Avrupa Parlamentosu Sosyalist Grup (yeni adıyla “Sosyalist ve Demokratların İlerici İttifakı Grubu”) Başkanı Hannes Swoboda Kayhan Karaca'nın sorularını yanıtladı.

Kayhar Karaca: AB-Türkiye ilişkileri neredeyse donma noktasına gelmiş durumda. En azından böyle düşünenler var. Sizce neden bu noktaya gelindi?
Hannes Swoboda: Bunun her şeyden önce Türkiye ve AB'ye has iç sorunlardan kaynaklandığı düşüncesindeyim. AB'nin içinde bulunduğu mali kriz her türlü genişleme için tereddüt yaratıyor. Öte yandan Türkiye'de de anayasa, Kürt sorunu, Suriye sorunu gibi iç meseleler var. Türkiye'de elbette müzakerelerde yeni başlıkların açılmaması konusunda hayal kırıklığı yaşandığını biliyorum. Avrupa'da ise Türkiye'de yeterince reform görmemekten yakınanlar var. İlişkilerin donmuş olduğunu belki söyleyemem ama soğuduğu apaçık ortada. Ama yenilenebilir ve yeniden başlayabilir ki yeniden başlamalıdır.

Karaca: Kimi sorunlardan söz ediyorsunuz. Türkiye'de öncelikli olarak hangi reformlar yapılmalı, size göre, bu ilişkinin yeniden canlanması için?
Swoboda:
Şahsen Türkiye'de gerçek ve derinlemesine bir anayasal reforma gerek olduğu düşüncesindeyim. Bu reform Türkiye'nin ve Türkiye'de devletin yapısının modernleşme sürecini yansıtmalı. Bu süreçte değişik gruplara daha fazla özgürlük ve serbestlik tanıyacak ademi merkeziyetçiliğe daha önem verilmeli. PKK ile temasları olduğu gerekçesiyle hapse atılmış gazetecilerin ve diğerlerinin durumu da var. Türkiye henüz bu ciddi terörizm sorunuyla nasıl baş edeceğinin yanıtını bulabilmiş değil. Bunun ciddi bir sorun olduğunu inkar etmiyorum. Kısacası bizler Türkiye'nin bu iç reform sürecinde tıkandığı kanısındayız. Ama daha önce de belirttiğim gibi sorunlar sadece Türkiye'den değil aynı zamanda AB'den kaynaklanıyor.

Karaca: Ne gibi mesela? Biraz açabilir misiniz?
Swoboda:
AB büyük bir ekonomik krizden geçiyor. Kimse Türkiye'nin AB üyeliği konusunu acil bir konu olarak görmüyor. Konu şimdi gündeme gelirse AB vatandaşları tarafından yanlış anlaşılacak ve geri çevrilecektir.

Karaca: Bu, Türkiye'nin üyeliğinin kısa ve orta vadede gerçekleşemeyeceği anlamına mı geliyor?Swoboda: AB içinde çok sayıda görüş var. Bunun Türkiye'de anlaşılması zor olabilir. Değişik ülkeler, değişik çoğunluklar var. Ben şahsen AB-Türkiye ilişkilerinin çarpıcı biçimde gelişmesinin sadece genişleme sürecine bakılmamasıyla gerçekleşebilceği düşüncesindeyim. Genişleme ortak projenin bir parçasıdır ama tek parçası değildir. Ortak çok çıkarımız var. Yakın çevremizde beraber çözmemiz gereken çok sayıda sorun var. Arap baharı, Suriye'deki durum, Karadeniz havzası, tüm bu konularda AB ile Türkiye arasında mutlak işbirliğine gereksinim var. Elbette doğru zamanı da bulmak gerekiyor. Tabii Türk hükümetinin Kıbrıs Cumhuriyeti'nin AB dönem başkanlığına gösterdiği tepki Türkiye'nin AB içindeki rolüne yardımcı olmadı. Bu tepki hayal kırıklığı yarattı. Öyle görünüyor ki AB-Türkiye ilişkilerinde yeni bir başlangıç için bu yıl sonunda bitecek Kıbrıs dönem başkanlığını beklememiz gerekecek.

Karaca: Yakın gelecekte üyelik görünmüyor. İlişkilerde soğuma olduğunu siz de itiraf ettiniz. Öyleyse Türkiye'yi AB rayında tutmak için ne yapmalı? Ya da ne yapılmalı size göre?
Swoboda:
Çok şey yapabiliriz. Bir önlemler paketi oluşturulmalı. İki müzakere başlığı açılmalı. Bunlardan birincisi enerji, diğer ise hukuk devleti, insan hakları ve adaletle ilgili başlık. Türkiye'yi adalet sistemi konusunda hep eleştiriyoruz ama bu konudaki başlığı açmıyoruz. Bu bir çelişkidir. Eğer ciddi olmak istiyorsanız sizinle bu başlığı müzakere etmek istiyoruz demelisiniz. Böylelikle diyalog için bir temeliniz olur. Bu diyalog eleştiri de içerebilir. Bu iki başlığın açılması Türkiye için olduğu kadar bizim için de önemlidir. Bu iki başlığın açılmasıyla hem müzakereler devam etmiş olur hem de diyalog süreci başlar. Sonradan dış politika, Ortadoğu konusunda diyalog, Arap dünyası ve Karadeniz'deki gelişmeler ele alınabilir. Türkiye birçok alanda bizler için önemli role sahip. Türkiye'nin de AB'yi daha etkin görmek istediği birçok alan vardır. Türkiye tek başına çok şey yapamaz. Biz de tek başımıza pek bir şey yapamayız. Ama beraber çok şey gerçekleştirebiliriz.

Karaca: Önümüzdeki günlerde mali kriz hakkında İstanbul'da düzenlenecek bir toplantıya konuşmacı olarak katılacaksınız. İnsanlar bu toplantıda size AB'deki kriz ile AB-Türkiye ilişkileri arasında bağlantı olup olmadığı konusunda soru sorarsa yanıtınız ne olurdu?
Swoboda:
Yanıtım, Türkiye'nin de aralarında olduğu diğer tüm ülkeler için güvenilir bir ortak olmak için AB'de mali krizi çözmemiz gerektiği şeklinde olurdu. Türkiye'yle ilişkilerin düzeltilmesi sorunlarımızın üstesinden gelmemiz için de önemli zira Türkiye önemli bir ticari ortak aynı zamanda. Elbette kendine has sorunları var ama genç nüfusa sahip dinamik bir ülke. Ticari ve ekonomik bağları kuvvetlendirmek iki taraf için de faydalı olacaktır. Türkiye'nin yeni fikirlere, inovasyona ihtiyacı var. Bizim de iyi eğitim görmüş kişilere ve yeni girişimcilere ihtiyacımız var. Ayrıca AB'de yaşayan ve artık çoğu Alman, Avusturyalı veya Fransız vatandaşı olmuş Türk kökenliler var. Bunlar Türkiye'yle bağlarını koruyorlar. Göç olumsuz bir unsur olarak, 'geliyorlar, işimizi elimizden alıyorlar' gibi algılanmamalı. Tam tersine 'insanlar geliyor ve iş yaratıyorlar' olarak görülmeli. Yeni kuşak Türkler iş sahaları yaratıyorlar. Şirketler kuruyorlar, çok aktifler, sanayiye atılıyorlar. Bu da Türk göçünün AB ekonomisine katkısıdır ve AB ekonomisi için önemli bir unsurdur. Bunun altını çizmekte de fayda var.

Karaca: Siz Avusturyalı bir siyasetçisiniz. Ülkeniz AB içinde Türkiye'nin üyelik perspektifine en karşı çıkanlardan biri olarak biliniyor. Bu durumda bir değişiklik var mı? Avusturya'da da bu konuda zihniyet değişikliği var mı ya da olabilir mi?
Swoboda:
Sağcılar Avusturya'da ne yazık ki göreceli olarak oldukça kuvvetliler ve Türkiye karşıtlığı konusunda bu milliyetçi tavrı gündeme getiriyorlar. Fakat şu an için konu sıcak bir gündem maddesi değil. Ben Avusturya'da yaşayan Türk kökenlilere de aynı şeyi söylüyorum, iki ülke arasındaki iyi ilişkilerin olumlu yanlarını ve Avusturya'da yaşayan Türk kökenlilerin katkılarının faydalarını göstermek için beraber çalışmalıyız. Bu yeterince yapılmıyor. İki tarafın uyum çabaları da bugüne kadar yeterli olmadı. Eğer bir toplum yaşadığı ülkenin dilini konuşamadığı veya gelenekleri nedeniyle dışlanıyorsa bu elbette zor bir durum. Ama ilişkilerin ve uyumun düzelmesi için çabalayan çok insan var. Türkiye'nin üyeliği konusu yarının konusu olmadığından tüm bunların değişeceğini ve insanların daha akil davranacağını düşünüyorum. Genç kuşaklar daha olumlu bir tutum içinde olacaktır.

Karaca: Bir sosyal demokrat olarak yeni CHP’yi nasıl görüyorsunuz? Türkiye'deki kardeş partiniz hakkında ne düşünüyorsunuz?
Swoboda:
Sayın Kılıçdaroğlu'nun kuvvetli bir tutum geliştirdiği kanısındayım. İlişkilerimiz şimdi daha iyi. Birçok alanda yapıcı olduğunu görüyorum. Kardeşler arasında olduğu gibi bizim aramızda da kimi zaman görüş ayrılıkları olabilir elbette. Her zaman aynı çizgide olmayabiliriz. Fakat, bir bütün olarak baktığımda, birçok alanda, Kürt sorunu olsun, anayasal reform olsun daha yapıcı olduğunu görüyorum. Her zaman söylediğim gibi sol kanatta olmak için milliyetçi olmayı bırakmanız gerekir. Sosyal demokrat parti olarak sosyal konuları ele almalı ama milliyetçi tavırdan çekinmelisiniz. Milliyetçi tavır sosyal demokrat değerlerle uyumlu değildir.

Karaca: Bugünkü CHP'yi bir öncekinden daha sosyal demokrat gördüğünüz söylenebilir mi?Swoboda: Mutlaka. Şimdikiyle bir önceki arasında büyük fark olduğunu rahatlıkla söyleyebilirim. Farkı daha da göstermek için atacakları adımları da memnuniyetle karşılarız.

Karaca: Suriye'de olup bitenleri nasıl görüyor, yorumluyorsunuz? Ve Türkiye'nin Suriye politikasını...
Swoboda:
Suriye'de olanlar korkunç. Sorunu çözmenin kolay olmadığının çok iyi biliyoruz. Daha önceki birçok deneyimden de biliyoruz ki askeri müdahale tek başına sorunu çözmüyor. Bakın her geçen gün Irak'ta neler oluyor. Irak'a tek taraflı müdahale çok sayıda insanın ölümüyle sonuçlandı. Irak'ta bugün de iç barıştan söz edemeyiz. Evet Irak içinde küçük bir Kürt devleti ortaya çıkmıştır ve ümid edelim Irak sınırları içinde kalsın, ama siyasi çözüm bulmak gerekiyor. Kolay olmadığını ve insanların öldüğünü biliyorum. Fakat askeri müdahale olursa da insanlar ölecek. Ne yazık ki Rusya ve Çin uluslararası toplumun Suriye'de etkin rol oynamasının önünü hâlâ kesmekteler.

Karaca: Suriye konusu Kürt sorunu ve PKK eylemlerini de gündeme getiriyor. PKK son zamanlarda saldırılarını yoğunlaştırdı. Çok sayıda kişi öldü Türkiye'de ancak AB tarafında sessizlik hakim. AB bu konuda olanları görmüyor mu?
Swoboda:
Bakın, ne türlü olursa olsun terörizm konusunda AB'nin tavrı çok açıktır. İnsanların ellerine silah alarak teröre başvurmalarını bir hak olarak görmüyoruz. Sorunun kökleri oldukça derinlerde. PKK yıllardır terör saldırılarına başvuruyor. Kürt bölgelerindeki askeri eylemler de doğru yapılmadı. Yani sadece tek taraflı değil. İkinci olarak, gazeteciler olsun sivil toplum temsilcileri olsun Kürt gruplarla temasları olduğu gerekçesiyle hapse atılmaları sorunun çözümüne yardımcı olmuyor. Bununla ilgili bir şey yapılması gerekiyorsa elbette yaparsınız ama bir çözüm üretmeniz gerekiyor. İrlanda'ya bakın mesela. Kuzey İrlanda'da sorun büyüktü, sorun bitmiş değil ama nihayet İngiliz hükümeti ve İrlanda partileri bu insanları entegre etmenin yolunu buldular. Dolayısıyla bu yolda bir şeyler yapılmalı. Öte yandan, Almanya'daki son olaylar da gösterdi ki Kürt sorunu ve Kürtlerin agresif eylemleri artık bizim ülkelerimize de geliyor. Bu alanda da AB ile Türkiye arasında işbirliği gerekiyor zira Kürt sorunu bir bakıma artık uluslararasılaşmış durumda. Suriye'de de tam olarak ne olduğunu bilmiyoruz ama Türkiye'nin kendine bir çıkış yolu bulması gerekiyor. PKK'ya karşı polis veya askerle mücadele gerekli ama tek başına yeterli değil ve sorunu çözmez. Siyasi çözüm gerekiyor. Bir diyalog başlamıştı ama PKK içindeki aşırı güçler tarafından engellendi. Onlar diyalog değil silah çekmek istiyorlar. Evet ülke ve vatandaşlar savunulmalı ama siyasi diyalog da mutalaka gerekli.