Avrupalıların korktuğu oldu, Tunus ve Mısır’daki halk ayaklanmaları yeni bir göç dalgasına neden oldu. Son dört gün içinde İtalya’nın Lampedusa adasına dört bine yakın Kuzey Afrikalı göçmenin geldiği, binlercesinin de Tunus limanında beklediği kaydediliyor.

Tunus’un 100 km kuzeyindeki Lampedusa 9 km uzunluğunda 3 km genişliğinde, balıkçılık ve turizmden geçinen küçük bir İtalyan adası. Ada bu denli yoğun bir göçmen akımını kaldıramayacağı için Roma hükümeti, Kuzey Afrikalıları başta Sicilya olmak üzere diğer adalara hatta anakaraya bile sevk etmek için kolları sıvadı. Bin ve bin 500 Euro vererek kendini en yakın Avrupa topraklarına atan göçmenlerin çoğunun sokakta uyuduğu, yiyecek ve içecek bulamadığı, İtalyan halkının yardımlarıyla ayakta kaldığı belirtiliyor.

KUZEY AFRİKA’YA MARSHALL PLANI
Hafta sonu özel bir oturum düzenleyen ve kriz masası oluşturan İtalya hükümeti, “insani bir felaket” ile karşı karşıya kalındığını belirterek, acil durum çağrısında bulundu.

İçişleri Bakanı Roberto Maroni, yeni Tunus hükümetini ağır bir dille eleştirdi ve yasadışı göçün önlenmesi için imzalanan ikili anlaşmalara uyulmasını istedi. Yabancı düşmanı sayılabilecek bir partinin üyesi Bakan Maroni, Mağrip’deki siyasi çalkantıların yarattığı yasadışı göç sorununu AB’nin yardımıyla çözmek istiyor. AB Sınır Güvenlik Ajansı FRONTEX’den yardım isteyen Maroni’ye göre Mısır ve Tunus Avrupa’nın güvenliğini de tehdit ediyor. İtalya Başbakanı Berlusconi’nin partisinden Dışişleri Bakanı Franco Frattini de Avrupa’nın Kuzey Afrika’ya Marshall Planı’na benzer bir yardımda bulunmasını önerdi.

YA BEŞ MİLYAR YA SİYAH AVRUPA 
Aslında AB’nde, kaçılan ülkelerin ekonomilerini güçlendirmek yoluyla yasadışı göç soruna çözüm bulma önerileri yıllardır yapılıyordu. Ancak AB uzun vadeli bir strateji uygulamak yerine, sınırlarının korunması karşılığında, duruma göre Akdeniz’de kıyısı olan Arap ülkelerinde, daha çok üst sınıfın ve diktatörlerin işine yarayacak yardımlarda bulundu.

İtalya, Fransa ve İspanya, bazı Mağrip ülkeleri ile imzaladıkları ikili anlaşmalar ile Akdeniz’e bir duvar örmeyi başarmıştı. Hatta bu anlaşmalara ilk imza koyan ülke 1999’da Tunus olmuştu. İtalya’nın Mısır ve Libya ile de benzer işbirliği anlaşmaları var. Libya ile yapılan ikili anlaşma sayesinde geçen yıl İtalya’ya gelen yasadışı göçmen sayısı 20.000 den 400’e düştü. Libya ile AB arasında Geri Kabul Anlaşması’nın pazarlıkları devam ediyor.

Geçen yıl yapılan Afrika zirvesinde Libya Lideri Muhammer Kaddafi AB’nden sınırlarını korumak için 5 Miyar Euro istemişti. Kaddafi’nin, “Ya beş Milyar verirsiniz ya da kıtanız siyaha bürünür” şeklindeki tehditkar sözleri şaşkınlık yaratmıştı.

GÖÇLE SAVAŞ YENİ BAŞLIYOR
AB’nin Libya ile giriştiği anlaşmanın kendisi asıl şaşkınlık yaratıcı. Çünkü pekçok uluslararası örgüt, mültecilerin Libya’da karşılaştıkları insanlık dışı koşullara dikkat çekiyor. Örneğim mülteciler, Trablus ve Bengazi’den 1.500 km uzaklıktaki Kufra’ya havasız containerlerde tıpkı büyükbaş hayvanlar gibi taşınıyor. Yirmi saat süren ve çölde geçen yolculuk sırasında mola verilmediği için mülteciler bütün ihtiyaçlarını bu containerlerin içerisinde gideriyorlar.

Mültecilerin çoğunun Sudan sınırında adam başı 30, 40 Euro’ya insan tacirlerine satıldığı, bu tacirlerin de 500 Euro karşılığı tekrar Libya çölüne getirildiği biliniyor. Muhtemelen orada tutuklanan mültecilerin bir kısmı yine Kufra kentine gönderiliyor ve bu ping pong oyunu defalarca tekrarlanıyor. İtalya’nın Lampedusa adasına akın eden göçmenlerin çoğu Tunuslu, daha Mısırlılar ülkelerini terk etme girişiminde bulunmadı.

Yani Avrupa’nın diktatörleri safına almak pahasına başlattığı göçle savaş daha bitmedi, hatta yeni başlıyor. Şimdi Avrupa değil göçmenler vuruyor hem de hayatları pahasına. Çünkü kaybedecek başka hiçbir şeyleri yok.