Artık dönüşü yok, Almanya’nın nükleer santrallerinin çalışma süresinin 12 yıl uzatılmasına yönelik yasa 2011’de yürürlüğe girecek. Yasa yıllık 2,3 Milyar Euro getirecek uranyum vergisi hakkındaki çetin tartışmalara rağmen Eyaletler Meclisi’nden geçti.

Yoğun protestolara neden olan yasanın yürürlüğe girecek olması Başbakan Angela Merkel’in nükleer başarısı olarak değerlendiriliyor. Bundan böyle çevrecilerin protestoları da nükleer atıkların depolanması ile sınırlı kalacak.

Bu yılın başında nükleer atıkların Fransa’dan Gorleben’e taşınması sırasında yapılan protestolar gösterdi ki, nükleer atıkların en az rizikoyla saklanması ve yok edilmesi için henüz nihai bir çözüm yolu bulunamadı, kısa vadede bulunamayacağa benziyor.

ÖMRÜ 240 BİN YIL SÜREN ATIK VAR
Sadece Avrupa'da bulunan 104 nükleer santral her yıl 7000 tondan fazla atık üretiyor. Bu atıklar 10 ya da 20 yıl boyunca reaktörün içinde ya da yakınlarında kurulan havuzlarda bekletilerek radyasyon seviyesi düşürülüyor.

Bu oldukça zahmetli bir iş, çünkü reaktörden çıkartıldıktan sonra atıklar bir milyon defa daha radyoaktif hale geliyor. Dolayısıyla bu hacmi artan yüksek seviyeli sıvılaştırılmış nükleer atıkların çelik bidonlarda binlerce yıl boyunca çevreden yalıtılmış halde saklanması elzem. Nükleer atıkların yaşam süresinde yarı ömür kavramı ölçüdür. Radyoaktif bir çekirdeğin aktivitesinin yarıya inmesine yarı ömür denir. Radyoaktif bir maddenin aktivitesinin sona ermesi için 10 yarı ömre ihtiyaç duyulduğu deneylerle tespit edildi. Bir plütonyumun yarı ömrünün 24 bin yıl olduğunu düşünürsek, yok olması için 240 bin yıl beklemek gerektiğini kolayca hesaplayabiliriz. O halde hükümetler bu atıkların rizikosuz bir biçimde nihai depolanması için bir çöplük bulmakta acele etse iyi olur.

NÜKLEER SANTRALLER ARTTIKÇA ATIKLARIN SAKLANMASI ZORLAŞIYOR
Amerika'da, Obama hükümeti 1978 yılında başlattığı girişimi daha merkezi bir çözüm bulmak için durdurdu. Geleceğin nükleer enerji cenneti olmaya aday Çin ise 1986 yılından bu yana nükleer çöpüne yer arıyor. Avrupa Birliği'nin üzerinde çalıştığı taslağın 2015'de yürürlüğe girmesi planlanıyor ancak bunun pek gerçekçi olmadığı da biliniyor. Nükleer atıkları ülkesinde saklamak için hummalı bir çalışma içinde olan Finlandiya, İsveç ve Fransa gibi ülkeler söz konusu depoların inşaatını çok iyimser bir tahminle ancak 2020 yılında bitirebilecek. Özellikle Doğu Avrupa ülkelerinde Sovyet teknolojisiyle yapılmış onlarca eski model reaktör var. Polonya 2020 de ilk nükleer santralini açmak istiyor. Almanya santrallerinin çalışma süresini uzatırken, nükleer enerjiyi bir zamanlar referandum ile yasaklayan İtalya bile yeni reaktörler inşa etmeyi planlıyor. Bu da henüz güvenli bir biçimde taşınması ve saklanması garanti edilemeyen tonlarca ek nükleer atık demek. Nükleer atıkları Antarktika'da buzlara gömmek ya da başka gezegenlere hatta doğrudan güneşe fırlatmak gibi dahiyane fikirler sadece trajikomik hayaller olmaktan öteye gidemiyor.

ALMANYA ATIKLARINI SİBİRYA'YA YOLLAYACAK
Bütün bu tartışmalara inat Alman hükümetinin Fransa'nın yaptığı gibi nükleer atıklarını, Rusya'ya göndermeyi planladığı ortaya çıktı. Hem de eski Doğu Almanya'nın ürettiği atıkları.Yeşiller Partisi'nin Meclise sunduğu soru önergesi sayesinde ortaya çıkan plana göre hedef, ülkede bulunan zenginleştirilmiş uranyum miktarını mümkün olduğu kadar azaltmak. Rusya'ya gönderilmesine gerekçe olarak da Almanya'da yakın dönemde çevre kriterlerine uygun bir nihai atık deposu inşaa edilemeyeceği gösteriliyor. Aslında bu gerekçe bile tek başına Gorleben'in nihayi atık deposu olmadığını savunan protestocuları haklı çıkaracak nitelikte. Almanya'nın nükleer atıkların bir kısmını Rusya'ya göndermesinin en önemli nedeni AB'nin önümüzdeki yıllarda bu tür transferleri yasaklayacak olması. Bir başka neden de sorunu kendi sınırları dışına atarak kısa vadeli bir çözüm bulmak. Oysa Almanya'nın nükleer atıklarının göndermeyi planladığı Ural bölgesinde bulunan Mayak'daki deponun güvenli olmadığı çevreciler tarafından defalarca dile getirildi. Ancak Almanya kadar Sovyet döneminden bu yana Avrupa'nın nükleer çöplügü olarak iş gören Rusya da bu uyarılara pek kulak asmıyor.

ASLINDA RUSYA'NIN NÜKLEER ATIK KABUL ETMESİ YASAK
Üstelik Rus yasaları yabancı ülkelerden gelen nükleer atıkların nihai olarak burada depolanmasına izin vermiyor.

Fakat yasadaki boşluklardan yararlanmanın yolu çoktan bulunmuş bile. Rusya'ya yollanan nükleer atıklar kağıt üzerinde yeniden kullanılmak ve geri gönderilmek üzere kabul ediliyor.

Çevre örgütlerinin hesabına göre ise bu atıkların neredeyse yüzde 98'i ülkede kalıyor. Ülkesine kabul ettiği nükleer atıkları yeniden kullanmayı planlayan Rusya çoktan bir nükleer çöplüğe dönüştü. Rusya'da bugün farklı radyasyon seviyelerinde 700.000 tondan fazla nükleer atık bulunuyor. Bunun 140 bin tonu Avrupa'dan geliyor. En çok atığın depolandığı Sewersk kenti ise Sibirya'da ve nüfusu milyonları bulan Tomsk şehri yakınlarında. Ayrıca bu atıkların büyük bir kısmı açıkta depolanıyor ya da yeraltına oradan da bütün dünyaya pompalanıyor. Bu atıkların kapımızın önüne geleceği gün, ömürlerinin dolmasından çok daha yakın.