Aktivistlerden İsrail'e “apartheid rejimi” suçlaması

İsrail’deki en büyük insan hakları topluluğu B’TSele,  ülkede Filistinlilere uygulanan siyasi tutumu Güney Afrika’da uygulanan apartheid rejime benzetti. Kurumun direktörü olan El-Ad, “Bir grup insanın diğerine üstünlüğünün sistematik olarak teşviki son derece ahlaka aykırıdır ve sona ermelidir” açıklamasını yaptı.

NTV 12.01.2021 - 16:21 | Son Güncelleme : 12.01.2021 - 16:22

Aktivistlerden İsrail'e “apartheid rejimi” suçlaması

Guardian’da bir yazı kaleme alan İsrailli aktivist El-Ad, “Hiçbir insan, buranın sürekli olarak yalnızca bir gruba, yani Yahudi halkına ayrıcalık tanıyacak şekilde tasarlandığı duygusu olmadan, tek bir geçiremez. Ancak, Ürdün Nehri ile Akdeniz arasında yaşayanların yarısı Filistinli. Yaşanan bu gerçeklikler arasındaki uçurum havayı doldurur, kanar ve bu toprakların her yerine yağar” ifadelerini kullandı. 

NETANYAHU: İSRAİL, ÜZERİNDE YAŞAYAN HERKESE AİT DEĞİL

Bununla birlikte, İsrail Başbakan Binyamin Netanyahu  2019'da "İsrail’in tüm vatandaşlarının devleti olmadığı" söyleyerek, Yahudi yerleşimini gelişiminin ulusal bir değer olduğunu ifade etti. Ancak El-Ad, Başbakan’ın söyleminin ülkedeki çatışmaları şiddetlendirmekten başka bir amaca hizmet etmediğini vurguladı:

"Anlatmak istediğim şey Netanyahu’nun açıklamalarının Yahudi olmayan insanların istenmeyen kişiler olduğuna dair daha derin bir hisse neden olduğu. Hayfa'da doğduğum günden beri yavaş yavaş maruz kaldığım bu tutam ülkem hakkındaki düşüncelerimi değiştirdi. Burada yaşayan iki halk arasında demografik eşitlik olmasına rağmen, sadece yarısı siyasi iktidara, toprak kaynaklarına ve insan haklarına sahip.”

"APARTHEİD REJİMİNİ DEMOKRASİ OLARAK PAZARLAMAK BÜYÜK BİR BAŞARI"

Diğer taraftan El-Ad, “Filistinlerinin ve diğer azınlık kurumların siyasi, sosyal ve ekonomik haklardan mahrum kalarak yaşamayı sürdürmesi çok başarılı. Ancak, onu bir demokrasi olarak başarılı bir şekilde pazarlayan hükümet daha da başarılı. Aslında, bir hükümet nehir ve deniz arasındaki herkesi ve her şeyi yönetiyor, kontrolü altındaki her yerde aynı örgütlenme ilkesini izliyor, bir grup insanın Yahudilerin  Filistinliler üzerindeki üstünlüğünü ilerletmek ve sürdürmek için çalışıyor. Biz buna apartheid rejimi diyoruz. İsrail'in bir Filistinli ile bir Yahudinin eşit olduğu topraklarda tek bir sentimetrekare yok. Buradaki  birinci sınıf insanlar benim gibi Yahudi vatandaşlar ve biz bu statüyü hem 1967 sınırları içinde hem de Batı Şeria'da yaşıyoruz” açıklamasını yaptı.

El-Ad, İsrail’deki uygulamanın 1948 - 1994 yıllarında uygulanan  Güney Afrika’daki apartheid rejiminin gelişmiş ve modern çağa uygun bir versiyonu olduğunu belirtti.   

“Apartheid 2.0, ulu orta çirkinlik türlerinden kaçınıyor. Mesela  banklarda ‘yalnızca beyazlar’ gibi uyarı işaretlerini bulamazsınız. Ancak,  yine de öz aynıdır. İsrail’deki tanımlamaların ten rengine bağlı olmamasıbir fark yaratmaz: konunun özü ve yenilmesi gereken üstünlükçü tavırdır” diyen El-Ad, yeşil hattın her iki tarafındaki Yahudi üstünlüğünün bu şekilde sağlandığını belirtti. 

23 MART SEÇİMLERİNDE DEMOKRASİ KAZANMAYACAK

Öte yandan, İsrail’de tüm Yahudi vatandaşlarının oy kullanma hakkı bulunuyor. ancak İsrail yönetimi altında yaşayan Filistinlilerin dörtte birinden daha azı vatandaşlığa sahip olduğundan büyük bir kısmı oy kullanamıyor. El-Ad, bu yüzden 23 Mart'ta yapılacak parlamento seçiminde İsrailliler iki yıl içinde dördüncü kez gidip oy verdiklerinde, bunun bir “demokrasi kutlaması” olmayacağını açıkladı. “Aksine, kendi geleceklerini başkaları belirlerken, Filistin izlediği başka bir gün olacak” dedi.

Bununla birlikte El-Ad, İsrail’in Filistinlilerin yaşadığı topraklarının büyük bir bölümünü kamulaştırarak, onları sınır dışı tutarak ya da Yahudi kasabaları, mahalleleri ve yerleşim yerleri inşa etmek için kullanarak toprağı kontrol ettiğini sözlerine ekledi. 

FİLİSTİNLİLER HER GEÇEN GÜN DAHA FAZLA YIKIMLA YÜZLEŞİYOR

“Yeşil Hat” ya da “1947 Öncesi Sınırlar” ya da “1949 Ateşkes Sınırlar”ı olarak bilinen bölge, 1948 Arap-İsrail Savaşı sonrası İsrail ile 4 Arap devleti arasında yapılan 1949 Ateşkes Anlaşmaları neticesinde çekilen sınır çizgisine deniliyor.  Bu sınır hattı ile Araplara ait olan Batı Şeria ve Gazze şeridi İsrail'den ayrıldı.

El-Ad, toprak kontrolünün “1948 yılından beri Yeşil Hat”tın içinde,  Doğu Kudüs ve Batı Şeria'da ise işgalin başladığı 1967'den beri yapıldığını aktardı. 

Sonuç olarak aktivist,  Filistinlilerin Ürdün Nehri ile Akdeniz arasındaki her toprak parçası  Yahudi yerleşimi için tahsis edilirken, yıkımlar, yerinden edilme, ve yoksulluk  gerçeğiyle yüzleştiğini ifade etti.

Sayfa Yükleniyor...