AB'nin Belarus'la gelecek hafta Prag'da düzenleyeceği özel zirveye katılma davetinin de bu bahar yumuşamasının son işaretlerinden biri sayılması gerektiğini belirten Guardian gazetesi yazarı Simon Tisdall, bu yumuşamanın Avupa'nın vahşi doğusunun engebeli ve problemli sınırlarında yaşandığını savundu.

Bölgenin görünümünü bozan soğuk savaşın sona ermesinden bu yana dondurulmuş sorunların yavaş yavaş yumuşamaya başladığını yineleyen yazar, buzun erimeye başlamasında Brüksel'in baskısının önemini de tekrarladı.

Bunların içinde en önemlisinin Türkiye ve Ermenistan arasındaki stratejik ve ekonomik yakınlaşma olduğunu belirten yazar, iki ülkenin geçen hafta bir asırdır düşmanlık şeklinde yaşanan ilişkilerini normalleştirmeye yönelik bir yol haritası açıkladıklarını hatırlattı.

Planın 1993 yılında Dağlık Karabağ'ın işgali sonucu Türkiye'nin kapattığı sınırın açılmasını da içerdiğine dikkat çeken yazar, AB'nin de Türkiye'nin üyelik sürecini pratikte beklemeye almış olmasına rağmen, ülkenin Kafkaslar, Karadeniz ve Hazar Denizi bölgelerindeki nüfuzuna, kendi amaçlarına uygun olarak sırtını dayamaktan mutlu olduğunu kaydetti.

Bu amaçların ortak ticaretin arttırılması, güvenlik, insan hakları ve kalkınma gündemlerinin uygulanması ve en önemlisi Orta Asya'da Rusya'nın kontrolü dışındaki enerji kaynaklarının güvence altına alınması olduğunu da savunan yazar, Ankara ile Erivan arasında gelişmekte olan öpüşme ve barışma senaryosunun bu nedenlerle Brüksel ve ABD tarafından memnuniyetle karşılandığını bildirdi.

Yazar bu durumun ayrıca, uzun süredir Moskova'nın gölgesinde yaşamakta olan ve nisbeten izole durumdaki Ermenistan'ın Batı blokuna daha yakın hale gelmesini de kolaylaştırabileceğini vurguladı.

Paralel bir yumuşamanın da dağlık Karabağ konusunda aralarındaki buzları eriten görüşmeler başlatan Ermenistan ile Azerbaycan arasında yaşanmaya başlandığını belirten yazar, Hazar kıyısındaki petrol üreticisi Azerbaycan'ın Avrupa'nın gelecekteki enerji ihtiyacının karşılanması ve enerji nakli güvenliği açısından hayati bir oyuncu konumunda bulunduğuna dikkat çekti.

Prag'da 27 AB üyesi ülkenin hükümet başkanlarının 6 eski Sovyet bloku ülkesi Belarus, Gürcistan, Ukrayna, Moldova, Azerbaycan ve Ermenistan ile "Doğu Ortaklığı"nın kuruluşunu ilan edeceklerini de hatırlatan Guardian yazarı Simon Tisdall, "Ancak bütün olumlu işaretlere rağmen süreci engelleyebilecek pek çok irili ufaklı engellerin varlığına" dikkat çekti.

ÜÇ ÜLKEDEKİ AŞIRI MİLLİYETÇİLER
Buna ilk örnek olarak Azarbaycan'ın Dağlık Karabağ sorunu çözülmeden Türkiye ile Ermenistan'ın yakınlaşmasına yaptığı itirazı gösteren yazar, bu gerginlik ve her üç ülkedeki aşırı milliyetçi kesimlerin muhalefetinin her iki müzakere sürecini de bozabileceği uyarısında bulundu.

Yazar ayrıca AB'nin mali yardım, kalkınma desteği, güvenlik ve barış inşası ve siyasi reformlar açısından, bunlara çok ihtiyaç duyan ülkelere verdiği sözleri ne kadar yerine getirebileceğinin de önemli bir sorun oluşturduğunu vurguladı. Söz konusu 6 ülkenin, bu yeni ortaklığın AB üyeliğine giden bir yol olmayıp sadece onun yerine kullanılan bir araç olduğunu anladığı anda, aradaki iyi niyetin çok hızla kaybedileceği uyarısında da bulunan yazar, Avrupa'nın şimdiki en büyük soru işaretini ise Rusya'nın tavrının oluşturduğunu belirtti.

Rusya'nın halihazırda yaşanan süreçten dolayı kendisini tehdit altında hissettiğini de savunan yazar, söz konusu ülkenin kullanmaya kalkışması halinde son derece yıkıcı bir etki yaratabilecek hatırı sayılır bir güce sahip olduğuna işaret etti.

Sorun ne olursa olsun, bölgede hala en fazla söze sahip ülke olan Rusya'nın da halen veto hakkı bulunduğunu düşünüyor göründüğünü, AB'nin ise bu durumun doğru olmadığını göstermeye çalıştığını savundu.