NTV Lefkoşa temsilcisi Selim Sayarı'nın sorularını yanıtlayan Rum yönetimi Dışişleri Bakanı Erato Kozaku Markulli, "Türkiye'nin müzakere sürecine yönelik engelemeleri, Doğu Akdeniz'deki doğalgazın Türkiye üzerinden sevkıyatını ve yeni müzakere sürecini" de değerlendirdi.

Selim SAYARI: Bizi kabul ettiğiniz için teşekkürler. Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın son açıklamasını duymuşsunuzdur. Bunu nasıl değerlendiriyorsunuz?

Kozaku MARKULLI: Yanılmıyorsam açıklama dün yapıldı. Söyleyebileceğim tek şey, bunun çok üzücü olduğu. Türk liderlerden, özellikle de Başbakan'dan gelen bu tutucu açıklama çok üzücü. Bunları daha önce de duydum, 'Kıbrıs'ın harita üzerinde bulunmadığını, Kıbrıs Cumhuriyeti diye bir şey olmadığı, 2 farklı devlet bulunduğu yorumlarını daha önce de duydum. Türkiye'nin duruşu bu. Ama inanın, böyle bir tutum çözüme ve barışa katkı sağlamıyor. Türkiye için üzgünüm çünkü 192 Birleşmiş Milletler üyesi devlet, Kıbrıs'ı tanıyor. Kıbrıs tüm uluslararası kurumlara üye. Avrupa Birliği'nin de tam üyesi. Yani, Kıbrıs Cumhuriyeti, Türkiye hariç dünyanın geri kalanı için var olan bir devlet. İşte bu nedenle Türkiye için üzülüyorum. Çünkü bu duruşunda yalnız ve izole olmuş durumda. Umuyorum Türkiye'nin bu duruşu değişir. Çünkü AB'nin bir üyesini tanımamak adaylık sürecinde bir sürü engel doğuruyor.

Önümüzdeki hafta seçimler var. İki farklı aday katılıyor. Biri diğerinden çok daha güçlü görünüyor. Nikos Anastasiadies'ten bahsediyorum. Yeni liderle birlikte yeni bir müzakere masası bekliyor musunuz? Kıbrıs Cumhuriyeti'nin bu masadaki duruşu ne olacak? Sorunun çözümü için yeni formüller bekliyor musunuz?

Bazı zor sorunlar var. Ekonomik kriz bunlardan biri. Yeni liderin önceliği ne olacak. Elbette öncelikle kriz. Ama bir de Kıbrıs sorunu var. Sizce yeni lider Kıbrıs sorunuyla ilgili nasıl bir yol izleyecek?

Kıbrıs sorununu önümüzdeki 1-2 yılda çözdük diyelim. Bu ülkenin ekonomisini çok iyi kalkındırırdı. Çözümün hem Kıbrıslı Türklere hem de Rumlara çok büyük ekonomik imkanlar getireceğini gösteren çalışmalar var. Elbette tek yarar ekonomik olmayacak ama biz şimdi ekonomik getirilere odaklanalım. Ülkenin birleşmesi turizmi artıacak, yeni yatırımlar sağlayacak ve enerjiyle ilgili yeni imkanlar sunacaktır. Bu her iki topluma getiri sağlayacak. Kıbrıs sorununu çözmek ülkenin tamamının ekonomisini güçlendirecektir. Aynı zamanda Türkiye'ye de fayda sağlayacaktır. Sorunun çzöülmesi büyük önem taşıyor. Zira çözüm, bu konularda kazan/kazan durumu yaratacaktır.

Bahsettiğiniz gibi doğal kaynaklar her iki taraf için de çok önemli. Ankara'nın duruşunu biliyorsunuz. Sizce Ankara ile doğalgazın Türkiye üzerinden boru hattı ile AB'ye taşınması konusunda bir uzlaşmaya varılabilir mi?

Öncelikle Ankara'nın tutumu ile ilgili üzgün olduğumu yine belirtmek istiyorum. Bu tutum, hem Avrupa Birliği'ni hem de ABD, Rusya gibi pek çok ülkeyi üzen ve onlar tarafından kınanan bir tutum olmuştur. Bu ülkeler, Türkiye'nin Kıbrıs'la işbirliği içinde olan şirketleri tehdit etmesini, zorbalık yapmasını kınıyorlar. Bu durmalı çünkü biz hidrokarbon keşif projemizi sürdürüyoruz. Bildiğiniz gibi şimdiye dek 3 anlaşma imzaladık. Bir Amerikan şirketi, bir İtalyan ve Kore. Dün de bir Fransız şirketiyle anlaşma imzaladık. Biz yolumuza devam ediyoruz çünkü bu Kıbrıs'ın ve Kıbrıs'ta yaşayanların tamamının geleceğiyle ve sonraki nesilleriyle iligli bir projedir. Şu anda en iyi ve verimli taşıma yolunun hangisi olduğu araştırılıyor. Bu doğalgazın bir kısmını elbette önce kendimiz kullanacağız. Ayrıca bu gaz İsrail, Mısır ve Lübnan'dan da gelen gaz olacak. Kar maksimizasyonunu sağlamak için bu komşularla işbirliği içindeyiz. Taşıma olasılıklarından biri elbette boru hattı. Diğer bir olasılık da enerji tesisi. Şu anda hem biz hem de diğer ülkeler en verimli taşıma yolunu araştırıyor.

Türkiye üzerinden aktarımı sağlamak için önce Kıbrıs sorununun çözülmesi gerekiyor. Bu sorun çözülünce de Türkiye ile iyi komşuluk ilişkileri kurup, ticaret yapmaya başlayabiliriz. Bizim istediğimiz bu, mevcut durumdan hoşnut değiliz. Kıbrıs Cumhuriyeti'ne tartışmalı bir şekilde yaklaşan bir ülke durumunda olmasından hoşnut değiliz. Böyle bir ilişki istemiyoruz.

Ankara da bu konuda aynı fikirde çünkü Rum kesimi bazı başlıkları bloke ediyor. Siz Ankara'nın tutumundan şikayet ediyorsunuz, ama ankara da sizin AB'deki tavrınızı eleştiriyor. Acaba müzakere başlıklarını bloke etmeye devam edecek misiniz?

Bu konuda çok net olmalıyız. Eğer AB Komisyonu'nun Türkiye ilerleme raporunu okursanız sorularınıza cevap bulacaksınız. Ama ben burada hafızaları tazeleyeyim. Raporda çok açık bir ifade var. 8 müzakere başlığı zaten oybirliğiyle bloke edilmiş durumda, çünkü Türkiye Ankara Anlaşması'nda söz verdiği yükümlülükleri yerine getirmiyor. Bu müzakereler için çok önemli başlıklar sadece bizim tarafımızdan değil AB Konseyi'ndeki tüm üyeler tarafından bloke edilmiş durumda. Bizim tek taraflı bloke ettiğimizse 6 başlık bulunuyor. 5 başlığı da Fransa bloke etmiş durumda. Tüm bunların sebebi Türkiye'nin davranışları. Eğer Türkiye, Kıbrıs Cumhuriyeti ile ilişkilerini normalleştirirse, Türkiye Ankara Anlaşması'nı onaylarsa tüm başlıklar açılacak. Elbette Türkiye ile 13 başlık açıldı. Bunları bloke etmedik. Eğer Türkiye'nin üyeliğine karşı olsaydık, tüm başlıkları bloke ederdik. Ama biz, Türkiye'nin davranışı nedeniyle tek taraflı olarak 6 başlığı bloke ettik, bunlardan biri de enerji. Onlar, biz kendi münhasır ekonomik alanımızda doğal kaynak keşfi yaperken bizim egemenliğimizi tehdit ederse biz 'enerji başlığını açalım' diyemeyiz.

Kıbrıs'ta çözüme varılması için Ankara ve Kıbrıslı Türklerden ne bekliyorsunuz?

Söylemek istediğim çok şey, göndermek istediğim çok mesaj var. Çünkü NTV'nin bu röportajı benim Türk liderler ve Kıbrıslı Türk liderlerle iletişimim için önemli bir fırsat. Ana mesajım, bu çirkin ayrılık durumu ortadan kaldırmak için elimizden gelen her şeyi yapmamız gerektiği. Bu nedenle ben Kıbrıslı Türk liderleri, Ankara'yı ve Türk liderlerini buna bir son vermeye davet ediyorum. Kıbrıs birleşmeli, Kıbrıslılar birleşmeli. Her iki toplum içinde kabul edilebilir olacak, iki kesimli-iki toplumlu federal düzenlemeyi oluşturmalıyız. Örneğin, gelin Mağusa'yla başlayalım. Gelin bu hayalet şehri açalım. Mağusa sakinlerinin geri dönmesine izin verelim. Hem Hristofyas hem de önceki liderler, kazan kazan durumu getirebilecek bir paket sunmuşlardı. Bu Türkiye için de kazan kazan durumu olabilir. Dediğim gibi, bu bizim Türk hükümetine BM'ye sunduğumuz bir paket. Eğer Türkiye işbirliği yaparsa, paketin bir kısmı da bizim Türkiye'nin katılım sürecine katkıda bulunacağımızla ilgili. Türkiye işbirliği yaparsa, o zaman bazı başlıkların açılmasını da düşünebiliriz.

Diyelim ki Türkiye Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu'ndan size bir davet geldi. Tepkiniz ne olurdu? İlk sözleriniz ne olurdu?

Davetini hemen kabul ederdim, anında. Brüksel'de veya başka yerlerde o kadar çok kez karşılaşıyoruz ki. Yani böyle bir fırsatı çok isterdim. Gayri resmi-resmi fark etmez. Sadece doğrudan görüşme fırsatı. Yani Türk yetkilileriyle görüşüp, adanın birleşmesiyle ilgili olarak korkacak hiçbir şeyleri olmadığını söylemek isterdim. Tam aksine, bundan yararlanacaklar. Kıbrıslı Türkleri bırakın, Türkiye bile adanın birleşmesinden çok şey kazanacak. Çok güçlü bir mesaj göndermek istiyorum. Gelin, Kıbrıs sorununu çözmek için uğraşalım. Bu çirkin durumun bitmesini sağlayalım çünkü 39 yıl çok uzun bir zaman.