Zimbabve’de kontenjanlar neden boş kaldı?

Bir iki gündür, (+263) kodlu bir numara sürekli beni arayıp duruyor; önce bir anlam veremedim, ama sürekli arıyor.

Dolandırıcılar dadandı sandım…

Arama motorundan (+263) neresin kodu diye baktım, Zimbabve çıktı; bir anlam veremedim, beni oradan kim, ne için arayacak?

Sonra uyandım… 

Hay Allah, kimse de uyarmadı ki, kaç gündür farkında olmadan Zimbabve’deki sınav sonuçlarını eleştirip duruyormuşum...

Oturmuş, ‘Zimbabve’de kontenjanlar neden boş kaldı’ diye dert edinmişim. Bizim yerleştirme sonuçları arızalı sanıyordum, meğer bizimkilerde bir sorun yokmuş, bizimkiler bilinçli ve seçici tercihin göstergesiymiş, arızalı olan onların sonuçlarıymış.

Kaç gündür boşu boşuna kafa patlattım, durduk yere kendimi heba ettim…

Olsun, helal ü hoş olsun; önemli olan benim hata yapmam değil, bizim sonuçlar sağlıklı olsun yeter, başka bir şey istemem…

Zimbabve’den beni sürekli aramalarının bir sebebi varmış, ‘neden böyle oldu’ diye danışacaklarmış…

Farkında olmadan Zimbabve’ye de faydamız dokundu, yükseköğretime yerleştirmedeki engin bilgi birikimimizden onlar da yararlandı; arz talep dağılımı nasıl yapılır, en azından onu öğrenmiş oldular, bundan sonra onların da adayları bilinçli ve seçici (!) davranacak…

YÖK açıklama yapınca kendime geldim, çok şükür bizim memlekette işler rayında gidiyormuş...

YÖK, üniversitelerdeki rekor sayıda boş kalan kontenjanları şöyle değerlendirdi: “Bilinçli ve seçici tercihin bir göstergesi”

Kaliteli bir açıklama…

YÖK kalite der, zaten başka bir şey demez!

Boş kalan kontenjanlarda bile, artık kaliteden söz edebilir duruma geldik, çok şükür...

Boşluk olacaksa, onun da kaliteli ve seçici olması gerekiyor!

YÖK, 2017-ÖSYS sonuçlarını değerlendirdi. Analizde, kontenjan ve yerleşen sayılarının ‘hadsiz hesapsız artırılması’nın söz konusu olmadığı vurgulandı. YÖK, boş kontenjan sayılarının öğrencilerin daha bilinçli ve seçici tercihler yaptığını gösterdiğini belirtti. Analizde ayrıca başarı barajı ve açıköğretimle ilgili yeniliklerin, boş kontenjana neden olsa da kalite artırılması amacı için olumlu olduğu belirtildi; ayrıca “meslek lisesi mezunlarına yönelik bu sene için rehberlik yapmamız gerektiğini de göz ardı etmiyoruz” denildi.

Hem nalına hem mıhına…

Kısmen doğru, kısmen eksik!

Hadi adaylar seçici davrandı, bunu anladık. Anlamadığımız nokta şu, siz bu kontenjanları neden bu kadar bolca dağıttınız?

İşte, raporda bu sorunun cevabı yok; adayların davranışını söylemenize gerek yok, bunu zaten biliyoruz…

Bu kadar rehberlik ve psikolojik danışmanlık bölümü var, burada okuyanlar var, buradan mezun olanlar var; neden bunları değerlendirmediniz, neden meslek lisesi mezunlarına yönelik rehberlik yaptırmadınız. Hani üniversitelerin bir görevi de, toplumsal sorunlara yol göstermekti?!

Şu açıklama bana tuhaf geldi, bilmem siz ne dersiniz: Raporda, lisans ve önlisanstaki önemli sayıda boş bulunan kontenjanların öğrencilere ek yerleştirme döneminde önemli fırsatlar sunabileceği vurgulandı.

Yahu, çocuklar bu bölümleri tercih etseydi, ilk yerleştirmede bu kontenjanlar dolmaz mıydı?

Dolmayan bölümler şimdi mi dolacak, kim dolduracak bu bölümleri; ilk tercihte doldurmayanlar mı, yoksa Zimbabve’den öğrenci mi getireceksiniz?

Ben anlamadım, siz?

Böyle giderse, ek yerleştirmede kontenjanların yüzde 75-80’i yine kaliteli ve seçici bir şekilde boş kalır, şuraya yazıyorum!

Bir madde daha var, diyor ki: Taban puan uygulanan programlardan tıp, hukuk, mühendislik ve mimarlık programlarındaki gelişme sevindirici…

Af buyurun bunu da anlayamadım, hangi gelişmeye sevindik?

Bu bölümlerde daha önce ne oluyordu, dolmuyor muydu bu bölümler; sıralama sınırı koyduktan sonra daha mezun vermedik ki, hani kaliteden söz edebilelim.

Neyse, anlamış gibi yapalım…

Açıköğretim lisans programlarındaki puan türünün örgün puan türüyle aynı olması ve açıköğretim lisans programlarına LYS ile öğrenci yerleştirilmesi bu programlarda doluluk oranını düşürdü. Belki bu uygulama açıköğretimin marka değerini yükseltecek, ama okumak isteyen öğrencilerin de önünü tıkayacak. Açıköğretimin kuruluş amacı neydi? Bu uygulama iyi niyetli olmasına rağmen, bu amaçtan uzaklaşan bir uygulama değil mi?

Aşağıda üç beş satır ‘ek yerleştirme ve genel sorunlar’ için bazı çözüm önerileri karaladım, belki dikkate alınır… 

Bu, YÖK’ün hazırladığı türden bir rapor filan değil, naçizane bazı tavsiyeler; katılıyorsanız veya ekleyecekleriniz varsa, siz de bize yazın…

ÇÖZÜM ÖNERİLERİ:

  • YÖK’ün acilen ek yerleştirme öncesinde bir kural değişikliğine giderek okulların minimum puanlarını geçme zorunluluğu kuralını bir seferliğine rafa kaldırması…
  • Vakıf üniversitelerinin boş kalan ücretli bölümlerinin tümünü bir seferliğine en az yüzde 50 burslu yapması…
  • KKTC üniversitelerinin paket programlarını daha cazip hale getirmesi…
  • Az tercih edilen bölümlerin çift anadal ve yandal ile desteklenmesi ve bunun teşvik edilmesi…
  • Açıköğretimin gerçekten ‘açık’ öğretime dönüşmesi, isteyen herkesin okuyabileceği bir yer olması…
  • KKTC’deki üniversite sayısının fazla abartılmaması (30 oldu sanırım)…
  • Her yıl üçer beşer üniversitenin açılmasına izin verilmemesi…
  • Hukuk, tıp, psikoloji, mimarlık, fizyoterapi vb. bölümlerin kontenjanlarında frene basılması…
  • Türkiye’de ve dünyada mesleklerin kısa ve orta vadede arz talep dengesinin nasıl olacağına dair bir çalışmanın, meslek odalarıyla işbirliği yapılarak hazırlanması ve bu bilgilerin adaylara dağıtılması…
  • Üniversitelerdeki bölüm karmaşıklığının disipline edilmesi (bir bölümün hem ücretli, hem yüzde 25, hem yüzde 50, hem yüzde 75, hem de yüzde 100 burslu programları olması, ayrıca bu bölümlerin bir de İngilizce programlarının bulunması)…
  • Vakıf üniversiteleri için geri ödemeli kredi (işe girdikten sonra ödeme) sisteminin devreye sokulması…
  • 150 ve 180 barajının kaldırılması (elemeyi sistem zaten kendiliğinden yapıyor)…

ETİKETLER