Tarihçi Ilan Pappe 2007 yılında, İsrail üniversitelerine karşı, Filistin işgalini meşrulaştırdıkları gerekçesiyle başlatılan boykota destek verdi. Bu yüzden Hayfa Üniversitesi’ndeki görevinden istifa etmek ve İsrail’den ayrılmak zorunda kaldı. Şu an İngiltere’deki Exeter Üniversitesi tarih kürsüsünde görev yapan, 1954 İsrail doğumlu Pappe’nin, “Ortadoğu’yu Anlamak” (Modern Middle East) isimli kitabı gelecek hafta NTV Yayınları’ndan piyasaya çıkacak. Kitap Ortadoğu’yu sadece siyasi ve ekonomik tarihi ile değil, kültürel ve sosyal tarihi ile de anlatıyor. “Dünya Bunu Konuşuyor” programında Işın Eliçin’in sorularını yanıtlayan Pappe, sadece kitabı hakkında değil, Gazze’de yaşanan kriz ile ilgili de konuştu.

Gazze Şeridi’nde olanları nasıl tarif edersiniz?

Gazze’de olanlar, Filistinlileri, sekiz yıldır yaşadıkları açık hapishanede direniş göstermeden yaşamaya devam etmelerine zorlayan ve bu şekilde Gazze sorununu bitirmeyi amaçlayan İsrail politikalarının bir parçası. Ancak İsrailliler Hamas’ın direnişiyle karşılaştılar ve ağır bir cezalandırmaya giderek, öç aldılar. Dolayısıyla bu bir cezalandırma eylemine ve Filistin topraklarını kontrol etmeye yönelik bir el koyma girişimine dönüştü.

BATI İSRAİL’E KARŞI KOYMAYA HAZIR DEĞİL

İsrailli politikacılar, asıl mağdurların kendileri olduğunu iddia ediyor. Ancak Gazze Şeridi’nden pek çok sivil ölüm haberleri alıyoruz. Çatışan güçler arasında çok büyük bir asimetri olmasına rağmen, İsraillilerin bu çatışmaların gerçek mağduru olduklarına inandıklarını ve saldırılara destek verdiklerini görüyoruz. Bu nasıl oldu?

Zaten her zaman çatışmanın mağduru olduklarını düşünüyorlardı, ama tarihsel olarak bunun doğru olmadığını ve 1948’den beri yaşananların asıl kurbanlarının Filistinliler olduğunu biliyoruz. Ancak 13 ölüye karşılık, birçoğu çocuk olmak üzere, neredeyse bin kişinin ölmesindeki dengesizliğe rağmen, hala kendilerini kurban olarak gören kamuoyuna, bunun eğitimle aşılandığını söylemekte tamamen haklısınız. Bu bugün başlamış bir şey değil. 60 yıldır, dünyanın çoğunluğunun güçlükle anlayabileceği Siyonist bakışla olaylara bakmanın bir sonucudur. Aslında çoğu İsrailli olayları böyle görüyor. Bu hatalı ve ahlaki değerlere uygun olmayan perspektifi değiştirmek uzun zaman ve büyük bir dış baskı gerektiriyor. Filistin davasında, son 10-15 yıl içinde Batı, özellikle de Avrupa’nın, hükümet düzeyinde olmasa da, İsrail’e karşı daha eleştirel bir yöneliminin olduğu söylenebilir. Hükümetlerse, Avrupa’da yaşanan soykırım, ekonomik çıkarlar ve elbette Amerika’nın pozisyonu yüzünden, İsrail hükümetine karşı koymaya hazır değiller. Doğu dünyası, özellikle Müslüman ve Arap dünyasında ise, seçimle işbaşına gelinmediği için çok fazla risk alınmayacaktır. Kendi kontrollerini istikrarsızlaştıracak bir çatışmadan kaygı duyuyorlar.

Neden hem Doğu hem de Batı hükümetleri Filistinlilerin acılarına bu kadar kayıtsız?

Bence Müslümanlar ya da Araplar bu tür durumlarla karşılaştıklarında, Batı kamuoyu buna fazla ilgi göstermiyor. Bu bugün başlamış bir şey değil. Batı kamuoyunda genel olarak Müslüman dünyaya ve özel olarak da Arap dünyasına karşı önyargılı ve ırkçı bir bakış var.

Ilan Pappe
Ilan Pappe

GÜNEY AFRİKA MODELİ UYGULANABİLİR

İsrail nasıl durdurulabilir?

Ben şiddete inanmıyorum. İsrail’in de şiddet içeren araçlarla durdurulabileceğine inanmıyorum, zaten durdurulmamalı da. Ayrıca İsrail’de yaşayan herkes, hükümetin yaptıklarından ötürü suçlanmamalı. Bence burada uygulanması gereken model, Güney Afrika’daki “apartheid” durumunda uygulanan modeldir, yani dışarıdan gelecek olan, yaptırımlar ve boykotu içeren bir baskı. Bence böyle bir sürecin başlaması için ilk adımlar atılmalı. Batı dünyası ve özellikle Amerika, İsrail’in Filistlinlilere davranış biçiminden ve bu konudaki politikalarından rahatsızlık duyduğunu gösterirse, özellikle ekonomik anlamda; İsrail hükümeti ve eliti, bunu ciddiye alacaktır. Bu İsraillilerin politikalarını değiştirmesine yol açacak önemli bir sebep olacaktır. Korkarım ki, çok net bir yaptırım ve boykot dili geliştirmediğimiz müddetçe, İsrail’in politikaları devam edecek ve uluslararası alanda dokunulmazlığı olduğuna inanacaktır.

YAKIN VADEDE BARIŞ OLMAZ

İyimser görünmüyorsunuz. Yakın bir gelecekte barış olma şansını nasıl değerlendiriyorsunuz?

Yakın bir gelecekte olmaz. Yani Amerika’da yeni bir başkan var, ama ben onun işleri daha farklı yürütebilme kabiliyeti konusunda pek umutlu değilim, ama bekleyip görmemiz gerekir. Daha önce söylediğim gibi, Batı’daki kamuoyu görüşü on yıl öncesine göre çok değişti. Uzun vadede doğru analizlerin yapılması ile barışın mümkün olabileceğini düşünüyorum. İsrail’in Siyonist ideolojisi ve Filistinlilere karşı temel politikaları sorunlu. Ama doğru bir analiz yaparsak, Arap ve İsrailliler arasında uzlaşmanın hızlanması için de doğru yola girmiş oluruz.

Gelecek hafta “Ortadoğu’yu Anlamak” isimli kitabınız, NTV Yayınları’ndan çıkacak. Kitabınızın konusunu bize kısaca anlatabilir misiniz?

Bu kitap Batı kamuoyuna ve tabii Türk kamuoyuna da, Ortadoğu’nun sadece siyasi değil, sosyal ve kültürel tarihini de anlatma girişimi. Bir medya kuruluşunun bu kitabı yayımlamasından özellikle memnunum, çünkü Ortadoğu’daki en önemli sorunlardan biri medyanın Ortadoğu’yu sürekli tamamen şiddetin ve çatışmanın hüküm sürdüğü bir yer şeklinde yansıtması. Ama tabii ki orada yaşanan çok farklı bir hayat da var. Zengin bir kültür ve toplum var ve sadece dünyada yapılan şeyleri tekrarlamıyorlar, aynı zamanda dünyayı büyük ölçüde tamamlıyorlar. Ben bu dengesizliği düzeltmek istedim. Hayatı boyunca orada yaşamış ve bölgeye, insanlarına ve kültürüne aşık biri olarak, bölgenin bütününü yansıtarak, varolan imajı düzeltmek istedim. Ve bu hislerin bu kitap ile yansıtılmasını umut ediyorum.