NTV

Şehit Ömer Halisdemir davası öncesinde sanıklara protesto

Anadolu Ajansı

Türkiye

FETÖ'nün darbe girişiminin seyrini değiştiren Astsubay Ömer Halisdemir'in şehit edilmesine ilişkin davanın sanıkları adliyeye getirildi. Sanıkların üzerine urgan atan bir grup, temsili idam sehpasında Fetullah Gülen'in maketini astı.

İlişkili Haber

Özel Kuvvetler Komutanlığını (ÖKK) ele geçirmek isteyen cuntacı general Semih Terzi'yi vurarak, Fetullahçı Terör Örgütü'nün (FETÖ) darbe girişiminin seyrini değiştiren Astsubay Ömer Halisdemir'i şehit eden darbecilerin yargılandığı davanın dördüncü duruşmasının görülmesine Ankara 14. Ağır Ceza Mahkemesinde başlandı.

Gölbaşı'ndaki ÖKK'yı ele geçirmek isteyen cuntacı general Terzi'yi vurarak FETÖ'nün darbe girişiminin seyrini değiştiren Astsubay Ömer Halisdemir'in şehit edilmesine ilişkin davanın sanıkları, geniş güvenlik önlemleri altında jandarma eşliğinde salona getirildi.

DAVA ÖNCESİ SANIKLAR PROTESTO EDİLDİ

Mahkemedeki duruşma öncesinde sanıkları protesto eden bir grup vatandaş adliyenin C kapısı önünde toplandı. Jandarma ve polis de burada güvenlik önlemi aldı.

"Vatan haini FETÖ'nün uşakları" yazılı pankart açan, "Papalığın truva atı FETÖ", "Hırsız FETÖ", "Katil FETÖ", "Bu vatan milletindir, darbecilerin değil" yazılı dövizler taşıyan protestocular, "Hepimiz Ömer Halisdemiriz" ve "İdam isteriz" sloganları atarak, tekbir getirdi.

Jandarma araçları kapının karşısındaki yolda durduktan sonra sanıklar adliyenin C kapısından içeri sokuldu. Jandarmanın oluşturduğu koridorun arasından geçirilen sanıkların üzerine bazı protestocular yağlı urganlar attı.


Öte yandan protestocular burada temsili idam sehpası kurarak, FETÖ elebaşı Gülen'in, turuncu tulum giydirilmiş, üzerinde "Adı: Fetoşkeştayn, Suçu: Vatan Haini, Cezası: İdam - Tüm şehitler adına Ömer Halisdemir" yazılı maketini astı.

Duruşma salonuna sanıkların ardından müştekiler, sanık yakınları, avukatlar ile basın mensupları ve izleyiciler alındı.

Duruşmaya, Ankara 14. Ağır Ceza Mahkemesi Başkanı İsmail Ademoğlu başkanlık ediyor.

Müştekilik talepleri kabul edilen olayda yaralanan İsmail Oğuz ve karargahta öldürülen Astsubay Nedim Şahin'in eşi Ayşe Şahin ile şehit Halisdemir'in kardeşleri salonda yer aldı. Nedim Şahin'in oğlu Enes Şahin de müdahillik talebinde bulundu.

21 Şubat'ta başlayan, 3 günlük yargılamanın ardından ara verilen davanın bugünkü duruşmasında tanık beyanları dinlenecek, oturumlar 21 ve 22 Mart'ta da devam edecek.

Başkan Ademoğlu, 10 tanığın üç gün sürecek yargılamada dinleneceğini söyledi.

Ademoğlu, kamera kayıtlarının çözümü için belirlenen 3 kişilik bilirkişi heyetine ek olarak 4 kişinin daha görevlendirilmesinin talep edildiğini, bunun üzerine 4 kişinin daha bilirkişi olarak görevlendirildiğini belirterek, kamera kayıtlarının incelenmesi ve çözümünün yapılarak rapor haline getirilmesi işleminin henüz tamamlanamadığını bildirdi.

Mahkeme Başkanı İsmail Ademoğlu, tanık ÖKK Komutanı Zekai Aksakallı'nın duruşma günü il dışında olacağını ifade ederek, beyanının tespitini talep ettiğini, bu nedenle celse açılarak Aksakallı'nın beyanının alındığını bildirdi.

SANIKLAR

Şehit Halisdemir'in eşi Hatice Halisdemir ile İsmail Oğuz ve Ayşe Şahin'in "müşteki" olarak yer aldığı davanın sanıkları şunlar:

"Ahmet Kara, Ahmet Muhammed Demi̇rci̇, Ali̇ Güreli̇, Ali̇ Solmaz, Cemal Güleç, Ci̇hat İbrahi̇m Yörük, Erhan Almaz, Erkan Kütükcü, Fati̇h Şahi̇n, Furkan Aslanbay, Gökay Engi̇n, Hali̇t Çeli̇k, Harun Topbaş, Hasan Aksoy, Hüseyi̇n Oğuz, İsmai̇l Çınar, Mehmet Bi̇lge ve Mi̇hrali̇ Atmaca."

18 sanıktan 17'si hakkında "anayasal düzeni ortadan kaldırmaya teşebbüs", "Türkiye Cumhuriyeti hükümeti ile TBMM'yi ortadan kaldırmaya veya görevini yapmasını engellemeye teşebbüs" ve "nitelikli kasten öldürme" suçlarından dörder kez, sanık Mihrali Atmaca hakkında da 5 kez ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası isteniyor.

Ayrıca, bütün sanıklar hakkında "silahlı terör örgütü üyeliğinden" 7,5 yıldan 15'er yıla kadar hapis cezası talep ediliyor.

SON DURUŞMADA ALINAN ARA KARARLAR

Ankara 14. Ağır Ceza Mahkemesinde 3 gün süren duruşmalarda, yargılamanın son günü savcılık mütalaasının ardından ara kararını açıklayan mahkeme heyeti, delil durumu, delillerin tam olarak toplanamamış olması ve adli kontrol şartlarının bu aşamada yetersiz kalacağını göz önüne alarak, sanıkların tahliye istemlerini reddederek tutukluluk halinin devamına karar vermişti.

Yargılama konusu olaya ilişkin kamera kayıtlarının çözümü yapılarak rapor haline getirilmesi için uzman heyet oluşturulmasına karar veren mahkeme, Özel Kuvvetler Komutanlığının suç tarihindeki emir komuta zincirini gösterir görev tablosu ile sanıkların Diyarbakır'dan Ankara'ya geldiği "Casa" tipi uçağın iç mekanını, oturma düzenini ve içerideki mesafeleri gösteren rapor istenmesine hükmetmişti.

Sanıkların kimlik bilgileri ve cep telefonlarından yararlanılarak, "ByLock" kullanıcısı olup olmadıklarının anlaşılması için Cumhuriyet Başsavcılığına müzekkere yazılacağını bildiren mahkeme heyeti, Emniyet Genel Müdürlüğü Siber Suçlar Daire Başkanlığına müzekkere yazılarak, el konulan dijital belgelere ilişkin inceleme sonuçlarının dosyaya kazandırılması kararı aldı.

Bir sonraki duruşmada ÖKK Komutanı Korgeneral Zekai Aksakallı'nın da aralarında olduğu tanıkların dinleneceği belirtilmişti.

Özel Kuvvetler Komutanlığını ele geçirmek isteyen cuntacı general Terzi'yi vurarak FETÖ'nün darbe girişiminin seyrini değiştiren Astsubay Halisdemir'i şehit eden darbecilerin yargılandığı davada tanıkların beyanları alınıyor.

"OLAĞANÜSTÜ BİR DURUM OLMUYOR"

Ankara 14. Ağır Ceza Mahmesi'ndeki duruşmada tanık olarak dinlenen, Binbaşı Volkan Vural Bal, olay gecesi, ÖKK'da karargah nöbetçi subayı olarak görevli olduğunu, saat 21.30'a kadar görevine normal seyrinde devam ettiğini, herhangi bir terslik hissetmediğini söyledi.

Sanıklardan Albay Ümit Bak'ın nöbetçi amirliği aradığını, "Nöbetçi amir yanıma gelsin" dediğini anlatan Bal, nöbetçi amir Ümit Koçak'a emri ilettiğini, Bak'ın yanından gelen Koçak'ın kendisine, "Olağanüstü bir durum oluyor, nizamiyedeki emniyet tedbirlerini artır" diye emir verdiğini aktardı.

Emir üzerine, güvenlik tedbirlerinin artırılması ve dikkatli olunması emrini verdiğini belirten Bal, tehdidin canlı bomba olabileceğini değerlendirerek, nizamiyeye dışarıdan yaklaşacak kişilere karşı dikkatli olunmasını söylediğini ifade etti.

Daha sonra, Ümit Koçak'ın, "Zekai Aksakallı'nın emri var. Ani Reaksiyon Timi (ART) ve kobra zırhlı muhabere aracını spor okuluna gönder" dediğini kaydeden Volkan Vural Bal, bu emri yerine getirdiğini, ART ekibi için bir araç ayarladığını söyledi.

Nizamiyeye doğru gittiğinde orta kontrol bölümünde bazı icra astsubaylarını tam teçhizatlı gördüğünü, bu kişilerin burada bulunmasının normal olmadığını düşündüğünü dile getiren Bal, yaşananları şöyle anlattı:

"Bunlar icra astsubayı olduğu için benim bilmemem gereken bir şey olabilir diye değerlendirdim, sorgulamadım. Bu sırada, Ümit Koçak yarbay bana telefonda, 'Volkan, birliğe giriş çıkış olmayacak, nizamiyeden içeri kimseyi almayacağız, ısrar eden komutanlar olursa kibarca geri çevirin' dedi. Bunun üzerine, emirleri görevlilere ilettim, gerekli uyarıları yaptım. Üsteğmen Serkan Ak, bu sırada bana hitaben, 'Haraket merkezinden teyit ettiniz mi?' diye sordu. Ben de 'Sen kimsin, burada ne işin var' dedim, Ümit Bak albayın görevlendirdiğini söyledi. Bir süre sonda ART ekibini taşıyacak transit araç geldi. Timi dikkatli gitmeleri konusunda uyardım, kobra ile bu aracı spor okuluna gönderdim."

Bunlar yaşanırken, birlik üzerinde bir taarruz helikopterinin uçtuğunu, bu sırada 32'nci tabura alarm emri verildiğinin söylendiğini belirten Bal, zaman zaman taburlara alarm emri verildiği için bunu normal karşıladığını kaydetti.

Nizamiyeden içeri girmeye çalışan dört araçlık bir konvoyu içeri almadıklarını, bu araçların bariyerleri zorladıklarını öğrendiğini aktaran Bal, şöyle konuştu:

"Bu sırada havada gördüğüm helikopter dört aracın bulunduğu bölgeye ateş etmeye başladı. Personelime 'mevzi alın' dedim. Orta kontrole girdim, nöbetçi amiri aradım açılmadı, harekat merkezini aradım kimse cevap vermedi. Nöbetçi amire gitmek üzere 'Bekleyin emir alıp geleceğim' diyerek nizamiyeye doğru araçla yukarı çıktım. İlk önce acil müdahale mangasına gittim, 'Silah var mı' diye sordum kalmadığını söylediler. 'Nasıl olur kime verdiniz?' dedim, cevap vermediler. Karargah binasına girdim, nöbetçi amiri sordum, sesini duydum... Ümit Bak albayın odasındaydı. Odaya girerek, Ümit Bak'a, 'Bariyeri zorlayan araçlar var, temasa gireceğiz, kapıyı zorluyorlar' dedim. Ümit Bak ise 'Araçlar bizden, alarm için gelmişler' dedi. Karargahtan ayrıldım, bu sırada elinde piyade silahıyla Başçavuş Ahmet Karaaslan'ı gördüm. Silah alamadığım için Karaaslan'ın silahının faydalı olacağını değerlendirerek yanımda gelmesini istedim."

Volkan Vural Bal, nizamiyeye doğru geri gittiğinde bariyeri zorlayan dört aracın sürgülü kapıdan içeri girdiğini gördüğünü, araçlarda, Uğur Demirtaş, Serkan Coşkun, Ramazan Kılıç ile bir gün önce mezun ettikleri bazı kursiyerleri, tam teçhizatlı, operasyon kıyafetleriyle gördüğünü anlattı. Bal, "Dört araç kışlaya girmiş oldu. Bu şaşırtıcı bir durumdu. Operasyon kıyafetlerini dışarıdan giyip tam teçhizatlı birliğe giriş yapıldığını ilk defa gördüm" dedi.

"TARAFINIZI SEÇİN"

Nöbetçi Amir Ümit Koçak'ın, Albay Bak'ın odasında olduğunu, bu nedenle Koçak'a bilgi vermek üzere odaya girdiğini belirten Bal, Koçak'a, "Bariyerleri zorlayanlar tam teçhizatlı geldiler" dediğini, bu duruma Ümit Koçak'ın da şaşırdığını anlattı. Bu sırada Ümit Bak'ın çok telaşlı olduğunu ve bir yerleri telefonla aramaya çalıştığını gördüğünü aktaran Bal, şöyle devam etti:

"Odada Yarbay Mehmet Ali Çelik ve ismini bilmediğim bir albay da vardı. Harekat merkezindeki subaylardan birisi, 'Komutan Zekai Paşa Ümit Bak albay ile görüşmek istiyor' dedi. Ben hemen çıktım, peşimden kimse gelmedi. Harekat merkezinde bir yüzbaşı elinde telefon bekliyordu. Tekrar Bak'ın odasına gittim, 'Komutanımız telefonda bekliyor gelmeyecek misiniz?' dedim. Ben böyle söyleyince odadaki herkes hareket merkezine geldi. Ümit Bak, telefona yine bakmadı. Ben de 'komutanımız telefonda, emrini alın' dedim. Ümit Bak telefonu aldı, kısık sesle, 'Emirleri uyguluyoruz' gibi bir şeyler söyledi.

Zekai Aksakallı Paşa küfür etmiş olacak ki, ona 'küfür etmeyin' dedi ve telefonu kapattı. Ardından Ümit Bak, bana ve Yarbay Ümit Koçak'a, 'Gelen emirler var. Bu emirlere göre hareket edeceğiz' dedi ve elindeki iki beyaz kağıdı gösterdi. Ben de 'O emirlerin doğru olduğunu nereden bileceğiz' dedim. Bunun üzerine Yarbay Mehmet Ali Çelik, 'Bu emirler TSK komuta harekat merkezinden geldi' dedi. Ardından da ikna olmamız için telefonla bir yerleri aradı, 'Arkadaşlar emirlere uymuyorlar, tereddüt yaşıyorlar' dedi. Telefondaki kim olduğunu bilmediğimiz, sesi telefondan dışarı verilen kişi, 'Bu saaten sonra bu emirler geçerlidir, buna göre hareket edeceksiniz' dedi. Mehmet Ali Çelik'e, 'Kiminle konuştunuz ben nereden bileyim, burada yanlış şeyler oluyor' dedim. O sırada yeniden telefon çaldı. Astsubay telefonu açtı, Zekai Paşa'nın nöbetçi amir ile konuşmak istediğini söyledi.

Bu sırada iki silahlı personel geldi, silahları atışa hazır hale getirip namluyu bana ve Ümit Koçak'a çevirdiler. Bu kişilerin, Nedim Şahin ve Muzaffer Han olduğunu sonradan öğrendim. Ümit Koçak, Zekai Paşa'nın olduğu söylenen telefona doğru, 'Komutanım konuşamıyorum' diyerek bağırdı. Bize silah doğrultanlardan biri telefonu masaya vurarak kırdı ve kullanılamaz hale getirdi. Bu olaylar sırasında Mehmet Ali Çelik, 'Tarafınızı seçin' dedi. Ben de 'TSK ve özel kuvvetlerden başka tarafımız yok' dedim."

"HAFİF NABZI VAR GİBİ"

Nöbet yerine geçmesi gerektiğini belirtmesi üzerine Nedim Şahin'i peşine takarak aşağı inmesine izin verdiklerini anlatan Bal, şunları ifade etti:

"Nöbetçi amirin odasına gittim. Arkamdan Ümit Koçak geldi, 'Bu adamlar bizi tehdit olarak algılarlar, silahlarımızı çıkaralım, aksi halde bizi yaşatmazlar, sabaha kadar sağ kalacağız ve yaşadıklarımızı anlatacağız' dedi. Silah kılıfımı çıkardım, tabancama mermiyi sürdüm atışa hazır hale getirip çekmeceye koydum. Nedim Şahin kapıda bekliyordu. Bir süre sonra Zekai Paşa'nın emriyle yola çıkan ekibin spor okulunda helikopter tarafından vurulduğu bilgisi geldi. Telefonla bilgi almaya çalıştım. Bir personelin bacağının koptuğunu öğrendim. Kimlerin yaralandığını öğrenemedik. Odadayken Zekai Paşa'nın emir astsubayı Makbul Uluğ astsubayı aramak aklıma geldi. Durumu anlattım, 'Başımızda silahlı bir adam var' dedim. Bundan sonra nöbetçi amirin odasında kaldık. Nöbetçi amir odasında televizyondan darbe teşebbüsü ile ilgili bilgileri öğrendik. Kim kim bunu bilmiyordum. Zekai Paşa'ya karşı çıktığı için Ümit Bak'ı anladık ama temkinli durduk genelde. Zekai Paşa'nın emriyle birlik personelinin birliği ele geçirmek üzere geleceklerini öğrendim."

Volkan Vural Bal, bir soru üzerine, Aksakallı'nın birliği telefonla "00.00-00.15 saatleri arasında aradığını" söyledi.

Nöbetçi amir odasında beklerken, bir helikopterin yaklaştığı bilgisinin geldiğini, kısa süre sonra da 45-50 merminin atıldığı bir çatışma yaşandığını ifade eden Bal, silahları da olmadığı için bina içinde beklediklerini, çatışma anını göremediklerini belirtti.

Komutanlık girişinde bir kişinin yerde yattığının söylendiğini, 5-10 dakika sonra da ambulansın geldiğini bildiren Bal, bundan sonra yaşananları şöyle anlattı:

"Koridorda hareketlilik vardı, ellerinde silahla bekleyenler vardı. Ambulans gelince, yaralıya yardım etmek amacıyla ellerimi kaldırdım, 'Nöbetçiyim ateş etmeyin' dedim. Yaralıya doğru gittim. Yerde yatan personelin Ömer Halisdemir olduğunu gördüm. Kendisiyle akşam mesai bitimi görüşmüştüm, baş ucuna çöktüm, nabız alamadım. Ambulans geldi. Sağlık personeli 'Nabzı hafif var' gibi dedi, tekrar odaklandım, o sırada Mihrali Atmaca, 'çekilin' dedi ve şehidimize iki el ateş etti. Mihrali ateş edince, Hasan Aksoy ona, 'Komutanım niye attınız, hesap verseydi' dedi. Ayağa kalktık, şehit olduğunu anladım, üzerini örttük."

Bal, şehit Ömer Halisdemir'in, Zekai Aksakallı'nın koruma astsubayı olarak görev yaptığını, o gece koruma nöbetçisi olduğunu ve 21.30'a kadar komutanının telefon trafiğini takip ettiğini söyledi.

Ömer Halisdemir'in şehit edilmesi olayına tanık olduktan sonra karargaha tekrar girdiğini, kendisi girerken, başlarında sanıklardan Fatih Şahin'in bulunduğu bir grubun dışarı çıktığını söyleyen Bal, bu sırada okul komutanı Albay Ömer Faruk Bozdemir'e olanlarla ilgili bilgi verdiğini, onun da kendisine, "Fatih Şahin'e sakın güvenme" dediğini aktardı.

"DİRENCİNİ KIRMAYA ÇALIŞTI"

Ümit Koçak'a, "Komutanım bunlar bizi öldürecekler, karargah binasından çıkmaya hazır olun." dediğini, Koçak'ın ise kendisini yeniden fevri davranmaması konusunda uyardığını anlatan Bal, bir süre sonra nizamiye bölgesinde tam teçhizatlı olarak gördüğü Şenol Soylu ve Muzaffer Han'ın silahlarından arındırarak, görüntü izleme odasına aldıklarını kaydetti.

Sonrasında albay Ümit Bak'ın derdest edildiğini belirten Bal, "İçimizde umut doğdu. Çünkü bize göre Ümit Bak darbeciydi. Ümit Bak'ın derdest edilmesi, timin bizimle hareket ettiğini gösterdi. Bir süre sonra bizim bulunduğumuz odaya Mihrali Atmaca seslenerek 'Komutanım, okul komutanıyla görüştük. Sizinle aynı taraftayız, karargahın emniyetini alacağız.' dedi. Biz de onların desteği ve silahlı himayesiyle karargahta bulunan tüm personeli bulunduğumuz yere çağırdık, üzerilerini aradık, silahtan, teçhizattan, tüm malzemelerden arındırdık. Gözlem odasına hepsini aldık." dedi.

Şenol Soylu ve Muzaffer Han'ı kaçamayacakları şekilde tecrit ettiklerini anlatan Bal, şunları ifade etti:

"Bu olaylardan sonra okul komutanımız ile görüştüm. Okul komutanı bana 'Nizamiye bölgesine takviye lazım' diyerek yardım istedi. Ben de bu durumu Mihrali üsteğmene anlattım. Nizamiye bölgesine yardıma gitmek zorunda olduğumuzu ilettim. O da 'Emrinde sadece 9 personeli olduğunu, karargahın emniyetini ancak alabildiğini' söyledi. Bunun üzerine kendisinden tüfeğini istedim. Mihrali üsteğmenin gözaltı işlemi sırasında omzu çıkmıştı, tüfeğini kullanacak durumda değildi. Bunun üzerine Mihrali 'tüfeğinin arızalı olduğunu' söyledi. Okul komutanımız bir süre sonra bize, 'Birliğin alt tarafındaki tel örgülerden sızarak Fırat Çelik albayın ve Ahmet Kangal başçavuşun geleceğini' söyledi. Bu durumu Mihrali üsteğmene ilettik.

Gelecek kişinin ya da kişilerin tam olarak tarif edilmesini, başkaca kişilerin girmesi halinde onları vuracaklarını söylediler. Bu şekilde bir koordinasyon sağlayarak, Fırat Çelik ve Ahmet Kangal'ı içeri aldık. Ardından aynı şekilde sızma yaparak Kemal Turan albay birliğe geldi. O geldikten sonra sürekli olarak nizamiyede tam teçhizatlı olan darbeci unsurlara 'Karargahtaki arkadaşlarınızın işi bitti, sizin de işiniz bitecek" şeklinde konuşmalar yaparak, propaganda yaptı. Nizamiye bölgesindekilerin direncini psikolojik olarak kırmaya çalıştı."

"ÜMİT BAK'A KIZDIĞINI GÖRDÜM"

Sonrasında, Mihrali üsteğmen ve ekibinin nizamiye bölgesinden gelenleri de derdest edip gözaltına aldığını öğrendiğini belirten Bal, "Gözaltına alınan kişilerin yanından ayrılamadığım için Aksakallı Paşa geldiğinde onu karşılayamadım. Komutanlık girişinde kiminle ne şekilde görüştüğünü, nasıl hitap ettiğini bilmiyorum. Sadece derdest olan Albay Ümit Bak'a dünkü konuşmalarını bir kez daha tekrarlayarak kızdığını gördüm" dedi.

Mahkeme Başkanı İsmail Ademoğlu'nun "Mihrali ve arkadaşları olmasaydı ne olurdu?" sorusuna Bal, "Mihrali Üsteğmen ve timi olmasaydı biz karargahı kontrol altına alamazdık. Emniyeti alamazdık" yanıtını verdi.

"Olaylar olurken, Özel Kuvvetler Komutanı Zekai Aksakallı'nın emir astsubayı Makbul başçavuşa niçin zamanında haber verilmedi? Birliği koruması gereken ART timi niçin çağırılmadı?" sorusu üzerine Bal, "Albay Ümit Bak'ın, birlik komutanımız Zekai Aksakallı'nın emirlerine uymadığını net bir şekilde tespit ettiğim anda nöbetçi amirliğe giderek oradan Aksakallı'nın emir astsubayını arayıp bilgilendirdim. ART timini, Zekai Aksakallı'nın emri üzerine spor okuluna göndermiştik. Orada taarruz helikopterinin saldırısına uğradığını duyduk. Gönderen kişi ben olmadığım için geri çağırmayı da düşünmedim" dedi.

"Ömer Halisdemir'in başındayken size Mihrali üsteğmen geri çekilin dedi ve sonrasında Halisdemir'e ateş etti. Ne amaçla geri çekildiniz, ne düşündünüz? Niçin direnmediniz?" sorusuna, Bal, "Mihrali üsteğmen ben yeniden nabız ölçmeye çalıştığım sırada çekilin diyerek, iki el şehide doğru ateş etti. Anlık bir olaydı. Bu nedenle benim Mihrali üsteğmene engel olmam mümkün değildi. Mihrali ateş ettikten sonra göz göze geldik, niçin ateş ettin diye yüzüne baktım. Bir cevap vermedi" yanıtını verdi.

"Ömer Halisdemir'le saat 21.30 sıralarında görüştüğünüzü söylediniz. Kendisinde herhangi bir olağanüstü durum sezdiniz mi?" sorusuna Bal, "Hayır, sezmedim" karşılığını verdi.

Bal, "Fatih Şahin'in hain olduğunu kimden öğrendiniz? Buna nasıl inandınız? Ümit Bak'ın elinde gördüğünüz sıkıyönetim emirlerine bakma gereği duymadınız mı?" sorusuna karşılık, "Fatih Şahin ile olay sırasında göz göze gelmek dışında bir temasımız olmadı. Ayrıca Fatih Şahin ile ilgili Okul Komutanı Ömer Faruk Bozdemir benimle konuştu ve 'benim Fatih Şahin'e güvenmemem gerektiğini' iki kez söyledi. Ben de buradan onun hain olabileceğini değerlendirdim. Ümit Bak'ın elindeki beyaz kağıdı gösterip 'Burada yeni emirler var' dediği kağıtlara bakma gereğini hissetmedim" ifadelerini kullandı.

"ŞAHİN 'İHTİLAL YAPILDI' DEDİ"

Bal'ın ardından tanık olarak Özel Kuvvetler Komutanlığı'nda görevli Yüzbaşı Ahmet Kemal Yılmaz dinlendi.

Darbe girişiminin gerçekleştiği gün, terör örgütü PKK'ya yönelik operasyonları icra etmek üzere Diyarbakır'da bulunduklarını belirten Yılmaz, saat 21.00 sıralarında Tabur Komutanı Fatih Şahin'in "Operasyona Ankara'ya gidiyoruz, hazırlık yapın" emrini verdiğini aktardı.

Emri aldıkları sırada tanklardan ve uçaklardan haberinin olmadığını ifade eden Yılmaz, "Ankara'da hazır bir tabur varken bizim Diyarbakır'dan çağrılmamız garipti. İnternetten köprülerin tutulduğu ve uçakların Ankara'da alçak uçuş yaptığı bilgisini aldık. Bir uçak kaçırıldığı söylentisi de vardı. İlk dakikalarda darbeden bahsedilmiyordu" dedi.

Tabur Komutanı Fatih Şahin'in cep telefonuna bakıp, gülümseyerek "İhtilal yapıldı" dediğini aktaran Yılmaz, ihtilallik bir ortam olmadığı için Şahin'in bu yorumunu ciddiye almadığını söyledi.

"TABUR KOMUTANININ YÜZ İFADESİ DEĞİŞTİ"

Tabur komutanının hiçbir operasyonda olmadığı şekilde malzeme kontrolü yaptığını anlatan Yılmaz, şunları kaydetti:

"Otobüslere bindik, Diyarbakır havalimanına doğru yola çıktık. Havalimanına giderken Başbakan'ın, 'Küçük bir grubun kalkışması olduğu' yönündeki açıklamalaranı dinledik. Ben arkama dönüp Mihrali ve Fatih yüzbaşıya, 'Bu paralelcilerin darbesi' dedim. 'Sadece İstanbul ve Ankara'da var. TSK'nın bütün unsurları kullanılmamış. Bu planlı bir darbe olsa, ilk alınacaklardan birisi Başbakan'dır, bu paralelcilerin darbesi' dedim. Mihrali, 'Biz paralelcilerle çatışmaya mı gidiyoruz?' dedi. Mihrali mutlu oldu, ellerini ovuşturdu, arkasına yaslandı. Bu konuşmayı duyan tabur komutanının yüz ifadesi değişti. O sırada ben, tabur komutanından şüphelenmeye başladım. Otobüsle intikal halindeyken, Mihrali'ye 'timi meskun mahale göre teşkilatlandırmamız gerekiyor.' dedim. Bunu duyunca tabur komutanı, 'Napıyorsun, düzeni bozma' diye tepki gösterdi"

Yılmaz, havalimanına ulaştıktan sonra Tabur Komutanı Fatih Şahin'in "Ankara'ya ilk etapta 1. ve 3. timler gidecek" emrini verdiğini söyledi.

Mahkeme Başkanı İsmail Ademoğlu'nun "Neden 1. ve 3. timleri seçti?" sorusuna Yılmaz, "Birinci tim mevcut olarak daha kalabalık, en kıdemli tim komutanı da benim. İkinci timin komutanı yeni tayin olmuş, genç bir arkadaş. Üçüncü tim ise keskin nişancılar da olan destek timi" yanıtını verdi.

Şahin'in uçaklar için yerden işaretleme yapılan bazı malzemelerin de alınmasını istediğini belirten Yılmaz, bu cihazların Ankara'da kullanılacak olmasını anlayamadığını söyledi. Yılmaz, "Bu cihazları kullanmak için Ankara'nın ele geçirilmiş olması gerekirdi" dedi.

"TERZİ İNMEDİ, BEKLEDİ"

Sonrasında uçağa geçtiklerini, Semih Terzi'nin de uçağa bindiğini ifade eden Yılmaz, şöyle devam etti: 

"Ben tabur komutanından şüpheleniyordum. Semih Terzi'yi görünce ben rahatladım. 15 Temmuz gecesi Terzi'nin uçağa bindiğini görünce, 'Tamam ben Fatih Şahin'den şüphelendim ama Semih Terzi'den bir şey çıkmaz.' dedim. Terzi ile birlikte görev yaptık. Arayıp da bulamayacağız bir komutan Semih Terzi, çok düzgün biridir. Yere indiğimizde çatışabileceğimiz söylendi, bende tekrar şüpheler arttı. Tabur komutanı, 'Aşağı indiğimiz zaman uçağın emniyetini alacaksın.' dedi. 'Komutanım askeri havalimanında neyin emniyetini alacağım?' dedim. 'Her şey olabilir' dedi. 'Üniforma giyenler bizim için tehdit mi?' dedim. 'Olabilir' dedi. 'Emredersiniz' dedim, yanından ayrıldım"

Uçakla indiklerinde kendilerini ÖKK'ya gitmek üzere iki helikopterin beklediğini, helikoptere binecekleri kendisinin seçtiğini anlatan Yılmaz, sözlerini şöyle sürdürdü: 

"Gölbaşı bizim yuvamız, emniyetli yer. Verilen emirlere müdahale etmemesinden dolayı Semih Terzi'den de şüphelenmeye başladım. Öyle bir durum ki yıllarca itaat duygusuyla yetişmişsiniz ama olayları değerlendirdiğiniz zaman oturmayan bir şey var. Semih Terzi'den de şüpheleniyorum ama elimde somut kanıt yok. Bazı kişileri ismen, geriye kalanları ise ön kapıya yakın oldukları için seçtim. Uçak durduktan sonra rampa açıldı. Belirlediğim 14 kişilik ekip ön kapıdan geri kalan arka rampadan indi. Ben Semih Terzi'yi izliyorum. 7 ay beraber çalıştık, birçok intikalimiz oldu. Hızlı hareket eden birisidir, beklemez. Tuhaf bir vücut pozisyonuyla bekledi, inmedi. Ekip indikten sonra Semih Terzi indi. Ben döndüm söylenmeye başladım Fatih Şahin ve Semih Terzi'ye ancak duymadılar."

"AKSAKALLI İLE GÖRÜŞTÜM"

Kendisinin "çantaları indirme" bahanesiyle, 6 personelle beraber Etimesgut Askeri Havalimanı'nda kaldığını belirten Yılmaz, bu sırada bazı telefon görüşmeleri yapıp olayı netleştirmeye çalıştığını anlattı. Yılmaz, bu sırada, "eğer şüphelerimde haklıysam ben, Semih Terzi'yi de Fatih Şahin'i de şüphelendiğim kim varsa hepsini paketleyeceğim. Eğer şüphemde haksızsam, 'Komutanım ben çantalar yüzünden geciktim' demeyi düşündüğünü" kaydetti.

Sonrasında Semih Terzi'nin vurulduğunu öğrendiğini ifade eden Yılmaz, "Mihrali'yi aradım ulaşamadım, sonrasında helikoptere binen ekibi aramaya başladım. Erhan Almaz'a ulaştım 'Mihrali'ye ver' dedim. 'Semih Terzi'nin vurulduğunu' söyledi. 'Ortalık karışık, netleştiremedim şu andan itibaren emir komuta bende' dedim" dedi.

Yılmaz, gece saatlerinde görüştüğü Albay Ömer Faruk Bozdemir'in "Semih Terzi ve Fatih Şahin'in hain olduğunu" bu konuda kendisini Özel Kuvvetler Komutanı Zekai Aksakallı ile görüştürebileceğini söylediğini aktardı.

Görüştüğü Aksakallı'nın, "Semih Terzi, Ümit Bak, Mehmet Ali Çelik, Fatih Şahin'i öldürün" emri verdiğini belirten Yılmaz, şunları kaydetti:

"Pilot var, ben hemen helikoptere biniyim, gidiyim ne gerekiyorsa yapıyım dedim. 'Komutanım bir tane birliğin otobüsü var, gidiyim karargaha' dedim, 'Tamam' dedi. Sonra vazgeçti, 'Sen sakın oradan ayrılma, oranın emir komutasını al hiçbir hava taşıtı hareket etmesin' dedi. Bu sırada Albay Ahmet Balaban beni arıyordu. Aksakallı'ya, 'Buradaki albay beni takip ediyor.' dedim. Telefonu ona verdim. Aralarında kısa bir konuşma oldu. Aksakallı bana 'Albayı gözden kaçırma.' dedi. Saat 02.59'da Mihrali ile görüşerek, 'Ümit Bak, Mehmet Ali Çelik ve Fatih Şahin hain, derhal bu adamları derdest et, direnirlerse ayaklarına sık, çok zorluk çıkarırlarsa vur.' dedim. Oranın emir komutasını devraldım"

"SANA DA SIKACAĞIM"

Sonrasında olayları kontrol altına aldıklarını dile getiren Yılmaz, Terzi'yi hastaneye götüren Hasan ve Hüseyin başçavuşa, oradan ayrılmaları emrini verdiğini kaydetti.

Yılmaz, bu sırada görüştüğü Tabur Komutanı Fatih Şahin'e "Önüme gelene sıkıyorum, sen gelirsen sana da sıkacağım hain" dediğini söyledi.

Yüzbaşı Yılmaz, "Bütün emirleri benden aldılar yaptıkları her şeyin sorumlusu benim. Timin helikoptere binmesi, Semih Terzi ile birlikte hareket ettikleri yönünde bir algıya sebep olduysa, helikoptere binmek bir disiplin göstergesidir. Emre uymak suç değil, onları helikoptere bindiren benim. Sorumluluk komutana aittir" ifadelerini kullandı.

Yüzbaşı Ahmet Kemal Yılmaz, sanık eski binbaşı Fatih Şahin'in Diyarbakır'dan Ankara'ya intikalleri sırasında şakayla "ihtilal oluyor" dediğini, Ankara Etimesgut'a gelip, bazı yaşananlara şahit olunca bunun şaka olmadığını anladığını ve Şahin'den şüphelendiğini söyledi. 

Şüphelerini personeline söylemesi ve bunların gerçekleşmemesi halinde otorite kaybına uğrayacağını, bunun da askerlik mesleğinde kabul edilemez bir durum olduğunu anlatan Yılmaz, "Personelim ile konuşmak için şüphelerimin netleşmesini bekledim. Şüphemde haksız çıkarsam herkesin kafası karışmış olur. Semih Terzi güçlü bir aktör, herkes sever, güvenir. Şüphelerim yersiz çıkarsa durumum hoş olmazdı" dedi. 

Etimesgut'tan Özel Kuvvetler Komutanlığına gidecek helikoptere adam seçerken herhangi bir kriter gözetmediğini, rastgele personel seçtiğini anlatan Yılmaz, "İkinci helikopterde yer vardı, normalde hepimizin verilen emre göre binmesi gerekiyordu. Kuşkularım, şüphelerim olduğu için gitmek istemedim, tek başıma da kalamazdım o yüzden altı personele 'Siz kalın, çantaları taşıyın' bahanesiyle kalmalarını emrettim. Biz de böyle kaldık" diye konuştu. 

Sanık eski Üsteğmen Mihrali Atmaca'nın avukatı Basri Aydın'ın sorusu üzerine meskun mahallerde operasyonların nasıl yapıldığını duruşma salonunda anlatan tanık Yılmaz, "Meskun mahalde en büyük tehdit ölüdür, ölü zannettiğiniz kişidir. O yüzden ilk başta ölü araması yaparsınız. Bölge kontrol altına alınmadıysa, harekat devam edecekse oradaki adam yıkılana kadar sıkarsınız. Siz attınız hedef yıkıldı, arkadan başka birisi geldi yerdeki adama, ölüye o da atar geçer, arkadan üçüncü geldi, yerde yatana ateş eder gider, yerde yatan kişinin öldüğünden emin olmak zorundasınız. Bu talimatnamede geçer" ifadelerini kullandı. 

Mihrali Atmaca'nın, şehit Ömer Halisdemir'e ateş etmesinin de meskun mahallerde operasyon eğitimini almasının gereği olduğunu belirten Yılmaz, bu eğitimleri alan her kişinin aynı refleksi vermesinin beklendiğini, eğitimi alanların da tereddütsüz bunu uyguladığını söyledi. 

"ŞAHİN'DEN NEFRET EDERDİM"

Sanık eski binbaşı Fatih Şahin'in avukatı Çiğdem Koç'un sorusu üzerine, Şahin'in kendisine sürekli mobbing uyguladığını, her gün azarladığını anlatan Yılmaz, "Kişisel kanaatimi sorarsanız, kendisinden nefret ederdim" dedi. 

Yılmaz, "Tutuklanan arkadaşlarımın masum olduklarına inancım tamdır. Bu arkadaşların masum olmalarına rağmen sadece tutuklanmalarından dolayı birlik dışına tayin edildiklerini öğrendim. İlk tayini çıkan kişi Mihrali Atmaca'ydı, bunu öğrenince hemen tayin dilekçemi yazdım. 'Timimde bulunanlara kefilim, hataları hatamdır. Bu adamlar masumdur' dedim. Buna rağmen arkadaşlarımın birlik dışına tayin olduklarını öğrendikten sonra 'Benim de bu birlikte durmam hatadır' diyerek tayin istedim" diye konuştu. 

Özel Kuvvetler Komutanlığı Meslek Gelişim Şube Müdürü Albay Ümit Koçak da 15 Temmuz'da yaşananları anlattı.

Albay Koçak, tutuklu sanık Mihrali Atmaca'nın avukatı Basri Aydın'ın sorusu üzerine, Atmaca ve beraberindeki timi olmasa Özel Kuvvetler Komutanlığının darbecilerden temizlenmesinin mümkün olmayacağını, nöbetçi askerlerde ve içerideki darbe karşıtı askerlerde yeterli silahın bulunmadığını kaydetti.

ETİKETLER