Ömer Çelik: Bütün fasılları açmaya ve 6 ay içinde de kapatmaya hazırız

Avrupa Birliği (AB) Bakanı ve Başmüzakereci Ömer Çelik, "Biz şu anda bütün fasılları açmaya ve 6 ay içinde de kapatmaya hazırız. Bu kadar iddialı konuşuyorum. Türkiye bu kadar yüksek bir kapasiteye sahiptir" dedi.

Anadolu Ajansı 10.02.2017 - 00:52 | Son Güncelleme : 10.02.2017 - 00:55

Ömer Çelik: Bütün fasılları açmaya ve 6 ay içinde de kapatmaya hazırız

Avrupa Birliği (AB) Bakanı ve Başmüzakereci Ömer Çelik, "AB’nin yumuşak güç konumunu sürdürebilmesi için küresel ölçekte 'sosyal kapsayıcılık' kavramını da iç ve dış politikasının merkezine alması doğru olacaktır." dedi.

Çelik, Paris temasları kapsamında Fransa Uluslararası İlişkiler Enstitüsünde (IFRI) "Avrupa İçin Hangi Gelecek" isimli oturumda konuştu.

Türkiye uzmanı Dorothee Schmid'in de konuşmacı olduğu oturumda, Çelik AB'nin Türkiye perspektifinin ötesinde AB'nin kendi içerisindeki sorunlardan ve çözüm önerilerinden bahsetti.

Uluslararası sistemde çok yönlü dönüşüm süreçlerinin yaşandığı bir dönemden geçildiğine vurgu yapan Çelik, ABD'nin "korumacılık", Çin'in ise "küreselleşme ve serbest ticareti destekleyen" bir politika güttüğünü dile getirdi.

Çelik, Karl Polanyi’nin "Büyük Dönüşüm" isimli çalışmasından “19. yüzyıl uygarlığı çöktü.” cümlesini alıntılayarak, "Başta ABD seçimleri ile Brexit kararı olmak üzere 'şaşkınlıkla' karşılanan gelişmeler karşısında benzer bir cümle kurmaktan kendimi alamıyorum, son yetmiş yıla damgasını vuran liberal barış çağının sonuna geldik”. ifadelerini kullandı.

Uluslararası sistemde, siyasi ve ekonomik açılardan güç dağılımında bir eksen kayması yaşandığına işaret eden Çelik, şöyle konuştu:

"Batı bloğunun liderliği çalkantıda, Çin’in ve Rusya’nın yükselişi hızlanıyor, yerel savaşlar ve vekalet savaşları artıyor ve 'global lidersiz dünya' (G-Zero World) olarak adlandırılmaya başlanan büyük bir dönüşümün eşiğindeyiz. Son yetmiş yılın 'liberal konsensüs'ünün ikinci sacayağı, 'değerler sistemi' ve bunun da ekonomik ve siyasi olarak kurumsallaşmış hali AB idi. Polanyi az önce andığım Büyük Dönüşüm kitabını iki dünya savaşının hemen ardından 1944 yılında yazıyor ve liberal devletin çöktüğünü söylüyordu. Haklıydı. Ancak, 'liberal düzen çöktü' dendikten sonra da, 20. yüzyılın ikinci yarısında, insan hakları ve hukukun üstünlüğüne dayalı yeni değerler sistemiyle takviye edilmiş, bütünüyle yeni bir kurumsallaşma ve yeni bir 'liberal konsensüs'e şahitlik ettik. Bu dönemin en önemli 'yumuşak gücü' olan AB, sadece diktatörlükle yönetilen İspanya, Portekiz ve Yunanistan’ı demokrasiye geçmelerinin hemen akabinde üye yapmakla yetinmedi, Soğuk Savaş sonrası Merkezi ve Doğu Avrupa ülkelerini de kendi sisteminin içine katmasını bildi."

Çelik, bu gelişmelerin AB’nin etkin şekilde sürdürdüğü “yumuşak gücü”nü zayıflattığını belirterek, AB'nin bu arada, küçümsediği “sert gücü” de geliştiremediğini ve sonucunda Avrupa’nın önümüzdeki dönemde bir “gelecek projesi” olma vasfını kaybedebileceğini söyledi.

"AVRUPA BÜTÜNLEŞMESİ İÇİN YENİ BİR VİZYON GELİŞTİRİLMESİNE İHTİYAÇ VAR"

Bakan Çelik, bu yıl AB’nin üç kurucu ülkesinde Fransa, Hollanda ve Almanya’da yapılacak seçimleri hatırlatarak, yabancı düşmanlığı, ırkçılık, göçmen karşıtlığı, İslamofobi ve bunları besleyen AB karşıtlığı üzerinden yürütülecek seçim kampanyalarının Avrupa’nın geleceğine büyük zarar vereceğinin altını çizdi.

"Avrupa bütünleşmesi için yeni bir vizyon geliştirilmesine ihtiyaç var" ifadelerini kullanan Çelik, Müslümanlara Avrupa’da yabancı muamelesi yapılmasının başlı başına büyük bir yanlış olduğuna ve Müslümanların 711 yılından bu yana Avrupa'da yaşadığına dikkati çekti.

Çelik, popülizme geçit vermeden halkın sesini duyurabildiği, insan hakları, hukuk devleti ve demokrasiyi de tahkim edecek bir siyasi ve ekonomik anlatıya bugün daha çok ihtiyaç duyulduğuna işaret ederek, Brexit kararının domino etkisi yaratmaması için AB'nin içe kapandıkça uluslararası sistemde yaşanan büyük değişimi yönetmeye başka aktörlerin talip olacağına vurgu yaptı.

"AB’nin yumuşak güç konumunu sürdürebilmesi için küresel ölçekte 'sosyal kapsayıcılık' kavramını da iç ve dış politikasının merkezine alması doğru olacaktır." diyen Çelik, şunları söyledi:

"Kuşkusuz ki bunun en önemli yollarından biri, genişleme politikasının yeni bir bakış açısıyla tekrar ele alınmasıdır. AB’nin genişlemenin yanı sıra Avro ve Schengen gibi eski başarılarını unutmaması gerekiyor. Son zamanlarda karşılaştığı sınamalara rağmen AB’nin Balkan ülkeleri için hala çekiciliği olduğu gözden kaçırılmamalıdır. Bu eski başarılarının sonucudur. Pek çok sorunun günah keçisi ilan edilse de son genişleme dalgası, AB’nin hem etki alanını genişletti hem de AB’ye önemli bir ekonomik dinamizm kazandırdı. Genişleme politikası, AB’yi bölgesel ve küresel aktör olarak güçlendirmeyi hedefleyen bir demokratikleşme ve istikrar aracıdır. Bu nedenle genişleme politikası kısa vadeli bilançolarla ölçülemeyecek, uzun vadeli stratejik bir kavramdır. AB’nin mottosu olan 'çeşitlilik içinde birlik' anlayışına hizmet eden genişlemenin ön plana çıkarılması da bu bakımdan önem taşımaktadır."

Bu noktada AB’nin inşasında kurucu üye olarak önemli bir paya sahip Fransa’ya büyük rol düştüğünü kaydeden Çelik, Jean Monnet’den Jacques Delors’a, François Mitterand’dan Jacques Chirac’a kadar birçok Fransız siyasetçi Avrupa projesinin kritik anlarını yönlendirdiklerini ifade etti.

Bakan Çelik, "Türkiye-AB ilişkilerinin sürdürülebilirliğinin, Türkiye’nin somut adımlarına AB tarafından samimi karşılık verilmesiyle mümkün olacağını da unutmamak gerekir. Türkiye-AB ilişkilerini daha da ileriye taşımak için hepimizin daha fazla duygudaşlık yapması ve daha sağduyulu davranması gerekiyor. Örneğin, 15 Temmuz darbe girişiminin ardından AB’nin ülkemize yönelik tutumunun, kamuoyunda yarattığı güven bunalımının üstesinden gelmemiz gerekiyor. Darbe girişiminin ardından, bütün tedbirler, demokratik düzeni, hukuk devletini, vatandaşlarımızın temel hak ve hürriyetleri ile toplumsal barışı korumak içindir." diye konuştu.

Türkiye'nin Avrupa'da köklü bir geçmişi olduğuna değinen Çelik, "Türkiye, Avrupa adına ve Avrupa'nın içinden konuşan bir Avrupa ülkesidir. Türkiye’nin Avrupalılığı sorgulanmaması gereken tarihsel bir gerçektir. Avrupa, AB’den büyüktür ve Türkiye öteden beri Avrupalıdır." ifadelerini kullandı.

Türkiye'nin, Avrupa'nın önemli bir ekonomik ortağı olduğuna işaret eden Çelik, şunları kaydetti:

"Gümrük Birliği öncesinde, 1995 yılında ülkemizin toplam dış ticaret hacmi 54 milyar avro iken, 2016 yılına gelindiğinde bu miktar altı katına çıkarak yaklaşık 320 milyar avro olmuştur. AB, Türkiye’nin birinci, Türkiye ise AB’nin beşinci büyük ticari ortağıdır. Ülkemize gelen doğrudan yabancı yatırımlarda da en büyük pay AB ülkelerine aittir. Bu nedenle, Avrupa’nın siyasi, ekonomik ve sosyal geleceği sadece AB’nin değil, ülkemizin de sorumluluğundadır." şeklinde konuştu.

"AVRUPA'DA TÜRKİYE ALEYHİNDEKİ SÖYLEMLER İLİŞKİLERE ZARAR VERİR"

Çelik, Türkiye'nin AB üyeliği konusunun Avrupa'da siyasete alet edildiğini belirterek, "Maalesef Türkiye’nin AB üyeliği, Avrupa ülkeleri için her geçen gün bir iç politika meselesi haline gelmeye başladı. Başta Fransa olmak üzere, Avrupa’nın önde gelen ülkelerinde önümüzdeki dönemde gerçekleşecek seçimlerde, ülkemiz aleyhine söylemlerin kullanılması, hem Türk kamuoyunda hem de Avrupa kamuoyunda yanlış bir algı yaratacak ve ilişkilerimize, ortak geleceğimize zarar verecektir." ifadelerini kullandı.

"BÜTÜN FASILLARI AÇMAYA VE 6 AY İÇİNDE KAPATMAYA HAZIRIZ"

Türkiye'nin AB'ye üyelik müzakerelerinde çok hızlı sonuç alabileceğini söyleyen Çelik, şöyle devam etti:

"Biz şu anda bütün fasılları açmaya ve 6 ay içinde de kapatmaya hazırız. Bu kadar iddialı konuşuyorum. Türkiye bu kadar yüksek bir kapasiteye sahiptir. Bazı Avrupalı dostlarımız şunu soruyor. Bu fasılları açmak için bazı kriterleri yerine getirmeniz gerekmiyor mu? Fasıl açmak için kriter diye bir şey yok. Fasıl açacaksın ki o kriterlere kavuşasın. Fasıl kapatmaktan bahsetmiyoruz. Beraber nasıl çalışacağız bunun yolu belli 23. ve 24. fasılları açacağız, orada beraber çalışacağız. Eleştiri varsa, eleştirinin yanında da diyecekler ki 'oturalım şu fasılları açalım ve konuşalım' ama hem fasılları açmayalım hem eleştirmeye devam edelim bu bir çifte standarttır.”

Bakan Çelik, FETÖ'nün darbe girişimine karışan generallerin iadesine ilişkin bir soruyu ise "Bütün bu generallerin Türkiye’ye iade edilmesini istiyoruz. Bu generaller bir Avrupa demokrasisi olan Türkiye’de darbe girişimine karışmıştır. Seçilmiş hükümete karşı suç işlemiştir. Türk halkının öldürülmesine yol açmıştır. Bunda suçları vardır. Hiçbir teröristi hiçbir darbeciyi bir Avrupa demokrasisi himaye etmemelidir." şeklinde cevapladı.

Çelik, Yunanistan’ın Türkiye’den kaçan darbeci askerleri iade etmemesini son derece olumsuz bir karar olarak gördüklerini ve suç işleyen askerlerin bir başka NATO ülkesi tarafından himaye edilmesinin kabul edilemez olduğunu vurguladı.

"AVRUPA BARIŞI CİDDİ BİR TEHDİT ALTINDA"

AA muhabirinin, Avrupa'da barışın geleceğine ilişkin bir sorusunu cevaplayan Çelik, şu değerlendirmelerde bulundu:

“Avrupa barış içinde ama nereye kadar? Geçenlerde Başkan Trump’ın belli ülkelerden mültecileri yasaklayan kararından sonra Mogherini bir cümle söyledi. Biz Avrupa’da duvarlar kurmayız. Köprüler inşa ederiz. Bu söze katılıyorum. Duvarlar inşa etmemek lazım. Köprüler kurmak lazım. Peki gerçek böyle mi? Bir Avrupa ülkesinde 200 kişi mülteci almak için referanduma gitmekten bahsedildi. Avrupa'daki pek çok önemli ülkede aşırı sağ partiler ya ikinci parti ya da üçüncü parti konumuna geldi. Avrupa barış içinde ama bu barış ciddi bir tehdit altındadır."

Sayfa Yükleniyor...