Almanya’daki Heidelberg Üniversitesi’nde bir grup bilimadamı, ulusların doğal afetler karşısında nasıl davrandığını sosyokültürel açıdan araştırdı.

İlişkili Haberler


Araştırmanın amacı afet kültürünün toplumsal haritasını çıkararak, halkın felaket hafızasını kuvvetlendirip daha fazla insanın kurtulmasını sağlamak. Bu araştırmaya göre, uluslar yaşadıkları çevreye göre tavır gösteriyorlar, daha doğrusu doğal risklere göre yaşıyorlar. Ayrıca her halkın kendi kültürüne göre bir felaket hafızası var.

Örneğin daha bireyci olan Amerikalılar felaketler karşısında daha çok kendilerine, Kübalılar ise devlete güveniyorlar. Bu nedenle bir felaket sırasında Kübalıların bulundukları yeri boşaltmak Amerikalılardan çok daha kolay.

Almanlar yaşanan felaketleri hatırlatmak için elinden geleni yaparken, İtalyanlar kısa sürede unutuyorlar. Felaketlerde toplumsal algı da çok önemli. Almanya’da trafik kazalarında her yıl binlerce insan hayatını kaybediyor ancak bu toplum tarafından felaket olarak algılanmıyor. Trafik canavarı kavramı Almanca da yok örneğin.

Eskiden felaketler tanrı vergisi idi, bugün doğanın öcü olarak yorumlanıyor ve suçlu aranıyor. Heidelbergli bilimadamlarının araştırmasına göre, her toplumda değişmeyen bir durum var. O da felaketlerden en çok, riskli bölgelerde yaşamaya itilen yoksulların zarar görmesi. Aynı araştırma felaketlerin giderek siyasileşmeye başladığını da ortaya çıkarıyor.

ALMANYA İÇİN DÖNÜM NOKTASI, TÜRKİYE İÇİN TÜP PATLAMASI
Japonya’da meydana gelen nükleer felaketin Almanya için bir dönüm noktası, Türkiye içinse bir tüp patlaması kazası gibi algılanması yukarıdaki araştırmayı haklı çıkarıyor.

Japonya’daki felaket Almanya’da cepheleri sertleştirmekle kalmadı, milyarlık zarara rağmen hükümetin ekim ayında nükleer santrallerin ömrünün uzatılmasına dair verdiği kararı askıya alıp, yedi eski tip santralin kapatılmasını planlamasına neden oldu.

Japonya’daki felaket ayrıca siyaset ve enerji sektörü arasında bugüne kadar var olan bağı zayıflattı. Çünkü, güçlü bir nükleer enerji lobisine rağmen Almanya’da güçlü bir nükleer enerji karşıtı kamuoyu var.

Ve kamuoyunun baskısı sadece siyaseti değil, ekonomiyi de etkiliyor. Örneğin 15 Mart’dan beri Alman Havayolu Lufthansa Japonya’ya uçmuyor. Binlerce Alman, elektrik şirketini değiştirerek çevreci olanlarını tercih etti. Sadece Almanya değil, Almanya sınırına yakın Fransa’daki nükleer santrallerin de güvenliğinin test edilmesi talep ediliyor.

CEM ÖZDEMİR BİR ŞANS
Bugünlerde Alman medyasında en çok aranan siyasetçiler Yeşiller Partisi üyeleri. Yapılan bazı kamuoyu yoklamaları Yeşillerin oy oranının yüzde 3 kadar arttırdığını da gösteriyor.

Yeşiller Partisi Eş Başkanı Cem Özdemir’in Türkiye kökenli olması aslında faydalanılması gereken bir tesadüf. Almanya’nın pekçok ülke tarafından örnek alınan yenilenebilir enerji yasası Özdemir’in milletvekilliği sırasında hazırlanıp hayata geçirildi.

Özdemir, bu yasayla ilgili bilgileri defalarca, nükleer enerji hazırlığı içinde olan Ankara’ya ilettiğini ancak herhangi bir sonuç alamadığını belirtiyor. Özdemir’e göre, nükleer enerjinin eskidiği apaçık ortada. Tıpkı nükleer enerjinin yarattığı felaketin tanrı vergisi ya da doğanın öcü olmadığı gibi. Teknolojinin ürünü nükleer felaket, acı da olsa hafızası henüz zedelenmemiş bütün halkları bilinçlendirmeye zorluyor. Politikacıları da!