Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu, ABD’deki temaslarını anlattığı basın toplantısında, ABD Dışişleri Bakanı Hillary Clinton’ın özür dilediğini açıkladı.

Clinton’la yaptığı ve yaklaşık 1.5 saat süren görüşme sonrası basın mensuplarının karşısına çıkan Davutoğlu, daha önceden planlanan toplantıda, kaçınılmaz olarak WikiLekas tarafından açıklanan gizli belgelerin de gündeme geldiğini söyledi.

Davutoğlu, "Üzüntülerini ileten Clinton, Türkiye’den, hükümetten ve isimleri geçtiği için tek tek bizlerden özür diledi" şeklinde konuştıu.

Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu, ABD Dışişleri Bakanı Hillary Clinton'ın, Wikileaks'te yayımlanan belgelerle ilgili Türkiye'den, hükümetten ve Başbakan'dan özür beyan ettiğini söyledi.

Davutoğlu, Türk basın mensuplarına yönelik düzenlediği basın toplantısında, mevkidaşı Clinton ile görüşmesinden bahsetti.

Washington'a önceden planlanmış bir program çerçevesinde geldiklerini belirten Davutoğlu, Clinton ile uzun ve kapsamlı bir görüşme gerçekleştirdiklerini kaydetti.

"TÜMÜNE EGEMEN OLMADI"
Davutoğlu, Clinton ile uluslararası konularda sık sık bir araya geldiklerini ifade ederek, "Ancak belli aralıklarla dosyaların bütünün gözden geçirilmesi için görüşmeler yapılması gerekliliği vardı. Bu sebeple bu geziyi planlamıştık. Ancak dün Wikileaks'te ortaya çıkan ve o çerçevede belgeler dolayısıyla görüşmemiz biraz daha özel bir anlam taşımış olmuş. Ancak görüşmemizin tümüne bu konu egemen olmadı" dedi.

Wikileaks ile ilgili konunun hem ABD'nin kredibilitesi hem Türkiye'nin gerek ABD ve diğer ülkelerle yürüttüğü temaslar açısından, hem de Türk dış politikasının değişik unsurları açısından önem taşıyan bir gelişme olduğunu belirten Davutoğlu, şöyle devam etti:

"REDDETMİYOR..."
"Bunu tabii ki görmezden gelemezdik ve öncelikli bu konuyu kendisiyle detaylı olarak görüştüm. Sadece Türkiye değil, birçok ülkeyle ilgili binlerce belge söz konusu.

Bu belgelerin otantikliğini, gerçekliğini tartışacak durumda değiliz biz. Bu bizim tartışacağımız bir konu değil, ABD'nin kendisiyle ilgili bir husus, onlar da bunu reddetmiyor, konfirme de etmiyor ama ortada da böyle bir gerçek var. Dolayısıyla görüşmemizin ana odak noktasını bunların oluşturması da normaldi."

"CLINTON ÖZÜR BEYAN ETTİ"
Bakan Clinton'ın bu konuda duyduğu üzüntüyü dile getirdi getirdiğini ifade eden Davutoğlu, "Türkiye'den, hükümetimizden, ismen bizler de geçtiği için Sayın Başbakanımızdan, bizlerden bu gelişme dolayısıyla özür beyan ettiler" dedi.

Clinton'un özel olarak ısrarla bir hususu paylaştığını dile getiren Davutoğlu, şöyle konuştu:

"(Clinton) diplomatların analizlerinin yönetimlerinin siyasi iradesini ve yaklaşımını her zaman belirleme noktasında mutlak olmadığını, yansıtamayabileceğini de vurguladı. Gerek daha önceki Amerikan Dışişleri bakanlarının, ama özellikle kendisinin bizimle ilişkileri gerekse Obama'nın Sayın Başbakanımız ve Sayın Cumhurbaşkanımızla ilişkileri ve siyasi düzeyde ilişkiler bağlamında mutlak saygı esaslarında ve Türk dış politikasının temel ilkeleri çerçevesinde, Türk dış politikasını takdirle takip ettiklerini vurgulayarak, bu hususlara dayandığını ifade etti. Bu tür raporların siyasi liderlerin tutumlarını yansıtmayacağını ifade ettiler."





Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu, ''Bunların ortaya çıkması Türk dış politikasının temel ilkelerinde herhangi bir değişiklik yapmayacağı gibi, Türk-Amerikan ilişkilerine bakışımızda da bir değişikliğe sebebiyet vermez. Belgelerde Türkiye'nin ilişkileriyle ilgili değişik ülke ve liderlerle ilgili hususlar da söz konusu olduğu için söylüyorum, o ülkelerle yürüttüğümüz dış politika stratejisini de etkilemez'' dedi.

Davutoğlu, görüşmede ABD Dışişleri Bakanı Hillary Clinton'ın, bu tür raporların siyasi liderlerin tutumlarını yansıtmayacağını ifade ettiğini belirterek, ''Bunun Türk kamuoyu tarafından da böyle algılanması için gereğini yapacaklarını belirttiler'' dedi.

Wikileaks belgeleriyle ilgili hususun gerek başbaşa yaptıkları görüşmede detaylı olarak ele alındığını gerekse heyetler huzurunda Clinton'ın konuyu tekrar dile getirdiğini anlatan Davutoğlu, şunları söyledi:

''Bizim için belgelerle ilgili durum son derece açık ve sarihtir. Türkiye devlet geleneğine sahip, Osmanlıdan beri gelen güçlü arşivleri olan, köklü bir diplomasiye sahip bir ülkedir. Dış politikamız hem siyaset anlamında hem de ahlaki tutarlılık anlamında çok açık ve net prensiplere dayalıdır.

Şunu açık söyleyeyim, bütün diğer ülkelerin de arşivleri açılsa her şey de paylaşılsa bundan da gocunmaz Türkiye. Çünkü bizim dış politikamızda ikili bir dil yoktur, bizim dış politikamızda kamuoyunca bilindiğinde yüzümüzü kızartacak, bu anlamda yanlış bir intiba uyandıracak herhangi bir husus yoktur. Çok açık ve ilkesel bir dış politika takip ediyoruz ve bunu gururla takip ediyoruz. Sahip olduğumuz tarihi tecrübeyle sahip olduğumuz olağanüstü jeopolitik konumla bu politikayı takip etmeye devam edeceğiz.''

''DİPLOMASİ TARİHİ AÇISINDAN BÜYÜK BİR ŞANSSIZLIK''
Türkiye'nin açık, ilkesel, küresel ve bölgesel barışı hedef edinen bir dış politika takip ettiğini belirten Davutoğlu, şunları kaydetti:

''O bakımdan tabii ki bu belgelerin dışarı sızması, böyle bir belge, dedikodu ortamının dahi oluşması, diplomasi tarihi açısından büyük bir şanssızlık olmuştur. Tabii mutlaka ABD'li yetkililer kendi içlerindeki değerlendirmeyi yapacaklar. Ama bunların ortaya çıkması Türk dış politikasının temel ilkelerinde herhangi bir değişiklik yapmayacağı gibi, Türk-Amerikan ilişkilerine bakışımızda da bir değişikliğe sebebiyet vermez.

Aynı şekilde belgelerde Türkiye'nin ilişkileriyle ilgili değişik ülke ve liderlerle ilgili hususlar da söz konusu olduğu için söylüyorum, o ülkelerle yürüttüğümüz dış politika stratejisini de etkilemez. Biz başka ülkelerin diplomatları üzerinden politika, onların yaptığı analizler, yorumlar üzerinden dış politika yürütmeyiz.

Doğru olduğuna inandığımız politikayı gür bir sesle dünyanın her yerinde dile getiririz, dile getirmeye devam ederiz. Eğer yanlış gördüğümüz bir dış politika oryantasyonu varsa herhangi bir dış politika yaklaşımı varsa herhangi bir dost, komşu veya müttefik ülkeden... Onu da dile getirmekten çekinmeyiz. O bakımdan 'Diplomasinin 11 Eylülü' gibi ifadeler var. Doğrudur. Bu gerçekten diplomasi tarihi açısından, bir akademisyen olarak da baktığımda son derece yeni, çarpıcı, ilginç bir tecrübedir. Sonuçlarını hep beraber göreceğiz.''

''İLKESEL POZİSYONUMUZA HERHANGİ BİR ETKİSİ OLMAZ''
Davutoğlu, yayımlanan belgelerin toplamın çok azını oluşturduğunu belirterek, mutlak değerlendirme yapmanın doğru olmadığını söyledi.

Davutoğlu, ''Ama bizim açımızdan bakıldığında, Türk dış politikası, 27 Kasım 2010'da ne ise 30 Kasım 2010'da da o olacaktır. Bu belgelerin bizim dış politika perspektifimizde ve ilkesel pozisyonumuza herhangi bir etkisi olmaz'' dedi.

OBAMA DA ÜZGÜN
Mevkidaşı Clinton'ın ardından Ulusal Güvenlik Danışmanı Donilon ile Beyaz Saray'da yaptığı görüşmede de Wikileaks belgeleri konusunun gündeme geldiğini aktaran Davutoğlu, ''O da çok derin özürlerini ifade etti ve bunun Sayın Başkan Barack Obama'nın da hissiyatı olduğunu özellikle vurguladı. Türk-Amerikan ilişkilerine verdikleri önemi bir kez daha teyit ettiler. Onunla da tüm bu diğer bahsettiğimiz dış politika konularını bütün veçheleriyle ele aldık. Atanmasından sonra ilk defa kendisiyle bir araya geldiğimiz için, bundan sonra da yakın bir diyalog içinde olmaya karar verdik, bu diyaloğu sürdüreceğiz'' diye konuştu.

Bakan Davutoğlu, bir gazetecinin, ''Wikileaks belgelerinin, Türk-Amerikan ilişkileriyle ilgili Türkiye'nin bakış açısıyla Amerikalıların bakış açısının uyuşmadığını ortaya koyduğu'' yorumunda bulunarak, ''Bu açıdan değerlendirdiğiniz zaman, bu belgelerdeki ifadeler hakkında neler söyleyebilirsiniz?'' sorusunu yöneltmesi üzerine, belgelerin gerçekliğini Amerikalılar adına teyit etme gibi bir durumunun olamayacağını yineledi.

Kendilerine dün ulaşan belgeleri hemen analiz ettiklerini ve etmeye de devam ettiklerini kaydeden Davutoğlu, bu konuda hem Dışişleri Bakanlığında hem de Türkiye'nin Washington Büyükelçiliğinde özel bir çalışma grubu oluşturduklarını bildirdi.




Ahmet Davutoğlu, sözlerine şöyle devam etti:

''Bütün bize ulaşan belgeler en titiz şekilde, en dikkatlice ve en küçük virgülüne kadar tetkik ediliyor. Tabii bunları gerektiğinde bizim kendi notlarımızla da karşılaştırırız, çünkü o belgelerin bir de Türkiye, Ankara versiyonu var, hiç dışarı sızmamış ve sızmayacak olan inşallah, o versiyonlarla da karşılaştırırız.

Yalnız bir şeye dikkatinizi çekmek isterim; bazı belgelerin tarihleri göz önüne alınmadan sanki bugün çıkmış gibi okunuyor, yani 2004 yılında, 2006 yılındaki bir belge de sanki şu anda olmuş gibi... Mesela belli bir konuda, şimdi konu vermek istemiyorum, çünkü bunun analizine girmeyeceğim ben, hiçbir Türk yetkili, hiçbirimiz de bunun muhteva analizine girmek istemiyoruz, açık söyleyeyim. Biz kendimiz yaparız o muhteva analizini ama, bunun kamuoyunda yapılmasının çok faydalı olduğu kanaatinde değiliz. Ama baktığımızda, x konuda, yani Irak konusunda 2004'te söylenen bir sözü bugün söylenmiş gibi alırsanız, yanlış bir yoruma sebebiyet verirsiniz, sanki bir koordinasyondaki şu ya da bu farklılığa sebebiyet verirsiniz. Yine bir akademisyen olarak söyleyeyim, bütün belgeler ortada olmadan ve bir tarih, bir zaman boyutunda onu değerlendirmeden politikaların uyumlu ya da uyumsuz olduğu konusunda mutlak bir değerlendirme yapmak da doğru olmaz. O bugünü yansıtmayan bir belge olabilir''.

''SADDAM'A NE SÖYLEMİŞSENİZ, BİZE DE AYNISINI SÖYLEMİŞSİNİZ''
Bakan Davutoğlu, ''(Bizim dış politikamızda ikili bir yan yoktur) dediniz. ABD'den gelen bu belgelerde ikili bir yan mı sezdiniz? İkinci soru, bunun özellikle Ankara ayağının 7 bin 800 küsur belge olmasını ne kadar önemsiyorsunuz? Türkiye'yi bu sorun ülke kategorisine sokar mı?'' şeklindeki sorusunu da şöyle yanıtladı:

''Birincisi kastettiğimiz şu; bu belgelerin kamuoyuyla paylaşılması dolayısıyla bizim çekineceğimiz bir şey yok demek istedim. Yani Türkiye'nin bu konudaki tutumu açıktır, ilkeseldir, her ülkeyle bu böyle olmuştur. Şöyle bir kaygı, bir panik, acaba şu belge çıkarsa biz ne hissederiz gibi bir psikoloji bizim için egemen değil.

Çok beni etkileyen bir şeyi söyleyeyim. Bir Iraklı yetkili, Saddam düştükten sonra, arşivler ele geçirildiğinde, Iraklı bir Kürt yetkili, sonra bize şunu söyledi; 'Farkettik ki Saddam'a ne söylemişseniz, bize de aynısını söylemişsiniz. Bize ne söylediyseniz, onlara da aynısını söylemişsiniz'. Bu anlamda ilkesel bir tutumumuz var demek istiyorum, yoksa tabii ki o değerlendirmeleri yaparız.

İkinci husus ise, sorun ülkesi değil, aksine olayların merkezinde olduğumuzu gösterir. Yani bu kadar çok belge niye Ankara mahreçli? Çünkü Ankara'daysanız, Balkanlar'la da, Karadeniz'le de, Akdeniz'le de ilgileniyorsunuz; Afganistan, Pakistan, Orta Asya, Körfez, Irak, Suriye, bütün şu anda uluslararası gündemin nabzı bizim orada atıyor. Yani bunu bir sorun muhatabı olmak değil, birçok olayın merkezi konumuna sahip olmakla ilişkilendirebilirsiniz. Bunu sorduğunuz için söylüyorum, ben yoksa böyle bir ilişkilendirme yapmaya da gerek görmem, bunu tartışmam bile, bu kadar önemli bir konuma sahip olduğumuzu dünya alem biliyor. Ama siz sorduğunuz için söylüyorum; sorun değil, merkez olduğumuzu, tarihin akışının merkezinde olduğumuzu gösterir.''

Davutoğlu, ''Bugünkü görüşmelerden sonra ABD'nin özellikle Ortadoğu kapsamındaki politikaları nasıl yürütecekler? Zor bir durum, nasıl bir hava edindiniz?'' sorusu üzerine, ''Bunu Sayın Clinton'a ya da Amerikalı bir yetkiliye soracaksınız, ona benim cevap vermem doğru olmaz'' dedi.