"Rum tarafının takvim fobisi var"

Kıbrıs sorununun çözümünde artık bir yol haritasının netleştirilmesi gerektiğini vurgulayan KKTC Cumhurbaşkanı Mustafa Akıncı, "Rum tarafı genellikle takvimlerden, sürelerden bahsetmeyi pek istemiyor. Bir nevi takvim fobisi var diyebiliriz" dedi.

ntv.com.tr 26.09.2016 - 17:42 | Son Güncelleme : 26.09.2016 - 18:01

"Rum tarafının takvim fobisi var"

ABD'nin New York kentinde 3'lü Kıbrıs Zirvesi yapıldı. BM Genel Sekreteri Ban Ki-mun, KKTC Cumhurbaşkanı Mustafa Akıncı ve Kıbrıs Rum Kesimi lideri Nikos Anastasiadis bir araya geldi. Üç isim Kıbrıs sorununun çözümü için izlenecek yol haritasını konuştu.

KKTC Cumhurbaşkanı Mustafa Akıncı New York'tan bağlanarak NTV Dış Haberler Koordinatörü Ahmet Yeşiltepe'nin sorularını yanıtladı.

Ahmet Yeşiltepe: Çok önemli bir aşamaya geçtiğimizi düşünüyoruz. Masada Türkiye'nin de Yunanistan’ın da olacağı 5’li görüşme dediğimiz sürece geçmek üzere miyiz?

KKTC Cumhurbaşkanı Mustafa Akıncı: Aslında o noktadayız. Bu dünkü basın açıklamasına yansımamış olsa da aslında bilindiği gibi Rum tarafı genellikle takvimlerden, sürelerden bahsetmeyi pek istemiyor. Bir nevi takvim fobisi var diyebiliriz. Bu öteden beri böyle. Ancak doğal bir takvim işlemeye başladı. Bu takvimin en son noktası da 5’li bir görüşme olacak. Ekim’de Kıbrıs’ta yoğun bir müzakere trafiği daha bizi bekliyor. Ondan sonra farklı formatlara geçmek ve nihayetinde 5’li bir zirveye gitmek kaçınılmaz. Eğer yapılan açıklamada da ifadesini bulan 2016 hedefine bağlılığımız devam edecekse 2016 çıkmadan kesinlikle 5’li bir zirvenin yapılacağını öngörebiliriz.

Ahmet Yeşiltepe: Farklı formatlarda görüşmelerden söz ettiniz. Bunların arasında Camp David türü bir görüşme sizin Sayın Anastasiadis ile bire bir kaldığınız ve özellikle toprak mülkiyet gibi konuları doğrudan görüştüğünüz bir süreç yaşanacak mı?

Mustafa Akıncı: Oradan kastettiğim Kıbrıs sorununun bilinen altı başlığı var. Bu başlıklardan 4 tanesi üzerinde çok yoğun müzakereler yapıldı ve 4 başlıkta da epey ilerlemeler sağlandı. Hatta Genel Sekreter'in yakın zamanda vermiş olduğu bir beyanat var eşi görülmemiş ilerlemeden bahsetti. Döndüğümüz zaman Kıbrıs’a belki Ekim’in yarısına kadar bu 4 başlıkta arta kalan konuları da tamamlayalım diyoruz. Bizim Türk tarafı olarak bu Camp David türü dediğimiz olaydan kastımız Kıbrıs küçük bir yer konuşulanlar çok kısa süre içinde sızdırılıyor. Bu sızdırılan konular abartılı şekilde ertesi gün gazetelerin manşetlerinde yer alıyor. Biz Kıbrıs’ta toprakla ilgili çok hassas konuları bir dizi toplantının yapılacağı belki yurtdışında yapılacağı bir ortam yaratmak istiyoruz. Ve hemen onun ardından da 5’li zirvenin yer almasını istiyoruz. Ve bütün bunların önümüzdeki bir iki ay içinde olmasını istiyoruz. Biz bu tavrımızı sürdürüyoruz. Bunu Birleşmiş Milletler de biliyor. Rum tarafı da biliyor. Dolayısıyla döndükten sonra bu konuda da çok net bir şekilde durumun aydınlanmasını isteyeceğiz. Biz bunları hem Kıbrıs’ta söyledik. Rum liderle de bu konuda bir anlayış tavrımız vardı. Ancak bu takvim fobisi yine nüksetti. Açıklamaya bir tarih koyamadan ayrılmak zorunda kaldık. Ancak bir kez daha Türk tarafı gerek takvim konusunda gerekse hızlı hareket etme konusunda kararlılığını bir kez daha ortaya koydu. Bizim hedefimiz bunun bizi bir sonuca taşımasını istiyoruz.

Ahmet Yeşiltepe: Takvimlendirmeden Rumlar neden korkuyor? Bütün bu sürecin sonunda siz artık çözüme yakınız diyebilir misiniz?

Mustafa Akıncı: Rum tarafının Annan Planı sürecinde yaşananlardan doğan tedirginliğini bizce haksız bir tedirginlik ama o dönemde tarafların da onay vermesiyle Annan Planı hazırlanırken Annan’a bir hakemlik rolü verilmişti. Taraflar uzlaşabildikleri noktaya kadar uzlaşsınlar, uzlaşamadıkları noktada da boşlukları doldurma yetkisini Genel Sekreter'e devretmişlerdi. Harita öyle ortaya çıktı. Ve takvimler söz konusu oldu. Bu tarihe kadar uzlaşamazsanız Genel Sekreter bu boşlukları dolduracaktır denildi. Sonrasında yüzde 75 oranında reddettikleri bir plan ortaya çıktı. Aynı durumla yüzleşmek istemiyorlar. Ondan dolayıdır ki 2014 yılında Şubat’ta yapılan anlaşmada bunun Kıbrıs'ta bir süresi olacağı, iki lider tarafından Birleşmiş Milletler gözetiminde yönlendirileceği şeklinde bir uzlaşma var. Biz buna karşı değiliz hakemlik müessesesi olsun diye bir tavrımız yok. Ama ucu açık bir sürecin 2017’ye bizi çözümsüz olarak taşımasının getireceği risklerin farkındayız. Bir çözüme 2016 sonu itibariyle ulaşamazsak, en azından çözümün ana parametrelerinin tümünü kağıda dökemezsek ki bu sadece teknik konular sarksın 2017’ye o zaman 2017’nin riskleri ile karşı karşıya kalacağız. Yeni Genel Sekreter geliyor. Dosyasını öğrenmeye çalışacak. Bize bu çözüm sürecinde destek olacağını beyan eden bir Amerika yönetimi var o değişecek. Rum tarafının 2017’de yeniden bir hidrokarbon araştırmalarına yönelmesi tehlikesi söz konusu. Bu işbirliği olabilecek alanı yeni gerginlik alanlarına dönüştürecek. Rumların Şubat 2018’de başkanlık süreci var. 2017’de bunun kampanyaları başlayacak. Dolayısıyla 2017’ye çözümsüz girmek demek bu işin başka bahara kalacağını söylüyor. Başka bahara kalındığında da artık başka seçenekler gündeme gelir diye değerlendiriyoruz biz. Takvim anlamında 2016 sonu itibariyle bir doğal takvim var bu anlattığım nedenlerden dolayı. Biz bu 3 aylık sürede bir ara takvimlendirme bir iş planı yapabilir miyiz diye gayret sarf ettik. Rum tarafı buna yanaşmadı. Birleşmiş Milletler’de iki tarafın uzlaşması olmadığı için bunun ötesinde bir şey söyleyemedi. Ben her şeye rağmen eğer gerçekçilik ve makuliyet hakim olursa, Rum tarafı toptancı kestirmeci yaklaşımlarını bir tarafa bırakırsa, Kıbrıs Türk halkının da bu topraklardan en az kendileri kadar hak sahibi olduğu kavramını içselleştirirse ve Türk halkının eşitlik özgürlük, güvenlik ihtiyacına yanıt verecek olan bir açılım sergilerse o zaman evet bir çözüme ulaşmamız mümkün olabilir.

Ahmet Yeşiltepe: Türkiye özellikle yanınızda, katkı sağladığını biliyoruz. Enerji meselesi de var tabi adanın çevresindeki doğalgazın çıkarılması içinde Türkiye'nin de girişimleri olacak muhakkak. Bunlar süreci hızlandırıcı etki ediyor mu? Yunanistan’ın bu konudaki katkısı ne düzeyde?

Mustafa Akıncı: Türkiye sürecin başından beri bizden desteğini esirgemedi. Türkiye tabiî ki bundan sonraki süreç güvenlik garantileri meseleleri gündeme gelecek. Kıbrıs Türk halkının güvenliğini gözeten ama aynı zamanda güney içinde bir tehdit oluşturmayacak bir formülün yaratılabileceği inancımız var. Yunanistan’la Türkiye arasında bir konuda görüş alışverişi gayri resmi olsa da başlamış durumda. Yunanistan uzun süre uzak kaldı bu sürece. Doğalgazla ilgili olarak iki seçeneğimiz var. Ya bu Ortadoğu coğrafyasında enerji kaynaklarının yarattığı gerginliklere ek yeni bir gerginlik alanı olacak ya da tam tersine bir barış ve işbirliği köprüsü oluşturacak. Biz bu Doğu Akdeniz’deki enerji yataklarının sadece Kıbrıslı Türk ve Rumların bir araya getirilmesinde değil bölge ülkelerinin işbirliği kapılarını açacak olması bakımından da önemli olduğunu değerlendiriyoruz. İsrail gazının Türkiye'ye gönderilmesi söz konusu. İsrail gazının Kıbrıs gazıyla birleşerek gerek Türkiye'nin ihtiyaçlarına gerekse Türkiye'nin üstünden Avrupa’ya sevk edileceği bir proje tüm bölgenin çıkarına. 

Bir yeni istikrar alanı yaratılması söz konusu olacak. Türkiye'nin Avrupa Birliği ilişkilerinin gelişmesine katkıda bulunacak. Buradaki enerji sadece bizleri Avrupa’yı da çok yakından ilgilendiriyor. Çok taraflı bir denklem söz konusu. Bu denklemde akıl yolunda buluşulursa tüm tarafların kazançlı çıkacağı bir senaryonun yaşama geçirilmesi mümkün. Dolayısıyla Kıbrıs sorununun çözümü iki toplumun barış içinde yaşamalarının ötesinde bir anlam ifade ediyor. Eğer bunu tüm taraflar kavrarsa bu konuda çok yapıcı gelişmeler söz konusu olabilir. 

Sayfa Yükleniyor...