‘Çocuğum çok zeki, ama çalışmıyor…’

Eğitim klasikleri arasında yer almış bir sözdür.

Övünme içeren bir yakınmadır...

Gizil bir övünme vardır…

Hatta övünme kısmı ağır basar!

‘Benim’ kelimesi gözükmez, gizli öznedir…

‘Benim (!) çocuğum çok zeki…’

Ben’i de hesaba katın!

***

Tek bir sorunla yola çıktık…

Sorunlar yumağıyla karşılaştık!

Şimdi çözülmesi gereken ‘üç bilinmeyenli denklem’ var… 

  1. Gizli özne…
  2. Övünme…
  3. Çocuğun çalışmaması…

En kuvvetli direnci, ilk ‘iki bilinmeyen’ gösterir!

Üçüncü bilinmeyen, olayın en kolay kısmıdır…

***

Sihirli bir çözüm aranır…

Hani parmağını şıklatacaksın, bu olayı çözeceksin…

Veli bunun peşinde…

‘Vay be!’ diyecek,

‘Nasıl oldu da biz bunu düşünemedik…’

‘Parmak şıklatma’ yok, ama ‘parmak sallama’ var!

İşaret parmağını…

Öğrencinin gözüne sokarcasına!

Tehdit etme mealinde…

***

Samuel Beckett…

Hastasıyım…

“Hep denedin, hep yenildin. Olsun, gene dene, gene yenil; ama daha güzel yenil” der, İrlandalı büyük yazar.

‘Başarı’ yolunun ‘zeka’dan değil, ‘çalışma’dan geçtiğini söylerr.

Anlayana…

S. Beckett’in annesi de ‘Benim çocuğum çok zeki…’ dedi mi acaba?

***

Edison’un da bu minvalde bir sözü var: “Hayatın en büyük hataları, başarıya ne kadar yaklaştıklarını bilmeyen insanların vazgeçmelerinden dolayı olur” diyor.

Şundan eminim!

T. Edison’un annesi ‘Benim çocuğum çok zeki…’ demedi, diyemedi…

…ama çalışkan bir çocuk yarattı.

Edison’un odasında lamba hiç sönmezdi, sabaha kadar hep açık kalırdı.

Hep çalışırdı…

***

Üniversite 3’üncü sınıftayım…

36 yıl önce…

Profesör, ders esnasında “Binanın giriş kapısındaki basamaklara hiç dikkat ettiniz mi?” diye sordu.

Kimse bir şey anlamadı, herkes birbirinin yüzüne baktı…

‘Üniversitede ne öğrendin’ diye sorarsanız, tüm samimiyetimle söyleyeyim, ‘bu sorunun yanıtını!’

Hoca, devam etti…

“Bu basamakları sizler bu hale getirdiniz, sabırla azimle. Hayatta bir yere gelmek isterseniz, bu basamakları hiç aklınızdan çıkarmayın!”

En güzel dersti!

O basamaklar hep gözümün önünde!

***

Kadıköy’den Eminönü’ne her 15 dakikada bir Şehir Hatları vapuru kalkar…

Her 15 dakikada bir…

Düzenli, biteviye…

Yaz kış, sabah akşam, bayram seyran…

Vapurlar, kalın halatlarla ‘iskele babası’na bağlanır.

Her 15 dakikada bir…

‘Halat’ dediğimiz şey, kalın bir ip!

‘İskele babası’ ise demir, döküm… 

Biri kalın ip, diğeri demir…

‘İp demiri keser mi?’ desem…

‘Dalga mı geçiyorsun?’ dersiniz…

Resim burada, iskele orada!

Resimde Photoshop filan yok, orijinal!

Önce buna, sonra ona bakın…

Hayatta zorlandığımda, önce basamaklara, sonra bu iskele babasına bakarım…

Zeki olup olmadığımı bilmiyorum, ama çalışkan olduğumu söyleyebilirim!

ETİKETLER