Fransa yalnızca Sarkozy'nin ülkesi değil. Hatta şöyle demek gerek belki de -biraz mübalağayı göze alarak-; Fransa artık Sarkozy'nin ülkesi değil. Fransa deyince son yıllarda devletin artan göçmen karşıtlığı, Paris sokaklarında polisçe yerlerde sürüklenen Afrikalı kadın ve çocuklar, gene polis tarafından yapılan "rastgele" kimlik kontrollerinin hep esmer tenlileri hedef alması, yasaların göçmenler aleyhine sertleştirilmesi ve on binlercesinin sınırdışı edilmesi geliyor. Memleketimiz özelinde tabii bir de, Fransa'nın Türkiye'nin AB üyeliğine şiddetli muhalefeti.

İlişkili Haberler


Tüm bu anlattıklarımızda gerekçe aynı: Ekonomik zorunluluk. Şimdi aynı gerekçeye, Fransa'da sağcı hükümetin emeklilik sistemine vurmak istediği neo-liberal neşterin kamuoyuna izah edilmesinde de başvuruluyor. Hükümet 60 olan emeklilik yaşını 2018 itibariyle 62'ye yükseltmek istiyor. "Yoksa" diyor yetkililer, "yaşlanan bu nüfusun emeklilik maaşlarını bir noktadan sonra ödeyemez hale geleceğiz. Emeklilik sisteminde reform yaparak 70 milyar Euro tasarruf edilecek, böylece sistemdeki açık kapatılacak ve ülkenin, dış borcunu düşük faizlerle ödemesini sağlayan AAA kredi notu muhafaza edilecek".

Cumhurbaşkanı Nicolas Sarkozy'nin popülaritesi 2 yıldır baş aşağı gidiyor. 2012'de yeniden seçilebilmek için çarpıcı bir icraata imza atma ihtiyacını hisseden Sarkozy'nin, ekonominin buhrandan çıkması için gerekli olduğunu söylediği reformların adeta amiral gemisi niteliğinde "emeklilik reformu". 

Sendikalar ve muhalefet ise böylesi bir "reformu", zorlu mücadelelerle elde edilmiş sosyal hak kazanımlarından biraz daha yitirmek olarak görüyor. 60 yaşında emeklilik Sosyalist Partili Cumhurbaşkanı François Mitterand tarafından 1983'te yürürlüğe sokulmuş bir uygulama, ve bir haftadır tüm ülkeyi saran grev, işgal ve gösterilerle şu anda kıskançlıkla savunuluyor. 

Hükümetin kolluk kuvvetleri de yer yer zor kullanımına başvurmaktan imtina etmiyor. Ülkenin batı kesimlerindeki üç petrol rafinerisindeki işgale polis müdahale etti. İşçiler polise direnmedi ama bunun eylemliliğe nokta koyma manasına gelmediği de özenle vurgulandı. İçişleri Bakanlığı ise son 2 gündür çıkan olaylarda 1500 kişinin gözaltına alındığını duyurdu.

Fransa'nın başlıca tüm şehirleri ve irili ufaklı pek çok kenti kasabası, özetle, Türkiye'nin 1980'deki Tariş direnişinden beri pek tanık olmadığı, unuttuğu -ya da halka unutturulan- eylemlere, manzaralara sahne oluyor. Havaalanları ve demiryolları çalışanları, öğretmenler, postacılar, temizlik işçileri, kamyon şoförleri grevlere en çok katılım gösteren meslek grupları. Eyfel Kulesi bile grevdeki çalışanları tarafından turistlere kapatılmış durumda.

1789'u, 1848'i, 1871 Paris Komünü'nü tarihe armağan etmiş bir ulustan şaşırtıcı olmayan hamleler. Tarihe geçen bu dönemeçlerden biri de Mayıs 1968. Ve gene o zamanki gibi öğrenciler de sokakta. Öğrenciler derken, lise öğrencilerinin de yoğun katılımından söz ediyoruz. 

Hükümete "emeklilik sistemindeki kara deliği kapatmak istiyorsan hayatımızla oynama, onun yerine kimi primlere ve yüksek gelirlere vergi koy" diyen milyonların arasında lise çağlarındaki gençler de var. Mathieu Kassovitz'in La Haine (Nefret) filminde başarıyla resmedilen, 5 yıl önce Paris banliyölerini günlerce alevler içinde bırakan sosyal huzursuzluk, gençliğin geleceğinden endişe etmesi, göçmen kökenlilerin topluma entegre edilmemesinden kaynaklı sorunlar, liselileri de eylemlerin merkezine taşımış durumda. Yüzlerce okul mecburiyetten tatil. 

Fransa'nın geleneklerinden söz açarak başladık, aynı minvalde noktayı koyalım. Nisan 1909'da The New York Times'da bir haber yayınlanır: "Paris yakınlarında bir ilkokulda öğrenciler grevde". Haberde grevin nedeni de açıklanır: "Öğrenciler öğretmenlerinin fazla yaşlı olduğundan şikayetçi".

Sonunda ne mi olur? Öğrencilerin istediği olur, 50 yaşındaki öğretmen başka yere atanır.