Avrupa Parlamentosu, son yılların en sert Türkiye raporunu bugün görüşüyor.

İlişkili Haberler


Özellikle basın özgürlüğü, adil yargılama gibi konularda sert eleştirilerin yer aldığı bu raporun altında imzası olan Avrupa Parlamentosu Türkiye raportörü Ria Oomen-Ruijten, Türkiye’de son dönemde yaşanan gelişmeleri ntvmsnbc’ye değerlendirdi.

MEDYA ÖZGÜRLÜĞÜ TEHDİT ALTINDA
Kayhan Karaca: Türkiye hakkında beşinci raporunuzu hazırladınız. Bu yeni raporda, ifade ve basın özgürlüğü konularına özel vurgu var. İfade ve basın özgürlüğü konularında Türkiye’de yanlış olan nedir size göre?


Oomen-Ruijten : Son yıllarda, ama özellikle de son günlerde, medya özgürlüğünün tehdit altında olduğunu görüyorum. Bu konu daha önce Avrupa Komisyonu’nun ilerleme raporunda da dile getirildi. Türkiye’ye son ziyaretlerimde çok sayıda gazeteciyle görüştüm. En kaygı verici bulduğum şey, Türkiye’de en az 60 gazetecinin tutuklu olması. Yargı öncesi süreç olağanüstü uzun. Bu nedenle raporun oylanması sırasında sözlü bir değişiklik önergesi verip, demokratik bir ülkede ifade ve medya özgürlüğünün bu denli baskı altında olmasının kabul edilemez olduğunun karara eklenmesini isteyeceğim. Ergenekon tartışmasına baktığımda örneğin, en azından ‘derin devlet’ içinde neler olduğuna bakma teşebbüsü olduğunu görüyorum. Ancak, gerçek bir yargılama olmadığı, insanlar sadece geçici tutuklu kaldıkları ve sonuç olmadığı için, olup bitenler hakkında çok kaygılı olduğumu ifade etmeliyim.

KOPENHAG KRİTERLERİNE UYMUYORSUNUZ
Kayhan Karaca: Bu beşinci raporunuz dedik, beş yıl öncesine kıyasladığınızda Türkiye nerede?


Oomen-Ruijten: Her zaman söyledim, eğer Türkiye modern bir refah toplumu olmak istiyorsa, Kopenhag kriterleri olarak nitelediğimiz kriterleri yerine getirmesi çok önemli. Kopenhag kriterleri elbette demokrasidir ama aynı zamanda bireysel ve kollektif haklardır. Bireysel haklara baktığınızda aynı zamanda ifade özgürlüğünü görürsünüz. Eğer bir toplum büyümek fırsatına sahip olmak istiyorsa, insanların kendilerini özgür hissetmesi gerekir. Bu özellikle gazeteciler için çok önemlidir.

Kayhan Karaca: Türkiye size göre bugün Kopenhag siyasi kriterlerini yerine getirmiyor mu?

Oomen-Ruijten: Hayır. Türkiye bu kriterleri yerine getirmiyor. Beraber çalışmayı denediğimiz yer de burası. Avrupa Birliği’nin bir yükümlülüğü var: Türkiye bir aday ülke. Türkiye AB’nin üyesi olabilir. Fakat Türkiye’nin de, demokrasi, hukuk devleti ve bireysel ve kollektif haklar gibi, kendi yükümlülüklerini yerine getirmesi gerekiyor. Sadece medya değil dini özgürlükleri de unutmamak gerekiyor. Değişik kültürel kökleri olan insanların hakları var. Modern, özgür ve açık bir toplumda herkes saygı görmeli. Kaygı verici olan burada.

HERŞEYİN BİR YOLU VAR
Kayhan Karaca: Türkiye Kopenhag kriterlerini yerine getirmiyor diyorsunuz. Ama bir ülkenin üyelik müzakeresi yürütmesi için bu kriterleri yerine getirmesi gerekiyor. Ne yapacaksınız şimdi Türkiye’yle?


Oomen-Ruijten: Her şeyin bir yolu var. Türkiye’de birçok şeyin yapıldığını teslim ediyorum. Kürt kökenli Türk vatandaşlarının kültürel haklarını örnek alalım mesela; bundan dört yıl önce kimse günde 24 saat Kürtçe yayın yapan bir TV kanalı olacağını düşünemezdi. Dolayısıyla birçok şey yapıldı. Bunu takdir ediyorum. Ancak, müzakerelerin özünde Kopenhag kriterleri yatıyor. Bu da dini grupların özgürlüğüdür, bireyler için ifade özgürlüğüdür, erkek ve kadınlar için kendilerini en iyi yönde geliştirmeleri için özgürlüktür. Avrupa Birliği ve Avrupa Parlamentosu olarak Türk parlamentosuyla ve Türk toplumuyla bu gibi alanlarda daha fazla işbirliği yapmak istiyoruz.

AK PARTİ İŞBİRLİĞİ YAPMAYINCA...
Kayhan Karaca: Avrupa medyasında son zamanlarda Türk hükümetinin ya da Türkiye’nin Avrupa heyecanını kaybettiğine dair haberler çıkıyor. Siz bu görüşe katılıyor musunuz?


Oomen-Ruijten: Kısmen. Kısmen katılıyorum. Ama takdir edersiniz ki, parlamentoda işbirliği yapmayan AK Parti olunca reformları geçirmek de kolay olmuyor. Yapılması gerekenin, herkesin siyasal sorumluluğunu üstleneceği bir siyasi toplum inşa etmek olduğunu düşünüyorum. Sadece parti için iyi olana değil, ülke için iyi olana da bakılmalı. Elbette bu AK Parti için olduğu kadar muhalefet partileri için de geçerli. Hepsini ivedi biçimde işbirliği yapmaya davet ediyorum.

TÜRKİYE’NİN EKSENİ KAYDI MI?
Kayhan Karaca: Türkiye’nin yüzünü Batı yerine artık daha fazla Doğu’ya çevirdiği iddialarına ne diyeceksiniz?


Oomen-Ruijten: Türkiye’nin şu anda seçim kampanyası döneminde olduğunu görmezden gelemeyiz derim. Bunun farkında olmalıyız. Yani, kullanılan sözcükler bu dönemde biraz daha kulak tırmalayıcı gelebilir. Bizler Avrupa Parlamentosu olarak, seçimler sonrasında yeni Türk parlamentosuyla, reformlar için işbirliği yapabilmeyi ümit ediyoruz. Mesela yeni Anayasa hakkında. Avrupa olarak Türkiye’ye tavsiyelerde bulunmayı arzu ediyor, öneriyoruz. Türkiye reformları kendisi için yapmalı, AB için değil. Fakat uzmanlığımızdan yararlanılmak istenirse de tedarik etmeye hazırız.

ÖNCE KIBRIS
Kayhan Karaca: Sorumu bir de tersten yönelteyim: sizce AB hâlâ Türkiye’yi tam üye yapmak istiyor mu? Türkiye’yi içinde istiyor mu?


Oomen-Ruijten : Bu konuda hiçbir şey değişmiş değil. 2004 yılında bir karar alındı. Müzakere etmek için karar alındı. Türkiye de Kopenhag kriterlerini yerine getirme yükümlülüğü altına girdi. Ele alınması gereken bir konu daha var, o da Kıbrıs sorunu. Kıbrıs sorunu çözümlenirse müzakere edecek çok daha fazla şey olacak. Ancak en önemli olanı, daha önce de belirttiğim gibi, demokrasi, hukuk devleti, tarafsız ve bağımsız yargı ve bireysel ve kollektif hakların tanınması. Bizim için en önemli olanlar bunlardır.

YARDIMA HAZIRIZ
Kayhan Karaca: Özetlemek gerekirse, Türkiye’deki seçimlerin sonuçlarını bekleyecek ve sonra atılacak adımlara göre tavır belirleyeceksiniz…


Oomen-Ruijten: (gülerek) Hayır, hayır. Oturup bir şey yapmadan beklemek istemiyorum. Ama bir seçim kampanyasında da çok ihtiyatlı olunması gerektiğini bilirim. Eğer yardımımız ve önerilerimiz istenirse, yardıma hazırız.