İngiltere'nin Ankara Büyükelçisi Dominick Chilcott, Türkiye'nin büyük bir bölgesel güç olduğuna dikkati çekerek, "Türkiye aşikar bir şekilde gelecekte en önemli ortaklarımızdan biri olacak. Brexit, Türkiye'nin stratejik değerini ve Türkiye'ye verdiğimiz değeri değiştirmeyecek." dedi.

Büyükelçi Chilcott, Başkent Üniversitesi'nde ikincisi düzenlenen "Büyükelçi Kampüste" etkinliğinde "Brexit ve Türkiye-İngiltere İlişkileri" başlıklı bir konuşma yaptı.

Son 300 yılın büyük bir kısmında İngiltere ve Türkiye'nin, Avrupa'nın iki ucundan birbirlerine hep olumlu gözle baktığını belirten Chilcott, "Üstelik Avrupa kıtasındaki güç dengesinin korunmasında stratejik müttefikler olduk diyebilirim. Geçmişte olduğu gibi bugün de birlikte hareket etmeye devam ediyoruz. Her iki devlet de DEAŞ karşıtı koalisyonun üyeleridir." ifadelerini kullandı.

Chilcott, Türk hükümetinin ve halkının iç savaştan kaçan 3,5 milyonu aşkın Suriyeliye kucak açmasını büyük bir takdirle alkışladıklarını dile getiren Chilcott, bunun Türk insanının cömertliğinin ve misafirperverliğinin göstergesi olduğunu belirtti.

Türkiye'nin her alanda başarılı olmasını istediklerini vurgulayan Chilcott, "Ticaret ortağımız, uluslararası toplumun kurallara dayalı sistemine inanan etkili bir üyesi ve G20, Avrupa Konseyi ve NATO gibi lider kurumlarla ortak faaliyetler yürüten Türkiye bizim için önemli." diye konuştu.

"İNGİLTERE, TÜRKİYE'NİN AB'DE GÜÇLÜ BİR DESTEKÇİSİ OLDU"

İngiltere ile Türkiye arasındaki siyasi ilişkilerin mükemmel bir noktada olduğuna değinen Chilcott, şunları söyledi:

"İngiltere geleneksel olarak Türkiye'nin AB'de güçlü bir destekçisi oldu. Aynı zamanda 15 Temmuz'daki başarısız darbe girişiminde Türk hükümetine ilk destek veren hükümetlerden birisi İngiltere olmuştur. İngiltere'nin darbecilere karşı demokratik yollarla seçilmiş Türk hükümetiyle dayanışma içerisinde olması gerektiği konusunda asla bir şüphemiz olmadı."

Geçen yıl İngiltere Başbakanı Theresa May ile Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın yüz yüze 3 kez görüştüğünü hatırlatan Chilcott, bu temasların iki ülke arasındaki iş birliğinin geliştirilmesi açısından önemli olduğuna işaret etti.

"TİCARETİMİZİN YÜZDE 95'İ GÜMRÜK BİRLİĞİ'NDEN GEÇİYOR"

Chilcott, İngiltere'nin 2016'da yapılan Brexit referandumuyla Avrupa Birliği'nden (AB) ayrılma kararını uygulamaya koymak konusunda ciddi sınamayla karşı karşıya olduğunu dile getirdi.

İngiltere'nin AB'den ayrılmasının Türkiye ile ilişkilere nasıl yansıyacağı konusunda da Chilcott, "Mevcut haliyle ticaretimizin yüzde 95'i Gümrük Birliği'nden geçiyor. Eğer İngiltere Gümrük Birliği'nden çıkarsa, Türkiye ile ikili serbest ticaret anlaşması yapmamız gerekecek." değerlendirmesinde bulundu.

Chilcott, Brexit sonrası İngiltere'nin, 1963'te Türkiye ile imzalanan ve Türkiye'den İngiltere'ye gidenlerin iş kurmasına imkan tanıyan Ankara Anlaşması'nın bir parçası olmayacağına işaret ederek, "Gelecekte yeni bir göç politikası uygulanacak. Yani Türklere bir Alman veya İtalyan'dan farklı davranılmayacak." dedi.

"BİZ NE KADAR AYRILIYOR OLSAK DA TÜRKİYE'NİN BİR AB HEDEFİ VAR"

İngiltere'nin Brexit sonrası AB'nin kararlarında etkili olamayacağını söyleyen Chilchot, "Dolayısıyla Brexit'ten sonra AB'nin Türkiye'ye yönelik yaklaşımını etkileyemeyeceğiz. Biz ne kadar ayrılıyor olsak da Türkiye'nin bir AB hedefi var. Biz iyi bir ortak olarak bu hedefi dışarıdan desteklemeyi sürdüreceğiz." dedi.

Chilchott, Türkiye'nin büyük bir bölgesel güç olduğuna vurgu yaparak, "Türkiye aşikar bir şekilde gelecekte en önemli ortaklarımızdan biri olacak. Brexit, Türkiye'nin stratejik değerini ve bizim Türkiye'ye verdiğimiz değeri değiştirmeyecek." değerlendirmesinde bulundu.

Brexit'in İngiltere'ye kısa vadede bir takım ekonomik maliyetler doğuracağının bilincinde oldukları söyleyen Chilcott, şu şekilde konuştu:

"Ama orta ve uzun vadede iyimser olmamızı sağlayacak bazı nedenler var. İngiltere ekonomisi ve toplumunun başarısı aslında pek de AB üyeliğimize bağlı değil. İstikrarlı ve köklü demokrasi kültürümüz, yargımızın bağımsızlığı, hukukun üstünlüğüne duyduğumuz saygı, ifade özgürlüğü gibi temel hak ve özgürlüklere sahip olmamız, korumacı ticari politikalardan uzak durmamız, dünyaya açık olmamız ve tüm bunların yanı sıra eğitim sistemimiz ve özellikle araştırma üniversitelerimizin kalitesi bu başarının devamında pratik bir rol oynamayı sürdürecek."