NTV

Tek tip askerlikte birden çok formül

Türkiye

Genelkurmay'ın tek tip askerlikle ilgili formülleri belli olmaya başladı, 6, 9 ve 12 ay üzerindeki çalışmalara hız verildi. Polis ve öğretmen gibi bazı meslek gruplarının sivil olarak askerlik yapması da gündemde.

Onbinlerce gencin merakla beklediği bedelli askerlik görüşmesinden olumsuz sonuç çıktı. Başbakan Recep Tayyip Erdoğan ile Genelkurmay Başkanı Orgeneral İlker Başbuğ'un geçtiğimiz hafta gerçekleşen görüşmesinde TSK şartların oluşmadığını söyledi ve bedelli askerlik bir başka bahara kaldı. Genelkurmay Başkanı, görüşmede Başbakan'a mevcut asker sayısının ihtiyacı karşılamadığını ve uygulamanın terörle mücadele üzerinde olumsuz etkilere neden olacağını iletti.

Görüşmenin ardından yapılan açıklamada dikkat çeken şöyle bir cümle vardı:

"Ancak, bu konuda oluşan toplumsal beklentileri karşılamak üzere, orta vadede, mevcut askerlik sistemindeki farklı uygulamaları ortadan kaldıracak, askerlik sistemine ilişkin yeni yapısal düzenlemeler yapılmasının önemi ve gerekliliği üzerinde durulmuştur.”

Bu açıklamanın ardından Genelkurmay Başkanlığı'nın askerlikte nasıl bir adım atacağı tartışılmaya başlandı.

Gündeme gelen en önemli konu ise tektip askerlik uygulamasına geçilmesiydi.

Genelkurmay Başkanlığı, hangi sürenin tek tip askerliğe uygun olduğunu uzun süredir araştırıyor ve bu çalışma daha da hızlanacak.

Silahlı Kuvvetler, asker alma işlemlerinde zaafiyet yaratmayacak en makul süre üzerinde çalışıyor. TSK, "Bütün üniversite mezunları 6 ay kısa dönem askerlik yapabilir mi, herkes 9 ay yapsa asker açığı gerçekleşir mi, 12 ay olursa nasıl sonuç verir?" gibi sorulara yanıt arıyor.

BÜTÜN ÜNİVERSİTE MEZUNLARI 12 AY YAPABİLİR Mİ?
Mevcut uygulamada kısa dönem askerliğin kaldırılıp bütün üniversite mezunlarının 12 ay askerlik yapması tartışılıyor ancak bu meydana getireceği iş gücü kaybı nedeniyle imkansız görünüyor.

Bütün üniversite mezunlarının 6 ay er olarak askerlik yapması da bir başka konu.

Polis ve öğretmen gibi, belirli meslek gruplarının, sivil olarak askerlik hizmetini yapması da gündemde.

SADELEŞTİRİLECEK
Milli Savunma Bakanı Vecdi Gönül, mevcut uygulamanın dövizli askerlik, yedek subaylık, kısa dönem, er ve öğretmen askerlik gibi çok parçalı olduğunu hatırlatarak üzerinde çalışılan sistemle ilgili “Bunları basitleştirmeye çalışıyorlar" dedi.

6 TUGAY TAMAMEN PROFESYONELLEŞİYOR
Genelkurmay Başkanlığı'nın yapısal düzenlemelerinde ilk adım profesyonel ordu konusunda atılacak. Toplam 6 tugay, önümüzdeki temmuz ayından itibaren tamamen profesyonelleşecek ve artık er ve erbaş temin etmeyecek.

BEDELLİ YENİDEN GÜNDEME GELECEK
Radikal değişiklikler gerçekleştikten sonra bedelli askerliğin yeniden gündeme gelmesi bekleniyor. Son görüşmede bedelli askerliğin rafa kaldırılmasında, askerlik süresindeki indirimin toplam asker mevcudunu azaltması etkili oldu. Askerlik süresinde yapılan ortalama 3 aylık süre indirimi, toplam asker mevcudunu yüzde 17 oranında azalttı.

Mevcut sistemde üniversite mezunu olmayanlar 15 ay uzun dönem er, üniversite mezunları ise 12 ay yedek subay ya da 6 ay kısa dönem er olarak askerlik yapıyor. Yurtdışında en az 3 yıl çalışanlara ise dövizli askerlik, yani sadece 1 ay temel eğitim yaptırılıyor.

Peki, yaklaşık iki haftadır bedelli askerlikle yatıp kalkan Türkiye'de köşe yazarları konuyla ilgili neler yazdı? İşte yazılanlardan bazıları...

BİR ÖLÜM BİN İBRET
Umur Talu - HaberTürk

ŞOFÖR baba, Bursa’da kargo şirketinde işten çıkarıldı. Doğubayazıt’ta askerdeki oğlu telefonda paraya ihtiyacı olduğunu söyledi.

Baba işsiz kaldığını söyleyemedi. Üzüntü ve öfkeyle pencereye yumruk attı; cam damarını kesti, kan kaybetti, can verdi.

İlçe Osmangazi, mahalle Fatih Sultan Mehmet, oğlu Fatih idi.

Bu kısacık haberi kısacık okuyup bitirebilir, istediğinizi düşünebilir; upuzun okuyarak istemediğiniz kadar da düşünebilirsiniz. Yoksulluk, işsizlik, çaresizlik, umutsuzluk, öfke diye de okuyabilirsiniz; başka sayfalara da geçebilirsiniz. Mesela tam “bedelli askerlik” gündeme gelmişken.

İlk bakışta şunu diyebiliriz mesela:

Bedelli askerlik olsa; Fatih’in babası o bedeli ödeyebilecek miydi ki!

Parası olmayan yararlanamayacak, eşitsizlik ortaya çıkacaktı. Oğluna kısa askerlik için para bulamamış her baba belki daha çok yanacaktı. Bu “ilk bakış” yorumuna katılırım. Fakat, var olan sistemin zaten adil, eşitlikçi olduğunu ispatlamanız lazım.

Oysa hiç değil. Rahmetli Seyfettin Bey’in oğlu Fatih Doğubayazıt’a giderken, bir başka Fatih’in abasının torpil ayarlamadığı, para, iktidar, rütbe gücü ve ilişkilerini kullanmadığı bir sistem mi bu! Gittikleri yerde, görevlerde Fatihler’in eşit olduğu bir sistem mi!

Aylarca askerlik yapan onca Fatih’in, Mehmet’in hakikaten askerlik mi yaptığı, yoksa bin türlü angaryaya, kanunen yasak ve esasta hapis cezasına tabi “hizmetçiliğe”, “posta” adı altında ayak işine koşulduğu... Kimi kayrılanın da benzeri işlerle fiili askerlikten kaçırıldığı sistem mi!

“Eşitsiz”, hem de çok eşitsiz bir sistemi “eşitlik” adına savunmaya kalkmak palavra.

Türkiye’de askerlik; ordu yapısı, hem profesyoneller arasındaki “rütbe ve görev, emir ve komuta ötesi” ayrımcılık, hem askere alınan gençlere farklı muamele, yoksulları daha fazla hırpalayan, ezen ve daha kolay ölüme yollayabilen düzen zaten “imtiyaz ve eşitsizlik” üstünde yamuk duruyor. Yara açıyor, kanatıyor...

Sadece insani sorunla da kalmıyor; bir ordunun teknik, askeri işleyişine muhtemelen ciddi darbeler vuruyor.

Yurtdışındakiler ve sözde orada çalışırmış gibi ayarlayana “bedelli” zaten var. 30 yaşını aşmış, iş ve aile sahibi olmuşlara bir düzenleme, belki kapsamlı reform fırsatı olur.

Kaynak yaratmak, askerlik süresini kısaltmak, profesyonel askerleri biraz mutlu edebilmek ve insan yerine koyabilmek, orduyu hantallıktan çıkarmak, binlerce skeri hizmetçilik ve angaryadan kurtarmak, profesyonelleşmeyi teşvik etmek, vicdani reddi hak olarak kabul etmek, daha verimli bir ordu yönetimi sağlamak için.

“Onurlu görev” denirken, insan haysiyetiyle oynayabilen alışkanlıkları da yok etmek için."





YÜZBAŞI YÜZ DOLAR, BİNBAŞI BİN...
Yılmaz Özdil - Hürriyet

"Anlamadığım şu... Kaç paraysa ödeyeceksek, niye “er” oluyoruz? Hem papelleri sayacaksın. Hem en altta kalacaksın. Adalet mi bu?

2 bin dolar fazla verip, albay olmak istiyorum belki... Parasıyla değil mi? Yapılacaksa, tam yapılsın. Tarifesi yayınlansın... Yüzbaşı, adı üstünde, yüz dolar. Binbaşı, bin dolar.

Peşin peşin tezkere... Taksit taksit ödensin. 2 al, 1 öde kampanyası yapılsın. İki biraderin biri bedavaya gelsin.

- Askerliği nerde yaptın?
- Locada.

Tankçı, topçu meşakkatli; yeni sınıflar oluşturulsun mesela... “Bokumda boncuk var tümeni” kurulsun. “Babam sağolsun tugayı” kurulsun. Parası hangisine yetiyorsa, oraya gitsin.

İlla da gidilmesin zaten... İsteyen, kendi yerine adam göndersin. Vatanını çok seven, iki tane göndersin. “Çok yurtsever insandır, hayır için her sene birini gönderir” filan... Bi bölük gönderene, madalya verilsin."


KALABALIK ORDU ASKERİ DEĞİL İDEOLOJİK
Ahmet Altan - Taraf

"Ben tam 18 ay askerlik yaptım. Benim bir işime yaramadı, ordunun da bir işine yaramadı. Bir dağın başında geceleri taş bir kulübede yatıp, gündüzleri yandaki taş bir kulübede oturarak hayatımın bir yılını anlamsız bir şekilde harcadım.

Gündüzleri, ayda bir çıktığım çarşı izinlerinden birinde aldığım bir deftere roman yazarak, geceleri siyah beyaz televizyondaki kumlu görüntüler arasında bir Arap istasyonunda oynayan dansöz görüntüsü arayıp, briç oynayarak geçti.

Çocuklarım, karım, bir işim vardı, hepsini geride bırakmak zorunda kaldım.

Epeyce parasızlık ve sıkıntı çektim.

Bunların “vatanıma” ne yararı oldu?

Hiç.

Benim orada yaptığımı biraz İngilizce bilen herhangi bir teğmen rahatlıkla yapardı.

Bana ihtiyaçları yoktu.

Peki, niye beni bir dağın başında aylarca boş boş oturttular, birçok insan gibi benim hayatımdan da çok önemli bir zaman parçasını alıp götürdüler?

Bundan otuz yıl önce bunun mantıklı bir açıklaması yoktu, bugün hiç yok.

Artık ordular “bilgisayarlarla” savaşıyorlar, teknolojik silahları “profesyonel” askerler kullanıyor.

Pilotsuz uçaklar uçuyor.

Yirmi beş yıl kadar önce gazetecilerin davetli olduğu bir NATO gezisinde bize “bilgisayarlı” Alman tanklarını göstermişlerdi, o bilgisayarları “hadi sen asker oldun” diye üstüne bir üniforma giydirdiğiniz bir köylü çocuğunun kullanma ihtimali bulunmuyor.

O silahları kullanabilmek için çok daha iyi bir eğitimden geçmek gerekiyor.

Öyle eski usul “süngü savaşları” yapılmıyor artık.

Savaşları kazanabilmek için “kalabalık” ordulara değil, yetenekli ve iyi eğitilmiş ordulara ihtiyaç var.

Saddam’ın ordusu kaç kişiydi, Amerikan ordusu kaç kişiydi Irak savaşında?

Ne oldu? Sayısı az ama teknolojisi ve yeteneği fazla olan kazandı.

Çünkü “kalabalık” ordu beslemenin “askerî” değil “ideolojik” bir nedeni bulunuyor, ordu geniş kalabalıkları kontrol etmek, onları kendi “beyin yıkama” safhasından geçirmek, “ordunun kutsallığını” toplumun zihnine kazımak ve “içerde” etkili bir güç olmak istiyor.

Ama bu dönem de bitti.

Yüz binlerce insan, bütün gazeteleri, yazarları, partileri “askere gitmemek” için mail bombardımanına tutuyor, bu kadar isteksiz insanlarla mı savaş kazanılacak, askere gitmemek için çabalayan bu insanlarla mı “ordunun kutsallığı” korunacak?

Bence ordu toplumla çatışmamalı.

Gençlerin hayatında anlamsız gedikler açmadan çağın şartlarına uygun bir profesyonel ordu kurmalıyız.

Ordu, generallerin malı değil, bu milletin malı.

Milletin ne dediğine hiç aldırmadan, çağın gerçeklerine boş vererek, hâlâ “süngü savaşı” anlayışı sürdürerek askerlik olmaz.

Süngü değil teknoloji kazanıyor.

Kalabalık olan değil akıllı olan kazanıyor.

Biz neden “akıllı” bir ordu kuramıyoruz peki?

Niye hâlâ “süngü çağında” kalmış kalabalık bir ordu beslemek zorundayız?

Var mı generallerin bu soruya mantıklı bir cevabı?"

DÜŞÜNMEK BİLE İSTEMİYORUM
Mehmet Ali Kışlalı - Radikal

"1984’de başlayan PKK terörü ile mücadele, silahlardan ziyade iyi eğitilmiş erin oluşturduğu küçük timlerin önemini tartışılmaz şekilde ortaya koydu. İlk yıllardan itibaren,
iç güvenlik adı verilen bu asimetrik mücadelede görevlendirilen tüm jandarma birimlerine komando eğitimi zorunlu kılındı. Ama ortaya ‘iç güvenlik’ sorununun çıkması dış güvenlik gereksinimlerini ortadan kaldırmadı. ‘Mehmetçik’e ihtiyaç daha da arttı.
Şimdi ‘100 bin asker adayı bedel ödeyerek askere gitmemek istiyor’ haberiyle kimi meslektaşların bu yolun açılması için adeta kampanya başlatan yaklaşımlarını görünce oldukça şaşırdım. Çünkü zaman zaman ortaya atılan ‘bedelli askerlik’ görüşünün Türkiye için, sadece savunma açısından değil, birçok yönden uygun olmadığının anlaşılmış olduğunu düşünür olmuştum. Bunu Genelkurmay Başkanları da, yeri geldiğinde hep yinelemişlerdi. Askerlik hizmeti de, her vatandaş için genelde zorunlu kalmaya, ancak kimi
durumlarda istisnai süre değişikliklerine uğramıştı.
Son yıllarda, terörle mücadele sürerken bedelli askerliğin asla gerçekleştirilemeyeceğini çok iyi bildiğini düşündüğüm Başbakan’ın şimdi, hangi çevreler adına ortam yaratmak istedikleri kolayca düşünülebilecek meslektaşlarım karşısında, ‘Genelkurmay Başkanı ile konuşacağım’ demesini doğrusu çok siyasi hesaplı bir demeç olduğunu düşündüm.
Türkiye 100 bin bedel ödemeye hazır gençte sağlayacağı gelirle hangi sorununu çözümler bilmem. Bunu ekonomist bilim adamları saptasınlar. Ama para ödeyerek bu günün koşulları içinde, vatan savunması için şehit olma olasılığından kurtulacak kesimin geride kalanlarda yaratacağı etkiyi düşünmek bile istemiyorum. Konuyu en güzel ve vurucu şekilde önceki gün Hürriyet’te Yılmaz Özdil irdeledi. Okumadıysanız göz atmanızı öneririm.
Çok boyutlu tartışmaya açık olan bu konuyu seçimlere giderken kullanma Başbakan’ın ne kadar işine yarar? Bilmiyorum."





PAŞA İLE BAŞBAKAN AYNI TELDEN ÇALIYOR
Ersin Tokgöz - Radikal

"Bir bedelli tartışması daha başladığı gibi bitti. Paşası olmaz diye buyurdu, başbakanı “Ha sahi, olmazmış” dedi ve umutlar başka bahara kaldı. Başka türlüsünü zaten beklemiyorduk.
Ama fırsat bu fırsat şunu artık açık açık konuşalım.
Her Türk’ün asker doğduğu yalan...
Annelerin çocuklarını kınalı kuzulara çevirip askere gönderdiği anlatıları sadece masaldan ibaret...
Söylenenin aksine askere güle oynaya gidilmiyor. Kutlama konvoyları, askere uğurlama şaşaaları ‘Kaçınılmaz karşısında bari zevk alalım’ psikolojisinden kaynaklanan bir gelenek...
Tüm bunlar o kadar gerçek ki; mevcudu neredeyse milyona dayanan ordu, eğer bedelli çıkarsa asker sayısı ordunun ihtiyacını karşılamaz diye korkuyor. Meali şu: Askere gidecek insan sayısında ciddi azalma olacak. Bakmayın siz yoksulların haklarını savunur gibi yapmalara. Onlar bile bir yolunu bulup askerlikten yırtacak. Ve yalan piyasası çökecek.
Bu yüzden paşası ile başbakanı aynı telden çalıyor. Bu yüzden diğer tüm alanlarda adaletsizlik simsarlığı yapanlar, söz konusu bedelli oldu mu bir anda sosyal adalet kavramını anımsıyor. Bu yüzden eline kalem almış sivil kılıklı askerler bedelliyi doğduğu kaynakta boğmaya adanmış.
Yeter ki bu yalan bitmesin. İstim arkadan geliyor zaten."

ATATÜRK'ÜN FİKRİ NEYDİ?
Soner Yalçın - Hürriyet

"1920 yılında 1. Meclis bedelli askerliği görüşüyordu. Mustafa Kemal bedelli askerlik konusunda hiç görüş belirtmedi.
Meclis’in bir türlü karar alamamasında Mustafa Kemal’in bu tutumunun rolü var mıydı? Olabilir.
Bakınız...
Mustafa Kemal, milli egemenlik düşüncesiyle modern demokrasi anlayışının temelini atan Jean-Jacques Rousseau’ya hayrandı.
Birinci Meclis toplantılarında milletvekillerine Rousseau’nun yazdığı “Toplumsal Sözleşme” kitabını okumasını sıklıkla önerdi.
Fransız İhtilali’nin de temeli olan bu anlayış ne diyordu: Vatandaşlık ve eşitlik ilkesinin birincil maddesi, sınıf farkı gözetmeksizin herkes askerlik yapmalıdır.
“Halkın ordusu” deyiminin nereden geldiğini düşünüyorsunuz?
Mali açıdan oldukça zorluklar çekilen kurtuluş yıllarında bile, Mustafa Kemal’in bedelli askerlik konusuna karşı tavır almasının sebebi bu olabilir mi? Kuvvetle muhtemeldir.
Mustafa Kemal ve arkadaşlarının şu düşüncede olması şaşırtıcı olabilir mi:
- Ordu, halkın ordusudur.
- Bedelli askerlik, sınıf ayrımına yol açar.
- Ne kadar paraya ihtiyacımız olursa olsun, vatandaşlarımız arasında zengin-yoksul ayrımı yapamayız.
- Ülkesinin bağımsızlığı için herkes cepheye koşmalıdır.
1920’lerin ulusal güçleri böyle düşündü.
Bugün siz ne düşünüyorsunuz?"

ORDUEVLERİNDE 80 BİN ASKER ÇALIŞIYOR
Oral Çalışlar - Radikal

“Asker azaltamayız, ihtiyacımız var deniyor. Halbuki orduevlerinde ve askeri gazinolarda 65 bin askerin çalıştırıldığı söyleniyor” şeklindeki değerlendirmeyi gazetede İsmet Berkan’a söylediğimde “Hayır o sayı daha yüksek 80 bin civarında” dedi. Askerlik görevini yerine getiren binlerce gencin ülkenin savunmasıyla ilgili olmayan birçok alanda çalıştırıldığını, emir erliği, şoförlük, garsonluk gibi hizmetlerde istihdam ediliyor olması da, kamuoyunun giderek daha çok dikkatini çekmeye başlayan bir olgu.
TSK’nın konunun tek karar vericisi konumunda olması da, demokrasiyle adeta alay eden bir durum olarak görülebilir. Bedelli askerliğin çıkıp çıkmayacağı konusundaki karar sivil siyasi
irade tarafından verilmediği sürece, bu konuda gerçek anlamda demokratik bir irade sergilendiğinden söz etmek pek mümkün olmayacak.
***
Tartışmanın sadece ‘bedelli askerlik olsun mu, olmasın mı’ noktasına indirgenmesinin sağlıklı olmadığı da ortada. ‘Zorunlu askerlik’ olgusunun daha genel bir çerçeve içinde tartışılması gerekiyor. Avrupa Birliği ülkelerinin birçoğunda artık zorunlu askerlik kaldırılmış durumda. ‘Vicdani ret’ hakkı bir temel hak olarak kabul görüyor. Türkiye’de ise ‘vicdani retçi’ gençlerin çektikleri eziyetlerin sonu gelmiyor.
‘Asker ihtiyacı’na yapılan vurguyu gözden geçirdiğimizde, bunun da çok gerçekçi olmadığını görebiliyoruz. Türkiye, nüfusuna oranla en çok asker besleyen NATO ülkesi konumunda. Türk ordusu, dünyanın en kalabalık ordularından birisi.
Konunun özellikle son 10 yıldır birçok köşe yazarı tarafından dile getirilen bir boyutu da şu: Türk Silahlı Kuvvetleri’nin etkinliğinin artırılması için bir modernleşme atılımı gerekli. Asker sayısının
azaltılıp, ordunun teknik altyapısının ve gelişmiş silah gücünün artırılması öneriliyor. 700 bin askerin karnının doyurulması, silah eğitiminin yapılması
bile büyük giderlere neden oluyor. Asker sayısı azaltılsa, ekonomik kaynaklar ordunun modernleşmesine harcansa, bugünkünden daha
etkin bir silahlı kuvvetler yaratmak mümkün."



KELLE SAYISIYLA ÖVÜNME MAZERETİNE SIĞINMAYIN
Eyüp Can - Hürriyet

"İnanmayacaksınız belki ama 1999 Marmara depreminden sonra çıkan son bedelli askerlik imkânını bir günlük farkla kaçırdım. Sonunda dayanamadım eşim ve işyerimle konuşup hayatımın “en kritik” aşamasında askere gitmeye karar verdim.

Manisa’da 1 ay acemilik, Kıbrıs’ta 5 ay çavuş olarak askerliğimi tamamladım. Merak etmeyin size askerlik anılarımı anlatacak değilim. Ama inanın baştan aşağı lüzumsuz gördüğüm 6 aylık askerlik deneyiminden ben çok şey öğrendim. Buna rağmen bana “Bir gün daha kal” deseler kalmamak için elimden gelen her şeyi yapardım!

Buradan direkt Genelkurmay Başkanı İlker Başbuğ’a sesleniyorum.

Sayın Başbuğ belki farkındasınız belki de değilsiniz...

Bedelli askerlik kampanyası gençler arasında hiç olmadık bir şekilde orduya karşı bir önyargı ve nefret söylemine dönüşüyor.

Girin bedelli askerlikle ilgili site ve blog’lara...

TSK’ya karşı kullanılan dilin giderek daha öfkeli ve zehirli olduğunu göreceksiniz.

Ordunun ihtiyaçlarını elbette dikkate alacaksınız.

“İlla bedelli çıkarın” demiyorum ama hiçbir alternatif üretmeden sırf “kelle sayısıyla övünen bir ordu” mazeretine sığınmanız, inanın Türk Silahlı Kuvvetleri’ne gençler arasında en az Ergenekon davası kadar zarar veriyor.

“İmkânı olmayanlara haksızlık olmasın” derken imkânı olan 400 bin eğitimli genci her geçen gün orduya karşı daha da bilemiş oluyorsunuz."


NASREDDİN HOCA'YA SORMUŞLAR...
Çetin Altan - Milliyet

"Bedelli askerliğe gelince... Bu konuda emekli militerlerin yorumları, çarşılardaki gezginci bayrak satıcılarının, hamasi söylemlerle müşteri aramasına benziyor.

Kimse de, bireysel “yaşam kalitesi” açısından, Türkiye’nin dünya sıralamasında neden 79’uncu basamakta kalmış ve bir türlü “gelişmiş” olamadığını kurcalamıyor.

Bedelli askerliğin gündeme girmesi milyonlarca gencin umurunda... Yok her Türk asker doğarmış da, yok şehitlik en büyük payeymiş de... Yok Sayıştay denetimi dışında kalan harcamalar, devlet sırrıymış da...

Nasreddin Hoca’ya sormuşlar:
- Bedelli askerlik başka bahara kalmış, ne diyorsun diye.
Hoca:
- Kimse enseyi karatmasın, demiş; başka bahara kalmadı, seçim arifesine kaldı.

Bedelli askerlik de ister istemez gerçekleşecek; küresel ekonomik kriz sayesinde..."

SON BİR DEFA ÇÖZÜM BULALIM
Mehmet Ali Birand - Posta

"Emin olun, bu insanlara eziyet ediyoruz. Kimine göre yüzbinlerce, kimi rakamlara göre onbinlerce gencimiz Bedelli Askerlik konusunda açıkça aldatılıyor. Ortada bir yalan rüzgarıdır estiriliyor.
Türkiye’de ve Türkiye dışında insanlarımızın en büyük yaralarından biri Bedelli Askerlik konusudur.
Bir bölümü, iş sahibi olmuş ve bırakııp askere gittiği taktirde işini kaybedeceğinden dolayı askere gitmemiş, diğer bir bölümü bambaşka nedenlerle asker kaçağı durumuna düşmüş insanımızdır. Yaşları geçmiş ve şimdi silah altına alınmaları da son derece zorlaşmış yüzbinler var.
Ne yapacağız?
Bu yüzbinleri görmezden gelip “Asker Kaçağı” statüsünde mi tutacağız. Arkalarından polis mi yollayacağız, yoksa bir çözüm mü bulacağız ?

Aslına bakacak olursanız, Umur Talu’nun dediği gibi, Türkiye’nin neresinde eşitlik ilkesi geçerli ki, bu konuda duyarlık gösterilsin.
Keşke son defa 1999’da da uygulanmasaydı.
Bunca defa uygulandıktan sonra, şimdi “Hayır” demek ne derece doğrudur?
Genelkurmay’ın tutumu açıkça ortada.
Ortaya koydukları görüşte, beğenirsiniz veya beğenmezsiniz, bir asker mantığı var. Ancak öte yandan da ortada bir sorun var.
Ne yapacağız ?
Böyle mi devam edilecek?
Bu insanların emekli olmaları mı beklenecek ?
Başta da dediğim gibi, adeta bir Yalan Rüzgarı estiriliyor.
Asker tepkili, politikacı bu sorunu çözme merakında.
Mutlaka bir orta yol bulunması gerekiyor. Üstelik bu da bulunabilir. Hiçbir şey çözümsüz değildir. “Olamaz böyle şey” diyerek silinip atılamaz.
İnsanlarımızla oynamayalım.
Bir bölümü için artık genç dahi diyemeyeceğimiz ve Asker Kaçağı konumundaki bu insanların durumlarını düzeltmemiz gerekiyor. Onlara yalan söyleyerek bir yere varılamaz. Ne oluyorsa onlara oluyor.
Gelin, son defa bir çözüm bulalım."



HANİ EN KUTSAL GÖREVDİ?
Engin Ardıç- Sabah

"Milyon kişi bedelli istiyor, parasını, üstelik de kendi harçlığına ya da aldığı ücrete göre çok yüksek bir meblağ olan parayı ödeyip "yırtacak" askerlikten.
Gerekçe olarak da "iş güç" gösteriliyor. Sanki biz askere gittiğimizde boş gezenin boş kalfasıydık...
Yani yüz binlerce genç adam, aslında askerlik yapmayı hiç mi hiç istemiyor!
Neden acaba? Hani en kutsal görevdi, vatan hizmetiydi, karavanaya kaşık sallayınca betin benzin yerine gelirdi?
Peki, bu tutum "halkı askerlikten soğutmak" olarak nitelenip cezayı gerektirebilir mi?
Öyle dıngıl bir suç vardır bu ülkede: Halkı askerlikten soğutmak...
Askere gidilmesini fiilen önlemek, gideni yolundan çevirmek, açık seçik gitmeyin propagandası yapmak falan değil, "soğutmak"...
Ölçüsü nedir? Halkın poposuna derece mi tutuyorlar, alev alev yanıyor mu, yoksa buz mu kesmiş?
Gitmemiş olanı soğutmak suçtur diyelim, örneğin yapmış olanı da soğutmak suç mu sayılacaktır? "Çok güç şartlar altında yaptık, anamız ağladı" demek yasak mıdır?
Peki adam "soğudum ama madem vatan görevidir, elbette gideceğim" derse?
Bunun tam tersi, "ısıtmak" da ödüllendirilecek midir? "Tam elli asker kaçağını şubeye teslim olmaya ikna ettim, madalyamı isterim" diyecekler çıkabilir mi?"

PARALI ASKERLİK OLMAZ
Hurşit Güneş - Milliyet

"Asteğmen, er ayrımı bile beni rahatsız etmiştir. Keza yurtdışında çalışanların da gelip 1 ayda askerlik yapması bana hep tuhaf gelmiştir. Keşke herkes 6 ay er olsa ve askerliği öylece bitirse. Zaman kaybetmeden ama eşitçe!
Bedelli askerlik aslında Anayasa’da yer alan sosyal adalet ilkesiyle uyuşmayan bir uygulamadır. Parası olanın ulusal yükümlülükten kaçması nasıl düşünülebilir? En son 1999 yılında uygulanan bu yasa aslında ekonomik olduğu gerekçesiyle destek buluyor. Ne ayıp! Yani devletin bütçesi denkleşmediği için askerlik ihaleye mi çıkacak? Ne zaman bu yolla devletin açığı kapanmış? Açıkça belirtelim ki, bu anlayış Özal zamanında ülkede yaygınlaşmaya başlayan küçük kurnazlıklardır. Sonunda da sistemi çürütmüştür.
İkincisi, askerlik Türkiye’de hem bir eğitimdir, hem de sosyal bir olgudur. Parayla bunun atlatılması bu eğitimin alınmaması yahut yaşanmaması anlamına gelir. Van’ın Gevaş ilçesinin köyünden gelen birinin askerde hatıraları oluşur. Yaşlandığı zaman andığı arkadaşları ve hatıraları olur.
Nihayet Türkiye’de Ordu öteden beri tımarlı sisteminin ve kapıkulu olan acemi ocağının kalıntılarını taşır. Fakat aslında Cumhuriyetle birlikte her yurttaş askerlik yapar hale gelmiştir. Yani bu tarihi olmaktan çok Cumhuriyetin bir özelliğidir. Bunun daha öteye tek adımı vardır. Süreyi kısaltmak ve kadınların da askerlik yapması... 
Özetle, askerlik bir başka yükümlülüktür, vergi başka. Para ödenerek askerlik yapılmış olunmaz. Ordu görüşünde direnmelidir."

ASKERLİK YAPANA 20 BİN LİRA...
Güngör Uras - Milliyet

Eğer 20 bin TL ödeyecek olan 18 ay askerlik yapmaktan kurtulacaksa, 18 ay askerlik yapana da 20 bin TL ödemek gerekir.

Devlet askerlik yapmayacak olandan alınan paralarla bütçe açığını kapatırken, bedel ödedikleri için askerlik yapmayanlar yerine bedel ödeme imkânı olmayanların parasız askerlik yapması yanlış olur.
Günümüzde ülkelerde iki farklı uygulama bulunuyor. (1) Bazı ülkelerde erkekler için mecburi askerlik hizmeti var. Mecburi askerlik hizmeti yapanlara sembolik bir ödeme yapılıyor. (2) Bazı ülkelerde gönüllü askerlik hizmeti var. Askere gidene yüksek bir ödeme yapılıyor.

Ülkeler zaman içinde bir uygulamadan diğerine geçebiliyor. Örnek: Amerika’da Vietnam harbi sırasında “mecburi askerlik” uygulaması vardı. Zengin-fakir, okumuş-cahil her genç askere çağırılıyordu. Uygulama değişti. Şimdilerde Irak’ta, Afganistan’da dövüşenler, ölenler gönüllü askerler. Yüksek maaşın cazibesinde gönüllü olarak savaşıyorlar, ölümü göze alıyorlar.
Bir yanda zorunlu askerlik uygulaması sürerken, bedel ödeyebilenler zorunlu askerlik kapsamı dışında kalırken, bedel ödeyemeyenlerin zorunlu olarak savaşmalarını ve ölümü göze almalarını beklemek çok hem de çok yanlış olur.

Bir yanda bedel ödeyebilecekleri mutlu etmek, öte yanda bütçe açığını kapatacak para bulmak arayışında, askerlik sistemini bütünüyle yeni baştan yapılandırmadan bedel ödeyebilecekleri mecburi hizmet kapsamı dışında bırakmak vicdani ve ahlaki sorunlara kapı açar.

Konunun bütününü değerlendirmeden, sadece devlete gelir sağlamak düşüncesiyle, açık ifadeyle“para için” bedelli askerlik uygulaması başlarsa, ardından “bedelli mahkûmiyet” uygulaması da gelir. Madem ki devletin paraya ihtiyacı var, o halde bedelini ödeyen “kader mahkûmları” hapse girmesin denilir. Hapishanelerde onlar yerine “garibanlar” yatar.
Her neyse... Ben sadece kendi görüşümü yazdım. Uzun süredir bedelli askerlik bekleyenleri üzmek istemem. Başbakan yeşil ışık yaktığına göre, ”bedelli askerlik” ile ilgili düzenleme yakında yapılacak demektir."