İki kardeşinin İslamcı olduğu eleştirilerine Özoğuz, partisinin temel felsefesiyle cevap verdi: “Aslınız kaderinizi belirlememeli.”

Fulya Canşen: SPD’nin Aralık başında düzenlediği, sizin de başkan yardımcısı seçildiğiniz parti kurultayı uzun zamandır ilk kez ses getiren ve yapıcı ve uyumlu bir kurultay oldu. Ne dersiniz, SPD iktidardan sonra uzun süren inişten yeterli dersi aldı, olgunlaştı mı?

Aydan Özoğuz: Gerçekten çok verimli, uyumlu ve olumlu bir parti kurultayı idi. İki sene önce seçimleri kaybettiğimizde kimse SPD’nin bu denli çabuk toparlanacağını ve olumlu gelişeceğini zannetmemişti. Kadromuz geniş. Çok yetenekli insanlarımız var.

Yenilgimize sebep olan hatalarımızdan dersimizi aldık ve şimdi hedefimiz ülkemizin ve partimizin ilerlemesidir. Beni en çok sevindiren, bu coşku ve canlılığın sırf yönetim düzeyinde kalmayıp bölge kuruluşlarımıza da yansımasıdır.

FC: Sizin başkan yardımcısı seçilmenizi SPD’nin göçmen politikasındaki değişikliği olarak yorumlayabilir miyiz? Başka bir değişle SPD göçmenleri daha eşit görmeye mi başladı?

AÖ: “Aslınız kaderinizi belirlememeli”: Bu SPD’nin kuruluşundan beri temelinde yatan bir felsefedir. SPD her zaman göçmenlerin topluma uyumu konusuna önem vermiştir. Başkan yardımcılığına seçilmem ile ülkemizde yaşayan göçmen kökenli insanlara partimizin kapılarının açık olduğu mesajını çok belirgin bir şekilde ilettik. SPD’nin bir Halk Partisi olarak kalabilmesi için parti içi çeşitliliği teşvik etmeliyiz. Ülkemizin bir gerçeği olan bu çeşitliliği parti geleceği uğruna göz ardı etmemiz gidilebilecek en yanlış yoldur yoksa. Almanya çapında eyalet parlamentolarına kadar yükselmiş olan göçmen kökenli milletvekillerimizin sayısı oldukça yüksek. Bunun ötesinde daha önemli pozisyonlar üstlenebilmerinde onları parti olarak desteklemeliyiz.

FC: Çok okunan bulvar gazetesi Bild hemen kardeşlerinizi ve Anayasayı Koruma Örgütü tarafından izlenen Müslüman Pazar adlı sitelerini gündeme getirdi. Bu bir yıpratma girişimi mi, yoksa Alman kamuoyu SPD kadar olgunlaşmadı mı?

‘AĞABEYLERİMİ HİÇ İNKAR ETMEDİM’
AÖ: Bunu bir yıpratma girişimi olarak görmüyorum. Medyanın bir siyasinin çevresinde araştırmalar yapması ve gerçekleri ortaya çıkarma hedefini doğal karşılıyorum. Ağabeylerimi hiçbir zaman inkar etmedim, varlıklarını gizlemedim. Fakat ölçü onların değil benim yaptıklarım ve söylediklerim olmalı.

FC: Anlaşılan, Alman istihbaratı İslamcı eğilimleri aşırı sağdan çok daha sıkı denetliyor. Aşırı sağcıların işlediği seri cinayet nasıl bu kadar gizli kalabildi?

AÖ: On bir Eylül olaylarından sonra Avrupa’da İslam korkusu gittikçe arttı. Sonuç olarak Amerika, Avrupa ülkeleri ve Alman hükümeti de, uzun yıllar islam terörüne odaklandı. Din ve terör ayrımı yapılmadı hatta ikisi neredeyse aynı seviyeye indirgendi. Diğer yandan aşırı sağcı örgütlerini kontrol altında oldukları sanıldı. Bu yönden ciddi bir tehlikenin doğacağı ihtimali varsayılmadı. Aşırı sağcılar tarafından işlenen korkunç cinayetlerin ardından umarım geçmişte yapılan hatalar düzeltilir.

‘ÖLDÜRÜLEN TÜRKLER SUÇLANDI’
FC: Seri cinayetleri aşırı sağcıların işlediğini öğrendiğinizde siz neler hissettiniz?

AÖ: Almanya'da 8'i Türk, 9 esnafın Neo-Naziler tarafından öldürüldüğünü öğrendiğimde hiç inanamadım. Asıl soru Nazilerin bunca yıl hiçbir ipucu, bir iz bırakmadan nasıl bu cinayetleri işleyebildikleridir. Çoğu aile babasıydı. Bir anda sırf onların hayatları değil aynı zamanda eşlerinin, çocuklarının da hayatlarını söndürdüler. Üzüntüye sonra öfke eklendi. İstihbarat cinayetleri bu zamana kadar neden ortaya çıkaramadı. Üstüne üstlük suç kurbanların kendisinde arandı, aileleri zor durumda bırakıldı. Bu inanılmaz birşey.

FC: NPD yasağı sorunu çözecek mi? Ne yapmalı?

AÖ: Alman Milliyetçi Demokrat Parti'sinin (NPD) yasaklanması aşırı sağcılığa karşı atılacak adımların en önemlilerden biri olacaktır. Bu topluma verilen önemli bir sinyal. Ama parti yasağı ile ana problem çözülmüyor. İnsanların kafalarından bu tarz düşünceleri bir kalemle silemiyorsunuz. Demokrasinin güçlenmesi için savaş veren sivil toplum örgütlerini desteklemeliyiz. Demokrasi ve insan düşmanı bir partinin varlığını kabullenemeyiz. Sağcı örgütlenmeler engellenmeli.

FC: İskandinav ve Doğu Avrupa ülkeleri, Hollanda, Avusturya’da aşırı sağ giderek palazlanıyor. Bu aynı zamanda Avrupa’nın sorunu değil mi?

AÖ: Evet, maalesef birçok ülkede sağcıların kuvvetlendiklerini görüyoruz ve buna hep beraber karşı gelmemiz gerekiyor. Bu birçok ülkede var olan bir tehlike. Türkiye’de de sağcı yapılanmalar mevcut. Bu tür sağcı yapılanmalar Amerika’da bilhassa Bush zamanında kendini belirginleştirdi. Aşırı sağa ve yabancı düşmanlığına karşı toplum olarak her zaman karşı çıkmalıyız.

FC: Finans krizi ile boğuşan Avrupa, zaten ihmal ettiği sosyal politikaları tamamen unutacak gibi görünüyor. Bu durumda iş siz sosyal demokratlara düşüyor. Bir planınız var mı?

AÖ: Bence ikisini birbirinden ayıramazsınız. Biz Sosyal Demokratlar finans krizinini aşmak için geniş kapsamlı stratejiler talep ediyoruz, sosyal unsurları gözden kaçırmamak kaydı ile. Borçları ve sübvansiyonları azaltmalıyız, ama aynı zamanda eğitime, araştırmaya ve altyapıya daha fazla para harcanmalı. Sosyal politikanın hareket edecek durumda kalmasını sağlama açısından devletin gelire ihtiyacı var. Vergi adaleti için yüksek vergi tavanının yüzde 42'den 49'a çıkarılması gerek, daha yüksek sermaye kazançları vergisi ve borsa transaksiyon vergisi uygulamaları milyarları devletin kasasına getirebilir. Bu para ile Almanya’da iyi bir sosyal politikayı finanse edebiliriz ve finans krizinin sebeplerine karşı savaşabiliriz. SPD 2009’da iktidardayken bu politikanın iyi örneklerini gösterebildi: Konjonktür programı I ve II ve kısa çalışma uygulaması ile Peer Steinbrück, Frank-Walter Steinmeier ve Olaf Scholz kriz dönemlerinde de iyi bir sosyal politika yapılabileceğinin kanıtını gösterdiler. Hristiyan Demokrat ve Liberallerden oluşan hükümet bunu şu an başaramıyor.

‘GENÇLERE ÖNEM VERİYORUZ’
FC:
Gerhard Schröder’den sonra SPD bir lider sıkıntısı içine girdi, hatta bunu gidermek ve gençleri yetiştirmek için bir akademi dahi kurdu. Kısa vadede bunun meyveleri alınacak mı dersiniz?

AÖ: Bahsettiğiniz akademi lider sıkıntısı sonucu kurulmadı. Tam tersi, bizim bugün en azından üç liderimiz, Steinmeier, Gabriel ve Steinbrück, olduğu gözüküyor. Tüm ülke ileride hangisinin en iyi şansölye olabileceğini tartışıyor. Akademi genç sosyal demokrat siyasetçilere birbirleri ile iletişime geçebilmeleri ve politik kariyerlerini teşvik etmek amacı ile kuruldu. Ana hedef gençlerin yeterliliklerini geliştirmek ve onları mezuniyetlerinde politik yaşama en iyi şekilde hazırlamış olmak. Şüphesiz akademinin kuruluşundan yararlanacağız. İyi eğitim almış bir genç sadece parti içinde değil, siyasi kararlarda da etkili olabilir.

FC: Başbakan adayı olarak sizin gönlünüzde kim yatıyor?

AÖ: Her biri kendince şimdiki hükümetten daha büyük bir lider potansiyeline sahip diyebilirim. 2012 sonu, 2013 başı kimin başkan adayı olacağı kararı alınacak. Parti başkanı öneride bulunacak. Son kararı ise SPD parti kurultayı verecek.

FC: Kamuoyu yoklamaları SPD’nin tek başına iktidar olamayacağına işaret ediyor. Yine Berlin Eyalet seçimleri de gösterdi ki Yeşiller ile koalisyona gitmek hiç kolay değil. 2013 deki seçimden sonra muhafazakarlarla hükümet kurmaya sıcak bakıyor musunuz?

AÖ: Bizim hedefimiz 2013’de en güçlü parti olmaktır. Şayet bir koalisyon söz konusu olursa bu koalisyonu Yeşillerle kurmak isteriz, çünkü en fazla onlarla ortak noktalarımız var.

‘CHP İLE İYİ İŞBİRLİĞİ İÇİN SEVİNİYORUM’
FC: Deniz Baykal döneminde, CHP ile SPD arasında soğuk rüzgarlar esiyordu. Kılıçdaroğlu ile buzlar erimişe benziyor. Sizin başkan yardımcısı olmanız CHP ile ilişkilere katkıda bulunacak mı?

AÖ: CHP bizim Türkiye’deki sosyal demokrat kardeş partimiz ve müttefiğimiz. Haklısınız geçmişte ilişkiler biraz kopmuştu. Ama son parti kurultayımızda CHP’den iki delegasyonla biraraya geldim. Gelecekte kuracağımız iyi bir işbirliği için şimdiden seviniyorum.

FC: Teşekkürler