Irak'ta işgalin 6. yılı

Irak'taki ABD işgali 6. yılını doldurdu. Ülke 6 yılın sonunda hala güvenlik sorunları ile boğuşuyor, Iraklılar ise gelecekleri için hala endişeli.

20.03.2009 - 15:03

Irak'ta işgalin 6. yılı

İlk bombalar, 19 Mart'ı 20'sine bağlayan sabahın ilk saatlerinde düşmüştü Irak topraklarına. Kısa süre sonra da işgal başladı. Amerikan işgali altında geçen 6 yılda, ülke yakılıp yıkıldı, Iraklılar yurtlarından oldu, onbinlerce kişi öldü. Üstelik, Irak'ın geleceğine ilişkin kaygılar hala geçerli.


35 yıl Saddam Hüseyin'in dikta rejimi altında ezilen Irak halkı, bugün içinde bulunduğu ortam nedeniyle, eski dönemi arar hale geldi.

Özgürlük ve demokrasi getireceği vaadiyle önce Irak halkını ikna eden ABD, Bağdat'ta Saddam Hüseyin'in heykellerini yıktı. Ancak ülkede değişen hiç bir şey olmadı. Irak'ın işgali ilk bakışta bir rejim değişikliği görüntüsü verse de, işgal sonrasında gelişen olaylar yeni bir devlet inşası sürecini de beraberinde getirdi. Irak'ta herşey alaşağı oldu. Yeni Irak'ta tüm politikalar ''etnik-sekter komposizyon'' üzerinden yürütülmeye başlandı.

Irak’ın 20 Mart 2003’te ABD tarafından işgali ile başlayan süreç, Irak’ta ve Ortadoğu’da etkilerini sürdürmeye devam ediyor. Süreç, bölgedeki en önemli güç Türkiye ve İran tarafından yakından takip edilirken, Araplar ile Kürtler arasındaki uzlaşmazlık kendini giderek bir iç savaş zeminine itiyor. Şii-Sunni anlaşmazlığı her geçen gün daha da derinleşiyor.

YÜZBİNLERCE HAYAT PARAMPARÇA
6 yıl önce Amerikalılar Irak'ın işgaline bugün başlamıştı. 6 yıl sonra Irak bambaşka... Saddam yok ama bir milyondan fazla Iraklı da yok. Yüzbinlerce hayat, aile paramparça oldu. Şimdi durumun "daha iyi" olduğu söyleniyor.

20 Mart 2003 tarihinde başlayan işgalle birlikte, Irak’ta devlet yapısı altüst oldu ve doğal olarak muazzam bir iktidar ve güvenlik boşluğu oluştu. 2003 yılından itibaren başlayan süreç sonrası ortaya çıkan iktidar boşluğu, hem Irak’ın iç siyasi dengelerini, hem de bölgesel dinamikleri derinden sarstı. Önce Irak’ı kuşatan etnik ve mezhepçi çatışma süreci, bütün bölgeyi etkilemeye başladı. Irak bir taraftan siyasi birliğini korumaya, diğer yandan da işgalin sosyo-ekonomik maliyetleriyle baş etmeye çalıştı ve doğrusunu isterseniz bu konuda pek başarılı olamadı.

Etnik-sekter yapısı ile Ortadoğu'nun minyatürü konumundaki Irak'ta yaşayan tüm aktörlerin, komşu ülkeler ve dini gruplarla ilişkilerinin bir sonucu olarak, ülkede meydana gelen her gelişme, komşu ülkeleri etkilerken, komşu ulkeler de bu refleksler doğrultusunda Irak politikalarını geliştiriyorlar.

Irak'ın işgal sürecini başlatan ABD, işgal sonrası Iraklı Şiileri, ülkenin birincil grubu haline getirerek, ülkenin o güne kadar ki Sunni-Arap kimliğine de büyük darbe vurmuş oldu.

Bu arada ABD'nin en yakın müttefiki durumundaki Kürt liderler de bu süreçte önemli kazanımlar elde ettiler.

Kürtlerin bağımsız devlet kurma eğilimleri karşısında ABD, ülkenin nüfus çoğunluğunun Şiilerin eline geçeceği endişesi ve Irak'ın Şii kuşağa sürüklenmesini önlemek için Kürtleri ''federasyon'' formülü ile merkeze çekmeye gayret etti. Ve böylece Kürtler her koşulda yönetimde yer aldılar.

TOPARLANMAK YILLAR ALACAK
Son 25 yıl içerisinde üç savaş ve ambargo yaşayan Irak, uzun yıllar boyunca siyasi ve ekonomik restorasyonla uğraşmak zorunda kalacak . Irak’ın siyasi ve ekonomik olarak yeniden yapılanması sadece kendi iç sorunu değildir. Bu konuda başta ABD olmak üzere AB ülkeleri ve en önemlisi pratikte Tükiye’nin yardımları gerekiyor.

Türkiye bölgede artan etkinliğini doğru kullanarak Irak’ın yeniden yapılanma sürecinde önemli roller üstlenebilir. Türkiye’nin Irak’ta siyasi istikrarın tesisine ve ekonomik kalkınma sürecine yapacağı katkı, sadece Kuzey Irak ve Kerkük’e uzanan çok boyutlu meselelerin çözümünde Türkiye’nin etkinliğini artırmakla kalmayacak, aynı zamanda yeni bölgesel açılımlara da imkân verecektir.



2003’ten sonra Irak’ta; “Kurtarıcı-Özgürleştirici” ve “İşgalci-Zorba” olmak üzere iki kavram üzerinden tartışmalar yapıldı. Herşeyden önce, partilerin ve siyasi liderlerin söylemlerinde, yukarıda sözünü ettiğimiz kavramların kullanılması; Amerika ile beraber olma yada olmama anlamına geldi ve geliyor.

Amerikalılar en başta ‘Iraklı’lara, demokrasi ve özgürlük hediye etmek üzere geldiklerini soylemişlerdi’. Ancak, Irak’ın 'özgürleştirilmesinin' ardından, BM Güvenlik Kurulu’nun çıkardığı bir kararla (1546 sayılı karar) ABD işgalci duruma düştü.

Bu, Amerika’nın Irak’ta yaptığı en büyük hata oldu. Bu, İnglizlerin 1920 yılında Irak’ta yaptığı işin tam da aynısıydı. İnglizler de o zaman: “Iraklı’lara özgürlük getirmek ve onları Osmanlı’ların elinden kurtarmaya geldik” dediler. Ama aradan geçen bir yıllık süreden sonra Irak’ı kendi vesayetleri altına aldılar ve sonrasında Irak’ta kuzeyden güneye kadar her yerde, İngiliz vesayetine karşı ayaklanmalar oldu.

Irak’ta şimdiki dönemin 1920’li yıllardan farklı olduğu açık, ancak olaylar az-çok birbirine benziyor. O dönem Kürtler referandumu boykot ettiler. Şimdi ise Sünni Araplar aynı şeyi yapıyor.

IRAK'IN 3 TOPLUMUNU BİRARAYA GETİRMEK
Bu tarihi örnekleri, Irak toplumunun birbirinden çok uzak üç parçadan oluştuğunu göstermek için dile getiriyorum. Hiç bir proje, bu üç toplumu aynı anda uzun dönemli bir birliktelik için biraraya getirmeyi başaramaz.

ABD’nin Irak’taki İlk askeri hakimi olan Jay Garner bunu iyi anlamış olmalıydı ki Iraklı bir gazeteci arkadaşımla kendisi ile yaptığım özel bir sohbette, "Neden görevden alındınız?" sorusunu sorduğumuzda, hiç düşünmeden şu cevabı verdi:

“Ben, Irak’ın yönetimi konusundaki görüşlerimi en baştan başkan Bush’a açıkladım. Ben Irak’ın üç federal bölgeye ayrılıp yönetilmesi gerektiği görüşündeydim. Ancak o zaman, Başkan’ın ulusal güvenlik danışmanı olan Condoleezza Rice ve Savunma Bakanı Rumsfeld bu düşünceye karşıydılar. Bundan dolayı Rumsfeld bana telefonla Irak’taki görevimin sona erdiğini söyledi.’’

Residents gather at the site of a bomb attack in Baghdad's Shula district May 21, 2009. A parked car bomb ripped through the poor mostly Shi'ite district of Shula in northwest Baghdad on Wednesday, killing 35 people and wounding 72 others near a popular r Residents gather at the site of a bomb attack in Baghdad's Shula district May 21, 2009. A parked car bomb ripped through the poor mostly Shi'ite district of Shula in northwest Baghdad on Wednesday, killing 35 people and wounding 72 others near a popular r

EN AZINDAN DİKTATÖRLÜK BİTTİ
Ne Amerika’nın ne de İngiltere’nin Irak’ta otoritenin şekli konusunda açık bir düşüncesi vardı. Bush ve Blair Irak’ın özgürleştirimesinin ilk gününden itibaren, Irak’ın bütün bölge için demkorasi örenği olacağını bildirdiler. Ancak hakikatte böyle olmadı. Ama yine de en azından Irak’ta diktatörlük kalmadı.

Irak’ta demokrasinin hayata geçirilmesi zor bir iştir. Demokrasi insanların birkaç yıl için oy kullanması ve temsilci seçmesi demek değildir sadece. Eğer böyle olsa, o zaman İran’da da demokrasi var demeliyiz!

IRAK'TA DEMOKRASİ NEDEN ZOR?
Demokrasi’nin Irak’ta yerleşmesini yavaşlatan bazı faktörler var:

* Hemşehrilik Sorunu
Eski Yunan site devletinden kaynak olarak alınan demokrasinin özü; bireyin şehirde, yönetime doğrudan ya da dolaylı olarak katıldığını hissetmesidir. 'Hemşehrilik' ibaresi için Arap dilinde ve kültüründe hiçbir kelime yoktur. Araplar bununla aynı anlama gelmeyen 'muvatın' kelimesini kullanır. Bu da vatandaş anlamına geliyor. Ancak bu iki kelime birbirinden farklıdır. Irak’ta şehirlilerin kendisiyle kıvanç duyacağı şehir adına hiç bir şey yok.

Bir Arap sosyoloğu olan Dr.Ali Verdi bu konuda şöyle der: “Irak’ın bütün sorunları, Iraklılar göçmen bir toplum olduğu için meydana geliyor. Irak’ta hüküm şekli dahi göçebeliktir. Kimsenin şehre bağlılığı yoktur. Şehirler dışardan halkın gelip yerleştiği bir kaç mahalleden ibarettir. Kimse bu mahalleleri kendi mahalleleri olarak görmüyor. Bu, demokrasinin içeriğiyle uygunluk göstrermiyor. Hala bireylerin şehre bağlılığı yok. Bağlılık birlikte olduğu aşirete ya da mezhebe karşıdır."

SON SEÇİMİN GÖSTERDİĞİ
Zaten Irak'ta yapılan son seçim de şu gerçekleri ortaya çıkardı:

• Irak halkının % 49’u gidip oy kullanma konusunda hazır değil. Çünkü halk oy kullanmanın durumlarını değiştirmeyeceğini düşünüyor.

• Hiçbir liste kendi bölgesinin dışında aşiret, kavmi ve mezhebi nüfuzunu kullanarak oy elde etmeyi başaramadı.

Bunlar, bir taraftan Irak’ta bireyin güven bunalımını gösterirken, diğer taraftan Irak’ın bölünmesini simgeliyor.



* Güvensizlik Sorunu
Irak’ta 35 yıllık hükümden sonraki miras; hiç bir Iraklı bireyin bir diğerine güveninin olmamasıdır.

Irak’taki partiler müttefik olmalarına rağmen birbirlerine güvenmiyorlar. Irak’taki en büyük sorun güven yokluğu ve birbirinden korkmadır. Bu da, siyasi anlaşmaların büyük bir oranının sadece kağıt üzerinde kalmasını beraberinde getirir.

Bu güven yokluğu toplum içinde de kendisini açık bir şekilde hissettiriyor. Bu güven yokluğu Irak’ın iç dinamiklerinde çozüm bekleyen birçok sorunu da giderek çözümsüzlüğe itiyor.

Daha da tehlikelisi, Araplarla Kürtler arasında yaşanan güven yokluğu sorunu, giderek durumu daha da riskli hale getiriyor. Bu mantıki örgünün ortadan kalkması için de başta ABD olmak üzere komşu ülkelerin de nesnel bir katkı sunması gerekiyor.

* Göreceli Demokrasi Sorunu
Irak’ta gelişen yeni süreçle birlikte, her partinin ve her siyasi görüşün demokrasi anlayışı da farklı oldu.

Birbirinden korkma ve birbirine güven duymama nedeniyle taraflar arasında uzlaşma prensibine başvuruluyor. Bu bazı yerlerde çok da makul olmayacak bir şekilde göze çarpabiliyor. Örneğin Parlamento, çoğunluğun oyuyla Kürt’erin kazancına olabilecek bir karar çıkarırsa, Kürtler bunu demokrasi olarak vasıflandırıyor. Ancak, aynı parlamento bir süre sonra Kürtlerin hoşuna gitmeyecek bir karar çıkarırsa, bu durumda Kürtler bunu demokratik olarak vasıflandırmıyor. Hakikatte bu durum, Irak’taki tüm gruplar içinde var olan bir fenomendir.

* Şimdilik sadece Kürtlerin tam destek verdiği bir ‘’Anayasa’’
Siyasi sistemlerde ülkede bir sorun meydana geldiğinde bunun için başvurulacak bir kaynak belirlenir.

Irak’ta bir anayasa var ve Kürtlerden başka kimse, bu anayasanın tamamını kabul etmiyor. Halbuki, anayasa Iraklı tarafların böyle bir günde ihtiyaç duyacakları durumlar için yazıldı.

Ancak hemen belirtmeliyim ki, Irak’taki tarafların büyük bir bölümünün anayasadan desteklerini çekmelerinden sonra bu Anayasa’nın Irak toplumunun gerçekleriye uyuşmadığı ortaya çıkmaya başladı.

Irak’ta bireyler hala, federalizm anlamına gelen El-İttihadi kelimesini birleşik olarak anlamlandırıyor. El-İttihadi kelimesinin "federalizm" anlamına geldiğini yeni yeni anlıyorlar.

Merkez, bölge ve vilayet yetkileri tamamı ile berlirlenmesine rağmen yine de "Irak federaldir" denemez.

* Büyük aile fotoğrafında Kürtler…
Kürtler 1 Mart tezkeresi parlamentodan geçmediği için kendilerini şanslı sayıyorlar. Irak’ta zaman zaman konuştugum Amerikalı yetkililer, Türkiye’ye karşı o kadar tepkiliydiler ki Kürtler bu duruma güvenerek Turkiye’ye karşı çok sert tepkiler veriyorlardi. Yani tezkerenin reddi, Kürtlerin tarafına olumlu olarak döndü ve Kürtler Amerikalılar için ev sahibi oldu. Ancak bu durum, Kürtlerin Arapların nefretini almalarına da neden oldu.

Bölgesel gelişmeler ve Kürt Bölgesi’ndeki siyasi istikrar; Amerikalıların ağırlığını büyük ölçüde Kuzey Irak’a vermesini ve Kürtler yoluyla Irak’ın diğer taraflarıyla ilişki kurmasını beraberinde getirdi.

Dohuk toplantıları Irak’ın geleceğini belirledi. Irak’ın geleceği ile ilgili kararların çoğu, Kürtlerin katılımıyla Süleyamniye’ye bağlı Dokan kasabası ve Erbil yakınlarındaki Masif-Sereres'de verildi.

Bu söz konusu zamanlar, kader belirleyici zamanlardı. Bununla beraber, Amerika’daki Kürt lobisi, ABD’deki çalışmalarını hızlandırırken, buna bağlı olarak yerini de sağlamlaştırdı.

Amerikan liderlerinin ve askerlerinin güllerle karşılanması da, Amerikalıları Kürt tarafının yanına çekti. Amerika’nın Saddam rejimini yıkmak için yaptığı askeri operasyondan sonra, Kürtlerin kucakladığı askerlerin ailelerinden, Kürt liderliğine binlerce faks ve mektup geldi. Kürtler ise kendilerini Saddam’ın devrilmesinden sonraki döneme hazırlamıştı ve Amerika’nın bu defa Saddam’ı kesin olarak devireceğine inanıyorlardı. Bu da Irak’taki hiçbir siyasi tarafın böyle bir hazırlık içinde olmadığı bir zamana denk geldi.

Kürtlerin çok avantajı vardı: Bölgeleri 12 yıldır baskıcı Bağdat yönetiminden uzaktı, hükümetleri ve kendi idari yapıları vardı. Bunun yanında, içlerinde kanlı bir iç savaş da vardı. Ancak, Kürtler kendi gelecekleri konusunda uyumluydular.

Burada, söz konusu dönemde, Irak Kürtlerine yönelik çok sert bir karşıtlık içinde olan Türkiye’nin rolünü de unutmamak lazım. Türkiye’nin bu rolü, Kürtleri kendi içinde birlik olmaya iterken, bir diğer taraftan Araplarla sorun yaşama ve husumet içine girme tehlikesi de Kürtleri en kısa zamanda birleşmeye ve saflarını birleştirmeye itti.

Kürtler bu son altı yıl içinde çok sayıda ittifak ve ortaklık kurdu. Başlangıçta Amerikalılar otoritenin liberal Şii’lerin elinde olması gerektiğini düşünüyorlardı. Bu siyaset çerçevesinde Kürtler, Eyad Allawi ile müttefik idiler. Bir diğer taraftan da terazinin bir ucunun sadece Şii’lerin yönünde ağırlığının olmaması için Sunniler uzlaştırılmaya çalışılıyordu. O dönem, Sünni’lerin en büyük siyasi örgütlenmesi olan ve lideri Kerkük Kürd’ü olan İslam Partisi, Kürt’lere çok yakındı. Kürt’lerin de Sünni’lerin yerleşik oldukları yerlerde bulunan güçlü aşiretlerle tarihi ilişkileri vardı. Bundan dolayıdır ki şiddet ve terör nedeniyle bölgeye bulaşan bütün sorunlara rağmen Kürt’ler, Sünni’lerle ilşkilerini kat’iyen kesmedi.

Iraklı siyasiler çok tecrübesizdi. Arap tarafında siyaset ve diplomasi adına hiçbir şey yoktu. Siyasi görüşme ve müzakerler konusunda oldukça büyük bir tecrübesi olan Kürt’ler çok zekice hareket ederek, geçici bir anayasa yazdılar ve bu anayasa daha sonra daimi anayasa için bir esas teşkil etti. Kürt’ler bu anayasada, ‘’Eğer Irak bu anayasaya bağlı kalmazsa kendilerini Iraklı görmeyeceklerine ve kendi kararlarını vereceklerine” dair bir şart koydular.

Kısaca ifade etmek gerekirse Kürt’ler, kat’iyen güçlü bir merkezi yönetimin olmasından ve askeri darbeler ihtimali nedeniyle Bağdat’ın güçlenmesinden yana değiller. Çok karışık bir durumda ve atmosferde yazılan Irak anayasası, Irak otoritesinin merkezde toplanmasına izin vermiyor. Petrol anlaşmalarından tutun da bütçe ve askeri güce kadar bölgelere bir meşruluk verildi.

Anayasa, resmi bir şekilde Kürt Bölgesi hükümetini ve bu bölgenin sınırlarını tanımıştır. Bunlar, yeni Irak’ta Kürt’lerin elde ettiği en büyük kazanımlardır ki bunlar da şu anki koşullar dikkate alındığında kolay bir şekilde Kürt’lerin elinden alınamaz.

*Kürtlerin Bağdat ile sorunları devam ediyor
Kürtlerin Bağdat’la çok sorunu var. Sorunların esası da Irak’ta gerçek anlamda federal bir sistemin olmayışıdır.

Irak şartları dikkate alınacak olursa, federal sisteme göre, genel olarak 15 vilayetin kendi hükümetleri ve parlamentoları olmalı ve bunun adı da ‘’Federal Arap Bölgesi” olmalı. İşte böylece Kürt Bölgesi hükümeti ile Arap Bölgesi hükümeti arasında birlik ve Arap Bölgesi Parlamentosu, Kürt Bölgesi Parlamentosu ve Federal Parlamento olmalı. Gerçekçi olmak gerekirse Kürt’ler federalizmden daha fazlasına sahip.

Kürt’lerle Bağdat hükümeti arasındaki muamele de iki komşu devlet arasındaki muamele haline geldi. Kürt’lerin sahip olduğu hak federalizmden çok konfederalizme benziyor. Hiçbir Iraklı askerin Kürt topraklarına girmeye hakkının olmadığı, Bağdat hükümetinin bölge üzerinde hiçbir karar dayatamadığı, vize ve gümrük muamelesi ve de bunun gibi çok sayıda hakkın Bölge’nin yetkisi altında olduğu, Iraklı olmanın sadece isimden başka bir şey olmadığı- çünkü, Kürt Bölgesi’nde hiçbir Kürt kendini Iraklı olarak görmüyor- bir zamanda, Erbil ile Bağdat arasındaki muamelenin her geçen gün bozulacağı ortada.

Ancak her geçen gün sinir harbine dönüşen Erbil-Bağdat ilişkileri giderek daha da derinleşiyor. Burada önemli bir nokta da Türkiye ile İran'ın giderek derinleşen bu durumdan nasıl etkileneceği…



*Irak’ta Federalizm Meselesi
Kürt’lerin baskısıyla federalizm Irak anayasasına yerleşti. Sünni’ler Irak’ın Federal bir ülke olmasına karşı çıkıyorlar. Bununla beraber Kürt’lerin Federal bölge olmasını da kabul ediyorlar. Ancak, Irak’ın diğer bölgelerinin Federal Arap Bölgesi olmasını kabul etmiyorlar. Şiil’lerin Federalizm konusundaki tutumları şöyledir; Şii güç ve tarafların siyasi coğrafya olarak bölünmeleri öyle bir faktördür ki bu faktör Şii’lerin güçlenmeleri yönünde bir metod olarak kullanılılıyor.

Başlıca Şii partilerini dertekleyen halk ve otorite sistemi için koyulan alternatifler arasındaki bir karşılaştırmaya göre; Şii’lerin coğrafi bölünme çerçevesinde ‘’Irak için Federalizm’’ konusundaki tutumları değişiyor denebilir. Örneğin, Bağdat’in önemli Şii yerleşim bölgelerinden biri olan Sadr’da büyük bir halk desteğine sahip olan Mukteda Sadr, Irak için Federalizm düşüncesini sert bir şekilde reddediyor. Çok sayıda kimse, Sadr’ın Federalizm düşüncesine karşı çıkışının başlıca sebebini, Sadr’ın Bağdat’taki Şii’lerin pertrol ve diğer doğal kaynaklardan paysız bırakılmasına yönelik endişelerinden kaynaklandığıni dusunuyor.

Ve yine, Federalizm’in Irak’ta yerleşmesi durumunda Sadr ve grubu Şii çoğunluktan ayrılabilir. Bu şekilde, bir taraftan doğal kaynaklara el yetişmemesi; bir diğer taraftan da bütün Şii yerleşim bölgelerinden ayrılmaları sebebiyle, genel olarak Bağdat Şii’leri ve özelde de Sadr grubu Bağdat bölgesinde askıda kalıp mezhebi bir azınlık olarak marjinalleşebilir. Bu yüzden de Irak’taki Şiiler içinde ve bütün Irak’ta etkileri azalır.

Basra’da güçlü olan İslami Fazilet Partisi’nin, güçlü bir merkezi devlet ile Basra’nın bağımsız Federal bir bölge yapılması arasındaki tutumu sabit değildir. Ancak her iki durumda da, Yüksek İslam Konseyi’nin çağrıda bulunduğu Federalizm’e karşı duruyor. Fazilet Partisi’nin Basra’yı Federal bir vilayet yapma ve buranın diğer Şii yerleşim bölgelerinden ayrılması yönündeki talebi, bu partinin bu vilayette halk partisi olmasına dayanıyor. Bundan dolayı Fazilet Partisi, bu vilayetin federal bir yapiya donusturulmesi ile partilerinin bu vilayetteki varlığını ve bu vilayetteki petrolün- ki bu vilayet Irak’ın en büyük petrol yataklarını barındırıyor- korunacağını düşünüyor. İslami Dava Partisi’nin, ki özel bir nüfuzunun ve konumunun olduğu bir bölgesi yok ve yandaşları daha çok Şiilerin yaşadığı farklı kentlere dağılmış durumda, güç dengesi merkezin çıkarı yönünde kalsın diye güçlü bir merkezi devlet yada tek uluslu (İdari) federalizme yönelik meyli var.

Bu parti kendi konumunu ve hakimiyetini bu şekilde sağlama almak istiyor. Bütün bunların aksine, Orta Fırat’ta ve güneyde hakim olan Yüksek İslam Konseyi, orta kesim ve güneydeki dokuz vilayetin güçlü bir federal çatı altında toplanması için çalışıyor. Bu parti, Bağdat’taki Şii’lerin içinde güçlü olan Sadr’ın etkisini güneyde kesebilir. Bu parti, böylece, bu şekilde orta kesimde ve güneydeki Şii’ler içinde sahip olduğu ağırlığı da koruyabilir.

*Türkiye ile Ekonomik İlişkiler
Kuzey Irak’tan bakıldığında Kürt’ler için hiçbir ülke Türkiye kadar önemli değildir. Kürt’ler, Türkiye’nin rüyalarındaki ülke olduğunu düşünüyor.

Kürt bolgesi Başkanı ve Başbakanı, nasıl ki doğal gaz boruları Bakü, İran ve Rusya’dan Avrupa’nın göbeğine kadar gidiyorsa aynı şekilde de Kuzey Irak’taki doğal gazın da Süleymaniye'ye bağlı Çemçemal’dan borularla Avrupa pazarlarına ulaşması hayalini kuruyorlar.

Resmi olmayan bir oturumda Başbakan Barzani şaka da olsa;“ Petrolümüzü çıkarıyoruz ve Irak bu petrolün % 17’sini dahi bize reva görmüyor. Türkiye gelsin, yarısı bize yarısı onlara!” dediği söyleniyor. Kürt Başbakan’ın bu sözleri, Kürt Bölgesi’nin şimdi yaklaşık 20 yerinde petrol ve gazın çıkarıldığı bir zamanda söylenen sözlerdir.

Şimdi Kuzey Irak’ta çıkarılan günlük ham petrolün 10 bin varil olduğu tahmin ediliyor. Gelecek 4 yıl içinde bunun günlük 1 milyon varile yükselmesi bekleniyor ki bu miktar Irak’ta çıkarılan günlük ham petrolün üçte birine denk geliyor.

*Kuzey Irak’taki Türk şirketlerinin faaliyetleri
Yeniden yapılanma süreci, özel sektöre ait şirketler yoluyla yürütüldüğünden bu sektör, ilerleme açısından en hızlı ilerleyen sektördür. Bölge’deki ekonomide, inşaat sektörünün parasal miktarı 2 milyar 800 milyon dolarlar civarindadir. Bu miktarın % 95’i ise Türk şirketlerinin kontrolündedir. Geçmiş dört yıl içinde ekonomideki gözle görülür ilerleme bir taraftan; göçler sonucunda uzman ve meslek sahibi binlerce Iraklı Arab’ın ve ailenin Kürt Bölgesi’ne gelmesi bir diğer taraftan, inşaat sektörü büyük ve gözle görülür bir ilerleme kaydetti.

Kuzey Irak Müteahhitler Birliği’nin yaklaşık 2000 bin üyesi var. Bunların 863’ü Erbil’de, 735’i Süleymaniye’de ve 400’ü de Dohuk’tadır. Bunun yanında, bu üyelerin 59’u yabancıdır. Bunlardan da 51’i Türk ve 8’i İranlı’dır.

Kuzey Irak’ta inşa sektörü konusunda kaydilmiş veriler olmadığından bu veriler yabancı kaynaklardan alınmıştır. BIME’nin (Orta Doğu İşletme İstihbaratı)raporuna göre şuanda Kuzey Irak’ta faaliyet gösteren Türk şirketlerinin sayısı 380’e ulaşıyor. Aynı rapora göre; sadece Erbil’de 500 yabancı mütahhitlik şirketi var.

Bir başka raporda ise, Kuzey Irak Bölgesi’nde 634 Türk müeahhitlik şirketi var. Bunlardan 260’ı Erbil’de, 225’i Süleymaniye’de, 97’si Dohuk’ta, 45’i Zaho’da ve 7’si de Akra’da bulunuyor. Bunlardan 150’si de Erbil ve Sülemaniye’de 30 milyon doları aşan projeler gerçekleştirmiştir.

Kuzey Irak Bölgesi’nde İnşa sektöründe kullanılan malzeme piyasasının 600 milyon dolar olduğu tahmin ediliyor. Çimento ve Demir, inşaat sektöründe kullanılan malzemeler içinde en büyük payı alıyor. Önemli bir kısmı dışardan gelmekle beraber, Irak’ın genelinde kullanılan yıllık çimento miktarının 10 milyon ton olduğu tahmin ediliyor. Bu miktarın % 25-45’li oranı, Kuzey Irak Bölgesi’nde endüstri ve inşaat sektöründe kullanılıyor. 2006 yılında Türkiye, Ürdün ve Suriye’den Kuzey Irak’a yaklaşık 7 milyon ton çimento gönderiliyordu. Her ne kadar Irak’ta çimento üretiminde artma olsa da yine de, çimentonun dışardan Kuzey Irak Bölgesine gönderilmesine ihtiyaç duyulmaktadir.



* Rüya Kapısı: ‘’AB adayı Türkiye’’
Kürt’ler bir gün Türkiye yoluyla Avrupa Birliğine girmenin hayalini görüyor. Onlar düşünüyor ki eğer bir gün Iraklı Araplarla yaşayamazlarsa konfederal bir yapıyla Türkiye’ye bağlanabilirler. Bir gün Türkiye, Avrupa Birliğine üye olduğunda böylece Iraklı Kürt’ler de bu birliğin bir parçası olmuş olurlar.

Kuzey Irak, Irak’tan çok ayrı kaldı. Kürt’lerin % 90’ı Arapça konuşamıyor. Bir diğer taraftanda da yüzlerce Kürt genci para vererek Türkçe öğrenmeye çalışıyor. Kuzey Irakli yeni nesil İnglizce bilmesinin yanında binlerce genç de düzgün bir şekilde Türkçe konuşabiliyor.

Kürtler, ‘’Eğer Türkiye olmazsa Irak hükmetinin kendileri üzerinde hiçbir karar dayatamayacağı” düşüncesindeler. Irak başbakanı Nuri el-Maliki, 2006’dan 2008’e kadar Kürt’lere karşı ve Kürt’lerle olan uyuşmazlıkların tek taraflı hale getirilmesi konusunda Türkiye kartından gözle görülür bir şekilde istifade etti.

Kerkük meselesi, petrol ve Kürt Bölgesi’nin siyasi geleceği Türkiye’ye bağlıdır. Araplar her şekildeki Kürt-Türk yakınlaşmasına karşıdır. Bundan dolayıda Arap medyası Barzani’nin yanına geldiğinde aktif bir şekilde Barzani’yi Türk karşıtı bir kimse olarak gösterecek yönde sorular sorma çabası içine giriyor. Araplar, rahmetli Cumhurbaskani Turgut Ozal Kürt’ler için kuzeyde güvenlikli bir bölge oluşturulması yönünde Güvenlik Kurulu’nun 688.kararının çıkmasına yardımcı olduğunda onun niyetinin ‘’Lozan anlaşmasıyla Osmanlı’ların elinden alınan Irak topraklarının bir bölümünü geri almak’’ olduğunu düşünüyorlardı. Araplar, hatta Ozal’in bunu da yapamazsa sınırılarını Arap sınırlarına kadar genişletip GAP projesi ile Araplarla su savaşına girişeceğini düşünüyorlardı.

*Irak Hükümeti ile Kürt’ler Arasındaki Sorunlar (Kerkük ve Musul)
Kürtlerin Irak hükümetiyle çok sayıda sorunu var. Bu sorunlarin başında da Kerkük’ün geleceği meselesi var. 2007’den sonra referandum gerçekleşmeyince Kürt Parlamentosu, ilgili anayasal madde olan 140.maddenin uygulanmasının, BM Genel Sekreterinin Irak Özel Temsilcisi Steffan De Mistura’nın Kerkük ile ilgili önerilerini dinlemek için, 6 aylık bir süreyle ertelenmesine razı oldu.

De Mistura ilk adımda bütün taraflardan tepki aldı. De Mistura’nın adımından bütün taraflar hoşnutsuz kaldı. Temsilcinin ilk önerisinde Akra, Mahmur, Hamdaniye ve Mendeli kazalarının geleceği yarı yarıya Bölge ve merkez için belirlendi. Buna göre; Akra ve Mahmur kazaları Kürt Bölgesi’ne, Hamdaniye ve Mendeli kazaları da merkeze bağlansin onerisi cikti.

Akra kazası 1991’den bu yana Dohuk vilayeti tarafından yönetiliyor. Temsilcinin ifadesinde de yer aldığı gibi tartışmalı bölgelerden değil. Ancak o, bu ilçeyi, önerilerinin ilk aşamasının bir parçası yaptı. Bu da Kürt Bölgesi’nin temsilci karşındaki ilk tepkinin gelmesine neden oldu.

De Mistura, Hamdaniye konusunda, burada bulunan peşmerge güçlerinin yerine Irak güçlerinin geçmesi önerisinde bulundu.

Mahmur kazası 1932’den beri Erbil vilayetine bağlı idi. 1991’den ittibaren de Ninova vilayetine bağlandı. De Mistura, Irak hükümetinin Mahmur’u Kürt Bölgesi’ne bağlaması gerektiğini düşünürken Karac nahiyesinin Mahmur’dan ayrılmasını ve bu nahiyenin ya komşu bir vilayete yada komşu bir ilçeye bağlanmasını önerisini getiriyor. Bu da, De Mistura’nın diğer bölgeler konusunda gelecekte yapacağı çalışmalar hakkında ipuçular veriyor.

Kürtler, şu anda Musul’a bağlı olup da Kürt’lerin içinde yaşadığı bölgeler hariç, bu kentte gozlerinin olmadigini iddia ediyorlar. Ancak kendileri ile Araplar arasında Hristiyan’ların yaşadığı yerlerde bir hat çizmeyi düşünüyorlar.

Şimdilerde kulislerde, Ninova ovasında Hristiyan’lar için bir otonom bölge kurulması meselesinden çok sıcak bir şekilde bahsediyorlar ve Hristiyan’lar da bir süredir bunun için çalışıyorlar. Kürt Parlamentosu’nda bulunan bölgedeki Aşuri ve Keldani partileri, bu düşünceyi ortaya atıyorlar. Kürt bolgesinin idari ve siyasi liderliği de buna tam destek veriyor. Hristiyanlara verilen bu destek, Kürtleri Araplardan ayıracağı gibi bu durum Kürtler için bir garanti gibi gozukuyor. Çünkü böyle bir durumda Vatikan buna tam bir destek verecegi sinyallerini Mesud Barzani Italya ziyaretinde gundeme geldi.

KÜRTLER KERKÜK'ÜN HAKİMİYETİNİ İSTİYOR
Musul’da, Kürt’lerin yaşadığı bölgeler eğer Kürt Bölgesi’ne bağlanırlarsa, Kürt’lerin hiçbir rolü kalmaz ve Kürt’lerin dört yıl sonra yapılacak yerel seçimlere dahi listeyle girmemeyi dusunecekler. Çünkü son yerel seçimlerde, Kürt’lerin Musul’dan aldığı oyların tamamı Kürt’lerin yaşadığı bölgelerden geldi.

Kerkük meselesi ise çok farklı bir meseledir. Kürt’ler bu kentin hakimiyetini istiyor. Çünkü bu kentin bir Kürt kent olduğun düşünüyorlar. Gerçek olan bir şey varki o da Kerkük’ün demografisinin değişmesi için çok çaba gösterildiğidir. Bu çabalar 1960’ın başından ittiberen sistematik bir şekilde başladı. Bu kentin idari sınırına çok defa müdahale edildi ve halk buradan çıkarıldı. Bütün bunlardan sonra Kürt’ler şunu çok iyi biliyor ki Türkiye’nin desteği ve rızası olmadan Kerkük’ün Kürt Bölgesine dahil edilmesi zor ve muhal (imkansiz) bir iştir. Şimdiye baktığımızda ise orta bir çözüm yolundan bahsediliyor. Anayasaya göre Kerkük, Federal bir bölge olabilir. En azından, böyle bir zamanda gorunen o ki, Bağdat’ın Kerkük üzerindeki otoritesi azaltilmaya calisiliyor. ve bu bölge gelecekte Kürt Bölgesi ile entegrasyona hazirlaniyor. Her ne kadar Kürt liderleri 140.maddenin uygulanması üzerinde ısrarlı olsalar da öyle görünüyor ki hiçbir gücün bu maddeyi uygulamaya kuvveti yoktur. Vilayet seçimlerinin 23.maddesine göre, güçlü bir ihtimalle bu senenin sonunda yapılacak parlamento seçimleriyle beraber Kerkük’te seçim yapılacak. Kürt’ler bu kentte bir defa daha oyların % 40’ını almaya muktedir gorunuyorlar. Eğer Kürt’lerle Türkmen’ler arasında bir yakınlaşma meydana gelirse, o zaman terazinin bir ucu Kürt’lerin tarafında ağırlık kazanacaktır. Irak’ın şimdiki başbakanı ne olursa olsun Irak’ı askeri güçle kontrol etmek istiyor. Her nasıl olursa olsun Kerkük, gelecek üç ay içinde Irak’ın en sıcak gündemlerinden biri olacak. Eğer bu şekilde giderse ve üçüncü taraf olan BM, tarafları ikna edemezse bu kentte Kürt’lerle Arapların karşı karşıya gelmeleri uzak bir ihtimal değildir.



IRAK'LA İLGİLİ TEMEL GÖSTERGELER
ABD liderliğindeki uluslararası koalisyon güçlerinin 20 Mart 2003'de başlayan Irak işgalinin 6. yıl dönümünde, savaşla ve Irak'la ilgili temel göstergeler şöyle:

IRAK'TAKİ YABANCI SAYILARI
Amerikan askerleri:
31 Mart 2003: 90 bin
13 Mart 2009: 138 bin
En yüksek sayı: Ekim 2007'de 166 bin

Özel Amerikan güvenlik şirketleri:
Personel sayısı: Ağustos 2008'ta 190 bin
Irak'ta ölen özel güvenlik şirketi personeli: 31 Aralık 2008 verilerine göre 1306.

Koalisyon üyesi ülkelerin sayısı:
Savaşın başlangıcında, ABD dahil toplam 31 ülke.
Şu anda 4 ülke (ABD, İngiltere, Avustralya ve Romanya).

ABD'NİN ASKERİ KAYIPLARI
Ölen Amerikan askeri: 17 Mart 2009 verilerine göre en az 4 bin 259
Operasyonlarda yaralanan Amerikan askerleri: 28 Şubat 2009 verilerine göre en az 31 bin 102
Operasyonlarda yaralanan, kazada yaralanan veya hastalanan toplam Amerikan askeri sayısı: 28 Şubat 2009'da en az 36 bin 106.

KOALİSYON ASKERLERİ KAYIPLARI (ABD HARİÇ)
17 Mart 2009 verilerine göre en az 307 ölü.

IRAKLI SİVİL KAYIPLAR
(Iraq Body Count veritabanına göre) İşgalin başlangıcından beri 91 bin 121'den fazla ölü.

IRAK GÜVENLİK KUVVETLERİ
Eğitilen ve donatılan toplam personel: Temmuz 2005'te yaklaşık 171 bin 300 kişi, Ekim 2008'de (aktif ya da pasif) 561 bin 159 kişi.

IRAK'TA İÇ MÜLTECİLER
2008'de savaş nedeniyle ülke içinde evlerinden kaçmak zorunda kalanların 195 bin kadarı eski evlerine geri dönebildi. Ancak Kasım 2008 verilerine göre, hala Irak içinde evlerinden ayrılmak zorunda kalmış 2,8 milyon kişi vardı.

GÖÇMENLER
Savaş öncesi 500 bin Iraklı yurt dışında yaşıyordu. Ocak 2009 verilerine göreyse, asıl olarak Suriye ve Ürdün'de olmak üzere, yaklaşık 2 milyon Iraklı yurt dışında yaşıyor.

2008'e kadar, yurt dışında mülteci olan 25 bin kadar Iraklı ülkelerine döndü.

SAVAŞIN ABD'YE MALİYETİ
Resmi verilerine göre askeri operasyonların toplam maliyeti, şimdiye kadar 605 milyar dolardan fazla. Savaşa ayrılan resmi bütçeyse şimdiye kadar 657 milyar dolar.

Kongre Bütçe Bürosu, Ağustos 2008'de savaşın gelecek on yıldaki ek maliyetinin 440 milyar ila 865 milyar doları bulabileceği tahminini yaptı.

Ekonomist Linda Bilmes ve Joseph Stiglitz, savaşın devam eden askeri operasyonlar, artan borç, faiz ödemeleri ve devam eden sağlık sigortası ve gaziler için danışmanlık hizmetlerinin maliyetleri toplandığında en az 3 trilyon dolar olacağını hesapladı.

IRAK'LA İLGİLİ TEMEL EKONOMİK GÖSTERGELER:
İşsizlik oranı: Ocak 2004'te yüzde 30-45, Ocak 2009'da yüzde 23-38.
Petrolün varil fiyatı: 28 Mart 2003'te 21,50 dolar, 6 Mart 2009'da 43,84 dolar.
Petrol üretimi: Savaş öncesi günde 2,58 milyon varil, 28 Şubat 2009'da günde 2,32 milyon varil.
Su: Savaş öncesi 12,9 milyon kişinin içme suyu vardı, 15 Ocak 2009'da 21,2 milyon kişinin içme suyu var.
Kanalizasyon. Savaş öncesi 6,2 milyon kişi kanalizasyon hizmetinden yararlanıyordu, 31 Aralık 2008'de bu sayı 11,3 milyona ulaştı.
Sabit telefon hattı: Savaş öncesi 833 bin, 5 Ocak 2009'da 1 milyon 300 bin.
Cep telefonu hattı: Savaş öncesi 80 bin, 5 Ocak 2009'da tahmini 14,7 milyon.
İnternet abonesi: Savaş öncesi 4 bin 900, 5 Ocak 2009'da 688 bin 410.
Elektrik tüketimi: Savaş öncesi ulusal tüketim 3 bin 958 megavat, günde 4-8 saatlik kullanım (tahmini); 10 Mart 2009'da ulusal tüketim 5 bin 410 megavat, günde 15,6 saatlik kullanım.
Bağdat'taki elektrik tüketimi: Savaş öncesi 2 bin 500 megavat, günlük kullanım 16-24 saat (tahmini); 10 Mart 2009'da toplam kullanım rakamı yok, günlük kullanım 16,8 saat.

  • Etiketler :

Sayfa Yükleniyor...