NTV

'Yuva' belgeselinin tekrarı NTV'de

NTV

Türkiye
'Yuva' belgeselinin tekrarı NTV'de

Çekimleri 3 yıl süren belgeselde gökyüzünde devri-i alemle dünyanın nasıl değiştiğine tanık olacaksınız.  Dünya Çevre Günü'nde yayınlanan belgeselin tekrarı 14 Haziran Pazar günü, saat 22.00'de NTV'de.

5 Haziran Dünya Çevre Günü'nde 90 ülkeyle eş zamanlı yayınlanan 'Yuva' (Home) belgeseli yeniden NTV ekranında.

Çekimleri 3 yıl süren ve 54 ülkede, havadan çekilen görüntülerle inanılmaz bir görsel mesaj sunan belgeselin yönetmenliğini Yann Arthus-Berntrand üstlenirken dağıtımını Luc Besson sağlıyor.

İlişkili Haberler


90 ülkede, milyonlarca izleyiciyle buluşacak bu görsel şölenin anlatıcılığını Glenn Close üstleniyor. Gezegenimizin geleceğini kurtarmak için hala geç değil. Ancak YUVA’nın (Home) alanında birbirinden deneyimli isimlerden oluşan ekibinin de söylediği gibi, karamsar olmak için artık çok geç!

İnsanlık geçtiğimiz birkaç kısa on yılda, gezegenin yaklaşık dört milyon yıl süren evrimle kurulan dengesini altüst etti. Ödenecek bedel ağır, ama artık karamsar olmak için çok geç: İnsanlığın bu gidişatı tersine çevirmesi, Dünya’nın zenginliklerini yağmaladığının farkına varması ve tüketim kalıplarını değiştirmesi için hemen hemen 10 yılı var.

Yann Arthus-Bertrand bu filmle, 50’den fazla ülkeden, hepsi havadan çekilmiş eşsiz görüntüleri bize sunarak, kendi şüphelerini ve endişelerini bizimle paylaşıp, hep birlikte yeniden inşa etmek zorunda olduğumuz büyük yapının temel taşını koyuyor.

Olağandışı zamanlar için olağandışı bir etkinlik. YUVA (Home), bir film olmanın ötesinde, tüm Dünya’da başlıca etkinlik olacak: İlk kez bir film, 90’dan fazla ülkede aynı günde gösterilecek.

Sembolik bir tarih olan 5 Haziran 2009’da, Dünya Çevre Günü’nde, eş zamanlı olarak ve çoğunlukla hiçbir ücret ödenmeksizin izleyebileceğiniz her formatta yayınlanacak: Sinemalarda, televizyon kanallarında, DVD formatında ve internet üzerinden. Yönetmen Yann Arthus-Bertrand'ın dağıtımcı Luc Besson'un, filmin resmi sponsoru PPR’ın icra ve yönetim kurulu başkanı François-Henri Pinault’nun amacı, olası en geniş izleyici kitlesine ulaşmak ve hepimizi gezegenimize karşı bireysel ve müşterek sorumluluklarımız olduğuna ikna etmek.

KATILAN KITA VE BÖLGELER

ÜRKÜTEN RAKAMLAR

ÇEKİMLERİN 217 GÜNÜ

Yapım notları: Yann Arthus-Bertrand ve ekibinin 30 yıldan uzun yoğun çalışmalarının ve gezegene olan tam bağlılıklarının filmini çekmeleri yaklaşık olarak üç yıl sürdü.

Büyük fikir: Yann Arthus-Bertrand böyle bir film yapma fikrinin aklına geldiği 2006’de, Elzévir Films’ten yapımcı Denis Carot ile görüştü. Carot, yönetmenin filmin ücretsiz gösterilmesi fikrine karşın hemen projeye katıldı. Bu klasik ticarileştirmeden kurtulmak ve filme yatırım yapabilecek bir sponsor bulmak anlamına geldiği için kritik bir karardı.

Aynı şekilde, filmin gerçekten küresel olabilmesi için uluslararası dağıtımı sağlayacak nitelikte bir dağıtımcı bulmayı da gerektiriyordu. Denis Carot bu süreci, “Sektör içindeki insanlar projeyi duydukça, pek çok dağıtımcı firmadan telefon aldık. Bunların arasında bizim gibi bağımsız bir yapım şirketiyle çok nadir ortak projeler yürüten Amerikan dağıtım firmalarının temsilcileri de vardı. Ancak hiçbiri filmi ücretsiz olarak gösterme fikrini kafalarında bir yere oturtamıyordu. Sonunda Luc Besson ve EuropaCorp gerçekten projeye inandı ve potansiyel bir destekçi olarak PPR’ın karşısına çıkardı.” sözleriyle anlatıyor. Sonrasında çekim programı oluşturuldu. 54 ülke ve 217 günlük çekimin ardından 488 saatlik görüntü elde edildi.

Farklı mekanlarda araştırma yolculuklarına The Earth From The Air gibi çok satan kitaplarından ve Seen From The Air gibi televizyon programlarından deneyimli olan Yann Arthus-Bertrand eski teknik ve sanatsal danışmanlarından Isabelle Delannoy’ı anlatıcı metnini birlikte hazırlamak ve Seen From The Air’den gazeteci Dorothée Martin’i de birinci yönetmen asistanı olarak ekibine dahil etti. Yapım müdürü Jean de Trégomain ve çekim mekanlarını belirleyen Claude Canaple aynı anda Dünya’nın dörtbir yanında 21 ay boyunca çekim yapacak üç ayrı ekip için inanılmaz bir program hazırladı.

Dorothée Martin’in söylediği gibi, “Dünya’nın etrafında helikopterle dönmek kolay görünebilir, ama aslında her görev ve her çekim zorlu çalışmalarla gerçekleştirildi”.

Film ekibi: Havadan fotoğraf çekme konusunda oldukça deneyimli olan Jean de Trégomain, her çekimi kafasında tasarladı. Trégomain çekimler için, “Film çekim yapılacak her yerde, doğru iletişimi kurmak, doğru helikopteri ve onun pilotunu bulmak gibi kendi içinde bir hazine avını barındırıyor” yorumunda bulunuyor.

Farklı bölgelerdeki çekimlerin yanı sıra ekip genellikle Paris’te çalıştı. Buradan yürütülen çalışmalar çekim planları, ekiplerle iletişim kurma gibi organizasyon işleriydi. Havadan çekim yapmak beraberinde pek çok teknik sorun da getiriyordu. Bunlardan biri oldukça belirli bir tipte kamera kullanılması zorunluluğuydu. Cineflex V14 TM – AXYS, yüksek çözünürlüklü çekim yapmasının yanı sıra uzak mesafelerden yakın plan çekim yapabilme ve filmlerinin helikopterde değiştirilebilmesi gibi özellikler taşıyordu. Ancak bu kamera için de helikopterin dar alanına 120 kilogram ekipman sığdırılması gerekiyordu.

Yann Arthus-Bertrand ile daha önce pek çok çekime çıkmış, 20 yıllık hava fotoğrafçılığı deneyimi olan Tanguy Thuaud ekibe katılan kameramanlardan biriydi. Thuaud yaşadığı deneyimi, “Her zaman helikopterimizi ya da pilotumuzu seçemiyorduk ve hava fotoğrafçılığının sonuçlarının yüzde 60’ı helikopterin gücü ve pilotun onu nasıl kontrol ettiğine bağlıdır. Hava, ekipman ve iletişim problemlerinden hiç bahsetmiyorum. Yann ilk çekimlere başladığımız zaman nasıl görüntüler istediğini bize anlatabilmek için fotoğraf çekip, kendi fotoğraf makinasından bize gösteriyordu” sözleriyle ifade ediyor.

Her görevde kameramanlar, görüntü teknisyenleriyle birlikte ekip olarak çalıştılar. Bu teknisyenler, kameramanlara asistanlık yapmanın yanı sıra, kameraların filmlerinin koyulması, taşınması gibi konularla ilgileniyorlardı. Filmler renk düzeltmeliyse ekip çekimi ‘ham / raw’ modda çekerek en yüksek töleransı elde etmeye çalışıyordu. Görüntü teknisyenlerinden biri olan Stéphane Azouze, “Bu çekim biraz gri, düz ve pek de etkileyici olmadığı anlamına gelir, ki istenmeyen bir sonuçtur. Ama bir süre sonra bunun bir geçiş süreci olduğuna dair gözlerinizi eğitirsiniz” sözleriyle süreci anlatıyor.

Bir başka sorun da helikopterlerden kısıtlı sürede çekim yapılabilmesiydi. Dorothée Martin bu sorunu, “Kısıtlı miktarda yakıt alınabiliyor ve motor bunu kısa sürede yakıyor. Havada geçen her dakika pahalı. Ortalama bir helikopter havada 2 ya da 2.5 saat kalabiliyor ve biz genellikle yakıt dolum alanlarından uzak yerlerde çekim yapıyorduk. Bu nedenle istediğimiz görüntüleri alabilmek için 30 dakika gibi bir süremiz kalıyordu. İşte bu nedenle olabildiğince odaklanmış ve verimli bir şekilde çalıştık” şeklinde anlatıyor.

Bürokrasi: Teknik sorunlar ekibin karşılaşacağı bürokratik sorunların yanında önemsiz kalıyordu. Jean de Trégomain çalışma yapılan her ülkede, “Bizim yerel kültürü, onun işleyişini anlamamız gerekiyor ve ona uyum sağlamalıyız” açıklamasını yapması gerekti. Her ülkenin güvenlik gereksinimleri uyarınca farklı yerlerden izinler alınması gerekti.

Dorothée Martin, “Bir ülkenin isteği gereği Savunma Bakanlığı, İçişleri Bakanlığı, Konsolosluk, Ordu ve havacılık Kuvvetleri’nin hepsine aynı anda izin için başvurmamız gerekti” sözleriyle yaşadıkları zorlukları anlatıyor.

Bütün bu işler Paris’ten yerine getirildikten sonra keşif gezisine giden ekip, çekmek istedikleri bölgelerin kesin GPS kodlarını bildirdikten sonra beklemeye başladı. Filmde 2 ya da 3 dakika görünecek bir sahnenin hazırlığı bir yıl sürüyordu.

Martin, “Ekip havalanınca, yanımızda bir de güvenlik görevlisi oluyordu. Bu görevli, uçuş planını kontrol ediyor, verdiğimiz GPS kodlarına sadık kalıp kalmadığımıza bakıyor ve neleri çektiğimizi inceliyordu. Akşam da görüntüleri bizimle birlikte izliyordu. Kasetleri yurt dışına çıkarmama izin vermediler. Sansür nedeniyle onları bırakmam gerekti. 15 kasetten iki ve birinin yarısı silinmiş olarak geldi” sözleriyle devam ediyor. Bu önlemler havadan çekim yapmanın sorunlarından ileri geliyor. Bazı ülkeler bizim kullandığımız cayro –denge sağlayıcı kameraları zum objektifleri nedeniyle yasaklıyorlar.

Senaryonun yazımı: Projenin bir diğer orijinal yönü de çekimlerin senaryo yazılmadan başlaması. Çekimlerin başlamasından bir yıl sonra Yann Arthus-Bertrand gazeteci Isabelle Delannoy’a senaryoyu birlikte yazmalarını teklif etti. Delannoy, “Sonunda, bunun iyi bir fikir olduğunu düşünüyorum. Çünkü her çekim kendi hikayesini, kendi hızında anlatıyor. Gökyüzü, su ve Dünya’nın birleştiği bir çekimi izlerken yaşadığım şoku hatırlıyorum. Yann ile birlikte, insanların ve Dünya’nın, tüm elementlerin arasında sarsılmaz bir bağ olduğunu anladık. Bu bizi çok etkiledi.” diye ekliyor.

Bir başka ön koşulları da tahrik edici bir özellik olan hüzün tacirliğinin tuzağına asla düşmemek. Isabelle Delannoy, “Seçtiğimiz yoldan dramatik bir şekilde çıktık ve bunu şimdi değiştirmek zorundayız. Bunun hayati olduğunun farkına varır ve anlarsak bunu değiştirebiliriz. Havadan çektiğimiz görüntüler konular üzerine düşünecek bir perspektif verirken, bu gerçeği gözler önüne seriyor” sözleriyle yazıdan çok görüntülerin tanımlayıcı olduğunu vurguluyor.

Isabelle Delannoy'un eğitici yaklaşımı, Tewfik Fares ile yazdığı metinde kendini açığa çıkarıyor, “Hikayemize devam etmek artık bize kalmış. Hepimize.”

Müzik, kendi başına bir karakter: Önce görüntüler, sonra metin ve sonra da müzik. Yann Arthus-Bertrand’ın dokunaklı filmine eşlik eden, duyguları açığa çıkaran, asla yersiz olmayan ve asla basit olanı aşırı duygusal hale getirmeyen bir müzik.

Onun deneyimi, dünyevilik ve birleştirme, projesine eşsiz şiirsel bir dinamik kazandırdı. Armand Amar, Budapeşte Senfoni Orkestrası ve Şangay Perküsyon Topluluğu’yla kayıtlar yapmak için pek çok yolculuk yaptı. Başarılı müzik çalışmasında farklı kıtalardan ilahiler ve enstrümanlar kullandı.

Filmin müziklerini hazırlayan Armand Amar YUVA’nın (Home) müzikal yolculuğunun hikayesini anlatırken, “Bir film için müzik yaparken sayısız zorunluluğun merhametine kalırsınız. Her şey bir sahneye, niyete hizmet etmelidir. Film müziği yapmanın temel fikri, yönetmenin ne hissettiğini bilmek ama mesajı aşırı vurgulamadan film hakkındaki kendi vizyonunu da oluşturmaktır. Notalar hikayenin bir kısmını anlatır, görüntüler diğer bir kısmını, dış ses ile başka bir dilden konuşur ama hepsinin bir senfoni, bir harmoni içinde birleşmesi gerekir. Görüntü ve metin olmadan müzik yapmak benim için önemli bir deneyim oldu. Müzik aynı zamanda görüntülere hareket ve duygu verir. Filmin ritmi uzun düşüncelere dalmaya olanak veren bir ritim, ama ben bu kısıtlamaların akıntısına kapılmaya izin vermedim.

Görüntülerin nefes almasına izin vermek önemlidir. Onlar oldukça sessiz görüntüler. Yerkürenin üzerinde uçuyoruz, bu nedenle sessizliğe ihtiyacımız var. Orkestranın bölümlerinden yalnızca piyano ve kemanları elimde tuttum. Fazla senfonik bir etki kullanmak istemedim. Geleneksel müzikte olduğu gibi, yayay yazıyı, dikey yazıya tercih ettim” diyor.

Kurgu: Projenin çapı göz önünde tutulunca ve Yann Arthus-Bertrand her yerde bulunamadığından, yapılan çekim aynı gün izleniyordu. Daha sonra her işin derlemesi, diğer yerlerle ilgili isteklerini böylelikle belirleyebilecek olan Yann Arthus-Bertrand’a gönderiliyordu.

Bu ön-eleme, filmin editörünün de işini kolaylaştırıyordu. Yine de editörün önünde izlenecek 488 saatlik çekim vardı! Projeye Eylül 2007’de katılan Yen Le Van, ekip çekimlere koyulduktan beş ay sonra çalışmaya başladı. Halihazırda çekilmiş olan bölümü izledi ve “efektler yerine karşıtlıkların üzerinde durmayı seçerek” bir ilk genel bakış fırsatı sunmak için bunu montajladı.



YAPIMCI DENIS CAROT’IN NOTLARI:

“Dünya’nın görüntülerini geliştirebilirsek, belki de Dünya’yı geliştirebiliriz.”
Wim Wenders

Wim Wenders’ın sözleri belki de hiç bir filme, YUVA (Home)’a olduğu kadar konusuyla ilgili uymamıştır. Al Gore’un An Inconvenient Truth’unu takiben YUVA (Home), insanların anlayışlarını değiştirmek, gerçekleşmekte olan yapısal hareketlerden bizleri haberdar etmek ve harekete geçirmek mesajı taşıyor. Toplumlarımızda ekolojik konularda bilinçlenmeye karşı genel bir tutum olmasına rağmen, elle tutulur eylemler çok az, çok yavaş. Bu da bir şekilde filmin öğreti kısmını oluşturuyor: Karamsar olmak için artık çok geç.

Ancak YUVA (Home), mesajı olan bir belgeselden çok daha öte, kendi çapında muhteşem bir film. Her nefes kesici sahnesi Dünya’nın (“Dünyamız”ın) daha önce hiç görülmemiş bir halini gözler önüne seriyor. Her görüntü sanki “Bak, Dünya ne kadar güzel, neyi yok ediyor olduğumuza bir bak ve hepsinin ötesinde, hala koruyabileceğimiz bütün bu harikalıklara bak” diyor.

Bu projede Yann ile birlikte çalışmaya başladığımda, filmi tamamen gökyüzünden çekme, röportaj ve arşiv görüntüleri kullanmama fikrine ikna olmuştum ama neden olduğunu tam olarak anlayamamıştım. Bir konuşmamız beni bu konuda aydınlattı: “Gökyüzünden bakınca, çok daha az açıklamaya gerek kalıyor.” Kesinlikle doğruydu. Birinin bakış açısı, çok daha sezgisel, duygusal ve mesajı hemen, dolaysız yoldan veriyor. İnsanlık için son derece kritik olan bu dönemde YUVA (Home), hepsi eşit derecede önemli çevre hakkındaki diğer filmlerden işte bu bakış açısıyla ayrılıyor. YUVA (Home), izleyen herkesin hassasiyetini etkiliyor ve Dünya’ya bakışımızı değiştirmek için başta duygular aracılığıyla bize farkındalık kazandırıyor...

Muhtemelen “açıklamalar için az gereksinim duyulması”, filmin karşı karşıya olduğumuz temel ekolojik sorunları benimseme ve gezegendeki her şeyin bağlantılı olduğunu gösterme amacını iki saat gibi kısa bir sürede gerçekleştirmesini kolaylaştırıyor. Filmin bir senaryo olmadan çekilmesi de bir o kadar sorundu.

Filmin özgüllüğü içeriğin yanı sıra dağıtımında da yatıyordu. Yann cömert bir adam ve başlangıçtan beri en derin arzusu bu filmi tüm dünyayla paylaşmak, her kıtadan ve kıtaların ötesinden insanların izlemesini sağlamak. Ve bu nedenle de film ücretsiz olmalıydı.

Bu fikrini ortağım Marie de Masmonteil ile ilk görüşmemizde bize söylediğinde, bunun imkansız olduğunu düşünmüştüm. Yann’ın referans noktası olarak gösterdiği Dünya’nın dörtbir yanında ücretsiz olarak sergilenen kendi “The Earth From the Air / Gökyüzünden Dünya” sergisiydi ve ilk açıldığından bu yana geçen sekiz yıl boyunca 100 milyonun üstünde insan tarafından görüldü. Ama bir filmin maliyeti, fotoğraf sergisiyle kıyaslanamaz bile. Hatta filmler, üretildikleri maliyet karşılanabilirse varlıklarını sürdürebilirler. Filmin ücretsiz olarak gösterilebilmesi için çok cömert bağışlar almak uzun zaman alacaktı. Bu bağlamda Yann’ın isteği nasıl gerçekleşebilirdi? Ama Yann, sabırsız olduğu kadar inatçıydı ve gezegeni kurtarma savaşı acil ve en büyük önceliğe sahipti. Yann, aynı zamanda çok ikna edici ve güven verici biriydi. Böylece ben de kendimi bu maceraya adadım. Nereden başlayacağımızı bilmesem de, filmin kesinlikle yapılması gerektiğine ikna olmuştum.

Luc Besson’un inanılmaz kendini adamışlığı projeyi güvenilir ve yaşatılabilir kıldı. Uluslararası saygınlığa sahip bir film stüdyosunun böyle bir operasyona başından itibaren dahil olması kaçınılmazdı. François-Henri Pinault’nun ve PPR grubunun her şirketinin projeye olan bağlılığı, filmin tüm Dünya’da ücretsiz olarak izlenebileceğine inanmamızı sağladı. Ve her şeyden önemlisi Yann Arthus-Berntrand’ın kararlılığı ile bir araya gelen birbirinden yetenekli insanlar hepimizin iyiliği, gezegenimizin ve onun sakinlerinin iyiliği için meydana getirilen bu inanılmaz meydan okumayı kazanmamızı sağladı. Bu çalışma gelecek kuşakları bekleyen görevlerle kıyaslandığı zaman okyanusta bir damla olsa da, ben hepimizin büyük ya da küçük üzerimize düşeni yapmamız gerektiğine inanıyorum. Arşimet, “Bana bir dayanak noktası verin, Dünya’yı yerinden oynatayım” demiş. Benim bugünkü tek dileğim, YUVA (Home)’un her kıtadan milyonlarca insana dayanak noktası olması.




YANN ARTHUS-BERTRAND İLE SÖYLEŞİ
Bu filmi çekme gereğini ne zaman hissettiniz?
Al Gore’u “Uygunsuz Gerçek” (An Inconvenient Truth) adlı filmini Fransa Parlamentosu’na göstermek için davet ettiğimde, bir filmin bir televizyon programından bile daha derin bir etki yaratabileceğini tam anlamıyla kavradım. Kimi durumlarda gözyaşı dökmek suretiyle izleyicilerin nasıl da duygulandıklarını gördüm ve kendi kendime uzun metrajlı bir filmin insanlara ulaşmak için harika bir yol olduğunu söyledim. Bu, ayrıca fotoğraf ve televizyon programlarından bir sonraki aşamaya doğal bir geçiş gibi görünüyordu. Yeryüzünün fotoğraflarını çekerken hedefim insanlıktı, filmlerin gerisinde yatan mantık da bu.

Bu sizin ilk uzun metrajlı filminiz ve son derece de iddialı bir proje. Yapımdan, çekim ve kurguya varıncaya dek, birçok güçlükle karşılaştınız mı?

YUVA, SENARYO OLMADAN ÇEKİLDİ
“Live and Become”ın yapımcısı Denis Carot, benimle besteci dostum Armand Amar’ın aracılığıyla tanıştırılmıştı. Tıpkı Luc Besson gibi, projeye hemen evet dedi. Bu, gidişatın çetin bir sürece girişiydi. Size böyle benzersiz bir film yapmak için –bir helikopterden tümüyle yüksek çözünürlüklü (high definition) film çekimi– bu kadar çok para verilmesi, bitmek bilmeyen bir gerilimle muazzam bir sorumluluk yüklüyor. Projeye içgüdüsel olarak yoğunlaştım, her zamanki gibi, yol aldıkça öğrendim. Kısa süre içerisinde, helikopterdeki ekibin pilot, kameraman ve görüntü yönetmeniyle sınırlı olması gerektiğini anladık.

Sonrasında, kullandığımız yeni kameradan ve üzerinde uçtuğumuz her ülkede değişen çekim koşullarından kaynaklanan teknik sorunların üstesinden gelmek zorunda kaldık. Ayrıca, filmi bir senaryo olmaksızın, tek sayfalık bir sinopsise dayanarak gerçekleştirdim. Anlatmak istediğim öyküyü biliyordum ama anlatı sadece biz çekim yaparken, özellikle enerji anafikriyle belirginleşti − önce insanın kas gücünün enerjisi, sonra “aydınlanan alanlar” [“pockets of sunlight”] dediğimiz şeyle tetiklenen devrim, petrol. Sonuçta bu, gerçekten de kısıtlamalara alışkın olmayan bir fotoğrafçının filmi.

Filmin temel mesajı nedir?
Film gayet net bir mesaj taşıyor. Bizim yeryüzü üzerinde onun kaldırabileceğinden daha büyük bir etkimiz var. Aşırı derecede tüketiyoruz ve yeryüzünün kaynaklarını harcıyoruz. Gökyüzünden bakınca, yeryüzünün yaralarını kolayca görebiliyorsunuz. YUVA (Home) da halihazırdaki durumumuzu, bir çözümün var olduğunu belirterek, anahatlarıyla ortaya koyuyor. Filmin alt metni “Karamsar Olmak İçin Çok Geç” olabilirdi pekâlâ. Bir yol ayrımına geldik; dünyamızı değiştirmek için önemli kararlar alınmak zorunda. Herkes filmin ne söylediğini biliyor ama kimse buna inanmak istemiyor. YUVA (Home) filmi, daha sağduyulu bir yaklaşıma dönmemiz ve tüketici yaşam biçimimizi değiştirmemiz gerektiği mesajıyla çevre örgütlenmeleri tartışmasına ağırlık veriyor.

Bu da filmin tümüyle benzeri görülmemiş bir biçimde dağıtılmasını beraberinde getiriyor...

Filmi France Télévisions için satın almak isteyen Patrick de Carolis ile konuştuktan sonra, neredeyse her formatta, istenebilecek herhangi bir zamanda bedava dağıtım yapılması fikrine kapıldım. Bana sinemalardaki gösteriminden sonraki iki yıla kadar filmi yayınlayamayacağını anlattı. Ben de Luc Besson’u görmeye gittim ve ona YUVA (Home)’u ücretsiz olarak dağıtmamız gerektiğini söyledim. Besson, bir filmin tüm dünya üzerinde aynı günde bedava ulaşılabilir olması düşüncesi tarafından ikna olmadan önce, bunun olanaksız olduğu karşılığını verdi. Bu daha önce yapılmamıştı ve filmimize hemen destek veren Fransız perakende grubu PPR’ın icra ve yönetim kurulu başkanı François-Henri Pinault sayesinde gerçekleştirildi. Tüketimleri yeryüzünü doğrudan etkileyen insanların, bu filmi izledikten sonra, gerçekten yaşam biçimlerini değiştirmeleri gerektiğini hissetmelerini istiyorum.

Seslendirme ve müziği zihninizde nasıl canlandırdınız?
Seslendirme metni can alıcıydı elbette. Amerikalı ünlü çevreci Lester Brown’ın çalışmalarından ve State of the World (Dünyanın Durumu) adlı kitabından ciddi biçimde esinlendim. Bunun yanı sıra, uzun süredir işbirliği yaptığım Isabelle Delannoy ile birlikte çalıştım. Müzik için de, fazla söze gerek duymaksızın, en yakın dostum ve en iyi Fransız müzik adamlarından biri olan Armand Amar’a başvurdum. Dünya müziği ve sesler üzerine uzmanlığı vardır ve filmin müziğinde böylesi bir kültürel karışım olmasını arzu ettim.

Filmin ritmini nasıl oluşturdunuz?
Hayret vericiliğin yavaşlığını severim, bu nedenle filmin hızdan uzak bir akışının olmasını istedim. Helikopterin ağırlığı ve kullandığımız kamerayla ilintili teknik kısıtlamalar, bizi birçok sahneyi yavaşlatılmış gösterimle çekmeye yöneltti. Bu benim sinema filminde sevdiğim bir özellik – insanı derin düşünceye sevk ediyor. Bu ayrıca sizin dinlemenize ve düşünmeye son vermenize de yol açan bir film. İnsanlar filmin söylemek zorunda olduğu şeylerin bir bölümünü duymaktan hoşlanmazlar ama herhangi bir ödün vermeye hazır değildim.

Filmin adı neden “YUVA (Home)”?
Bu, Luc Besson’un fikriydi ve elbette o seçildi. Bu gayet simgesel bir ad, zira ekoloji kendi evimizin çevresiyle kurduğumuz ilişkinin incelenmesidir.

YUVA (Home), karbon dengeleme programına hizmet ediyor. Bunu gerektiren nedir?Filmin yapımında oluşan tüm karbondioksit yayılımları hesaplandı ve temiz enerjiden mahrum olanlara bunu sağlamakta kullanılan parasal değerlerle denkleştirildi. Son on yıl boyunca, tüm çalışmalarım karbon dengeleme programına hizmet etti.

İzleyicilerin filmden neler çıkaracağını umuyorsunuz?
İnsanların, yaşam biçimlerini değiştirmelerinin yanında, yardımcı olup, paylaşmalarını isterdim. Théodore Monod’nun harika bir sözü vardır: “Sevgi dışında her şeyi denedik.” Bu filmin kucak dolusu sevgiyle eşanlamlı olacağını umuyorum.





LUC BESSON'LA BİR SÖYLEŞİ
Hangi nedenlerle Yann Arthus-Bertrand’ın projesini üstlendiniz?
Yann’la karşılaştığımda, zaten çevre için filmler aracılığıyla ne yapabileceğimi, otuz yıllık deneyimimi bu uğurda nasıl değerlendirebileceğimi düşünüyordum. Ben hazırdım ve Yann da bana durumu önemsediğimi gösterme olanağı tanıyan ilk kişiydi. Böylelikle hemen projeye dahil oldum.

Çevre sorunlarının ilk kez ne zaman farkına vardınız?
Çocukken, bir kent sakini olmadan önceki günlerde. Yunanistan ve Yugoslavya’da, doğayla kurduğum özgürce ilişki öyle bir boyuttaydı ki bunun bu ölçüde gelişeceğini hiç düşünmezdim. Doğanın ritmine göre yaşıyordum, bitkiler ve hayvanlarla normal diyebileceğim bir ilişkim vardı. Konuyla ilgili çok sayıda makale okuduktan sonra, çevresel bir tsunaminin hepimizi tehdit ettiğinin farkına varana dek filmlere özel bir tutkuyla bağlıydım. Başlangıçta, diğer herkes gibi, yönetimlerdeki “daha iyi bilen” kişilere güvendim. Bu konuda bir şeyler yapacakları açıkça görünüyordu. Ancak sorun, yeterince icraat yapmamalarında. Çabaları, yaklaşmakta olan felaketin derecesiyle hiçbir biçimde zamansal uyum göstermiyor. Onlar ileriye doğru bir adım attıklarında, gezegen on adım geriye gidiyor. Gerçek farkındalık hepimizin nasıl ve ne zaman olursa olsun destek olmamız gerektiğini anladığınızda gerçekleşiyor. Söz konusu olan, sadece ampulleri değiştirmek, çöpte geri dönüşümü uygulamak ya da alışverişlerinizde daha fazla çevresel duyarlık göstermek bile olsa, bu kocaman bir adım. Zira bir milyar insan aynı gayreti gösterirse, bu, herhangi bir hükümetin yürüttüğü politikadan bin kat daha etkili olur.

Bir dağıtımcı olarak, Yann Arthus-Bertrand’ın filmi tüm formatlarda aynı gün, 5 Haziran’da yayınlama isteği sizi korkutmadı mı, çünkü bu birtakım formatların bedava olması anlamına geliyor?
Benimkisi bir vatandaş yaklaşımı, bir işadamınınki değil. Filmin internet ortamında online olarak bulunması ve kamu yayın ağlarında gösterilmesi beni hiç de rahatsız etmedi, çünkü hiçbir aşamada bu projeye kâr sağlamak için girmemiştik. Yann’ın bu harika filmi olabilecek en geniş izleyici kitlesine 5 Haziran Dünya Çevre Günü’nde ulaştırma fikrini son derece simgesel buldum. İnsanlar genellikle böylesi “günler”de ne yapabileceklerini düşünür. 5 Haziran’da YUVA (Home) filmini görmeye gidebilirler. Eğer filmi 24 saatte 100, 200 ya da 500 milyon kişinin izlediğini söyleyebilirsek, bu muktedirlere çok güçlü bir uyarı olacaktır. İnsanların bağlılık ve kararlılığını göstererek, onları harekete geçmeye zorlayacağız.

Yann Arthus-Bertrand’ın yönetmenliğe girişi hayli iddialı bir filmle oluyor. Onunla birlikte nasıl bir çalışma yürüttünüz?
Çekimler sırasında onu tümüyle özgür bıraktım. Belirli bir saflığı yakalamak adına, deneyimimi yalnızca kurgu aşamasında sundum. Çekimlerin çok küçük bir bölümünü görmüş biri olarak, yoldan geçen herhangi biri kadar fikir verebilirdim.

Peki, filmin özellikle hangi yanını güçlü buldunuz?
Birçok görüntü var ama ben özellikle karşıtlıklardan çok etkilendim – bir çölün dışına kurulu ve yüzme havuzları ile golf sahaları için binlerce litre su tüketen Las Vegas’ın ardından, sarisi içinde su bulabilmek için çorak toprağı kazan Hint kadını görmek. Dünyanın nasıl da çılgın bir yer haline geldiğini anladığınız an bu.

Filmin yalnızca çevresel açıdan hayli maliyetli olan hava yolculuğuyla gerçekleştirilmesine yönelik görüşlere nasıl bir karşılık verirsiniz?
Günümüzde, çocuklarınızı okula götürmek için elektrikli bir araba satın alabilirsiniz, ne var ki bu filmi bir helikopterden başka bir araçla çekemezdik. Tüm filmde Yann’ın Paris’ten Los Angeles’a yolcu almak için uçan boş bir uçaktan daha az kirliliğe yol açması, daha sağlıklı bir karşılaştırma yapma olanağı verebilir. Bir de, başka türlü yapılması mümkün olmadığından helikopterle çekilen bir filmin sözde derdi yerine, yolcusuz uçan binlerce uçağın yarattığı soruna bakalım.

İzleyicilerin filmden neler çıkaracağını umuyorsunuz?
Öncelikle, olabilecek en fazla sayıda insanın gerçek anlamda bir dönüm noktası niteliğinde bir değer oluşturmak için YUVA (Home) filmini izlemeye gideceğini umuyorum. Sonra, filmi izleyen her bireyin kendi rolünü üstlenebileceğini kavramasını bekliyorum. Büyük ya da küçük olsun, binlerce insanın bir araya gelen gayretleri bütün bütüne fark yaratacaktır.

FİLMİN SPONSORU FRANÇOIS –HENRI PINAULT İLE BİR SÖYLEŞİ
Neden böyle bir projeyi desteklediniz?
Gezegenimiz kötü durumda ve hepimizin buna karşı harekete geçmek gibi bir görevi var. Uluslararası çapta bir iş lideri olarak şirketimiz örnek teşkil etmeliydi. İşte bu nedenle 10 yıldan uzun süredir şirketimiz PPR, kendini ahlaki ve çevresel yaklaşımlara adadı. Luc Besson ve Yann Arthus-Bertrand ile tanıştığımda onların bu iddialı projelerine katılmam ve PPR’ı dahil etmem uzun sürmedi. Bizim küresel şirketimiz gibi küresel bir projeydi. Artık mızmızlanmayı bırakıp bir şeyler yapmanın zamanı gelmişti ve Yann çok dinamik bir insan. Bir sanatçı olduğu kadar ekolojik bir girişimci de. YUVA (Home), yalnızca Yann’ın muhteşem görüntüleriyle değil, dağıtımıyla da hem filmcilik hem de çevrecilik tarihinde büyük bir ilk gerçekleştirerek amacına ulaşıyor. Luc Besson’un EuropaCorp isimli şirketi sayesinde Yann’ın filmi, tüm Dünya’da, neredeyse her formatta ücretsiz dağıtım hakkı kazanacak. Bu çift taraflı hedefleri beni onlara katılma konusunda ikna etti.

Projeyi ne şekilde desteklediniz?
Öncelikle neredeyse herkesin filmi ücret ödemeden izleyebilmesi için üç yılı aşkın sürede 10 milyon avro finansal destek sağladık. Ama bütün bunların üstünde şirketimizin her bölümünün ve markasının desteği ve 88 bin çalışanımızın mümkün olduğunca çok insanı gezegenin durumundan haberdar edebilmek için kendini adaması vardı. Bu 88 bin insanın arkadaşlarını ve ailelerini de katarsanız PPR’ın doğrudan ulaştığı 300 bin insan oldu.

Genel olarak şirket yönetiminizde sürdürülebilir kalkınmaya karşı tavrınız nedir?
PPR’ın çevresel bakımdan ve sosyal olarak sorumlu iş anlayışı pratiği, bundan neredeyse 10 yıl öncesine ilk ahlak sözleşmemizi başlattığımız 1996’ya dayanıyor. 2005’te PPR’ın ahlak ilkelerini açıklayan iş kanunu tüm çalışanlarımıza gönderildi. Ayrıca tüm markalarımız kendi sektörlerine olan sorumluluklarını yerine getirmek için, hayır etkinlikleri düzenliyor. CFAO Aids ile savaşta ön plana çıkarken, FNAC okur yazarlığı geliştirme üzerine çalışıyor, Conforama ile Secours Populaire, Gucci ile de UNICEF çeşitli çalışmalar yürütüyor. Bunlar dışındaki markalarımızın da çalışmaları var. 2007’de bunu bir adım daha ileri götürerek, doğrudan bana rapor veren bir Sosyal ve Çevresel Sorumluluk bölümü kurduk. Bu Fransa’da büyük bir şirketin yaptığı ilk girişim ve bu bölüm bize, sosyal ve çevresel konularda iddialı programlar hazırlama olanağı sundu. Şirketimizin şu an edindiği yedi misyon arasında çokça kullandığımız toplu taşımayla bağlantılı olarak çevreye karşı saygı ve mağazalarımızın çevreye verdiği zararı azaltmak bulunmakta. Ve bu yıl kadınların haysiyetine ve haklarına saygı üzerine odaklanan şirket çapında bir vakıf yarattık.

Sizinki kadar büyük bir şirketin mutlaka çevreye bir etkisi olduğunu düşünenlere vereceğiniz cevap nedir?
Her zaman bir şey yapmamak için iyi nedenler vardır. Bir şirket olarak ikili oynayabileceğimiz bir rolümüz var: Kendi çevresel performansımızı geliştirmek ve diğerlerinin bu konudaki farkındalığını artırmak. Bu filmi desteklediğimiz için eleştirilebiliriz ya da övülebiliriz ama bu önemsiz bir durum. Asıl önemli olan bu filmin yapılması ve olabildiğince insan tarafından izlenmesinin sağlanması. Luc, Yann ve ben, filmin Dünya’nın her yerinden en az 100 milyon insan ya da daha fazlası tarafından izlenmesini amaçlıyoruz. Bu gerçekten çok basit aslında: Bizim gibi şirketler harekete geçmezse, bu sonun nasıl çözülmesini umarız bilemiyorum. Bu bireyler için olduğu kadar şirketler için de hayati bir sorun. Bunun için her türlü eleştiri ikinci planda kalıyor. Bu yıl tüm grup olarak kadın haklarına saygıyı teşvik etmek amaçlı bir vakıf kurmak istiyoruz.

Filme halkın tepkisinin nasıl olmasını umuyorsunuz?
Yann’ın inancı ve duyguları harekete geçiren görüntülerine bağlı olarak büyük bir bilinçlenme olmasını bekliyorum. Eğer film, Yann’ın kitabı The Earth From The Air gibi olursa, gezegenimizin durumu ve hem bireysel hem de kolektif boyutta eylem ihtiyacı konusunda kamu bilinci önemli ölçüde artar. Temelde ana fikir, insanları düşünüp harekete geçirmek.