Yapılan siyasi tahminler ve kamuoyu yoklamaları Dışişleri Bakanı Guido Westerwelle’yi zor günlerin beklediğini gösteriyor.

Alman halkının yarısı Westerwelle’nin siyasi kariyerinin 2011’de sona ereceğini düşünürken, üçte ikisi Liberal Parti'ndeki kan kaybının sorumlusu olarak Westerwelle’yi görüyor. Liberaller geçen yılın Eylül ayında yapılan federal seçimlerde oyların yüzde 14,6'sını alarak parti tarihinin en büyük zaferini elde etmişti. Ancak iktidara gelmelerinin üzerinden bir yıldan biraz fazla zaman geçen Liberlallerin oy oranları yüzde 5’lik barajın altına düştü. Bu sayede Westerwelle de Almanya siyasi tarihinin en az sevilen Dışişleri Bakanı ünvanna sahip oldu.

Kendine Hans Dietrich Genscher’i örnek alan Westerwelle, 2001 yılında 40 yaşında parti lideri olurken oldukça parlak bir profil çiziyordu. 2002 yılında liberaller ilk kez herhangi bir koalisyon sözü vermeden bir başbakan adayı ile, Westerwelle ile seçime girdiler. Guidomobil adını verdiği seçim aracıyla hafızalara kazınan Westerwelle, parti içindeki gücünü arttırarak Mayıs 2009'da yapılan kurultayda delegelerin yüzde 96'sının oyuyla liderliğini devam ettirdi. Donanımı nedeniyle Westerwelle’nin maliye bakanı olması bekleniyordu ancak O dışişleri bakanlığında karar kıldı.

Sanırım Guido Westerwelle’yi bu noktaya getiren bakanlık konusunda aldığı yanlış karar oldu. Dışişleri Bakanı gibi görev yapan Cumhurbaşkanı Christian Wulff’un genç ve güzel eşiyle yarattığı popularite ve Demir Lady Başbakan Angela Merkel’ın dış politikada son sözü kimselere bırakmak istemeyen güçlü iradesinin yanında Westerwelle’nin ışığı bir türlü parlayamadı. Diplomasiden iyi anlayan Joschka Fischer (Yeşiller) ve Frank Walter Steinmeier’in (SPD) halefi olmak da Westerwelle’yi epey zorluyor. Ayrıca iç politikada da Merkel’ın ısrarıyla alınan vergi indirimi gibi kararlar hem Westerwelle’ye hem de Liberallere puan kaybettirdi.

Westerwelle‘nin dışişleri bakanı olarak en önemli zaferi ekim başinda Almanya‘nın iki yıllık bir süre için BM Güvenlik Konseyi‘ne seçilmesi oldu. Kasım ayında Lizbon‘da yapılan NATO zirvesi Almanya için başarılı sayılsa da Westerwelle için büyük oranda hayal kırıklığı oldu. Westerwelle ABD‘nin nükleer silahlarını Almanya‘dan bir an önce çekmesi konusunda ısrar etti ancak bu ısrarı ciddiye bile alınmadı ve Westerwelle NATO‘nun silahsızlanma kararıyla yetinmek zorunda kaldı. Başbakan Merkel'in, Euro açığı olan ülkelerin otomatik olarak mı, AB hükümetlerin ortak kararı ile mi cezalandırılması gibi tartışmalı bir konuda Westerwelle‘nin görüşlerini dikkate almadan Fransız meslektaşı Sarkozy ile birlikte karar vermesi Westerwelle‘nin aldığı en önemli darbelerden biriydi. Liberal siyasete aykırı olarak aldığı bu kararı Merkel, ‘‘Westerwelle bunu destekliyor, biz uzlaştık‘‘ diyerek geçiştirmesi de hem FDP‘yi hem de kamuoyunu birbirine kattı.

Wikileaks belgelerinden en fazla yara alan Alman politikacı da Westerwelle oldu. Büro şefinin Muhafazakarlarla koalisyon pazarlığı yaparken ABD’nin Almanya Büyükelçisine bilgi sızdırdığı iddiaları Westerwelle’nin personel politikasında yaptığı hataları su yüzüne çıkardı. Ayrıca Wikileaks belgeleri, Türkiye’nin AB üyeliğinden yana olduğunu her fırsatta söyleyen Westerwelle’nin aslında bu konuda şüpheleri olduğunu da ortaya koydu. Belgeler, Westerwelle'nin geçen yılın Kasım ayında Amerika‘ya yaptığı ziyarette meslektaşı Hillary Clinton'a, Avrupa Birliği'nin Türkiye gibi büyük bir ülkeyi entegre edemeyeceği görüşünü aktardığını yazıyor. Bu tür bilgiler Almanya Dışişleri bakanının sadece güvenirliliğini değil sempatisini de yitirmesine neden oluyor. Siyasi barometre Westerwelle'nin yüzde 19‘luk bir beğeni oranıyla listenin en sonunda yer aldığını gösteriyor. Bu bile Guido Westerwelle‘ye İkinci Dünya Savaşı'ndan sonra en hızlı yükselen ve en hızlı düşen siyasetçi olarak anılmasına yetiyor.

Liberal Parti içinde istifa sesleri giderek yükseliyor ancak Westerwelle alternatifsiz olduğunu düşünerek bu seslere şimdilik kulaklarını tıkıyor. Liberaller içinde kaynayan kazanın koalisyon ortaklarını da olumsuz yönde etkileyeceği kesin. Dışişleri Bakanı Westerwelle’nin geleceği sadece partisinin değil, hükümetin başarısını dikkate alması gereken Başbakan Angela Merkel’ın da elinde. Aslında Almanya muhafazakar liberal koalisyon hükümetlere alışkın. Hatırlanacak olursa Hristiyan Demokrat Helmut Kohl 16 yıl boyunca hükümeti liberaller ile paylaşmıştı. Fakat kabul etmek gerekir ki bu sefereki koalisyon biraz değişik.

İktidarda sadece Almanya’nın ilk kadın ve Doğu Alman Başbakanı yok, yardımcısı ve dışişleri bakanı da bu statüye yükselen ilk eşcinsel siyasetçi. Alman gazeteleri Westerwelle’yi ”fazla atılgan, fazla kibirli, fazla meraklı, fazla sabırsız, fazla yüzsüz, fazla ukala, fazla tuhaf, fazla kibar’’ buluyorlar. Bence Almanya bu kadar fazlalara ve aykırıklara alışkın değil. Liberaller içindeki, dolayısıyla hükümetteki krizin özünde de bence bu yatıyor. Westerwelle'nin günah keçisi olması da ondan.