Almanya’nın sosyal demokrat eski başbakanı Gerhard Schröder, muhafazakar selefi Angela Merkel’i “insanların öğrenebiliyor olması ne mutlu” diyerek olumlu ama kinayeli bir biçimde eleştirdi. Schröder’in övgüsü maalesef Merkel’in Libya müdahalesi konusundaki dolaylı da olsa savaş karşıtı tutumu değil, nükleer enerjiden cayma politikasına yönelik.

Oysa Gerhard Schröder de 2003 yılında Irak müdahalesine hayır diyerek daha fazla oy almayı sağlamış, Merkel da ana muhalefet partisi lideri olarak dönemin Amerkan Başkanı George W. Bush’dan özür dilemişti. Aynı Merkel’ın şimdi selefine benzer bir politika gütmesi de pekala O’nun öğrenebildiğinin yani tarihten ders alabildiğinin bir işareti olarak yorumlanabilir.

‘KÖYLÜ MERKEL’
Schröder hükümeti sırasında dışişleri bakanlığı yapan Yeşil politikacı Joschka Fischer ise Libya konusunda Merkel hükümetini zehir zemberek sözlerle eleştiriyor. Fischer’e göre Almanya BMGK’nde çekimser oy kullanarak otoyolda ters istikamete girdi. Çekimser kalan Rusya ve Çin’in veto hakkını kullanmayarak aslında müdahaleye evet dediğini iddia eden Fischer aynı mantıkla BMGK geçici üyesi olan yani veto hakkına sahip olmayan, Almanya’nın hayır oyu kullandığı yorumunu yapıyor. Fischer, NATO ve AB üyesi Almanya’nın, Alman ve AB çıkarlarına ters düşen bu politikasını, Merkel’ın eski doğu Alman geçmişine de vurgu yaparak kısaca köylülük olarak nitelendiriyor.

Benzer bir tepki Avrupa Parlamenteri Daniel Chon-Bendit’den geldi. Cohn-Bendit, Libya’ya yapılan müdahaleyi özünde savaş karşıtı olan Yeşiller Partisi üyesi olduğunu unuturcasına savunuyor. Zaten ilk uçuşa yasak bölge oluşturma fikrini dillendirenler arasında Cohn-Bendit de vardı. Hem Alman hem de Fransız vatandaşı olan politikacı Libya müdahalesini, bir diktatörü devirmek üzere olan muhaliflere ve onların özgürlük mücadelesine verilmiş bir destek olarak görüyor ve “az kalsın bu tarihi fırsatı kaçıracaktık” diyor.

‘MÜDAHALEYE KARŞI OLMAK UTANÇ VERİCİ’
Muhalefette olan sosyal demokratlar arasında ahlaki değerler ve insan haklarını öne sürerek hükümetin Libya politikasını doğru bulmayanlar az değil. Sosyal demokratların solcu kanadından ve Schröder hükümeti sırasında kalkınma yardımlarından sorumlu olan bakan Heidemarie Wieczorek-Zeul’ün mecliste yaptığı konuşma dikkat çekiciydi.

Ruanda’yı örnek gösteren Wieczorek-Zeul, “Almanya’nın BMGK’nde çekimser oy kullanması utanç vericidir” dedi. İktidardaki liberaller Libya politikasında duygusal tepkiler vermemeye çalışırken muhafazakarlar Almanya’nın kıtalar arası birlik ilkesine sadık kalmamasından duydukları üzüntüyü dile getiriyorlar. Muhafazakar politikacılardan Klaus Naumann, Almanya’nın 1949 yılından bu yana ilk defa tek başına hareket ettiği ve böylece kendini uluslararası alanda dışladığını öne sürdü. Özetle Almanya’da hükümeti eleştirenler görünürde ikiye ayrılıyorlar; uluslararası dayanışmayı ön planda tutanlar, ahlaki ve insan hakları değerlerinin altını çizenler. Ancak hepsinin ortak paydası, Libya’ya ambargo kalktığından bu yana en çok silah satan ikinci ülke Almanya’nın bu kez ulusal çıkarlarını yeterince gözetmemiş olması. Bu nedenledir ki, Merkel hükümetinin başı Libya yüzünden başı daha çok ağrıyacak.

NEREDE KALDI 68 RUHU?
Alman hükümetinin dolaylı da olsa savaş karşıtı politikasını eleştirenlere ve eleştirilere bakınca çok net söylenebilecek bir şey var; o da Avrupa’da 68 ruhunun çoktan kaybedilmiş olduğu. Uluslararası Af Örgütü’nün Almanya eski başkanı, Avrupa Parlamenteri Barbara Lochbihler, Kuzey Afrika’daki halk hareketi başlamadan önce ve sonra bu ülkelerdeki insan hakları ihlallerine defalarca dikkat çekmişti. Lochbihler, Alman hükümetinin Libya’da dahil olmak üzere bütün Kuzey Afrika ülkelerindeki halka, muhaliflere ve medyaya uygulanan baskıdan ve şiddetten haberdar olduğunu defalarca söyledi. Uluslararası sivil toplum örgütlerinin her seferinde kamuoyuna duyurduğu raporları bunun en önemli kanıtları. Demokrasi havarisi hükümetler ya bunları ciddiye almıyor ya da geç kalmışlıklarını askeri müdahale girişimi ile kapatıyorlar. Ya da hakikaten uluslararası barış müdahalelerinin ardında bilemediğimiz başka nedenler var. Almanya’nın pasifistliğiyle ünlü eski Dışişleri Bakanı’nın aktif siyaseti bıraktıktan sonra neler yaptığına kısaca göz atmak bile karar vermemize yardımcı olabilir.

2006 Barclays Capital ve Goldman Sachs yatırım bankalarında kriz yönetimi seminerleri.

2007 George Soros’un finanse ettiği Uluslararası İlişkiler Avrupa Konseyi’nin kurucu üyeliği ve yönetim kurulu başkanlığı.

2008 ABD Eski Dışişleri Bakanı Madeleine Albright’ın şirketinde danışmanlık.

2009 Nabucco doğal gaz hattı, Alman enerji firması RWE, BMW ve Siemens’de siyasi danışmanlık.