinin kişiye bir sistem aramadıklarını, dolayısıyla Başbakana da bir sistem aramadıklarını söyledi. Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın başkanlık sisteminden yana olduğunu açıkladığını hatırlatan Bozdağ, ''Ama Başbakan istiyor diye, biz bu arayışın içinde değiliz, Türkiye'nin ihtiyacı var diye biz bunun anlatılmasını, tartışılmasını istiyoruz'' dedi.

KÜRTAJ TARTIŞMALARI
CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu'nun Diyanet İşleri Başkanlığı'nın kürtaj gibi siyasi konulara girmemesi gerektiği yönündeki açıklamalarının hatırlatılması üzerine Bozdağ, kürtajla ilgili konunun sadece siyasi bir konu olmadığını söyledi.

Bozdağ, ''Siyasiler bunu görüşecek, yasama boyutu var. Eğer bir adım atılacaksa siyaset adım atacak, tıp dünyası sağlıkçılar bunu konuşacak, kadın örgütleri herkes bunu konuşacak, tartışacak bunun tıbbi boyutu var, ama dini yönden de buna bir yaklaşım var. Dünyada bütün dinlerin kürtaj konusunda bir yaklaşımları var'' dedi.

Diyanet İşleri Başkanlığı'na kürtajla ilgili 2008 yılından bu yana 2 binin üzerinde vatandaşın soru yönelttiğini bildiren Bozdağ, son tartışmalar vesilesiyle maille, telefonla yine pek çok sorunun başkanlığa yöneltildiğini, Diyanet İşleri Başkanlığı'nın da bütün siyasi görüş ve düşüncelerinin ötesinde ve dışında kalmak suretiyle dini konularda halkı aydınlatmak ve ibadet yerlerini yönetmekle görevli olduğunu kaydetti.

Diyanet İşleri Başkanı'nın Sapanca'da yeni bir fetva da vermediğini anlatan Bozdağ, 1956 yılında bu konuda verilmiş bir fetvayı, 1983 yılında o dönemde Sağlık Bakanlığı'nın sorusu üzerine verilmiş bir fetvayı, daha sonra 1993 yılında Bosna'da yaşanan hadiselerle ilgili o dönemde verilmiş fetvaları numaralarını vermek suretiyle okuduğunu ve bu fetvaların kendilerinin görüşü ve bakışı olduğunu açıkladığını söyledi.

Bu anlamda Diyanet İşleri Başkanlığı'nın vazifesini yaptığını ifade eden Bozdağ, ''Kılıçdaroğlu diyor ki: Sen vazifeni yapma. İşine geldiği zaman lehine olacağını düşündüğü zaman 'Buyur konuş', işine gelmeyen açıklaması olduğu zaman 'sakın konuşma' diyor'' dedi.