Samir ve kardeşi Yusuf, Gazze Şeridi’nin altındaki tünellerde çalışmaya başladıkları daha ilk günden itibaren, içlerinde hep bir gün burada ölecekleri korkusu varmış.

Yusuf 2011 yılının soğuk bir gecesinde öldüğünde, sonu aşağı yukarı hep düşündükleri şekilde gelmiş; göçük altında ezilip can vermiş.

Akşam dokuz sularıymış. İki kardeş tünelde gece vardiyasında onarım çalışmaları yapıyormuş. Gazze ile Sina Yarımadası arasında yüzlerce tünel var. Onlarınki, diğer pek çok tünel için de geçerli olduğu gibi, ölümcül sonuçlara yol açacak kadar kötü inşa edilmiş bir tünelmiş. Gazze Şeridi’nin en güneydeki kenti Refah’ın yaklaşık 30 metre altındaymışlar. Samir girişe yakın bir yerde çalışırken, Yusuf da Kerim ve Kamis adlı diğer iki işçiyle birlikte tünelin ortalarındaymış.

Yenİ bir tünel sahibi (beyaz kepli), kazıya devam etmek için kuyu bacasından inen oğlunu izliyor. Zengin tünel sahiplerinin gücü mekanik vinçlere yetiyor, ama tünel ticaretinden pay alabilmek için yıllarca para biriktiren bu adamın tek seçeneği ailesi ve
Yenİ bir tünel sahibi (beyaz kepli), kazıya devam etmek için kuyu bacasından inen oğlunu izliyor. Zengin tünel sahiplerinin gücü mekanik vinçlere yetiyor, ama tünel ticaretinden pay alabilmek için yıllarca para biriktiren bu adamın tek seçeneği ailesi ve

“ÇARESİZLİK”
Duvarı desteklemek için kontrplaktan yapılma bir levhayı araya sıkıştırmaya çalıştığı sırada, göçük başlamış. Kerim, Kamis’i tutup kenara çekmiş, Yusuf da aksi yöne doğru canını zor atmış. Toprak ve taş seli bir anlığına durmuş. Ve arkadaşlarının güvende olduğunu gören Yusuf, “Elhamdülillah!” diye bağırmış.

Sonra göçük yeniden başlamış ve Yusuf gözden kaybolmuş. Samir göçüğün sesini telsizden duymuş. Hemen tünele dalmış; önce koşarak, sonra da tünel daralıp alçaldıkça emekleyerek ilerlemiş. Soluduğu hava tozdan bir buluta dönüştüğünde, bayılmamak için çabalamış. Sonunda elleriyle deli gibi toprağı kazan Kerim’le Kamis’i bulduğunda, ortalık neredeyse zifiri karanlıkmış. Samir de kazmaya koyulmuş.

Tünel yeniden çökmeye başlamış. Dökme betondan bir sütun Kerim’in kolunu kesmiş. Samir o an yaşadıklarını bana aktarırken, “Ne yapacağımızı bilemiyorduk,” diyor. “Çaresizdik.” ...

Koyun–kuzu, çoğu Gazzelinin sadece bayramlarda satın alabildiği bir lüks.  Pek çok çiftlik savaştan mahvolmuş, diğer arazilerse İsrail’in girişi kısıtladığı  bölgelerde boş duruyor. Ve çiftlik hayvanları Mısır’dan tünelle geliyor.
Koyun–kuzu, çoğu Gazzelinin sadece bayramlarda satın alabildiği bir lüks.  Pek çok çiftlik savaştan mahvolmuş, diğer arazilerse İsrail’in girişi kısıtladığı  bölgelerde boş duruyor. Ve çiftlik hayvanları Mısır’dan tünelle geliyor.

Bugün artık Gazze Şeridi’nde kahraman unvanı sadece merhum el Fetih lideri Yaser Arafat ya da daha çok Hamas olarak bilinen İslami Direniş Hareketi’nin yine artık hayatta olmayan lideri Ahmet Yasin gibi isimlere veya 63 yıl önce yaratıldığı günden bu yana bu toprak parçacığını alt üst eden çatışmalarda ölen Filistinlilere verilmiyor. Şimdilerde, öldüğünde henüz 28 yaşında olan Yusuf gibi bir tünele kurban gidenler de onurlandırılıyor. “Herkes onu severdi,” diyor Samir. “Öyle iyi yürekliydi ki.”

Cenaze odasının duvarlarında, Yusuf’un mezun olduğu ilkokulun idarecisi olan ailenin, gittiği camideki imamın ve Gazze’deki iki amansız siyasi rakibin –eski iktidar partisi el Fetih ile şimdi Gazze Şeridi’ni yöneten Hamas’ın– yerel sorumlularının gönderdiği, üstlerinde Kuran’dan acılı paylaşma içerikli ayetlerin yazılı olduğu posterler asılı.

En öne çıkan posterse, muhtardan geleni. Posterde Yusuf’un beş ay önce, düğün gününde çekilmiş bir fotoğrafı var. Beyaz frak gömleği giymiş, pembe bir kravat takmış olan kısa saçlı Yusuf, hevesli ve sıcacık gözlerle bakıyor fotoğraftan. Posterde, “Muhtarın oğulları, şehit verdiğimiz kahraman Yusuf’un ailesine taziyeler diler,” diye yazıyor...

Pankartta Allah’ın sabırlı olanları ödüllendireceği yazıyor. Gayrimüslimlere karşı  silahlı mücadeleyi öngören radikal İslamcı hiziplerden birine veya birkaçına üye bu genç adamların hepsi, Selefi cihatçı. Burada, Suriye’deki isyanı desteklemek için topla
Pankartta Allah’ın sabırlı olanları ödüllendireceği yazıyor. Gayrimüslimlere karşı  silahlı mücadeleyi öngören radikal İslamcı hiziplerden birine veya birkaçına üye bu genç adamların hepsi, Selefi cihatçı. Burada, Suriye’deki isyanı desteklemek için topla

“EN BÜYÜK KAÇAKÇILIK OPERASYONU”
Fotoğrafçı Paolo Pellegrin ile pek çok kez Refah’ın tünellerine gittik. Bir saat kuzeydeki Gazze kentinden arabayla yapılan, acıklı bir yolculuktu. Her yerde içsavaşın ve İsrail’in Gazze Şeridi’ndeki son istilasının –2008–2009’daki Dökme Kurşun Harekâtı– izleri apaçık ortadaydı. Her sabah otelimizden çıktığımızda –ki çoğu kez, militanların gizlendiği bildirilen noktalara İsrail’in yaptığı hava saldırılarıyla paramparça olmuş bir geceyi bırakmış oluyorduk arkamızda– beş katlı bir asansör yuvasının anlamsız görüntüsüyle karşılaşıyorduk. Bir zamanlar çevresini kuşatan otel binası artık bir enkaza dönüştüğü için kent siluetinde tek başına öylece duruyordu. Filistin Yönetimi’nin eski güvenlik merkezi de yakınlardaydı ve bir yanında kocaman bir füze deliği vardı. Ufukta mermilerin kemirdiği bina cepheleri ve minareler yükseliyordu.

Refah’a vardığımızda yaşam yine çevremizi sardı. Çatışmayla anılan Gazze, bir yandan da Ortadoğu hafızalarında insanlık tarihinin o diğer sabitiyle, ticaretle eşanlamlı. Çöle doğru ilerleyen ordular Gazze’nin su taşan kuyularına ve surlarına muhtaçtı. Ancak Gazze binlerce yıl boyunca tüccarlar için baharat yollarının ve tarım ticaretinin denize ulaştığı yerdi aynı zamanda.

Gazzeliler 2008–2009 tarihli Dökme Kurşun Harekâtı’ndan kalma dağ gibi molozları  toplamak için bir eşek arabasını tamir ediyor. Bu moloz geridönüşümle inşaatlarda kullanılıyor.
Gazzeliler 2008–2009 tarihli Dökme Kurşun Harekâtı’ndan kalma dağ gibi molozları  toplamak için bir eşek arabasını tamir ediyor. Bu moloz geridönüşümle inşaatlarda kullanılıyor.

Hamas’a ait, eli bazukalı maskeli bir militanın bir reklam panosundan baktığı tıkalı bir kavşaktan geçip Refah çarşısına girdik. Jeneratörlerin gürültüsü ve egzozu, satıcıların bağırtılarına, eşek anırtılarına ve pişen dönerlerin tatlı dumanına karışıyordu. Sıra sıra dükkân ve tezgâhta, çoğu tünellerden gelmiş olan tüketim eşyaları satılıyordu.

Gazze’deki tünel işletmecilerinin, özellikle de Arap Baharı’ndan bu yana daha da cüretkâr olduğu bir sır değil. Ama ne kadar cüretkâr oldukları, çarşıdan çıkıp da önümüzde bir dizi beyaz brandadan çadır belirene dek bizim açımızdan pek net değildi. Çadırlar sınır duvarı boyunca iki yana doğru, göz alabildiğine uzanıyordu. Her birinin altında bir tünel vardı. Hepsi İsrail ordusunun 1979 tarihli Mısır–İsrail Barış Antlaşması uyarınca oluşturduğu devriye bölgesi olan Filadelfi Yolu üzerindeydi. Hepsi Mısır gözetleme kuleleri ve keskin nişancılarının gözü önündeydi.

Şaşkınlığımı gizleyemedim ve belli birine hitap etmeksizin, “Bu, dünyadaki en büyük kaçakçılık operasyonu olmalı,” dedim...

“BU BİR İŞ DEĞİL”
Gazzeliler, bugüne dek bir fark yaratmış olmasa da, hâlâ şartlarının Arap Baharı’yla değişebileceğini umuyor. Mısır’la aradaki sınırı açmaya yönelik sözler dönüyor, ama bunun ne zaman olacağı, hatta olup olmayacağı bile belirsiz.

Yıkım ekonomisi, belki III. Tutmosis’in de hoşuna gidecek alternatifler doğuruyor: Bir akşam Paolo’yla birlikte bir bomba kraterinin içinde yapılan bir düğüne gidiyoruz mesela. Ama bu işin çirkin bir yüzü de var: Uluslararası Kriz Grubu’nun raporunda yer alan bir röportaja göre, “az sayıda olsa da bazı roketleri, İsrail ablukası daha da rahatlarsa kârı azalacak olan yerel tüccarların tuttuğu genç militanlar ateşliyor.”

Bu ifade korkunç. Ancak, benim tanıştığım militanların girişimci zihniyeti daha barışçıl. Bir gün öğleden sonra, Beyt Hanun’a yakın bir devriye alanında, bir İslami Cihad savaşçısıyla görüşüyorum. Tepeden tırnağa kamuflaj giymiş, başında Allah için ölmeye hazır olduğunu duyuran bir saç bandı, ellerinde bir AK–47, göğsünde de 9 mm’lik bir tabancayla, çoğu zaman işletme okuduğu üniversiteye devam ettiğini itiraf ediyor bana. “Cihad bir iş değil,” diyor.

Sahildeki bir restoranın kırık kapısının ardında Gazze apartmanları yükseliyor. Kumsal bir zamanlar balıkçı tekneleri ve kafelerle doluydu. Bu terk edilmiş görüntünün kaynağında İsrail deniz ablukasının yanı sıra, kanalizasyon ve yeni inşaatlar için kayna
Sahildeki bir restoranın kırık kapısının ardında Gazze apartmanları yükseliyor. Kumsal bir zamanlar balıkçı tekneleri ve kafelerle doluydu. Bu terk edilmiş görüntünün kaynağında İsrail deniz ablukasının yanı sıra, kanalizasyon ve yeni inşaatlar için kayna

*James Verini’nin kaleme aldığı ve Paolo Pellegrin’in fotoğraflandırdığı “Gazze’nin Tünelleri” adlı makalenin tümünü National Geographic Türkiye’nin Aralık sayısında okuyabilirsiniz.