Arupa İnsan Hakları Mahkemesi'nin (AİHM) adını hep duyuyor, kararlarını okuyoruz. Uzaktan erişilmez görünen bu mahkeme aslında son birkaç yıldır kendi içinde binbir sorunla boğuşuyor.

Aralarında Türkiye'nin de bulunduğu bir avuç Avrupa ülkesi tarafından 1950 yılından kaleme alınan Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi (AİHS) temelinde 1960'lı yıllarda göreve başlayan AİHM, bugün Poztekiz'den Rusya'nın en doğusuna, İzlanda'dan Kıbrıs'a 800 milyondan fazla Avrupa vatandaşı için "en son hak arama kapısı" olarak algılanıyor. Oysa AİHM'nin kuruluşunda büyük ölçüde İkinci Dünya Savaşı koşulları dikkate alınmış, günün birinde Doğu Bloku'nun yıkılarak yüz milyonlarca Avrupalının AİHS'yi kat kat aşan talepleriyle yüzleşeceği öngörülmemişti.

Mahkeme bugün, kendisine Avrupa Konseyi üyesi irili ufaklı 47 ülkeden, hatta bu ülkelerle insan hakkı sorunu olan üçüncü ülkelerin vatandaşlarından dava başvuruları alıyor. Örneğin İran, Özbekistan veya Irak AİHM üyesi olmasa da, bu ülkelerden gelen mülteciler Ankara'yı Strasbourg Mahkemesi'ne şikayet edebilme hakkına sahipler. Mahkeme gündeminde şu anda karar bekleyen 120 binden fazla dava var. AİHM'de dava açmak için sadece geçen yıl başvuruda bulunanların sayısı 57 bin. Mahkemenin personel sayısı ise 700. Bunların 47'si yargıç, 265'i hukukçu, geri kalanı ise asistan veya sekreter. Yıllık bütçesi yaklaşık 210 milyon Euro olan Avrupa Konseyi, en önemli organı olan AİHM için yılda yaklaşık 55 milyon Euro harcıyor.

KABUL ETMEMEK İÇİN BİLE ZAMAN HARCANIYOR
Fakat daha da önemlisi AİHM'ye gelen başvuruların yüzde 90'ından fazlası biçim ve/veya içerik nedeniyle "kabul edilemez" dosyalardan oluşuyor. Mahkeme bu dosyaları "kabul edilemez" ilan etmek için dahi olağanüstü zaman harcıyor. Tüm bunlar, AİHM'nin karar alma mekanizmasını tıkıyor. Kısacası adalet gecikiyor, bu da dünyada eşi benzeri olmayan Avrupa insan hakları koruma mekanizmasının etkinliğinin sorgulanmasına neden oluyor.

BU POPÜLER MAHKEME BİR KALEMDE SİLİNEMİYOR
Tüm bu gözlem ve tartışmalar Strasbourg kulislerinde yaklaşık 5 yıldır devam etmekte. Avrupa devletleri AİHM'de reform gerektiği konusunda "yüzeysel" olarak hemfikirler. Devletler, kimi zaman hoşlarına gitmese de Avrupa halkları arasında olağanüstü popüler uluslar üstü bu mahkemeyi bir kalemde silemeyeceklerinin bilincindeler. Zira AİHM, son 50 yılda kürtajdan vücüt aramaya, ötanaziden köleliğe, eşcinsel haklarından kamu okullarında türbana, gazetecilerin kaynaklarının korunmasından çingene haklarına, çevre korumadan ifade özgürlüğüne, ölüm cezasından işkence kötü muamele, çok geniş bir alanda Avrupa standartlarının yaratılmasında öncü rol oynadı, oynamaya da devam ediyor. Bugün AB üyelik perspektifi kapsamında Kopenhag siyasi kriterleri olarak adlandırılan kıstaslar esasen AİHS'nin kendisi ve AİHM'nin son 50 yıllık içtihadından başka bir şey değil.

3 YERİNE TEK YARGIÇ
AİHM reformunun ilk adımı olan ve AİHS'ye ek olarak hazırlanan 14'üncü Protokol bu yıl Haziran ayında yürürlüğe girecek. Protokol, Mahkemeye bundan böyle yapılacak başvurular arasında "basit" nitelenenlerin 3 yargıç yerine tek yargıç, daha önemli algılananların ise 3 yargıç yerine 7 yargıçla karara bağlanmasını öngörüyor. Böylelikle yargıçların işlem kapasitesinin artırılması hedefleniyor.

Mahkemenin toplam iş yükünün yüzde 28'sini oluşturan Rusya bu protokole bugüne kadar karşı çıkan tek Avrupa ülkesiydi. Ancak Moskova, bazı "vaatler" karşılığında protokole olan muhalefetini kaldırdı ve protokolü onayladığını AİHM reformu konusunda bugün İsviçre'nin Interlaken kentinde düzenlenen Avrupa konferansında resmen ilan etti. Rusya'nın temel endişesi, büyük ölçüde, protokolün, AİHM kararlarının uygulanışının denetiminden sorumlu Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi'ne verdiği yetkilerden kaynaklanmaktaydı. Protokol gereği Bakanlar Komitesi bundan böyle AİHM kararlarını uygulamayan ülke hakkında AİHM'ye şikayette bulunabilecek. Rusya, bu yetkinin sadece "ultima ratio", yani son çare olarak kullanılması güvencesi alarak 14'üncü protokole onay verdi.

ASIL GÖREV DEVLETLERE DÜŞÜYOR
Şimdi ne olacak ? 14'üncü protokol AİHM reformu için ilk adım olarak görülse de mahkemeyi kurtarmak için yeterli olmayacağı herkes tarafından kabul edilen bir gerçek. AİHM'nin geleceği konusunda Adalet bakanları düzeyindeki bu ilk önemli konferans sonunda kabul edilen bildiride AİHM'de ek reform gerektiği dile getirilip, asıl görevin AİHM'nin hükmettiği kararları uygulamakla yükümlü devletlere düştüğü vurgulandı. AİHM'ye yığınla dava başvurusu gelmemesi için üye devletlerin sıkı işbirliğinin şart olduğu dile getirildi ve ek reform amacıyla Bakanlar Komitesi'nden yol haritası istendi.

ANKARA REFORMU SAVUNUYOR
Peki Ankara AİHM reformu konusunda ne düşünüyor ? Türkiye, Rusya'nın ardından AİHM'nin "en iyi ikinci müşterisi" olmak gibi pek de gurur duyulmayacak bir ünvana sahip. Türkiye 1987 yılına kadar vatandaşlarına AİHM'de dava açma hakkı tanımadı. 12 Eylül askeri darbesi nedeniyle insan hakkı ihlallerinin zirve yaptığı bu tarihlerde aldığı bu karar sonrasında 1990'lı yıllardan itibaren -belki de tahmin edemeyeceği ölçüde- yığınla başvuruyla karşılaştı. Yasaları AİHS ile tam uyumlu olmadığı için de AİHM'den ceza üstüne ceza yedi, yemeye de devam ediyor.

Ankara bugün AİHM'de köklü bir reformu savunuyor. AİHM'nin tazminat miktarı hükümlerinde ortak standart olmayışını eleştirip, bu durumun mahkemeyi bazı hukukçular için "şahsi zenginleşme yolu" haline getirdiğini söylüyor. Ankara'ya göre AİHM, kendisine gelen başvuruları iç hukuk yolları tüketilmeden kabul ediyor, zamanaşımı kavramını unutuyor, mahkemeye başvurmak için gerekli 6 aylık süre koşulunu gözardı ediyor, hatta mahkemeye başvuru masrafı dahi almıyor. Kısacası Ankara, AİHM'nin, şu an içinde bulunduğu durumu kendi elleriyle yarattığı görüşünde.

ANKARA AİHM'NİN GELECEĞİNDE SÖZ SAHİBİ OLMAK İSTİYOR
Ankara'nın bu tutumu, bu yıl Kasım ayında 6 aylığına Avrupa Konseyi dönem başkanlığını üstlenecek olması bakımından önem taşıyor. Zira Ankara, Interlaken'de başlayan AİHM reformunu daha da öteye taşıyacak adımları dönem başkanlığı programına koymak ve AİHM'nin geleceğinde söz sahibi olmak istiyor.