NTV

İsrail jetlerinin gölgesinde sondaj

Anadolu Ajansı

Dünya

Rum basınında,İsrail'e ait bir savaş uçağının uzun süre alçak irtifada, sondaj yapan ''Noble Homer Ferrington'' platformu ve Piri Reis gemisinin yakınlarında uçtuğu öne sürüldü. Rum Kesimi'nden sondaj çalışmalarıyla ilgili son yapılan açıklamada ise arama faliyetlerine büyük devletlerin baskısıyla başlandığının altı çizildi.

İsrail savaş uçaklarının dün ''Lefkoşa FIR hattının'' kuzey sınırlarında, Türkiye kıyılarına kadar uçtukları iddia edildi. Piri Reis'in dün deniz altındaki ''Eratosthenes'' bölgesindeki taramalarına devam ettiği bildirildi.

İsrail'e ait iki savaş uçağının dün ''Lefkoşa FIR hattında'' uçuş izni aldıktan sonra, Tel Aviv'den Apostolos Andreas'a alçak irtifada uçtukları ve oradan da Mersin körfezi açıklarına kadar gittikleri kaydedilen haberde, İsrail uçaklarının, bazı durumlarda Türkiye kıyılarına 15 mil mesafesinde yaklaştıkları, daha sonra, bazen alçak irtifada uçarak Tel Aviv'e döndüklerini ifade edildi.

Türk savaş uçağının dün Larnaka açıklarında, kıyılara 50 kilometre mesafede uçtuğuna da işaret edildi.

'İSRAİL'İN BÖLGEDEKİ VARLIĞI ARTTI'
Fileleftheros gazetesi, Piri Reis'in ''12. parsel''deki sondaj platformuna 20 deniz milinden az bir mesafede yaklaştığı esnada, bir İsrail savaş helikopterinin ortaya çıktığını ve helikopterin uzun bir süre bölgede uçarak platform bölgesini ve Piri Reis'i izlediğini yazdı.

Gazete, İsrail Deniz Kuvvetlerinin bölgedeki varlığını dünden itibaren çeşitli sebeplerden dolayı artırdığını kaydetti.

Alithia gazetesi, Rum hükümetinden kaynaklara dayanarak, Piri Reis araştırma gemisinin hiçbir araştırma yapmadan sadece Rum tarafının sözde MEB'indeki 7, 8 ve 12. parsellere girip çıktığını iddia etti.

80 MİLYAR DOLARLIK KAYNAK
Rum Enerji Dairesi Müdürü Solon Kasinis, Noble şirketinin 19 Eylül'de başladığı petrol ve doğalgaz arama faaliyetleriyle ilgili olarak, aralarında ABD, Rusya ve Avrupa Birliği devletlerinin de bulunduğu büyük ülkelerin sondajın derhal başlamasını istediklerini iddia ederek, ''Şimdi olmasa hiç olmazdı'' dedi.

Kasinis, Rum yönetimin sözde ''Münhasır Ekonomik Bölgesi''ndeki (MEB) hidrokarbon yataklarının Avrupa'nın enerji ihtiyacını önümüzdeki yüz yıl karşılama imkanına sahip olduğunu işaret ederek, bu yatakların 80 milyar dolara ulaşan değeri olduğunu kaydetti.

BÜYÜK DEVLETLERDEN 'GECİKMEYİN' BASKISI
Alithia gazetesinin haberine göre, katıldığı bir televizyon programında, Rum tarafının Amerikan Noble şirketiyle yaptığı anlaşmanın bir kısmını da açıklayan Kasiniz, ''ABD, Rusya, AB ve aynı zamanda İsrail'in, Kıbrıs Rum kesimini 'münhasır ekonomik bölgesindeki' hidrokarbon tespit çalışmalarına başlamayı geciktirmemeye çağırdıklarını'' söyledi.

Sözde 12. parselin yakınında bulunan İsrail'in Leviathan adı verilen parselinin 450 milyar metreküp doğal gaz içerdiğini ifade eden Kasinis, yaklaşık 2,5 aya Rumların sözde ''MEB''inde bulunan 12. parseldeki doğal gaz yataklarının büyüklüğüyle ilgili bir görüntüye sahip olacaklarını kaydetti.

Sondaj çalışmalarının başlayıp başlamaması gerektiğiyle ilgili bir soruya karşılık, ''Eğer sondaj şu an gerçekleşmeseydi, hiçbir zaman olmayacaktı'' dedi.

'GECİKMENİN BEDELİ AĞIR OLURDU'
İsrail'in de sondajın başlamasında daha fazla gecikmeler yaşanmasını istemediğini belirten Kasinis, süreçte yaşanacak gecikmelerin Rum tarafına maliyetinin büyük olacağını, çünkü imzaladığı anlaşma gereği Noble'a tazminat ödenmesi gerekeceğini söyledi.

NOBLE İLE YAPILAN ANLAŞMA
Rum hükümetinin Noble ile yaptığı anlaşmanın Rum tarafı için yararlı bir anlaşma olduğunu ifade eden Kasinis, ''Üç yıllık bir süreden sonra 12. parselin yüzde 25'ini Rum tarafına iade etmesi gerekeceğinden dolayı anlaşmada Noble şirketinin gecikmesine izin vermeyen bir madde bulunduğunu'' belirtti.

''Araştırma yapılmasıyla ilgili ilk yetkilendirme dönemi bittiği zaman, dörtte 1'lik kısmın Rum tarafına iade edilmesi gerektiğini öngören koşul bulunduğundan dolayı 12. parselin 1/4 oranında küçüleceğini'' dile getiren Kasinis, ''O halde (şirketin) elinde tutacağı parsellerle ilgili olarak acele etmesi gerekeceğini'' ifade etti.

Araştırmalara başlanmaması durumunda, bu süreden iki yıl sonra ise geriye kalanın yüzde 25'ini geri alacaklarını dile getiren Kasinis, şunları söyledi:

''Bu madde şirketlere araştırmaları ve sondaj çalışmalarını hızlandırmaları için baskı unsuru teşkil eden ve 'relinquishment' (vazgeçme-feragat) olarak adlandırılan bir maddedir. Bunun için, şirketleri değerlendirirken bunu araştırma programları temelinde yapıyoruz.

Yani şirket bize sondajı yapmak için sondaj makinesi hazırdır dediğinde 'bu süreci geciktirin, çünkü sondajı 2013 yılına kadar yapabilirsiniz' dememiz mümkün değildir.''

'İLGİ GÖSTEREN ÇOK'
Noble şirketi dışında başka büyük şirketlerin de MEB'deki diğer önemli parsellerle ilgilendiklerini dile getiren Kasinis, bu şirketlerin başında Rusya ve Fransa'nın geldiğini belirtti.

Bu şirketlerle yakın gelecekte işbirliğinde olunması için bazı koşullar bulunduğunu dile getiren Kasinis, tüm parsellerin büyük şirketlere verilmesi gerektiğini söyledi.

Kasinis, sadece 12. parselin devredilmesinin sebebinin, diğer parsellerle ilgilenen şirketlerin işi üstlenmek için gerekenleri yerine getirmemeleri olduğunu kaydetti.

'PİRİ REİS YETERLİ TEKNOLOJİK DONANIMA SAHİP DEĞİL'
Doğu Akdeniz bölgesinde sismik araştırmalar yapan Piri Reis gemisiyle ilgili olarak ise Kasinis, ''yararlı sonuçlar çıkarabilmesi için geminin uygun araç gereçlere ve teknolojiye sahip olmadığını'' iddia etti.

'DOĞAL KAYNAKLAR TÜRKLERE DE YARAYACAK'
Kıbrıs Rum Yönetimi Dış İşleri Bakanı Erato Kozakou-Markoullis, buldukları doğal kaynakların Kıbrıs, Kıbrıs halkı, Kıbrıslı Türkler ve Kıbrıslı Rumların çıkarı için kullanılacağını söyledi.

Euronews televizyon kanalına konuşan Rum bakan, ''tabii ki burada Avrupa'nın enerji ihtiyacı ve çıkarları da göz ardı edilmeyecektir'' dedi.

Rum bakan, ''Doğalgaz ve petrol aramalarına ve sondaj çalışmalarına başlamanız Türkleri ciddi anlamda rahatsız edecek bir provokasyon değil midir?'' şeklindeki sosunua Erato Kozakou-Markoullis şu şekilde yanıt verdi:

''Proje birkaç yıl önce başladı. Yeni bir şey değil. Her şeyden önce, Kıbrıs (Rum kesimi), Lübnan ve Mısır başta olmak üzere 2007'de komşularıyla anlaşmalar yapmaya başladı. 2010'daysa İsrail ile yapılan anlaşmayla 'münhasır ekonomik bölge'mizin sınırlarını belirledik. Tüm anlaşmalarımızı ve çalışmalarımızı uluslararası deniz hukukuna ve Birleşmiş Milletler kararlarına uygun bir şekilde gerçekleştirdik.

Bu anlaşmalara müteakiben de projeler için şirketlerle anlaşmalar yaptık. Münhasır bölgemizde bulduğumuz tüm doğal kaynaklar Kıbrıs, Kıbrıs halkı, Kıbrıslı Türkler ve Kıbrıslı Rumların çıkarı için kullanılacaktır. Tabii ki burada Avrupa'nın enerji ihtiyacı ve çıkarları da göz ardı edilmeyecektir.''

Euronews'un, ''Peki tüm bunlardan sizin de dediğiniz gibi Kıbrıslı Türkler de dahil olmak üzere tüm Kıbrıs halkının faydalanacağını nasıl garanti ediyorsunuz?'' şeklindeki sorusunaysa Rum bakan, ''Adanın tekrar birleşeceğine inanıyoruz ve bundan şüphe duymuyoruz. Böylece hem Kıbrıslı Türkler hem de Kıbrıslı Rumlar yani tüm Kıbrıs halkı doğal kaynaklarımızın işletiminden faydalanabilecek. Türkiye'nin şu andaki tavrıysa aslında bizi pek de fazla şaşırtmıyor.

'37 YILDIR HEDEF OLDUK'
Biz 37 yıldan beri sürekli bir saldırganlığa hedef oluyoruz. Sanırım şu anda uluslararası kamuoyu ve özellikle de Avrupa Birliği'ndeki ortaklarımız Türkiye'nin gerçek yüzünü farkedebilecektir.''

Türkiye'nin ''saldırgan bir tavır içinde olmadığı ve çıkarlarını savunduğu'' yönündeki açıklamasının hatırlatılması üzerine Erato Kozakou-Markoullis, ''Çıkar ve haklarınızı sadece onlara sahipseniz savunabilirsiniz. Şu anda münhasır ekonomik bölgemize girip, sismografik araştırmalar olarak adlandırdıkları çalışmalar yürütüyorlar.

'TÜRKİYE AB'DEN İZOLE OLMAYA ÇALIŞIYOR'
Bizi, çalışmalara devam etmekle, olası işletme çalışmalarına başlamakla ve Avrupa Birliği üyesi bir ülkenin 'münhasır ekonomik bölgesi'ndeki doğal kaynakları çıkartmakla tehdit ediyorlar. Üstelik Türkiye Birliğe aday ülke konumunda.''

Erato Kozakou-Markoullis, ''2012 itibariyle Avrupa Birliği dönem başkanlığını devralacaksınız. Bu süreçte Türkiye'ye barış elinizi mi uzatacak, yoksa onu izole etmeye mi çalışacaksınız?'' şeklindeki soruyu da şöyle yanıtladı:

''Türkiye'yi izole etmeye çalışmayacağız. Korkarım ki asıl Türkiye kendini Avrupa Birliği'nden izole etmeye çalışacak. Başbakan ve bakanlar gibi Türk yetkililer tehdit etmek amacıyla bu söylemi kullandı. Bizim dönem başkanlığımıza kadar Kıbrıs sorununa bir çözüm bulunamadığı takdirde AB ile tüm ilişkilerin askıya alınacağını açıkladılar. Bu, AB'ye yapılan bir saygısızlıktır. Bu, AB kurumlarını aşağılamaktır, çünkü sorun Türkiye'nin AB'nin bir üyesini tanımamasıdır. Ve bu Avrupa Birliği'nin değil Türkiye'nin sorunudur.''