Önceleri Beşar Esad’ın Baas bürokrasisi karşısında elinin bağlı olduğunu ve istediği reformları hayata geçiremediğini düşünüyorduk. Ancak son günlerde olanlar durumun farklı olduğunu gösteriyor. Arap ayaklanmalarında Beşar Esad dâhil olmak üzere liderlerin anlamadığı şu oldu: Eğer kendi insanlarına, üstelik barışçıl protestoyu tercih edenlere silahla karşılık veriyorsanız geriye sayım başlamış demektir. Çünkü bu ölümlerin çarpan etkisi giderek büyüyor. Bu noktadan sonra herhangi bir reform adımı inandırıcı olmaktan çıkıyor, ayaklanma lider devrilene kadar devam ediyor. Yeni dönemin muhalif ruhu işte bu.

Bu yüzden Suriye’de geriye sayım başladı gibi. Kendi ordusunu halkına karşı sokaklara süren herhangi bir rejimin ayakta kalması mümkün değil. Suriye’de olanlarsa Beşar Esad’ın tüm reform çabalarından bağımsız bir durum. Çünkü 50 yıllık rejimin doğası gereği verilen hiçbir sözün tutulmayacağına muhalifler inanmış gibi. Evlerine döndükten sonra eski sistemin yeniden işleyeceğine dair güçlü bir inanç söz konusu.

BÜTÜN BÖLGE ETKİLENİR
Arap baharı Libya’dan sonra Suriye’de kana bulanmasıyla Beşar Esad’a tanınan prim süresi tamamlandı. Ancak Suriye’nin farklı bir özelliği var. Suriye’deki alt üst olmuş bölgeyi yakından ilgilendiriyor. Rejimin tehlikeye girmesi Lübnan’da bir iç savaş, Hizbullah ve Hamas’ın İsrail’e saldırması ile ayakta kalma manevralarına dönüşebilir.

Yani rejim kendini korumak için dış dinamikleri harekete geçirebilir. Ancak Suriye geleneksel devlet refleksi ile sürekli olarak “yabancı parmağını” gündeme getiriyor. Kimliği belirsiz kişilerin protestoculara ateş açtığını söylüyor. Suriye gibi güçlü muhaberat sistemine sahip bir ülkede bu tez pek inandırıcı değil artık. Keskin nişancıların kimler olduğunu tahmin etmek güç değil. Çünkü rejim bunu gerekçe göstererek askeri sokağa sürüyor.

İŞGAL BAHANE OLMAKTAN ÇIKIYOR
Suriye’nin de içinde bulunduğu baskıcı Arap rejimleri yıllardır Filistin meselesini kendi halkları üzerinde baskı unsuru olarak kullanmışlardır. Hakkını vermek gerekirse eğilip bükülmeden bu meseleyi kendine dert eden Suriye için de aynı şey geçerli. “Ülke işgal altındayken reform yapılmaz” argümanı miadını doldurdu. Suriye dahil hiçbir rejim Filistin meselesini bahane ederek açılımlara karşı duramaz. Üstelik Arap halklarının bu meseleyi rejimlerinden daha iyi savunacakları biliniyor. Mısır’da İsrail ile yapılan anlaşmaların yeniden gözden geçirmek için talepler yükseliyor. İsrail işgali demokratikleşme önünde bir bahane olmaktan çıkıyor. Hatta daha özgür bir Suriye İsrail ile daha iyi başa çıkabilir.

BEŞAR ESAD GEÇ KALDI
Öte yandan iyi niyetine başlangıçta inandığımız Beşar Esad 10 yıldır reformları hayata geçirmeyerek kendi çevresini güçlendirmiş ve son açılmalarda geç kalmıştır. 48 yıllık olağanüstü halin kaldırılması, kimliksiz Kürtlere vatandaşlık verilmesi hükümetin değiştirilmesi insanları tatmin etmiyor. İşte bu nokta da ayaklanmaların ruhu devreye giriyor.

Esad, 50 yıllık rejimin köhnemiş taşlarını yerinden oynatamıyor, kimilerini göre de oynatmıyor. Baas ruhu orada durdukça Beşar Esad’ın yönetimde kalması zorlaşacaktır. Ordunun devreye girmesi de çözüm olmayabilir. Çünkü halka karşı silah kullanımı artarsa yine ordu içindeki Sünnilerin saf değiştirmesi kuvvetle muhtemeldir. Çünkü ordunun üst yönetimi Nusayri olsa da alt kademelerde Sünniler çoğunluktadır. Hristiyanların dengelerin değişmesi halinde Esad yönetimine karşı gelebileceği, Kürtler de Esad’la birlikte olmayacağı biliniyor.

TÜRKİYE’NİN İŞİ ZOR
Ve Türkiye. Komşularla sıfır sorun politikasının en önemli ayağı Suriye’ydi. Ortak bakanlar kurulu toplantıları, ortak ekonomik yatırım planı, vizelerin kalktığı bir dönem yaşanıyor. Türkiye’nin yeni dış politikasının uygulama alanı ve örnek işbirliği ülkesi Suriye . Bu nedenle Türkiye bir yandan pozisyon almakta zorlanıyor, işi temennilerle geçiştirmeye çalışıyor diğer yandan CIA başkanını Ankara’da misafir ederek muhtemel senaryolar üzerinde çalışıyor. Omaba-Erdoğan görüşüyor ABD ambargoyu gündeme alıyor.

Suriye’de rejim sallanıyor. Türkiye’nin sıfır sorun politikasını haklarla mı rejimlerle mi yürüteceği Suriye ile daha netleşecek gibi.

Tabii ki Filistin deyince ayağa kalkan alanları dolduran binler Suriye ve Libyada olanlar karşısında suskunlar. Konu Suriye, Libya olunca sanki hükümetin çizgisinden dışarı çıkmıyor gibiler. Yani zulme uğrayanları da kategorik olarak ayırıyorlar; hatta Müslümanları da. Bu anlaşılır bir durum değil.

Kısaca, bugünlerde Şam kadar Ankara’ da kara kara düşünüyor.