Almanya’da az görünen bir durum olsa da iktidar ve muhalefet partileri, Libya konusunda hemfikir. Libya’ya ambargo koymaktan başka bir çare yok. Libya Lideri Muammer Kaddafi ve rejimi sert bir dille eleştiren Alman politikacılar, başta BM’ler olmak üzere, Avrupa ve Arap Birliği’ni de somut adımlar atmaya çağırıyor. AB’nde maalesef Almanya’daki gibi bir tek seslilik yok. İtalya, Malta ve Kıbrıs AB’nin Libya’ya ambargo koymasını şimdilik veto etti. Akdeniz’de kıyısı olan ülkelerin görünen en büyük derdi bölgeden gelecek mülteci akını.

Aslında ambargo’ya karşı olmadığını açıklayan İtalya Cumhurbaşkanı Giorgio Napolitano, böyle bir durumda, mülteci sorununu çözmek konusunda bütün AB ülkelerinin üzerine düşen sorumluluğu üstlenmesini istedi.

Başta Almanya olmak üzere pek çok Avrupa ülkesi buna yanaşmıyor. AB’nin aynı tondan konuştuğu tek konu Libya’ya askeri bir müdahalede bulunmamak. Herhangi bir askeri müdahale için resmi ya da resmi olmayan bir başvuru olmadığını söyleyen dönem başkanı Macaristan‘ın Savunma Bakanı Csaba Hende, Libya’nın bağımsız bir devlet olduğunu ve uluslararası yasaların geçerli olacağını vurguladı.

AB’DE FARKLI SESLER
Son yıllarda AB’nin Kuzey Afrika politikaları, ekonomik ilişkileri canlandırmak için varolan iktidarları desteklemekten ve bunu yaparken insan hakları ihlallerine göz yummaktan öteye geçemedi. AB ve Libya arasında imzalanacak çerçeve anlaşması ile ilgili görüşmelerin 16 Şubat’da, yani Bingazi‘deki ayaklanma başlamadan bir gün önce yapıldığını hatırlatmakta yarar var.

Üç gün sonra da AB Dışişleri Bakanı Catherine Ashton Libya hükümetini göstericilere yönelik tavrından dolayı eleştirdi. AB Dışişleri bakanları toplantısından sonra, „sorunun çözümü AB’nin elinde değil“ diyen Asthon, Libya hükümetinden düşünce özgürlüğü, internet bağlantıları ve gösteri serbestisi üzerindeki kısıtlamaları kaldırmasını, bazı yardım örgütleri çalışanlarının ülkeye girişine izin vermesini ve yabancıların ülkeyi terketmesine yardımcı olmasını istedi.

Ashton’un mali yardımın dışında somut öneriler getirememesinin en önemli nedeni AB ülkelerinin Kuzey Afrika konusundaki farklı pozisyonları. Yıllarca terörü desteklediği için kara listesde olan Libya ile AB arasındaki diplomatik ilişkiler 2008 yılından sonra başladı. Tunus konusunda Fransa’nın öncülüğünü kabullenen AB, Libya’da da İtalya’nın sözünü dinliyor.

KADDAFİ BERLUSCONI ELELE
Berlusconi Hükümeti, eski sömürgesi Libya ile ekonomik ilişkilerini tehlikeye sokmak istemiyor. Çünkü İtalya’nın petrol ihtiyacının dörtte birini karşılayan Libya pekçok İtalyan firmasına önemli miktarda yatırım yaptı. İtalya Libya’da 1700 km lik bir otoyol inşaa ediyor ve silah satıyor. Libya’da çalışan 125 İtalyan firmasının yıllık cirosunun 40 Milyar Euro olduğu tahmin ediliyor. Sadece, nükleer enerji santralleri kuran İtalyan Firması Eni’nin önümüzdeki 25 yılda Libya’ya yapmayı planladığı yatırım miktarı 28 Milyar Euro. Libya da karşılığında İtalya bankalarına yatırım yapıyor. Hatta Libya Juventus Turin’in hisse senetlerinin bir kısmını elinde bulunduruyor.

İtalya Başbakanı Silvio Berluconi’nin Libya ile diplomatik ilişkileri kendi çıkarına kullandığı iddiaları sır değil. Geçen yıl Ağustos ayında Libya Lideri Kaddafi 30 adet beyaz atla Roma’yı ziyaret etmiş, bundan altı ay önce de İtalya Başbakanı Berlusconi Kaddafi’nin elini öpmüştü. 2008 yılından bu yana İtalya ve Libya liderleri tam sekiz kez bir araya geldiler. Kaddafi’nin, AB göstericileri desteklerse sınırları korumam“ tehditinden en çok ürken de haliyle İtalya oldu. Çünkü İtalya’nın Libya ile ilişkilerinden en önemli kazancı, ülkesine giren yasadışı göçmenlerin sayısının üç yıl içinde 35.000’den 4.000’e düşmesi.

KADDAFİ AİLESİNİN SERVETİ NEREDE?
Muammer Kaddafi ve ailesinin milyarlık servetinin bir kısmının AB ülkelerinde olduğunu da unutmamak gerekiyor. Kaddafi’nin oğlu Seif El İslam’ın sadece öğrenciyken Münih’de aldığı villanın bedeli 8 Milyon Euro’yu buluyor. İsviçre ve AB ülkeleri şimdiden bu servetin peşine düştü, ancak şu ana kadar çok farklı adresler gösteriliyor. İsviçreli Hukukçular Kaddafi gibi diktatörlerin servetlerinden bankaların değil daha çok hükümetlerin sorumlu olduğuna dikkat çekiyorlar. Zira bazı uluslararası anlaşmalar Politically Exposed adı verilen siyasetçilerin kuşkulu banka hesaplarının kayıt altına alınmasını ön görüyor ancak çoğu kez bu kurala uyulmuyor.

Aslında bu anlattıklarımız AB’nin Libya’daki diktatör ilan ettiği Kaddafi ailesi ve insan hakkı ihlallerine karşı kullanabileceği ne kadar çok aracı olduğunu gösteriyor. Daha somut hale getirirsek ; silah ambargosu, banka hesaplarının dondurulması, vize lptali, uluslararası adalet divanı yolunun açılması bunlardan sadece birkaçı. Bütün bunlar Avrupalıların aklına ancak söz konusu diktatörler ülkelerini terketmek için uçağa bindiklerinde geliyor. Yoksa ekonomik çıkarlar her şeyin önüne mi geçiyor? Ne olursa olsun AB hatta uluslararası toplum Libya’da geç kaldı.