İstanbul Aydın Üniversitesi'ndeki bir panele katılmak için Türkiye'ye gelen İspanyol siyaset bilimci, ntvmsnbc'nin sorularını yanıtladı. 

İspanya etnik sorunlarını nasıl çözdü? Demokratik açılıma benzer bir siyaset süreci sözkonusu oldu mu?

Demokratik açılım, İspanya’da Avrupa Birliği’ne üyelik sürecinin başladığı 1970’ler ortasında gündeme geldi. General Franco’nun 1975 yılında ölmesinden sonra, iktidar ve muhalefet arasında oluşturulan geniş tabanlı mutabakat açılımı hızlandırdı. Sağ, sol ve milliyetçi partiler, 1977-1979 yılları arasındaki demokrasiye geçiş sürecinde, kamuoyuna, değişime dair farklı öneri paketleri sundular ve bu paketler üzerinde çeşitli pazarlıklar neticesinde Bask, Katalunya ve Galiçya bölgelerinde özerk hükümetler kuruldu. Süreç sonunda ise özerk bölge sayısı 17’e ulaştı.

Bilhassa ETA’nın yarattığı şiddet ve teröre rağmen, Avrupa Birliği’nin destek ve kılavuzluğu bu açılımda önemli rol oynadı. Ispanya netice itibariyle anayasal olarak federal devlet niteliği taşımasa da, Avrupa’nın en adem-i merkeziyetçi yapıya sahip ülkelerinden biri haline geldi. Bu anlamda ulus-devlet kutsanmadı. Bunun yerine, birarada yaşama iradesi vurgulandı.

Süreç nasıl işledi?

Önce silahlı eylemlere katılan militanları da kapsayacak şekilde genel af ilan edildi. Ayrıca İspanya’nın çatı devlet yapısını sağlamlaştırmak açısından ayrımcı unsurları bertaraf etmek üzere din-devlet ilişkisi sınırlandırıldı. Herkesin kabul edebileceği ortak noktalar vurgulandı. Bir siyasi grubun talebinde tavizde bulunmasına karşılık, diğer grup da taviz vermeye teşvik edildi. Netice itibariyle kimse değişikliklerin tümünü kabullenmedi ama kimse de metni kabul edilemez bulmadı veya kendisini dışlanmış hissetmedi.

Türkiye’deki demokratik açılım sürecine dair yorumlarınız nedir?

Maryland Üniversitesi’nin iç çatışmalara ait bir kategorizasyonu var. Benzer bir kategorizasyonu Charles Tilly de yapmıştı. Buna gore on yıl ve üzerinde bir süre boyunca belli bir sorun etrafında çıkan iç çatışmalar sonucu toplamda bin kişi ölüyorsa, buna düşük yoğunluklu iç çatışma deniyor. Bask terörü bu sınıfa giriyordu. Ölü sayısı yılda ortalama bin civarında olursa, bu içsavaş olarak sınıflandırılıyor. Türkiye’nin Güneydoğu’daki anlaşmazlık nedeniyle yaşadığı kayıp sayısının 30.000 civarında olduğu söyleniyor. İlk PKK saldırısı 1984 yılında gerçekleşmiş. Yani 26 yıl önce… Bu 30.000 rakamı doğruysa, yılda binin üzerinde kayıp var demektir. İçsavaş durumuna yakın bir çatışma düzeyinden bahsediyoruz. Dolayısıyla, Türkiye’nin bu sorunu çözmek üzere harekete geçmesi önemli…

Ancak süreç, karşılıklı güvensizliğin egemen olduğu sert ve dirençli bir süreç olacaktır. Belli ön kabullerden ve ön yargılardan uzaklaşmak sürecin gerekli şartıdır. Avrupa Birliği, bu sürece kılavuz ve destek olmalıdır. Nihayetinde AB üyesi bir Türkiye neredeyse federal bir yapıyı kabullenmiş demektir. Zaten başarılı ulus-devlet modelleri günümüzde giderek azalıyor. Ancak Türkiye’nin sürece ilişkin bir diğer sorunu da, toplumun AB üyeliğine ilişkin ümitlerinin azalmış olması. Dolayısıyla, Türk halkı üyesi olamayacağını düşündüğü bir yapıya girmek üzere bu denli zorlu bir sürece adım atma iradesi gösterir mi, şüpheli…