Eğitimden çarpıcı başlıklar

II. Meşrutiyet döneminde iki defa Maarif Nezareti (Milli Eğitim Bakanlığı) görevine iki kez getirilen Emrullah Efendi, yakın geçmiş Türk eğitim hayatının önemli şahsiyetlerinden birisidir.

İttihat ve Terakki Cemiyeti’nde etkin ve sözü sayılan bir isimdi. Eğitim tarihinde ‘Tûbâ Ağacı Nazariyesi’ adlı fikir sistemi ile tanındı. Bu fikir sistemi, Emrullah Efendi’nin ölümünden sonraki yıllarda siyaset ve kültür hayatının önemli tartışma konularından birisi oldu.

Emrullah Efendi’ye göre devletin en önemli görevlerinden birisi, ilmi himaye (korumak, kollanmak) etmektir. İlim yukardan başlar. Devlet önce elit bir kadro yetiştirmeli, bu elit kadro ilkokul ve ortaokul öğretmenlerini, bu öğretmenler de çocukları ve gençleri eğitmelidir.

Cennetteki Tûba Ağacı’nın da kökünün yukarıda olmasından dolayı bu görüş ‘Tûba Ağacı Nazariyesi’ olarak anılmış...

Eğitimci Satı Bey ise, Emrullah Efendi’nin Tûba Ağacı Nazariyesine karşı çıkmakla tanınmış. Satı Bey, Darülmualimin’de öğretmenlik yaptığı yıllarda Batı pedagojisine dayanan bilimsel eğitim anlayışının Türkiye’de yerleşmesinde etkili olmuş ve öğretmen yetiştirme konusundaki çabalarıyla tanınır.

Emrullah Efendi’nin geliştirdiği ‘Tuba Ağacı Nazariyesi’nin tersine, Satı Bey eğitimin tabandan başlaması gerektiğini savunuyordu.

Satı Bey, “Beşiği sallayan el atiyi (geleceği) hazırlar” diyerek, eğitimin beşikten başladığını vurgulayıp, tabandan tavana bir model anlayışıyla Emrullah Efendi’ye karşı çıkıyordu.

Tam 100 yıllık bir tartışma…

Emrullah Efendi’nin bir nazariyesi daha var. 1912 yılında bir dost meclisinde şaka yollu söylediği “Şu mektepler olmasaydı, maarifi ne güzel idare ederdim” sözü de unutulmadı, bir asırdır o da geçerliğini koruyor.

Bu söz şakaydı, ama bu sözü söyleyen zat, işinde hiç şakaya gelmezdi. Dönemin Maarif Nazırı, yenilikçi eğitimin temellerini atan kişilerin başında geliyor, her şeyden önce önemli bir alimdi. Rahmetli Emrullah Efendi yaşasaydı, acaba şimdiki eğitim anlayışımız için nasıl nazariye geliştirirdi?

Japonlar ilginç insanlar... 

Eğitim anlayışları da ilginç. Öğrencinin gözünün yaşına bakmayan, ağır bir eğitim sistemleri var. Öğrenciyi zorlayan en ağır sistem onlarda. Hafta içi yoğun ders programı, hafta sonu sınavına hazırlık kursları, ödevler, stajlar gırla gidiyor.
Japon eğitim sisteminin en ilginç yanlarından biri, okullarında müstahdem bulunmaması…

Dünyanın en gelişmiş üç ülkesinden birisi olan Japonya’da okullar ve sınıflar öğrenciler tarafından temizleniyor.

Japonya Başkonsolosluğu Kültür elçisi Bay Takeshi Ishara’ya bunun nedeni sorulduğunda; “Okullar, birer eğitim yuvasıdır. Bizler, çocuklarımızı okula öğretimden ziyade, iyi bir eğitim almaları için göndeririz. Buralarda eğilmeyi öğrenirler. Bilgi, deneyim ve öğretiyi suya benzetmek gerekir. Eğilmeden su içmek mümkün değildir. İyi bir eğitim almamış insan ne çevresine, ne ailesine ne de kendisine yararlı bir insan olamaz. Bizlerde slogan budur. Önce eğilmek gerekir” demiş.

Yazar Mehmet Doğan, Türkçe’nin ciddi sorunlarla karşı karşıya olduğuna dikkat çekiyor. Doğan, çok köklü ve zengin bir içeriğe sahip Türk dilinin korunmasında herkese önemli görevler düştüğünü ifade ediyor. İlköğretim çağındaki çocukların öğrendiği kelime sayısının 500’ü geçmediğini ileri süren Doğan, “Dünyanın gelişmiş ülkelerinde çocuklar 2 bin 500 kelime ile yetişirken, bizim ülkemizde bu durum hiç de iç açıcı bir seviyede değil. 500 kelime hazinesi olan çocukla, 2 bin 500 kelime hazinesi olan çocuk arasında çok büyük farklar vardır” diyor.

Çukurova Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. İbrahim Ortaş, çok önemli bir konuya dikkat çekiyor: “Türkiye’deki kaynak kitap sayısı, dünya ile kıyaslanmayacak düzeyde yetersizdir. Dünyanın en büyük kütüphanesi olan Amerikan Kongre Kütüphanesi’nde yaklaşık 30 milyon cilt kitap, Harvard Üniversitesi’nde yaklaşık 16.3 milyon civarında kitap bulunuyor.

Türkiye’deki 186 üniversitede son rakamlara göre yaklaşık 15.3 milyon kitap bulunuyor. Benzer şekilde İngiltere’nin Cambridge Üniversitesi’nde 12 milyon ve Oxford Üniversitesi kütüphanesinde de yaklaşık 9 milyon kitap bulunuyor. Bu rakamlar Türkiye’nin bilgiye erişmede ne denli yetersiz olduğunun göstergesi olarak kabul edilebilir” diyor.

İbrahim Hoca’nın açıklamasına ben de bir bilgi ekleyeyim: “Hocam, siz gene olaya iyi tarafından bakmışsınız, ben kütüphanesi olmayan, dolayısıyla kitapları olmayan üniversite gördüm, sadece 10-15 bilgisayar var, al sana kütüphane! Hatta kütüphanenin de ötesi, ‘online kütüphane’…

ETİKETLER