Polonya’nın ilk AB dönem başkanlığı maalesef Euro krizinin gölgesinde kaldı. Oysa Başbakan Donald Tusk ve hükümeti, altı aylık başkanlığı sırasında örnek bir ülke olduğunu, AB’ye son üye olan 12 ülkeyi temsil ettiğini ve üye olmayanların da sözcüsü olabileceğini göstermek istiyordu.

Çünkü Polonya, AB üyeliğinden en fazla çıkar sağlayan ülkelerin başında geliyor. AB’den en çok şüphe duyan Polonyalı çiftçiler bile tarım sübvansiyonları sayesinde kazançlarını arttırdılar. Bir zamanlar Almanya için kullanılan “ekonomi harikası” sıfatı bugünlerde Polonya’nın için kullanılıyor. Uluslararası kredi değerlendirme kuruluşu Standard & Poor's, bu yıl %4 büyüyen Polonya ekonomisinin krizin derinleşerek süreceği 2012’de %2,5 büyüyeceği tahmininde bulunuyor. Hatta Polonya krize rağmen 2015 yılında Euro’ya geçme hesapları bile yapıyor.

POLONYA AB AŞKIYLA ÖRNEK OLDU
AB dönem başkanlığı boyunca ekonomik gücünü siyasi erke çevirmeye çalışan Polonya, Fransa ve Almanya’nın Birlik içinde kurtarıcı rolüyle çıkardığı fırtınaları dindirmekle yetinmek zorunda kaldı. Her ne kadar bütçe konusunda yapıcı bir tutum almış olsa da enerji ve çevre konusunda AB’ni pek ileriye götüremedi. Japonya’daki Fukuşima felaketinden sonra ateşli bir biçimde tartışılan nükleer santrallerin denetlenmesi sessizliğe gömülürken, Durban’da yapılan çevre konferansında AB’nin esamesi okunmadı.

Macarların öncü olmaya soyunduğu Doğu Avrupa inisiyatifine Ukrayna’daki gelişmeler yüzünden Polonyalılar da katkıda bulunamadı. Türkiye’nin AB üyeliği doğrultusunda da hiçbir yeni adım atılmadı. Ama hakkını verelim Çek Cumhuriyeti ve Macaristan’dan sonra Polonya, AB’ne olan inancıyla, bu projenin ayakta kalması gerektiğinin altını bir kez daha çizdi.

DANİMARKA ARTIK ‘DAHA ÇOK AB’ DİYOR
Dün itibariyle AB’de dümene, deneyimli bir AB üyesi olan Danimarka geçti. Bu Danimarka’nın yedinci dönem başkanlığı. O da Polonya gibi ama Polonya’dan farklı olarak kriterleri yerine getirdiği halde Avrupa Para Birliği’ne üye değil. Dolayısı ile Euro krizinin dalgalanma yaratmadığı Danimarka’nın hem devlet tahvilleri piyasalarda Almanya’nınkinden bile daha fazla değer görüyor hem de sosyal devleti hala ayakta durabiliyor. Bu nedenle olsa gerek son yapılan kamuoyu yoklamalarına göre, dünyanın en mutlu halkı Danimarkalılar. Polonya’dan farklı olarak eylül ayındaki hükümet değişikliğine kadar Danimarka’nın AB’ndeki imajı kötüydü. Bunun en önemli nedeni iktidardaki muhafazakarların, ülkenin Şengen bölgesi sınırını yeniden denetlemeye başlamasıydı. Daha fazla Avrupa talebiyle iktidara gelen yeni sol liberal hükümet ilk iş olarak bu uygulamayı kaldırdı.

Ayrıca Başbakan Helle Thorning-Schmidt, Danimarka tarihinde ilk kez bir Avrupa Bakanı kadrosu açtı. Thorning-Schmidt’in College of Europe mezunu ilk hükümet başkanı olduğunu daha önce Avrupa Parlamentosu milletvekilliği yaptığını da hatırlatalım. Özetle Danimarka Polonya’nın başlattığı AB sevdalısı çizgiyi altı ay daha devam ettirecek.

AZGIN SULARA KÖPRÜ KURACAK
Danimarka’nın yedinci dönem başkanlığına da Euro krizinin damgasını vuracağı kesin. Krizin çözüm sürecinde ikinci planda kalmayı tercih edecek Danimarka da Polonya gibi Euro Bölgesi'nde bulunan ve bulunmayan ülkeleri bir arada tutmaya çalışacak. Avrupa Bakanı Nikolai Wammen’ın ifade ettiği gibi bu iş, “ azgın sular üzerinde köprü kurmak” gibi zor bir görev. Danimarka’nın dönem başkanlığı takviminin başında ayrıca maliye, tarım reformu gibi konularda alınacak uzun vadeli politik önlemler bulunuyor. Bunu ekonomik olarak sorumluluk sahibi, daha dinamik, çevreci ve güvenli bir Avrupa hedefleri takip ediyor.

Enerjinin daha verimli kullanılması ve tasarruf edilmesine öncelik verecek olan Danimarka hükümeti, AB’nin uzun vadede daha yüksek bir yaşam standardına kavuşabilmesi için çevre perspektifini de göz önünde tutması gerektiğini savunarak sık sık çevre dostu büyümeden söz ediyor. Bunun için Danimarka Haziran ayında Rio de Janeiro yapılacak G20 zirvesine çok iyi hazırlanmayı ve gündem belirlemeyi istiyor.

Danimarka için öncelikli bir başka konu da AB’nin genişlemesi olacak. Danimarka’nın üyeliğini ele alacağı ülkeler İzlanda, Sırbistan, Karadağ ve elbette Türkiye.

DANİMARKA’NIN TÜRKİYE SINAVI
Danimarka Başbakanı Helle Thorning Schmidt, bir röportajında, Türkiye ile dondurulan müzakere görüşmelerini yeniden başlatmak istediklerini söylemiş ama eklemişti: “Türkiye’nin de AB’ni boykot etmemesi gerekiyor” Boykot sözünün içerisinde, sadece Türkiye’nin AB reformlarını ihmal etmesi uyarısı olmadığı kesin. Anahtar sözcük Kıbrıs, zira Danimarka’dan sonra dönem başkanlığı Güney Kıbrıs’a geçiyor. Danimarka önümüzdeki altı ay içerisinde yeni bir müzakere faslı açılıp açılmayacağı konusunda da sessiz kalıyor. Türkiye’nin AB Bakanı Egemen Bağış, Aralık ayı başında Kopenhag’a giderek muadili Nicolai Wammen ile bir görüşme yapmıştı. Türk hükümeti ile iyi bir diyalogu olduğuna inanan Wammen de önümüzdeki aylarda Türkiye’ye gelecek.

ESKİ DEFTERLER AÇILIR MI?
Açıkçası planlanan diplomasi ziyaretlerinin Türkiye AB ilişkilerini Danimarka’nın liderliğinde nasıl ısıtacağı merak konusu. Çünkü, Türkiye’nin AB’ye güven açısından üzerinde durduğu Roj TV’yi kapatma davası henüz sonuçlanmadı.

Bir ikincisi, siyasetçiler unutmuş olabilir ama Danimarka’nın eski Başbakanı, NATO Genel Sekreteri Fogh Rasmussen ile dönemin Alman Dışişleri Bakanı Joschka Fischer’in 2003’de bir zirve kulisinde kameralara yakalanan “Türkiye’yi önce uyutalım sonra unutalım” diyalogu hala hafızalardan silinmedi. Ayrıca, Türkiye’nin önüne hedef olarak konulan “Kopenhag kriterleri” ile başlayan süreç de uyutup uyutma stratejisini kanıtlar yönde ilerliyor.

Yeni yılla Danimarka’nın Türkiye’nin AB üyeliği konusunda samimiyetini de gösterebileceği bir altı ay başlıyor. Bakalım eski defterler açılacak mı?