Eski Musul Valisi Esil Nuceyfi, Irak'ta ABD işgali sonrası başlayan karmaşanın tüm devlet sistemini etkilediğini belirterek, "İşgal sonrası tüm ülke sisteminde kriz ortaya çıktı. Kürt projesi ve İran tarafından desteklenen Şii projesi, aynı zamanda DAEŞ'ın kısa zamanda etkinliğini artırması tamamen bu kaosa dayanıyor. Bu gruplar kendilerini bir alternatif olarak görerek güçlendiler. PKK ve DAEŞ bu kaostan beslendi." dedi.

İstanbul Sabahattin Zaim Üniversitesi İslam ve Küresel İlişkiler Merkezi tarafından Musul'un geleceğine yönelik düzenlenen sempozyumda konuşan Nuceyfi, Irak'ın üniter yapısının ve tüm sistemlerinin ABD işgali sonrası zarar gördüğünü, oluşan kaostan PKK ve DAEŞ'la birlikte bölgede etkinliğini artırmaya çalışan İran'ın faydalandığını söyledi.

Nuceyfi, Irak'taki siyasi belirsizliğin en az 100 yıllık bir geçmişi olduğunu fakat son 20 yılda ülkenin yapısının çökme noktasına geldiğini vurgulayarak, şöyle konuştu:

"Irak her zaman çok farklı milletlerin birlikte yaşadığı bir yerdi. Musul ve çevresi zamanla farklı gruplar arasında siyasi bir anlaşmazlık merkezi oldu. İran, ABD ve aşiretlerin de dahil olduğu gerilimler yaşandı. 1960'tan bu yana sürekli olarak yer değişiklikleri oldu. Kerkük ve Musul bu değişimlerin merkezinde yer aldı. Etnik ve dini kimlikler uzun yıllar beraber yaşamak için girişimde bulundu. Fakat bu girişimler maalesef başarısız oldu. Amerikan işgaliyle beraber Musul'daki yapı da ülkedeki yapı gibi ciddi bir değişikliğe uğradı. Bölgeler önceye nazaran daha net olarak ayrılmaya başladı. Adli, mali sistem gibi tüm sistemler işgal sonrasında yok oldu. Musul ve çevresinde maalesef alternatif sistemler de yaratılamadı. Bölgenin geleceği Irak Anayasasındaki 140. maddenin çözülmesine bağlı."

Ülkedeki karmaşanın ve gruplar arasındaki çatışmaların farklı denklemleri de beraberinde getirdiğini dile getiren Nuceyfi, "Kaos, DAEŞ ve PKK'nın güçlenmesine neden oldu. Iraklılar Sünni ve Şiiler arasından mezhep ayrılıklarından, etnik anlaşmazlıklardan dolayı ciddi sorunlar yaşadı. ABD ve İran tarafından desteklenen Şii ve Kürt bölgeleri arasında bir birleşme ve yakınlaşma da söz konusu oldu. Irak hükümeti buna müdahale etmek istemedi. Zamanla birçok ihtilaflı bölge ortaya çıktı." diye konuştu.

"SİSTEM ZAFİYETİ, ÜNİTER BİR DEVLET OLUŞUMUNU ENGELLEDİ"

Nuceyfi, özellikle yoğun nüfus hareketlerinin yaşandığı bölgelerde birtakım silahlı yapıların meşruiyet kazandığını ve hükümete alternatif olarak kendini konumlandırdığını belirtti.

Eski Musul Valisi Nuceyfi, sözlerine şöyle devam etti:

"Arap gruplarının siyasi boşlukları doldurmadığı yerlerde DAEŞ'tan darbe geldi. Bölgenin düşüşü ve tüm gruplarının kendini korumaya başlaması ile beraber PKK da Sincar, Mahmur hattında varlık gösterdi. Kendini bir Kürt hareketi olarak kabul ettirmeye çalıştı.

Burada Şii projesi de ortaya çıktı. Şii derken Şii halkından bahsetmiyorum, din temelli bir devlet kurmaya çalışan partilerden bahsediyorum. Bunların bir kısmı aynı zamanda silahlı oluşumlar. Onlar da DAEŞ'la mücadele esnasındaki boşluktan faydalandı. Irak'ta, İran desteğini de alarak ortaya çıktı. Irak ordusuna askeri ve siyasi en büyük desteği sağlayan meşru bir yapıya dönüştü."

ABD'nin Irak işgali sonrası ortaya çıkan sistem zafiyetinin üniter bir devlet oluşumunu engellediğini dile getiren Nuceyfi, şu değerlendirmede bulundu:

"ABD'nin Irak işgali sonrasında tüm ülke sisteminde kriz ortaya çıktı. Kürt projesi ve İran tarafından desteklenen Şii projesi, aynı zamanda DAEŞ'ın kısa zamanda etkinliğini artırması tamamen bu kaosa dayanıyor. Bu gruplar kendilerini bir alternatif olarak görerek güçlendi. PKK ve DAEŞ bu kaostan beslendi. Bu grupları kontrol etmeye çalışmıyor. Komşu ülkeler ve ABD Irak projesini ve ülkenin sisteminin güçlendirilmesini önemsemiyor. İran kontrolüne karşı kimse tepki göstermiyor. Güvenlik açısından İran'dan Suriye'ye uzanan ve Musul'un güneyinden geçen koridorda aslında ABD ve İran arasında bir çatışma var. Burayı sıcak bir nokta olarak adlandırabiliriz."

"MUSUL'DA YAŞANANLAR, TÜRKİYE'NİN DE ULUSAL GÜVENLİĞİNİ İLGİLENDİRİYOR"

Sakarya Üniversitesi Ortadoğu Enstitüsü (ORMER) Öğretim Üyesi Doç. Dr. Osman Ali de "Musul ve Türkiye çevresi" başlıklı sunumunda, Türkiye'nin Musul'la ilgili önemli ve meşru güvenlik sorumlulukları olduğunu, ayrıca tarihi ve ahlaki sorumluluğu bulunduğunu söyledi.

Misak-ı Milli kararlarında Musul'un Türkiye'nin bir parçası olduğunu, Lozan Anlaşması'yla Musul'un ayrı tutulduğunu hatırlatan Ali, Türkiye için o dönemde mevzunun petrol değil ulusal bilinç olduğunu dile getirdi.

Türkiye'nin Irak'ın kuzeyiyle ilgili ulusal güvenlik kaygıları bulunduğuna dikkati çeken Ali, "ABD 10 mil öteden 'Irak ve Suriye bizim ulusal güvenliğimizi etkiliyor' diyor. Hakeza, İran buralarda bulunarak ulusal güvenliği gerekçe gösteriyorsa ve bu meşru görülüyorsa, Musul'da yaşananlar, Türkiye'nin de ulusal güvenliğini ilgilendiriyor ve bu meşru bir kaygıdır. Türkiye'nin bin kilometreden fazla bir sınırı var bu bölgelerde ve bunlardan birisi de Musul. Türkiye'nin PKK'nın Sincar'daki varlığını sonlandırmak istemesinin meşru bir gerekçesi var." diye konuştu.

İslam ve Küresel İlişkiler Merkezi Direktörü Prof. Dr. Sami Al-Aryan ise Irak ve Orta Doğunun tarihsel geçmişini ve modern Irak'ın oluşumunu anlattı.

DAEŞ saldırılarından sonra Irak'ın çok değişik bir duruma geldiğine değinen Al-Aryan, ABD ve Batı'nın dil-inanç farklılıklarını kullanarak bölgeyi parçalamaya çalıştığını vurguladı.

Yerel ve Bölgesel Politikalar Uygulama ve Araştırma Merkezi Koordinatörü Tarık Çelenk de Musul'u örnek bir vaka olarak gördüğünü, bölgenin farklı etnisiteler ve dini grupların bir arada yaşayabileceği bir potansiyele sahip olduğunu kaydetti.